BilgininEfendisi.Net
01 Ağustos 2014, 11:42:37 *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
E-posta adresinize aktivasyon iletisi gelmediyse lütfen buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Takvim Kuran Dinle Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: 1 [2]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Namaz Bilgisi  (Okunma Sayısı 20052 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ayışığım
YASAKLI
Süper Üye
*

Puan: 11
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 540

Açtığı Konular:48
2 Mesajına Toplam
2 Kere Teşekkür Edildi

« Yanıtla #20 : 04 Temmuz 2008, 12:06:28 »

Asr-ı evvel ve Asr-ı sani
SUAL: Şafi mezhebinde olan biri öğle namazını uykuda olduğu, dalgınlığından ya da herhangi istenmeyen bir sebep ile geçirirse ve ikindi vakti (Türkiye Gazetesi takvimindeki saate göre) 20-25 dakikadır girmiş ise, bu şahıs hanefi mezhebini taklid ederek asr-i saniye göre kılabilir mi?
CEVAP
Kılabilir. Asr-ı sani, ikinci ikindi demektir. Asr-ı evvel birinci ikindi demektir.
Öğle namazının vakti, imameyne [Yani imam-ı Ebu Yusüf ile imam-ı Muhammede] göre, asr-ı evvele kadardır. Yani her şeyin, gölgesi, öğle namazının evvel vaktindeki uzunluğundan, kendi boyu miktarı uzayıncaya kadardır. [Mesela 100 cm olan Bir çubuğun gölgesi öğle vaktinin evvelinde 10 cm ise, bu bölge 110 cm olunca öğle vakti bitmiş olur.] Bugün ikindi ezanları bu kavle göre okunmaktadır. İmam-ı a'zam hazretlerine göre ise, öğlenin vakti asr-ı saniye kadardır. Yani her şeyin gölgesi boyunun iki misli uzayıncaya kadar devam eder. [Yani yukarıda bildirilen çubuğun gölgesi 210 cm olunca ikindi başlamış olur.] [Diğer üç mezhebde öğle ve ikindinin vakti imameynin bildirdiği gibidir. Yani bu mezheblerde asr-ı sani yoktur.]

Bir özürle öğle namazını imameynin bildirdiği vakitte [Asr-ı evvele kadar] kılamıyan kimse, namazı kazaya bırakmayıp İmam-ı a'zam hazretlerinin kavline göre, asr-ı evvelde kılmalıdır! Bu takdirde, o gün ikindi namazını da, İmam-ı a'zam hazretlerinin bildirdiği vakitten önce kılmamalıdır! Kısacası, öğleyi asr-ı evvelde kılanın, ikindiyi asr-ı sanide kılması gerekir.

İkindide olduğu gibi yatsıda da iki vakit vardır. Buna (İşa-i evvel) ve (İşa-i sani) denir. [İşa, yatsı demektir.] İşa-i sani, işa-i evvelden, Eylülden Mart ayına kadar 10-12 dakika sonradır. Nisanda 12-14, Mayısta 14-18, Haziranda 18-19, Temmuzda 15-19, Ağustosta ise 12-15 dakika sonradır.

Hem İmam-ı a'zam hazretlerinin, hem de İmameynin kavline uyabilmek için ikindiyi asr-ı sanide, yatsıyı da işa-i sanide kılmak ihtiyatlı olur.

İstanbul için, senenin bütün günlerine göre, ikindi namazının vakti, asr-ı sani üzerinden hesaplanarak bir cetvel halinde aşağıya çıkarılmıştır.

Sual: Maliki'yi taklid eden de öğleyi asr-ı sanide kılabilir mi?
CEVAP
Asr-ı evvel demek gerekir.
İmam-ı a’zama göre, ikindi vakti, bugünkü ezanlardan belli bir süre sonra giriyor. Bugünkü ezanların okunduğu ilk vakitlere asr-ı evvel (birinci ikindi) ve işa-i evvel (birinci yatsı) denir.

Bir mazeretle öğleyi vaktinde kılamayan asr-ı sanide değil, asr-ı evvelde kılabilir. Asr-ı sani vakti girdiğinde hâlâ öğle kılınmamışsa, artık öğleyi kaza etmek gerekir.

Maliki’yi taklid eden Hanefi de, öğle ve akşam namazını, bir ihtiyaç halinde bu kavle göre, asr-ı evvelde ve işa-i evvelde kılabilir. Bir ihtiyaç olmadıkça öğle ve akşam namazları bu vakitlere bırakılmaz.

Sual:
Öğle namazını, herhangi bir sebeple kılamayan kimse, ikindi vakti girince, ne yapması gerekir?
CEVAP
Hanefi’de, ikindi ve yatsı vakitleri için, iki farklı kavil vardır. Bunlara asr-ı sani [ikinci ikindi] ve işa-i sani [ikinci yatsı] vakitleri denir.

Öğleyi vaktinde kılamayan, asr-ı evvelde öğleyi kılar, ikindi namazını ise, İmam-ı a’zam hazretlerinin kavline uyarak, asr-ı sanide kılar. Aynı şekilde, akşamı da vaktinde kılamayan, işa-i evvelde kılar, yatsı namazını ise, işa-i sanide kılar.

Asr-ı sani ve işa-i sani vakitleri de girmiş olursa, kazaya bırakmamak yani haram işlememek için, öğle ile ikindi, ikindi vaktinde; akşam ile yatsı da, yatsı vaktinde Hanbeli mezhebi taklit edilerek cem edilir.

Kayıtlı
ayışığım
YASAKLI
Süper Üye
*

Puan: 11
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 540

Açtığı Konular:48
2 Mesajına Toplam
2 Kere Teşekkür Edildi

« Yanıtla #21 : 04 Temmuz 2008, 12:06:42 »

Secde-i sehv
Sual: Secde-i sehv, hangi hallerde ve nasıl yapılır?
CEVAP
Secde-i sehv [yanılma secdesi], farzın gecikmesi, farzın tekrarı, vacibin terki, vacibin gecikmesi, vacibin tekrarı ve vacibin değişmesinden dolayı, o namazın sonunda yapılması gereken iki secde ile teşehhüt, salli barik ve Rabbena âtina okumaktan ibarettir. Şöyle yapılır:

Son oturuşta Et-tehıyyatü okunduktan sonra sağa selam verilir. Ondan sonra ALLAHü Ekber denilerek secdeye varılıp üç kere Sübhane Rabbiyel-â’la okunur. Ondan sonra ALLAHü Ekber denilerek doğrulur. Az bir miktar duraklamadan sonra tekrar ALLAHü Ekber diyerek ikinci secdeye varılır. Yine üç kere Sübhane Rabbiyel-â’la okunduktan sonra ALLAHü Ekber denilerek doğrulur ve oturulur. Tehıyyat, salli barik ve Rabbena âtina okunup önce sağ, sonra sol tarafa selam verilir.

Sual: Secde-i sehv nasıl yapılır?
CEVAP
Secde-i sehv yapmak için, tehıyyat okunup, bir tarafa selam verildikten sonra, iki secde yapıp oturulur ve Tehıyyat, Salli barik, Rabbena okunarak namaz tamamlanır.

Sual: Secde-i sehv yaparken, selam iki tarafa da verilebilir mi?
CEVAP
Evet iki tarafa da selam verdikten sonra veya hiç selam vermeden de secde-i sehv yapılabilir. Cemaatle yapılırken sadece sağ tarafa vermek daha uygun olur.


Sual: Hangi haller secde-i sehvi gerektirir?
CEVAP
Secde-i sehvi gerektiren haller şunlardır:
1- Farzın tehiri [gecikmesi]
2- Farzın tekrarı
3- Vacibin terki
4- Vacibin tehiri
5- Vacibin tekrarı
6- Vacibin tebdili [değişmesi].

Sual: Namazda sıra ile kılmak yani tertip farz mıdır?
CEVAP
Evet farzdır. Secdeler önce yapılsa, rüku sonra yapılsa namaz sahih olmaz.

Farzın tehiri halinde:
Sual: Her farzın tehirinde secde-i sehv gerekir mi?
CEVAP
Her farzın tehiri secde-i sehv ile kurtarılmaz. Mesela rüku ve iki secde tehir edilemez. Tehir edilirse namaz bozulmuş olur. Kıraat de tehir edilemez. Kıraati [Kur'an okumayı] unutup sadece Sübhaneke okuduktan sonra rükuya veya secdeye giden kimse, geri dönüp kıraati yaptıktan sonra, tekrar rüku ve secdeyi yapması gerekir. Yapmazsa namazı sahih olmaz. Çünkü namazda tertip yani farzları sıra ile yapmak farzdır.

İki secdeden biri unutulup namaz içinde hatırlanınca hemen o secde yapılır, namazın sonunda da secde-i sehv gerekir. Son teşehhüdde Ettehıyyatü okuyacak kadar oturmayanın da namazı sahih olmaz. İki rekatlı namazda, ikinci rekatta değil de üçüncü rekatta otursa, 4 rekatlı namazda, dörtte oturmayıp beşinci rekatta otursa namazı sahih olmaz; çünkü farz yerinde yapılmamış oluyor.

Farzın tekrarı halinde:

Sual: Üç secde yapan veya iki rüku yapanın, secde-i sehv ile namazı tamam olur mu?
CEVAP
Evet tamam olur.

Vacibin terki halinde:
Sual:
Zammı sure, Fatiha veya Kunut dualarını okumayı unutanın secde-i sehv yapması gerekir mi?
CEVAP
Evet gerekir. Çünkü vacip terk edilmiş oluyor.

Sual: Oturması gereken yerde kalkan, mesela 4 rekatlı farzlarda ilk teşehhüdde oturmayıp, kalkan secde-i sehv yapması gerekir mi?
CEVAP
Evet gerekir. Çünkü vacip terk edilmiş oluyor.

Sual: Kalkması gereken yerde, mesela ilk rekatı kılıp oturana secde-i sehv gerekir mi?
CEVAP
Evet gerekir. Çünkü vacip geciktirilmiş oluyor.

Sual: Teşehhüdde dua okunacak yerde Kur'an okuyana, mesela teşehhüdde Ettehıyyatüyü okumayıp Fatiha veya başka bir sure okuyana secde-i sehv gerekir mi?
CEVAP
Evet gerekir. Çünkü dua yerinde Kur’an okunmuş oluyor.

Vacibin tekrarı halinde:
Sual: Fatihayı peş peşe iki defa okuyana secde-i sehv gerekir mi?
CEVAP
Evet gerekir. Çünkü bu durumda vacip olan zammı sure gecikiyor ve vacip tekrar edilmiş oluyor.

Sual: Fatiha ve zammı sureden sonra tekrar Fatiha okunsa, secde-i sehv gerekir mi?
CEVAP
Fatiha tekrar edildiği halde secde-i sehv gerekmez. Çünkü orası kıraat mahallidir, orada ne kadar çok âyet okunursa okunsun secde-i sehv gerekmez.

Vacibin tehiri halinde:
Sual: Zammı sureleri birinci ve ikinci rekatlarda okumayı unutup üçüncü ve dördüncü rekatlarda okuyunca secde-i sehv gerekir mi?
CEVAP
Evet gerekir. Çünkü vacip tehir edilmiş oluyor.

Sual: Ettehıyyatüyü de okuyup tamamlamış olduğu namazdan sonra, unutup ayağa kalkarak vacip olan selamı geciktiren mesela iki rekatlı namazda, üçüncü rekata, üç rekatlılarda, dördüncü rekata, dört rekatlılarda ise beşinci rekata kalkan, secde yapmadan önce hatırlarsa, hemen oturup secde-i sehv yapması gerekir mi?
CEVAP
Evet gerekir. Çünkü vacip olan selam geciktirilmiş oluyor.

Vacibin tebdili halinde:
Sual: Kur'an okunacak yerde dua okuyana, mesela kıyamda Fatihayı unutup Ettehıyyatü okuyana secde-i sehv gerekir mi?
CEVAP
Evet gerekir. Çünkü vacip olan Fatiha terk edilmiş oluyor.

Sual: Eğer kıyamda Ettehıyyatüyü okuduktan sonra, Fatihayı da okursa secde-i sehv gerekir mi?
CEVAP
Gerekmez. Fatiha okunmuş oluyor. Kıraat mahalli olduğu için Ettehıyyatünün veya başka duaların okunması secde-i sehvi gerektirmiyor.

Sual: İmam, öğle ve ikindide hafif okuması gerekirken sesli okursa, secde-i sehv gerekir mi?
CEVAP
Evet gerekir. Çünkü vacibin vasfı değiştirilmiş oluyor.

Sual: İmam, akşam, yatsı ve sabahta sesli okuması gerekirken hafif okusa, secde-i sehv gerekir mi?
CEVAP
Evet gerekir. Çünkü vacip terk edilmiş oluyor.

Secde-i sehv gerektiren haller

Sual: Fatihayı birinci veya ikinci rekatta peş peşe iki kere okumak secde-i sehvi gerektirir mi?
CEVAP
Evet gerektirir.

Sual: İlk Ettehıyyatüyü okuduktan sonra, yanılıp ALLAHümme... demek secde-i sehvi gerektirir mi?
CEVAP
Evet gerektirir.

Sual: Tadil-i erkanı terk etmek veya Kunut dualarını unutmak secde-i sehvi gerektirir mi?
CEVAP
Evet gerektirir.

Sual: Son rekatta, Ettehıyyatüden önce Fatiha okumak secde-i sehvi gerektirir mi?
CEVAP
Evet gerektirir.

Sual: Son rekatta Ettehıyyatüyü okuduktan sonra, kalkıp bir veya iki rekat daha kılmak secde-i sehvi gerektirir mi?
CEVAP
Evet gerektirir.

Sual: İmamın, sesli okunacak yerde, Fatihanın yarısını gizli okuması secde-i sehvi gerektirir mi?
CEVAP
Evet gerektirir.

Sual: Namaz içindeki bir şeyi, bir rükün miktarı düşünmek, sonraki rüknün veya vacibin gecikmesine sebep olursa secde-i sehvi gerektirir mi?
CEVAP
Evet gerektirir. [Başka namazdakini veya dünya işlerinden birini düşünmek secde-i sehvi gerektirmez. Rükün: Üç kere sübhanALLAH diyecek kadar zamandır.]

Sual: Unutarak iki rüku veya üç secde yapmak, secde-i sehvi gerektirir mi?
CEVAP
Evet gerektirir.

Sual: Zammı surenin bir kısmını rükuda okumak secde-i sehvi gerektirir mi?
CEVAP
Evet gerektirir.

Sual: İlk oturuşta Ettehıyyatüden sonra az da olsa bir şey okumak secde-i sehvi gerektirir mi?
CEVAP
Evet gerektirir.

Sual: Ettehıyyatüyü okuyacakken Fatiha okumak secde-i sehvi gerektirir mi?
CEVAP
Evet gerektirir.

Sual: İlk oturuşta, iki tarafa selam verince hatırlayıp namaza devam edilse, namaz bozulmuş olur mu?
CEVAP
Hayır namaz bozulmuş olmaz, ama secde-i sehv gerekir.

Sual: Kaç rekat kıldığını unutan ne yapar?
CEVAP
Zannının kuvvetine göre kılar. Kuvvetli zan edemezse, az kıldığını kabul ederek tamamlar ve secde-i sehv yapar.

Sual: Oturmayı unutup, üçüncü rekata kalkarken hatırlarsa geri dönüp oturur mu?
CEVAP
Dizleri yerden kesilmişse oturmaz, namaz sonunda secde-i sehv eder.

Sual: Ayağa kalkınca, oturmaması gerekirken oturmuşsa ne yapar?
CEVAP
Namaz sonunda secde-i sehv yapar.

Sual: Son rekatta oturmayıp ayağa kalkarsa, secde etmeden hatırladı ise, ne yapar?
CEVAP
Hemen oturur ve oturmayı geciktirdiği için, secde-i sehv eder.

Sual: Dördüncü rekatta teşehhüd miktarı oturup, selam vermeden beşinciye kalkarsa, ne yapar?
CEVAP
Beşinci rekatın secdesini yapmadan hatırladıysa oturur, secde-i sehv ile namazını tamamlar.

Sual: Beşinci rekatın secdesini yaptıktan sonra hatasını anlarsa ne yapar?
CEVAP
Altıncı rekatı da tamamlayıp, secde-i sehv yapar. Farzı tamam etmiş olur. İki rekatı da nafile olur.

Sual: Namazda bir secdeyi unutan ne yapar?
CEVAP
Secdeyi unutan kimse, rüku’da veya secdede hatırlarsa, rüku’dan hemen; secdeden ise, oturduktan sonra, o secdeyi yapar, sonra rüku ve secdeyi iade eder. Farzı geciktirdiği için namaz sonunda secde-i sehv yapar. Yahut, bu secdeyi ve son oturuşta hatırladığı secdeyi son oturuş arasında veya sonunda yapar ve tekrar oturarak Ettehıyyatü’yü okur ve secde-i sehv yapar. Tekrar oturmazsa, namazı bozulur. (S. Ebediyye)

Sual: 4 rekatlı farzların ilk teşehhüdünde oturmayı unutup kalkmak, secde-i sehvi gerektirir mi?
CEVAP
Evet gerektirir.

Sual: Birinci rekatı kılıp ikinci rekata kalkması gerekirken unutup oturmak secde-i sehvi gerektirir mi?
CEVAP
Evet.

Sual: Birinci teşehhüdde Ettehıyyatüyü okuyacakken Fatiha veya başka bir sure okumak secde-i sehvi gerektirir mi?
CEVAP
Evet.

Sual: Ettehıyyatüyü bitirmeden selam verilirse, o anda hatırlanınca, hemen secde-i sehv yapılır mı?
CEVAP
Evet.

Sual: Zammı sure unutulunca secde-i sehv gerekir mi?
CEVAP
Evet.

Sual: Kunut dualarını okumadığını rükuda iken hatırlayan ne yapar?
CEVAP
Geri dönmez. Namazın sonunda secde-i sehv yapar.

Sual:
Yanılıp Fatihayı ilk rekatta peş peşe iki kere okuyana secde-i sehv gerekir mi?
CEVAP
Evet gerekir. Ancak, Fatihayı sureden sonra da okursa, secde-i sehv gerekmez.

Sual:
Kıyamda unutup Fatiha yerine Ettehıyyatü okursa, secde-i sehv gerekir mi?
CEVAP
Evet gerekir. Eğer o anda hatırlayıp Fatihayı okursa secde-i sehv gerekmez. Çünkü kıyam kıraat mahallidir. Fazla bir şey okumak secde-i sehvi gerektirmez.

Sual: İlk Ettehıyyatüyü okuduktan sonra, yanılıp ALLAHümme salli dedikten sonra ayağa kalkan, secde-i sehv yapar mı?
CEVAP
Evet.

Sual:
Son rekatta salli bariki okuyup kalkan secde-i sehv yapar mı?
CEVAP
Vacib olan selamı geciktirdiği için, secde-i sehv gerekir.

Sual: Son rekatta, Ettehıyyatüden önce Fatiha okunsa, secde-i sehv gerekir mi?
CEVAP
Vacip olan Ettehıyyatü geciktiği için secde-i sehv gerekir.

Sual: Son rekatta Ettehıyyatüyü okuduktan sonra, kalkıp bir rekat daha kılanın namazı sahih mi?
CEVAP
Son rekatta oturduğu için secde-i sehv ile namazı sahihtir. Fakat bir rekat daha kılıp sonra selam verseydi, son kıldığı iki rekat nafile olurdu.

Sual:
Vitri kılarken Kunut dualarını okumayı unutan ne yapar?
CEVAP
Namaz bitmeden hatırladı ise, namazın sonunda secde-i sehv yapar. Secde-i sehvi de unutana bir şey gerekmez. Yani tekrar kılmak gerekmez. Çünkü unutmak özürdür.

Sual: Sünnet kılarken, zammı sure yerine Kunut okuyana secde-i sehv gerekir mi?
CEVAP
Vacip olan zammı sureyi terk ettiği için secde-i sehv gerekir.

Sual:
Kıldığı namazdaki bir şeyi bir rükün miktarı düşünene secde-i sehv gerekir mi?
CEVAP
Evet secde-i sehv gerekir. Bir önceki namaz hakkında düşünseydi secde-i sehv gerekmezdi.

Sual: Dört rekatlı bir namazın birinci rekatında zammı sureyi unutup ikinci rekatta hatırlarsa ne yapar?
CEVAP
Hatırlayınca üçüncü rekatta okur, burada da unutursa dördüncü rekatta okur. Farzların 3. ve 4.rekatlarında da zammı sure okumanın mahzuru olmaz. Namazın sonunda secde-i sehv yapar. Dördüncü rekatta da okumayı unutursa, secde-i sehv yapar. Secde-i sehvi de unutursa, bir şey yapmak gerekmez.

Sual: Bayram namazında imam ilk rekatta zevaid tekbirlerini getirmedi. Namazın sonunda secde-i sehv yaptı, namaz sahih oldu mu?
CEVAP
Vacipler unutulunca secde-i sehv kurtarır.

Sual:
İki veya dört rekatlı bir farzın son rekatında yanılıp oturmadan kalkan ne yapar?
CEVAP
Secdeye varmadan hatırladı ise hemen oturur, sonunda secde-i sehv yapar. Secdeyi yaptıktan sonra hatırlamışsa, bir rekat daha kılar. Namazı nafileye döner. Farzı yeniden kılması gerekir.
Kayıtlı
ayışığım
YASAKLI
Süper Üye
*

Puan: 11
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 540

Açtığı Konular:48
2 Mesajına Toplam
2 Kere Teşekkür Edildi

« Yanıtla #22 : 04 Temmuz 2008, 12:06:52 »

Sual: Namazda ilk teşehhüdde oturmayıp kalkarken hatırlayan yapar?
CEVAP
Eğer iki diz yerden kesilirse, bir daha dönülmez yani oturup tehıyyat okunmaz ve namazın sonunda secde-i sehv yapılır.

Sual:
Dört rekatlı bir namazın ikinci rekatında iken namaz bitti sanarak iki tarafa selam veren ve hemen hatasını anlayan kimse kalkıp namaza devam edebilir mi?
CEVAP
Evet namaza devam eder ve sonunda secde-i sehv yapar.

Sual:
Son rekatta Ettehıyyatüyü okuduktan sonra, kalkıp bir rekat daha kılan ne yapar?
CEVAP
Altı rekata tamamlar. Sonunda secde-i sehv yapar.

Sual:
Dört rekatlı bir namazın ilk teşehhüdü unutulursa ne yapılır?
CEVAP
Secde-i sehv yapılır.

Sual: Namazda fatihadan sonra her hangi bir sure okumayı unutunca secde-i sehv gerekir mi?
CEVAP
Birinci veya ikinci rekatlarda okumazsa secde-i sehv gerekir.

Sual:
Vitir namazında Kunut dualarını okumadığını teşehhüdde iken hatırlayan ne yapar?
CEVAP
Secde-i sehv yapar.

Sual:
Bazen neler okuduğumuzu, kaç rekat kıldığımızı şaşırıyoruz. Bu durumda ne yapmak gerekir?
CEVAP
İbadetlerde zan geçerlidir. Yani hangi taraf ağırlık basıyorsa öyle hareket edilir. İki tarafa da bir meyil yoksa iki taraf da % 50 ise buna şüphe [kuşku] denir. Mesela üç rekat mı dört rekat mı kıldım diye şüphe edilirse, iki tarafa da bir zan meydana gelmezse, yani galiba üç kıldım veya galiba dört kıldım gibi bir düşünce gelmezse, üç kılmış kabul edilerek bir rekat daha kılınır ve üçüncü rekatta oturulur. Çünkü üçüncü rekatın dördüncü rekat olma ihtimali vardır. Sonra da secde-i sehv yapılır.

Sual: Namazın ilk rekatında oturup bir şey okumadan kalkmak secde-i sehv gerektirir mi?
CEVAP
Evet.

Sual: Kaç rekat kıldığını şaşırıp, namazda düşünmesi, sonraki rüknün veya vacibin, bir rükün zamanı kadar gecikmesine sebep olursa, bu arada, âyet ve dua okusa secde-i sehv gerekir mi?
CEVAP
Evet gerekir.

Sual: Son rekatta oturmadan ayağa kalkan, o rekatın secdesini yaptıktan sonra hatırlarsa ne yapar?
CEVAP
Farz namazı, nafile şekline döner. Bir rekat daha kılıp, altıncı rekata tamamlar. Farzı nafileye döndüğü için yeniden kılması gerekir.

Secde-i sehv gerekmeyen haller

Sual: Zammı sureden önce ve sonra Fatiha okuyana secde-i sehv gerekir mi?
CEVAP
Hayır gerekmez.

Sual: İkinci rekatta Fatihadan önce, Ettehıyyatü veya başka duaları okumak secde-i sehvi gerektirir mi?
CEVAP
Hayır gerektirmez.

Sual: Farzın son iki rekatında zammı sure okumak secde-i sehvi gerektirir mi?
CEVAP
Hayır gerektirmez.

Sual: Farzın son iki rekatında, Fatihadan sonra besmele çekmek veya herhangi bir dua okumak secde-i sehvi gerektirir mi?
CEVAP
Hayır gerektirmez.

Sual: Son rekatta, Ettehıyyatüden sonra birkaç dua okumak secde-i sehvi gerektirir mi?
CEVAP
Hayır gerektirmez.

Sual: Unutup salli barikleri, iki defa okumak secde-i sehvi gerektirir mi?
CEVAP
Hayır gerektirmez.

Sual: Ettehıyyatü veya Sübhanekeden önce unutup Besmele çekmek secde-i sehvi gerektirir mi?
CEVAP
Hayır gerektirmez.

Sual: 3. ve 4. rekatlarda Fatihadan önce herhangi bir dua okumak secde-i sehvi gerektirir mi?
CEVAP
Hayır gerektirmez.

Sual: Namazda unutup estağfirullah, elhamdülillah, ALLAHümmağfirli demek secde-i sehvi gerektirir mi?
CEVAP
Hayır gerektirmez.

Sual: Sübhanekeden sonra, Ettehıyyatüyü, sonra da Fatihayı okumak secde-i sehvi gerektirir mi?
CEVAP
Hayır gerektirmez.

Sual: Birinci rekatta okuduğu zammı sureyi, unutup ikinci rekatta okumak secde-i sehvi gerektirir mi?
CEVAP
Hayır gerektirmez. Unuttuğu için mekruh da olmaz.

Sual: Daha sonraki zammı sureyi okuyacak yerde daha öncekini okumak. Mesela Kevser suresini okuyup ikinci rekatta da, İhlası okuyacakken, unutup Fil suresini okumak secde-i sehvi gerektirir mi?
CEVAP
Hayır gerektirmez. Unuttuğu için mekruh da olmaz.

Sual: Zammı sure okurken bir veya birkaç âyet atlamak secde-i sehvi gerektirir mi?
CEVAP
Hayır gerektirmez.

Sual: Son teşehhüdde Ettehıyyatüden sonra Fatiha veya başka dua okumak secde-i sehvi gerektirir mi?
CEVAP
Hayır gerektirmez. Çünkü orası dua okuma yeridir.

Sual: Seferde, dört rekatlı namazları unutarak tam kılmak secde-i sehvi gerektirir mi?
CEVAP
Evet.

Sual: Sureyi yarısına kadar okunduktan sonra, şaşırıp, yeniden başlamak secde-i sehvi gerektirir mi?
CEVAP
Hayır gerektirmez.

Sual: Ettehıyyatüyü veya Sübhanekeyi yarısına kadar okuduktan sonra, şaşırıp, yeniden başlamak secde-i sehvi gerektirir mi?
CEVAP
Hayır gerektirmez.

Sual: Güneş doğarken, güneş batarken secde-i sehv yapılır mı?
CEVAP
Hayır yapılmaz.

Sual: Başka bir namazı kılıp kılmadığını veya dünya işlerini düşünen, bir rüknün gecikmesine sebep olsa secde-i sehv gerekir mi?
CEVAP
Hayır gerekmez.

Sual: Salli barik, iki defa okunsa, secde-i sehv gerekir mi?
CEVAP
Gerekmez.

Sual:
Tehıyyattan önce yanılıp Besmele çekilse, secde-i sehv gerekir mi?
CEVAP
Hayır gerekmez.

Sual: Namaz içinde secde-i sehv gerekip gerekmediğini düşününce secde-i sehv yapmak lazım mı?
CEVAP
Hayır.

Sual: Hiç lüzum yokken ihtiyaten secde-i sehv yapılabilir mi? (mesela, kıraatte bir hata yapılması veya tadil-i erkanın tam yerine getirilmemesi gibi şüpheleri gidermek için...)
CEVAP
İhtiyaten secde-i sehv yapılmaz. Şüphe üzerine secde-i sehv olmaz. Kıraatte hata için yapılmaz. Kıraatte bir kelimeyi yanlış okuyunca veya bir harf sessiz çıkınca tekrar düzgün olarak okunduğunda, secde-i sehv gerekmez.

Sual: Namazda unutarak, ikinci rekatta, önceki rekatta okuduğu zammı surenin evvelindekini okumak veya bir sure atlayarak okumak mekruh olur mu ve secde-i sehv gerekir mi?
CEVAP
Secde-i sehv gerekmez, unutarak bir önceki sureyi ve bir atlayarak okumak da mekruh değildir. Bunlar unutmadan da yapılsa secde-i sehv gerekmez.

Sual: İmam secde-i sehv yaparken de, camiye gelip, uymak caiz midir?
CEVAP
Evet caizdir.

Sual: Secde-i sehv yaparken, bir yanlış daha yapılsa, tekrar secde-i sehv gerekir mi?
CEVAP
Hayır. Her namazda bir secde-i sehv yapılır. Bir namazda birkaç defa yanılan kimse de bir defa secde-i sehv yapar.

Sual: Sehv secdesi yaparken sadece tehıyyatı okumak yeterli midir?
CEVAP
Sadece tehıyyatı okumak yeterlidir. Evla olanı salli barikleri de okumaktır.

Sual: Namazda secde-i sehv yaparken iki secde yerine bir secde yapsak sakıncası var mı?
CEVAP
Secde-i sehv yaparken secde bir defa yapılmaz, iki defa secde yapmak şarttır.

Sual:
Secde-i sehvde Ettehıyyatüyü okumak vacip midir?
CEVAP
Evet.

Sual: Secde-i sehv unutulursa namazı tekrar kılmak gerekir mi?
CEVAP
Hayır gerekmez. Unutmak özürdür.

Sual: Mesbuk, imam selam verdikten sonra namazını tamamlarken, secde-i sehvi gerektiren bir iş yapsa, sonunda secde-i sehv yapması lazım mıdır?
CEVAP
Evet secde-i sehv lazımdır.

Sual: İmam, zammı surede yanıldı veya yanlışlıkla başka âyetlere atlayıp okumaya devam etmiş ise, ne yapmak gerekir?
CEVAP
Bir şey yapmak gerekmez. Öyle yapılır. Secde-i sehv de gerekmez. Devam eder. Bilmeden müdahale etmemelidir.

Sual: İmama uyup cemaatle namaz kılarken, şaşıran kimse secde-i sehv yapar mı?
CEVAP
Hayır yapmaz.

Sual: Namaz kılması haram olan üç vakitte, secde-i sehv caiz midir?
CEVAP
Caiz değildir.

Sual: Maliki’de, namazdan çıkmak için, selam vermek farz olduğuna göre, secde-i sehv yapmak gerekince, selam vermeden mi, secde-i sehv yapmak gerekiyor?
CEVAP
Secde-i sehv yaparken, selamdaki niyetimiz, namazdan çıkmak olmadığı için, bir veya iki tarafa selam vererek, secde-i sehv yapmanın mahzuru olmaz.

Sual: Namazda zamm-ı sureden sonra yanlışlıkla, sadakALLAHülazim deyince secde-i sehv gerekir mi?
CEVAP
Hayır gerekmez.

Sual:
Ettehıyyatü’yü yanılıp iki defa okumak secde-i sehvi gerektirir mi?
CEVAP
Ettehıyyatü okumak vacibdir. Vacibin tekrar edilmesi halinde secdei sehv gerekir.

Sual:
Namazda, Sübhaneke’den önce veya sonra Ettehıyyatüyü okumak yahut Sübhanekeyi veya salli barikleri ikişer defa okumak, Rabbena’dan başka, birkaç dua daha okumak, secde-i sehvi gerektirir mi?
CEVAP
Hiç birisi gerektirmez. Sübhaneke okunacak yer, dua okuma yeridir. Orada başka dualar da okunsa yine secde-i sehvi gerektirmez. Yanılarak iki kere sübhaneke okunsa, üç kere okunsa yine secde-i sehvi gerektirmez. Salli barikten sonra, Rabbena ile başlayan bir çok âyeti kerimeyi dua niyetiyle okumak veya hadis-i şerif ile bildirilen duaları okumak selamı geciktirmek sayılmaz, secdei sehv de gerekmez. Çünkü orası dua mahallidir.

Sual:
Zammı sureyi okumadığını rükûda veya rükûdan kalkınca hatırlayan ne yapar?
CEVAP
Rükûda hatırlayan hemen kalkar, zammı sureyi okuyup tekrar rükûya gider. Secde-i sehv yapması gerekmez. Rükûdan kalkınca veya daha sonra hatırlarsa geri dönmez. Sonunda secde-i sehv yapar.

Sual:
Şafii ve Malikide selam verilince namazdan çıkılıyor. O halde, Hanefi bir imam sehiv secdesi yaparsa, Şafii veya Maliki biri ne yapmalıdır?
CEVAP
Onlar da selam verir. Çünkü secdei sehv olduğunu biliyorlar. Namazdan çıkmaya niyet etmek farzdır. Burada secdei sehv için selam verilince namazdan çıkmış olmuyorlar.

Sual:
Vitirde kunut dualarını okumak vacib, zammı sure okumak da vacib iken, ne diye zammı sureyi okumadığını rükuda hatırlayan kalkıp zammı sureyi okuyor da, kunut dualarını okumak için geri dönemiyor? Dönerse ne mahzuru vardır?
CEVAP
Unutulan kunut için kıyama dönemez. Döner de, kunut dualarını okursa, rükua gitmeden secdeye gitmesi gerekir. Rükuu tekrar ederse, kasten iki rüku yaptığı için namaz bozulur. Çünkü rükuu kıraatten hemen sonradır. Kunutu okumasa da secde-i sehv gerekir, dönüp geriye okusa da secde-i sehv gerekir. Uygun olanı, rükuda kunutları okumadığını hatırlayan kimse, artık geri dönmez. Secde-i sehv ile namazını tamamlar. (Redd-ül-muhtar)

Sual:
İmâm, secde-i sehv yaptıktan sonra, cemaate uyan kimse, cemaat sevabına kavuşur mu?
CEVAP
Evet.

Sual:
Herhangi bir rekatta Fatiha okumayı unutan, bunu namaz içinde telafi edebilir mi?
CEVAP
Hanefi’de, Fatiha okumak vacibdir. Fatihayı unutan, secde-i sehv yapar. Maliki’de ise, Fatiha okumak farzdır. Bir rekatta, farz terk edilince, secde-i sehv ile namaz kurtulmaz. Namazı tekrar kılmak gerekir.

Sual:
Üç rekatlık namazda, üçüncü rekatta oturmayı unutarak dördüncü rekata kalkan kimse, secdeyi de, yaptıktan sonra hatırlasa, rekatı beşe mi tamamlar?
CEVAP
Beşe tamamlamaz, dörde tamamladıktan sonra selam verir. Namaz nafileye döndüğü için, farzı tekrar kılması lâzım olur. Eğer üçüncü rekatta oturmuş olsa idi, beşe tamamlardı. Secde-i sehv ile, namazı da sahih olurdu.

Sual: Ettehıyyatü’den sonra az bir şey okuyarak, üçüncü rekatı geciktirene secde-i sehv gerekiyor. Burada az bir şeyden maksat ne kadardır?

CEVAP
ALLAHümme
dese yahut sadece Al... bile dese, secde-i sehv gerekir.

Sual:
Rükudan doğrulurken (SemiALLAHü limen hamideh) yerine, yanılıp (ALLAHü ekber) dense, secde-i sehv gerekir mi?
CEVAP
Hayır, secde-i sehv gerekmez.

Sual: Namazda, secde-i sehvi gerektirmeyen bir işi yapmanın veya bir duayı okumanın mahzuru olur mu?
CEVAP
Namazda secde-i sehv gerekmese de bazı işler mekruhtur. Mesela namazda Kâfirun suresinden sonra, Nasr suresini okumak yerine Kevser suresi okunsa, secde-i sehv gerekmez ama mekruh olur. Unutularak okunursa mekruh olmaz. Sübhanekeden önce Besmele çekmek, başka dua okumak, mesela Ettehıyyatü'yü okumak gibi şeyler secde-i sehvi gerektirmese de, bunları bilerek yapmak caiz olmaz.

Sual: Namazda vacibin tekrarında secde-i sehv gerekiyor. Fatiha’yı bir defa zamm-ı sureden önce, bir de zamm-ı sureden sonra okumak secde-i sehvi gerektirir mi?

CEVAP
Gerektirmez; çünkü orası kıraat [okuma] yeridir. Fatiha peş peşe iki kere okunursa, vacib tekrar edildiği için secde-i sehvi gerektirir. Eğer farzların son iki rekâtında, Fatiha peş peşe iki kere okunsa, orada Fatiha okunması, esah olan kavle göre, vacib olmadığı için, secde-i sehv gerekmez, mekruh da olmaz. Farzların son iki rekâtında, zammı sure okunmaz, okunursa veya peş peşe iki kere okunsa, secde-i sehv gerekmez; çünkü orada zammı sure okumak vacib değildir. (Redd-ül muhtar)

Sual: Namazda sünnetleri, mesela salli barikleri birkaç defa okusak, sübhanekeyi tekrar etsek, rükû ve secdedeki tesbihleri, 21 kere, 41 kere 100 kere çeksek, celsede ve kavmede çok dursak secde-i sehv gerekir mi?
CEVAP
Secde-i sehv gerekmez; fakat kasten yapılırsa sünnete uyulmamış, mekruh işlenmiş olur. Abdestte de, sünnet olan miktardan yani üçten fazla yıkamak mekruhtur.

Sual: Farzların veya kaza namazının 3. ve 4. rekâtlarında, kasten veya unutarak, Fatiha'dan sonra, zamm-ı sure okumak veya besmele çekmek, secde-i sehvi gerektirir mi?
CEVAP
Hayır, gerektirmez.
Kayıtlı
ayışığım
YASAKLI
Süper Üye
*

Puan: 11
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 540

Açtığı Konular:48
2 Mesajına Toplam
2 Kere Teşekkür Edildi

« Yanıtla #23 : 04 Temmuz 2008, 12:07:02 »

Tilavet secdesi
Sual: Secde âyetleri hangi surelerdedir?
CEVAP
Aşağıdaki surelerdedir. Yanlarında âyet numaraları da belirtilmiştir:

Araf
206
Rad 15

Nahl
49
İsra 107

Meryem
58
Hac 18

Furkan
60
Neml 25

Secde
15
Sad 24

Fussilet
37
Necm 62

İnşikak
21
Alak 19

Sual: Tilavet secdesi nedir, ne zaman ve nasıl yapılır?
CEVAP
Kolay anlaşılması için maddeler halinde bildirelim:
1- Tilavet, Kur’an okumak demektir. Secde âyeti okununca yapılan secdeye tilavet secdesi denir.

2-
Namaz kılması farz olan bir kimse, Kur’an-ı kerimde bulunan 14 yerdeki, secde âyetinden birini okusa veya işitse, manasını anlamasa da, bir secde yapması vaciptir.

3-
Tilavet secdesi yapmak için, niyet edilir. Niyet şarttır. Niyetsiz sahih olmaz. Abdestli olarak, kıbleye karşı ayakta durup, ellerini kulaklara kaldırmadan, ALLAHü ekber der ve secdeye gider. Secdede üç defa Sübhâne rabbiyel-a’lâ der. Sonra, ALLAHü ekber der ve ayağa kalkar. Böylece secde-i tilavet tamam olur.

4-
Secde âyetini işiten cünüp veya abdestsiz kimse, temizlendikten sonra tilavet secdesi yapar. Fakat hayzlıya ve nifaslıya [lohusaya] temizlendikten sonra da tilavet secdesi gerekmez.

5-
Bir oturumda, bir secde âyetini birkaç defa okuyan veya işiten, hepsi için bir secde eder.

6-
Bir oturumda ne kadar secde âyeti okunmuşsa, o kadar tilavet secdesi gerekir. Mesela üç secde âyeti okunursa, üç secde gerekir.

7-
Namaz kılarken, dışardan birinin okuduğu secde âyetini işiten, namazdan sonra tilavet secdesi yapar.

8-
Namazda okuyunca, hemen ayrıca rüku veya bir secde yapıp ayağa kalkar. Okumasına devam eder. Secde âyetini okuduktan iki üç âyet sonra namazın rükuuna eğilirse ve tilavet secdesine niyet ederse, namazın rüku veya secdeleri, tilavet secdesi yerine geçer.

9-
Secde-i tilavetin kazası, acele değildir. Gecikirse günah olmaz. Fakat sebepsiz, zaruretsiz tehir etmek tenzihen mekruhtur.

10-
Secde âyetini mubah vakitte okuyup, namaz kılmak mekruh olan üç vakitte tilavet secdesi yapmak caiz değildir. Secde âyeti mekruh vakitte okunursa, bu vakitte secde etmek caiz diyen âlimler olduğu gibi mekruh diyen âlimler de vardır. Mekruh olmayan vakte tehir edilirse bütün âlimlere uyulmuş olur. (Hindiyye)

11-
Kur’an-ı kerim okunan yerde bulunduğu halde, işitmeyen kimse, secde etmez.

12-
Secde âyetini yazan ve heceleyen, secde yapmaz.

13-
Birkaç kişiden her biri, secde âyetinden birer kelime okusalar, bunu işitenlere tilavet secdesi yapmak gerekmez. Çünkü, secde âyetini bir kişi okuyunca, bunu işitenlerin secde yapması vacip olur.
Çeşitli kimselerin okudukları kelimeler toplanarak, bir kişi bütün âyeti okumuş gibi yapılamaz. Çünkü, Kur’an-ı kerim okumak için, kimse başkası yerine vekil yapılamaz. (Dürr-ül-muhtar)

14-
Secde âyetinin tercümesini okuyan veya işiten, bunun secde âyeti olduğunu anlarsa, secde yapar.

15-
Yaptığını anlayacak yaşta olan çocuğun okuması ile, işitenlerin secde etmesi gerekir. Daha küçük yaşta ise gerekmez.

16-
Ara sıra deliren, deli iken secde âyetini okursa, secde gerekmez. Akıllı iken okursa gerekir.

17-
Dağdan, çölden ve bir yerden aksedip, yansıyıp geri gelen sedayı işiten ve papağandan veya başka kuştan işiten secde etmez. İnsan sesi olması gerekir. (Dürr-ül-münteka)

18-
Radyodan işitilen ses, hafızın sesine benzeyen, cansız alet sesidir. Bunun için, fonografta [gramofonda, teypte, radyoda. tv’de ve benzeri vasıtalarda] okunan secde âyeti işiten, tilavet secdesi yapmaz. (Mezahib-i erbea)

Elmalılı Hamdi Yazır
, Arâf suresinin 204. âyetinin tefsirinde diyor ki:
Kıraet, bir ihtiyari iştir ki, akıllı ve konuşan bir insanın ağzından çıkanı anlamaya ve anlatmaya yönelik bir maksat taşıyan sesli olarak okumak demektir. Akıllı olmayandan ve cansız varlıklardan çıkan seslere kıraet denilemeyeceği gibi, aks-i sadâdan, sesin yankılanmasından meydana gelen şeye de kıraet denilemez. Bunun içindir ki, fakihler bir kıraetin yankılanmasından hasıl olan yankıya kıraet ve tilavet hükmü terettüp etmeyeceğini ve mesela tilavet secdesi lazım gelmeyeceğini beyan etmişlerdir. Bir kitabı sessiz olarak okumaya kıraet denilemeyeceği gibi, çalan veya çınlayan, yankı yapan bir sesi dinlemek de kıraet değildir, bir çınlamayı dinlemektir. Kur’an okuyanın sesini aksettiren gramofondan [teypten] veya radyodan gelen sese de kıraet denilemez. Bunun gibi sesler bir kıraet değil, bir kıraetin yankısı ve yansımasıdır, bunlara dinleme ve susma emrinin hükmü terettüp etmez. (s.2361)

19-
Kâfirin okuduğunu işiten müslümanların secde etmesi vacip olur.

20-
İmam-ı Nesefi, Kâfi kitabında buyuruyor ki:
Sıkıntıdan kurtulmak için, ALLAHü teâlâya kalbinden yalvararak, 14 secde âyetini [ezberden, ayakta] okuyup, her birinden sonra, hemen secde edeni, ALLAHü teâlâ, o dert ve beladan korur. (Dürr-ül-muhtar, Nur-ül-izah)

Son secdeden kalkınca, ayakta ellerini uzatıp, kendinin ve bütün müslümanların dünya ve dinlerine gelen beladan, sıkıntıdan kurtulmaları, korunmaları için dua etmelidir.

21-
Namaz kılması mekruh olan üç vakitte secde-i tilavet yapmak caiz değildir. Namaz kılması tahrimen mekruh olan vakitler üçtür. Bu üç vakitte başlanan farzlar sahih olmaz. Nafileler sahih olursa da, tahrimen mekruh olur. Bu nafileleri bozmalı, başka zamanlarda kaza etmelidir! Bu üç vakit; güneş doğarken, batarken ve zevalde olduğu vakittir. Burada güneşin doğması, işrak vaktine kadar olan zamandır. Zeval vakti ise öğleye 20 dakika kaladır. Güneşin batması da, bakacak kadar sararmaya başladığı vakitten batıncaya kadar olan zaman demektir. Bu zaman 40 dakika kadardır. Güneş batarken, yalnız o günün ikindinin farzı kılınır. Fakat, ikindiyi bu vakte kadar geciktirmek tahrimen mekruhtur. Secde âyeti bu üç mekruh vakitte okunursa, tilavet secdesini bu vakitlerde yapmak, bir kavle göre caiz ise de, mekruh olmayan vakte tehir etmek evlâdır. (Dürer, Tahtavi)

Sual:
Yalnız başına namaz kılarken, zammı sure olarak secde âyetini okuyan kimse, hemen rükuya gitse, tilavet secdesini yapmış olur mu?
CEVAP
Bir kimse, namaz içinde secde âyeti okuyunca, hemen ayrıca rüku veya bir secde yapıp ayağa kalkar. Okumasına devam eder. Secde âyetini okuduktan iki üç âyet sonra namazın rükuuna eğilirse ve tilavet secdesine niyet ederse, namazın rüku veya secdeleri, tilavet secdesi yerine geçer. Fakat, secde âyetinden sonra üç âyetten fazla okumuşsa, tilavet secdesi, namaz için yapmış olduğu rüku veya secdeler ile kendisinden sakıt olmaz.

Bu durumda, namaz içinde, tilavet için ayrıca secde etmesi gerekir. Yalnız başına namaz kılarken, tilavet secdesi, namaz içinde eda edilmezse, artık namaz dışında kaza edilmez. (Halebi)

Secde âyetini namaz içinde okuyan kimse, dilerse okuyacağı âyetlerin sayısına bakmaksızın hemen ALLAHü ekber diyerek tilavet secdesine varır. Tilavet secdesi niyeti ile yalnız rükuya varması da kâfidir. Ondan sonra tekrar ayağa kalkar ve birkaç âyet daha okuyup, namazın rüku ve secdelerini yapar, namazına devam eder.

Eğer bir sureyi bitirmiş ise, diğer bir sureden birkaç âyet okur; çünkü tilavet secdesinden kalkar kalkmaz, böyle birkaç âyet okumadan namazın rüku ve secdesine gitmek mekruhtur.

Sual:
TV’de mukabele okunuyor. Secde âyetlerini dinleyince, secde-i tilavet gerekir mi?
CEVAP
Gerekmez. Fakat Kur'an-ı kerimi takip ederken veya dinlerken, sesli olarak okuyana, secde-i tilavet gerekir. TV’den, radyodan ve teypten duyulan secde âyeti için secde-i tilavet gerekmez. (M.Erbea)

Sual: Yapılmayan secdelerin kazası nasıl yapılır?
CEVAP
Okuduğum ilk secde âyetinin secde-i tilavetini diye niyet edilir.

Sual: Bir kitapta tilavet secdesinin yedisi farz, üçü vacip, dördü sünnet diye yazıyor. Böyle bir rivayet de var mı?
CEVAP
Vardır.

Sual:
Secde-i tilavetten sonra, tilavete başlansa, Euzü lazım mı?
CEVAP
Hayır.

Sual: Bir kağıda yazılı 14 secde âyeti okununca bir secde mi gerekir?
CEVAP
Evet.

Sual: Tilavet secdesi için abdestli olmak şart mıdır?
CEVAP
Evet.

Sual: Secde âyetini göz ile okusak secde gerekir mi?
CEVAP
Hayır. Çünkü göz ile okumak, tilavet sayılmaz.

Sual:
Secde âyetinin mealini okuyanın, işitenin veya hoparlörden işitenin tilavet secdesi yapması gerekir mi?
CEVAP
Kur’an-ı kerimde 14 yerde bulunan secde âyetinden birini okuyan veya işiten, manasını anlamasa da, bir secde yapması vacibdir. Meal okumak uygun değil ise de, mealini okuyan veya işiten, bunun secde âyeti olduğunu anlarsa, tilavet secdesi yapar. Hoparlörden, kasetten, teypten, TV veya radyodan işitenin, secde-i tilavet yapması gerekmez. (M.Erbaa, Elmalı tefsiri)

Sual:
Güneş doğduktan işrak vaktine kadar, tilavet secdesi ve şükür secdesi caiz midir?
CEVAP
Tilavet secdesi mekruh, şükür secdesi mekruh değildir.

Sual: Bir kimse, cünüp veya abdestsiz iken yahut hayzlı ve nifaslı iken secde âyetini dinlese tilavet secdesi gerekir mi?
CEVAP
Secde âyetini işiten cünüp veya abdestsiz kimsenin, temizlendikten sonra tilavet secdesi yapması gerekir; fakat hayzlı ile nifaslıya [lohusaya] temizlendikten sonra da tilavet secdesi yapmak gerekmez.
Kayıtlı
ayışığım
YASAKLI
Süper Üye
*

Puan: 11
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 540

Açtığı Konular:48
2 Mesajına Toplam
2 Kere Teşekkür Edildi

« Yanıtla #24 : 04 Temmuz 2008, 12:07:12 »

Ezan ve İkamet
Sual: Ezan kelimelerinin manaları nasıldır?
CEVAP
Ezanın kelimeleri yedidir:

1- ALLAHü ekber:

ALLAHü teâlâ, büyüktür. Ona bir şey lazım değildir. Kullarının ibadetlerine de muhtaç olmaktan büyüktür. İbadetlerin, Ona faydası yoktur.
Bunu, zihinlerde iyi yerleştirmek için, bu kelime, dört kere söylenir.

2- Eşhedü en la ilahe illALLAH:

Kibriyası, büyüklüğü ile ve kimsenin ibadetine muhtaç olmadığı halde, ibadet olunmaya Ondan başka kimsenin hakkı olmadığına şehadet eder, elbette inanırım. Hiçbir şey Ona benzemez.

3- Eşhedü enne Muhammeden Resulullah:

Muhammed aleyhisselamın, Onun gönderdiği Peygamberi olduğuna, Onun istediği ibadetlerin yolunu bildiricisi olduğuna ve ALLAHü teâlâya, ancak Onun bildirdiği, gösterdiği ibadetlerin, yaraşır olduğuna şehadet eder, inanırım.

4
ve 5- Hayye alessalah, hayye alelfelah:
Müminleri, felaha, saadete, kurtuluşa sebep olan namaza çağıran iki kelimedir.

6- ALLAHü ekber:

Ona layık bir ibadeti kimse yapamaz. Herhangi bir kimsenin ibadetinin Ona layık, yakışır olmasından, çok büyüktür, çok uzaktır.

7- La ilahe illALLAH:

İbadete, karşısında alçalmaya müstahak olan, hakkı olan ancak Odur. Ona layık bir ibadeti kimse yapamamakla beraber, Ondan başka kimsenin ibadet olunmaya hakkı yoktur.

Kamet okumak
Sual:
Kamet okumakla ilgili hadis yok mudur?
CEVAP
Elbette vardır. Birkaçı şöyledir:

(Sıkışık iken namaz için kamet getirilmiş olsa bile, önce helâya gidin.) [Ebu Davud]

(Namaz için kamet okunurken, benim kalktığımı görmedikçe, kalkmayın.)
[Müslim]

(Namaz için kamet getirildiğinde, sema kapıları açılır ve dualar kabul olunur.)
[Taberani]

(Şeytan, ezanını duyunca hızlıca kaçar. Sonra tekrar gelir, vesvese verir. Kamette kaçar ve tekrar gelir. Gene vesvese verir.)
[Müslim]

(12 yıl ezan okuyana Cennet vacib olur. Ezan okuması sebebiyle, her gün kendisine 50 hayır ve kameti sebebiyle de 30 hayır yazılır.)
[Hâkim]

(Kamet getirildiği zaman, namaza koşarak gelmeyin, yürüyerek gelin ve sükunete riayet edin, yetiştiğinizi
[cemaatle] kılın, yetişemediğiniz tamamlayın.) [Tirmizi]

(Müezzin ezan okuduğu zaman şeytan mescidden süratle çıkar, müezzin susunca, geri döner. Kamet okununca, şeytan hızlıca yine mescidden çıkar, susunca tekrar dönüp namazdaki Müslüman ile nefsi arasına girer. Böylece o şahıs namazını fazla mı, yoksa noksan mı kıldım diye şaşırır. Böyle yanılmalarda, namazın sonunda sehv secdesi yapın.)
[Beyheki]

(Ezanla kamet arasındaki duâ kabul edilir.)
[Ebu Davud, Tirmizi]

(Ey Bilâl, Ezanı ağır ve yavaş oku; kameti de acele et.)
[Tirmizi]

(Kamet okununca, farzdan başka namaz yoktur.)
[Müslim] (Farzı cemaatle kılmak için kamet okununca, sünnete başlanmaz.)

(Kamet okunurken, farzdan başka namaz yoktur.
“Ya ResulALLAH, sabahın iki rekat sünneti de mi yok” denince, Evet, sabahın iki rekatı da yoktur buyurdu.) [İbni Adiy] (Girişte veya direk arkasında kılma imkanı da yoksa, o zaman sabah namazının sünnetini de kılmayıp cemaate uyar, namazdan sonra da, artık sabah namazının sünneti kılınmaz.)

Sual:
Ezan nedir?
CEVAP
Ezan, belli olan Arapça kelimeleri sırası ile okumaktır. Tercümesini okumak, ezan olmaz.

Sual:
Ezanı yüksek yerde mi okumak gerekir?
CEVAP
Evet mahalle mescidinde ve yüksek yerde okumak sünnettir.

Sual:
Aşağıdaki cümlelerin manası nedir?
Sabah namazında ezana eklenen:
Es-salatü hayrun minen-nevm
CEVAP

Namaz uykudan hayırlıdır demektir.

Kamet getirirken eklenen, Kad-kametis-salah ne demektir?
CEVAP

Namaz başladı demektir.

Sual: Beş vakit namaz ve kaza namazları için ve Cuma namazında erkeklerin ezan okumak farz mıdır?
CEVAP
Farz değil sünnettir ama bu sünnete sünnet-i hüda denir. Başka dinlerde olmayan müekked sünnettir.

Sual: Kadınların ezan ve ikamet okuması lazım mıdır?
CEVAP
Hayır. Okurlarsa mekruh olur. Çünkü, seslerini yükseltmeleri haramdır. [Kadının sesinin yabancılara duyurmalarının haram olmasına delillerden birisi de budur, yani ezan okumamak.]

Sual: Ezan vaktinden evvel okunsa sahih olur mu?
CEVAP
Sahih olmaz, yeniden okunması gerekir.

Sual: Ezan okunurken, hareke, harf katacak veya harfleri uzatacak şekilde teganni yapmak caiz mi?
CEVAP
Hayır caiz değildir.

Sual: Vitir, bayram, teravih ve cenaze namazları için ezan ve ikamet okunur mu?
CEVAP
Okunmaz.

Sual: Ezan mı, ikamet mi daha efdaldir?
CEVAP
İkamet, ezandan daha efdaldir.

Sual: Minarede sağa sola dönerek ezan okunduğu da oluyor. Ezan kıbleye karşı okumak gerekmez mi?
CEVAP
Evet, ezan ve ikamet, kıbleye karşı okunur.

Sual: Kimlerin ezan okuması mekruh olur?
CEVAP
Cünübün, kadının, fasıkın, sarhoşun, küçük çocuğun ezan okumaları tahrimen mekruhtur.

Sual: Oturarak ezan okumak caiz midir?
CEVAP
Tahrimen mekruhtur.

Sual:
Birkaç günlük kaza kılarken hepsi için bir kere ezan okumak yeter mi?
CEVAP
Evet yeter. Birkaç kazayı bir arada kılan, önce bir ezan ve ikamet okur. Sonra her farz için ikamet okur, ezan okumasa da olur.

Sual: Evinde yalnız veya cemaat ile vakit namazı kılanın, ezan ve ikamet okuması gerekir mi?
CEVAP
Okuması gerekmez. Çünkü, camide okunan ezan ve ikamet evlerde de okunmuş sayılır. Fakat, okumak efdal olur. Eğer ezanlar sünnete uygun okunmuyorsa evde de okumalıdır.

Sual: Seferi olan ezan ve ikamet okur mu?
CEVAP
Seferi olan kimse, bir evde yalnız kılarken de, ezan ve ikamet okur. Çünkü, camide okunan, onun namazı için sayılmaz. Seferi olanlardan bazısı, evde ezan okursa, sonra kılanlar okumaz.

Sual: Ezana hürmet nasıl olur?
CEVAP
Ezana hürmet etmek, harflerini değiştirmeden, teganni etmeden, minareye çıkıp, sünnet üzere okumakla olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Müezzin, kendisi ile namaz kılanların sevabı kadar sevap alır. Onların sevabından da bir şey eksilmez.) [Nesai]

Sual: Ezanı duyanın tekrar etmesi gerekir mi?
CEVAP
Evet ezanı duyanın, yavaşça tekrar etmesi sünnettir. (Hayye ala)larda, (La havle ve la kuvvete illa billah) denir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Müezzinin söylediğini tekrar edene, onun sevabı kadar kendisine sevap verilir.) [Nesai]

(Ezanı tekrar edene, kıyamette şefaatim vacip olur.)
[Nesai]

(Ezanı siz de tekrar edip salevat getirin. Bir salevat getirene on sevap verilir.)
[Müslim]

Yemekte, din dersi okumakta iken ve cami içinde Kur'an-ı kerim okurken ezan tekrar edilmez.

Sual: Muhammedün Resulullah derken iki elin baş parmağını göze sürmek gerekir mi?
CEVAP
Ezan okunurken, Resulullah efendimizin ismini işiten, iki elin baş parmaklarını, gözlerinin üstüne koyarak, (İki gözümün nurusun sen ya ResulALLAH) demesi iyi olur. Hadis-i şerifte, (Salihler anılınca rahmet iner) buyuruldu.
(Camius-sagir)

Muhammed aleyhisselam ise, salihlerin ve bütün Peygamberlerin en üstünüdür. Onun ismi anılınca, ALLAHü teâlâ rahmet eder. Rahmet inince, yapılan dua kabul olur. Ezan okunurken, (Seninle, gözüm nurlanır, kalbim sevinir ya ResulALLAH) demek, güzel bir duadır.

Hazret-i Ebu Bekr-i Sıddık, ezan okunurken, Resulullahın ismini işitince, iki baş parmağının tırnağını öpüp gözlerine sürdü. Peygamber efendimiz, bunun sebebini sorunca, (Ya ResulALLAH, senin mübarek isminle bereketlenmek için) dedi. Resulullah efendimiz de, (Güzel yaptın. Böyle yapan göz ağrısı çekmez) buyurdu. Tırnakları göze koyunca, (ALLAHümmahfaz ayneyye ve nevvirhüma) demelidir! (Şeyhzade)

İkamet okunurken böyle yapılmaz. Tırnaklar öpülüp göze sürülmez.

Sual: Ezan okunurken işi bırakmak gerekir mi?
CEVAP
Ezan okunurken işi bırakmak iyi olur. Çünkü hadis-i şerifte, (Ezan okunurken iş yapmak dinde noksanlıktır) buyuruluyor.
(Ey Oğul İlmihâli)

Demircilik yapan Ebu Hafs Haddad hazretleri, her ne zaman ezanı işitse, çekici yukarı kaldırmış ise, aşağıya indirmez, aşağıda ise, yukarı kaldırmazdı. Konuşuyorsa, susar ezanı dinlerdi. Vefat edip cenazesi götürülürken ezan okunmaya başladı. Cenazeyi götürenler, ne kadar gayret ettilerse de, tabutu bir adım yerinden oynatamadılar. Ezan bittikten sonra, ancak cenazeyi götürmek mümkün oldu.

Sual: Ezan okunurken sağa sola vücudu döndürmek gerekir mi?
CEVAP
Hayye ales salah derken sadece yüzü sağa, hayye alel felah derken yüzü sola döndürmek sünnettir. Vücut döndürülmez. Minarede de dönerek okunurken yine kıbleye karşı okunur.
(Hindiyye)

Sual: İkameti ezan gibi uzatarak okumakta mahzur var mıdır?
CEVAP
İkamet, ezan gibi uzatarak okunmaz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Ezanı uzatarak, ikameti ise kısa okuyun!) [Tirmizi]

Sual: Ezandan sonra dua okunur mu?
CEVAP
Sünnete uygun okunan ezanı işitince, hürmetle dinleyip ezan bitince şu duayı okumalıdır:

(ALLAHümme rabbe hazihiddavetittammeti vessalatil kaimeti ati Muhammedenil vesilete vel fadilete veddereceterrefiate ve bashu mekamen mahmudenillezi vaadtehü inneke la tuhlifül miad.)

Sual:
1940dan 1950 yılına kadar müezzinlik yaptım. "ALLAHü ekber" yerine "Tanrı uludur" dedim. Ezanı da, kameti de hep Türkçe okudum. Namazımı da âyetlerin tercümesi ile kıldım. Dinimizde zorluk yoktur. Tanrı kimseye gücünün yetmediğini yüklemez. Bırakın her toplum, kendi dili ile ibadetini yapsın! Kimseyi zorla Arap yapamayız. İslamiyet’in şartı temizlik ve güzel ahlaktır, dil değildir. Hangi dille ibadet edersen et hiç sakıncası olmaz. Öyle değil mi?
CEVAP
Hayır öyle değildir. Namazda sureler ve dualar Arapça okununca sadece iftitah tekbiri (ALLAHü ekber) yerine (Tanrı uludur) dense veya başka bir şey söylense namazın yine sahih ve kabul olmayacağı bütün fıkıh kitaplarında yazılıdır. Mesela Redd-ül-muhtarda açıkça yazılıdır. Hatta selamdan önce okunan duaları bile Arabi okumak şarttır. Kur'an-ı kerimde ve hadis-i şerifte olmayan duaları okumak bile namazı bozar. Arabiden başka herhangi bir dil ile namaz kılmanın sahih olmadığını bütün âlimler ittifakla bildirmişlerdir. (Hindiyye)

Biz, başka milletlerin milli marşlarını tercüme ederek söylesek, onlar da bizim istiklal marşımızın tercümesini söyleseler uygun görülmez. Her devletin kanununda bildirilen esaslara uymak gerektiği gibi, ALLAHü teâlâ da bize namazı nasıl kılmamızı emrediyorsa öyle kılmamız gerekir. Dinimizde kolaylık vardır. Fakat kolayına geldiği gibi dini değiştirmek yoktur.

Mesela sizin isminiz İsmet, günahsızlık, temizlik demektir. Bir kimse sizi, Arapça olan İsmet kelimesiyle değil de tercümesi olan temizlik kelimesi ile çağırsa, İsmet Bey yerine, Temizlik Bey dese ne dersiniz? Bir ismin bile tercümesini söylemek çok tuhaf olurken namazdaki sureleri Türkçe olarak okumak nasıl caiz olur?

Dinde, sizin veya bizim fikrimize itibar edilmez. Muteber din kitapları ne yazıyorsa ona bakılır. ALLAHü teâlânın emri olduğu için ibadet lisanı Arabidir. Dinin sahibi nasıl istemişse öyle yapılır. Başka türlü istemek dine aykırı olur. Kur'an-ı kerimin tercümesini Kur'an hükmünde tutmak ve namazda okumak asla caiz değildir. ALLAHü teâlâ, Kur'an-ı kerimde, (Benim kitabım Arabidir, Kur'anı Arabi lisan ile indirdim) buyuruyor. O halde ALLAHü teâlânın melek ile indirdiği kelimelerin, harflerin ve manaların toplamı Kur'andır. Kur'an-ı kerim Arabiye bile çevrilse, yine Kur'an olmaz. Kur'anın açıklaması olur. Manası bozulmadan da, bir harfi bile değişince, Kur'an olmaz.

(Kur'an-ı kerimi başka dile tercüme edip, Kur'an yerine bunu okumak ve Kur'anı Arapça harflerle, okunduğu gibi yazmak suretiyle değiştirmek bile haramdır. Kur'an-ı kerimi böyle yazarken ve başka dile tercüme ederken, ALLAH kelamının icazı bozulmakta, nazm-i ilahi değişmektedir. Bunun gibi sebeplerle de Kur'an-ı kerimin tercümesi namazda okunamaz.) (Fetava-i fıkhiyye)

Namaz haricinde her milletin kendi diliyle dua etmesi caizdir. Vaaz ve nasihati kendi lisanıyle yapması gerekir.

Sual:
Ezan okurken "Muhammeden" mi yoksa"Muhammeder" mi denilecek?
CEVAP
İkisi de olur, tecvide göre Muhammeder demek gerekir.

Sual:
Birkaç müezzinin birlikte ezan okuması caiz midir?
CEVAP
Birkaç müezzinin birlikte ezan okumalarına ezan-ı Cavk denir. Caizdir, günah değildir.

Sual: Okunan ezanı dinleyen tekrar ediyor, ikameti tekrar etmesi de caiz mi?
CEVAP
Ezanı tekrar etmek sünnet, ikameti tekrar etmek müstehaptır. Tekrar etmekte mahzur yoktur.
Kayıtlı
ayışığım
YASAKLI
Süper Üye
*

Puan: 11
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 540

Açtığı Konular:48
2 Mesajına Toplam
2 Kere Teşekkür Edildi

« Yanıtla #25 : 04 Temmuz 2008, 12:07:21 »

Sual: Ezan bitince, okunan duayı, imam veya müezzin yüksek sesle mi okur?
CEVAP
Yüksek sesle okunmaz.

Sual: Yürüyerek ikamet okumak caiz midir?
CEVAP
Mekruhtur.

Sual:
Ezan okunurken köpeğin uluması iyi midir?
CEVAP
Ezan okurken şeytanların kaçtığı hadis-i şerif ile bildirilmiştir. Horozlar melekleri görünce öterler. Hayvanlar bizim görmediklerimizi görebiliyorlar. Ezan okunurken köpeğin uluması hayra alamettir. Şeytanların kaçışını görmüş olabilir.

Sual: Ezan okunurken tuvalete girilir mi?
CEVAP
İhtiyaç varsa girilir.

Sual: Mukim ve misafir karışık bir evde iken, mukim olan biri, ezan ve ikamet okusa, misafirlerin de okuması gerekir mi?
CEVAP
Hayır.

Sual:
Evde yavaşça ezan okurken, sağa sola yüz çevrilir mi?
CEVAP
Evet.

Sual:
Evde veya camide, sesli veya kendi işiteceği sesle ezan okuyan, ellerini kulaklara koyar mı?
CEVAP
Evet.

Sual: Mescitte bulunan kimse, ezan okunurken ayağa kalkması gerekir mi?
CEVAP
Hayır gerekmez.

Sual:
Ezanların erken okunduğu bellidir. Saat yokken, bunlara itibar edip, vakti belirlemek, mesela öğle ezanı okunurken, öğleye üç dakika kaldığını kabul etmek caiz mi?
CEVAP
Evet.

Sual:
Ezan okurken eller kulağa düz olarak mı konur?
CEVAP
Düz olarak konur.

Sual:
İkamet okurken eller yanda mı durur, göbek üstüne bağlamak gerekir mi?
CEVAP
Eller yanda durur, bağlanmaz.

Sual:
Mescid içinde ezan okumak mekruh olduğuna göre, işyeri mescidinin merdiveninde yavaşça ezan okunsa sünnet yerine gelir mi?
CEVAP
Evet.

Sual:
Siirt’te ezana seyyidina ekleniyor. Bid’at mı?
CEVAP
Evet.

Sual:
Ezan ve ikamette, R harfleri cezm veya vasl ederek mi okunur?
CEVAP
Evet (ALLAHü ekberullahü) diye okumamalıdır. ALLAHü ekber ALLAHü ekber diye okumalıdır.

Sual: İkamet okurken, okuma esnasında konuşan, ikameti tekrar okur mu?
CEVAP
Evet.

Sual: Ezan okuyan ezandan sonra, ikamet okuyan ikametten sonra konuşsa, ezanı ve ikameti tekrar okumak gerekir mi?
CEVAP
Hayır.

Sual: Çocuk yeni doğunca isim konurken kulağına ezan okumak gerekir mi?
CEVAP
Ezan okumak iyidir. Çünkü Peygamber efendimizin, Hazret-i Hasan doğduğu zaman kulağına ezan okuduğu hadis kitaplarında yazılıdır.
(Tirmizi)

[Ezan okuyacak kimse, çocuğu yastık gibi yumuşak bir şey üstüne koyarak kucağına alır, yavaşça sağ kulağına ezan, sol kulağına da ikamet okur. Sonra kulağına ismini söyler. Çocuğu birisi kucağına alıp, ezanı bir başkası da okuyabilir.]

Bir hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
(Yeni doğan çocuğunun sağ kulağına ezan, sol kulağına da ikamet okunursa, "Ümmü sıbyan" denilen hastalıktan korunmuş olur.) [Beyheki]

Sual: Hoparlörden çıkan ses, imamın sesi olmadığı için okunan Ezana saygı duymak günah mıdır?
CEVAP
Okunanın ezan olmaması ayrı, okunan şeye saygı ayrıdır. Orada ALLAH deniyor, ALLAH ismine saygı duymak gerekir. Birisi hep kelime-i şehadet okusa okuduğu şeye saygı duymak gerekir.

ALLAH ismi ister teypten çıksın, isterse başka yerden gelsin, ALLAH ismine saygı duymak günah olur mu hiç. Günah olan, ezan olmayan şeye ezan demektir.

Sual: Ezanı mescidin içinde okumak caiz midir?
CEVAP
Caiz değildir, mekruhtur. Bunun istisnası vardır: Hazır olan cemaat için veya kendi için olan ezan içeride okunur. Seferi olanlar da, evde veya mescitte ezanı içeri de okur.

Cuma günü cami içinde okunan ezan hariç, ezanı cami içinde okumak, oturarak okumak ve sesini takatından fazla yükseltmek ve kıbleye karşı okumamak ve teganni yaparak okumak mekruhtur.
(Hindiyye)

Sual:
Cami içinde ezan okunurken cemaat ezanı tekrar etmez mi? İkamet okunurken ikameti de tekrar etmek gerekir mi?
CEVAP
Seadet-i Ebediyye kitabında diyor ki:
Ezan minarede veya mescidin dışında okunur. Mescidin içinde okunmaz. Cami içinde okumak mekruhtur. Cuma günü ikinci ezan cami içinde okunur. Ancak, hazır olan cemaat için veya kendi için olan ezan ve ikamet de yerde okunur. Seferi olanlar da, ezanı evde veya mescitte okur.

Cami içinde Kur’an-ı kerim okurken, ezan tekrar edilmez. [Kur'an okunmuyorsa tekrar edilir.]

İkameti işitenin tekrar etmesi şart değildir, ancak müstehaptır, tekrar edilmesi iyi olur.

Sual:
Tam İlmihal’de, (Hazır olan cemaat için veya kendi için olan ezan ve ikamet de yerde okunur) deniyordu. Hazır olan cemaat ne demek? Her camide namaz vakti bir cemaat hazır olabilir. Hazır cemaat var diye, ezan cami içinde mi okunur?
CEVAP
Hayır. Oradaki ifadenin tamamı şöyledir:
(Ezan, başkalarına vakti bildirmek için, yüksekte okunur. Hazır olan cemaat için veya kendi için olan ezan ve ikamet yerde okunur.)
Bu ifadede caminin içi geçmiyor. Hazır olan cemaat için caminin kapısının önünde okunabilir. Yağmur falan olursa caminin içinde de okunabilir. Bir ihtiyaç olmadan cami içinde ezan okumak mekruhtur.

Hazır olan cemaat, genellikle uzun veya kısa yolculuklarda olur. Yollarda imamsız mescitler vardır. Her gelenin mescidin içinde ezan ve ikamet okuması gerekir. Yahut bir grup cemaat, namaz kılındıktan sonra camiye veya bir eve gelir, içlerinden birisi caminin veya evin içinde ezan okursa mekruh olmaz. Çünkü okunan ezan orada hazır olan cemaat içindir. Dışarıdaki insanlar için değildir. Dışarıdaki insanlar için okunan ezan, cami içinde okunmaz. Cuma günü cami içinde okunan ikinci ezan da oradakiler içindir.

Sual: Kamet okurken, hayyealassalatü, Kad kametisselatü mü denir?
CEVAP
Hayyealessalati
ve Kad kametissalatü diye okunur. Ti mi, mü diye tereddüt edince ikisini de salah diye bitirmek caizdir. Yani Hayyealessalah ve Kad kametissalah diye okumak da caizdir.

Sual: Müezzinler, Cuma günü bir elini kulağına götürerek ezan okuyor. İki eli kulağa götürmek gerekmiyor mu?
CEVAP
Evet. İki eli kulaklara götürmek sünnettir.

Sual:
Sünnete uygun ezan okunuyorsa, oturanın kalkması gerekir mi?
CEVAP
Ezanı işitenin oturuyorsa kalkması, yürüyorsa durması müstehaptır. Cami içinde ise kalkılmaz.

Sual:
Bir hoca, “Büluğa ermemiş 12-15 yaşındaki çocuklar ezan okuyamaz, kamet getiremez. Yalnız akıl baliğ olmamış çocuk varsa onunla cemaat olunmaz” dedi. 14 yaşında oğlum var, hafızlığa çalışıyor. Ezan okumasında, kamet getirmesinde ve yalnız onunla cemaatle namaz kılmam da mahzur olur mu?
CEVAP
Hiç mahzuru olmaz. Yedi yaşından büyük çocuk, ezan okuyabilir, kamet getirebilir ve onunla cemaat olup namaz kılınır. Yani cemaat sevabı hasıl olur.
(Hoca dedi) dediğiniz için din kitaplarından delillerini de yazalım:

Akıllı çocuğun ezan okuması, kerahatsiz caizdir. Çocuk bir kişi de olsa cemaat olur.
(S. Ebediyye)

7-9 yaşındaki çocuğa, akıllı çocuk denir.
(Bey ve Şira risalesi)

Çocuğun yaşı bilinmiyorsa, acaba altı mı yedi mi diye tereddüt edilmişse ne olacak? Din kitapları onu da bildirmiştir:
Küçük çocuk parayı başka şeyden ayırabiliyorsa ve aldatılarak elinden alınamıyor ise, bu çocuk akıllıdır. Bir çocuk, satın alınan malın mülk olacağını ve satınca mülkten çıkacağını anlarsa, buna Mümeyyiz çocuk yani akıllı çocuk denir. (S. Ebediyye)

Mürahık sabinin [çocuğun], hatta mümeyyiz çocuğun ezanı kerahatsiz caizdir. Fakat mümeyyiz olmayanın ezanı sahih değildir.
(Nimet-i İslam)

Erkek çocuğu 12, kız çocuğu 9 yaşını doldurduğu halde, henüz balig olmamış ise, bunlara mürahık çocuk denir. Büluga ermişlerse artık, erkek veya kadın hükmüne girmiş olurlar. 7 yaşından 9 yaşına kadar olana da, mümeyyiz çocuk denir. Mümeyyiz, akıllı çocuk demektir.

Akıl baliğ kimseler gibi çocuğun da, namaz kılarken ezan okuması sünnettir. Aklı eren çocuk ezan okursa mekruh olmaz ve asla tekrarlanmaz. Çünkü maksat hasıl olmuştur. Hutbeyi bir çocuk okur; namazı akıl baliğ biri kıldırırsa caiz olur.
(İbni Abidin)

Akıllı çocuğun ezan okuması bir rivayete göre mekruh ise de, zahir rivayette çocuk akıllı ise ezanı mekruh değildir. (Halebi)

Sual: Yolculuk yaparken yoldaki mescitlerde veya namaz kılacak herhangi bir yerde namaz kılarken ezan ve ikamet okumak gerekir mi?
CEVAP
Seferi olanlar, kendi aralarındaki cemaat ile de, yalnız kılarken de, ezan ve ikamet okur. Yalnız kılanın yanında, arkadaşları kılıyorsa, ezanı terk edebilir. Seferi olan kimse, bir evde yalnız kılarken de, ezan ve ikamet okur. Çünkü, camide okunan, onun namazı için sayılmaz. Seferi olanlardan bazısı, evde ezan okursa, sonra kılanlar okumaz.

Sual:
Bir camide cemaatle namaz kılındıktan sonra camiye gelen namaz kılarken ikamet okur mu?
CEVAP
Cemaati belli kimseler olan her camide, vakit namazı, cemaat ile kılındıktan sonra, yalnız kılan kimse, ezan ve ikamet okumaz.

Sual: İkamet okumak mı, yoksa ezan okumak mı daha efdaldir?
CEVAP
İkamet okumak, ezan okumaktan daha efdaldir.

Sual:
Günah işleyen kimsenin okuduğu ezan sahih midir? Hoparlörle okuyunca başka bir ses oluyor, kendisi olmuyor; yine sahih olmuyor mu?
CEVAP
Salih kimse bile, hoparlör ile okusa caiz olmaz.
Bir fasıkın, yani açıktan günah işleyen kimsenin temiz olarak ve edep ile ezan okuması caiz değildir. Hoparlör de, fısk [günah] olan şarkıları, kadın seslerini yaymakta kullanıldığı için, bu fısk aleti ile ezan okumak caiz olmaz. Çünkü, ibadet değiştirilemez. Çalgıyı hiç kullanmayıp evinde bulundurmak bile caiz değildir. (İslam Ahlakı kitabı)

Sual:
Ezan ile alay etmek küfür müdür?
CEVAP
Evet. Ezan sünnete uygun okunmasa bile, dini hususlarla alay etmekten çok sakınmalıdır.

Sual: Minare bid’at değil mi?
CEVAP
Peygamber efendimiz, ezanın yüksek yere çıkılarak okunmasını emretmiştir. Yani, ezanı yüksek yerde okumak sünnettir. Sünnete muhalif olmayanlara, yani ilk asırda aslı bulunanlara, mesela, Mevlid okumak, minare, türbe yapmak gibi olanlara sünnet-i hasene denir.
(S. Ebediyye)

Eshab-ı kiramdan Mesleme bin Mahled, Mısır’da vali iken, hicri 58 yılında, ilk minareyi yaptırmıştır.
(Mirat-ül haremeyn)

Sual:
Bir günlük kaza namazını peş peşe kılarken, her namazdan önce ezan okumak ve her namazdan sonra âyet-el-kürsiyi okuyup tesbih çekmek gerekir mi?
CEVAP
Kaza kılarken yalnız bir defa ezan okuyup sonunda âyet-el-kürsîyi okumak kâfidir. Yani, her namaz için ayrı ayrı değil, hepsi için bir defa ezan ve sonunda tesbih çekmek kifayet eder. Her namaz için, kamet getirilir. Kadın için, ezan ve kamet yoktur.

Sual: Sünnete uygun okunan ezandan sonra, hangi dua okunur?
CEVAP
Şu dua okunur:
(ALLAHümme rabbe hâzihid-da’vetit-tâmmeti vessalâtil kâimeti âti Muhammedenil vesîlete vel fadîlete veddereceterrefî’ate veb’ashu mekâmen mahmûdenillezî vaadtehu inneke lâ tuhlifül mîâd.)
Kayıtlı
ayışığım
YASAKLI
Süper Üye
*

Puan: 11
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 540

Açtığı Konular:48
2 Mesajına Toplam
2 Kere Teşekkür Edildi

« Yanıtla #26 : 04 Temmuz 2008, 12:07:32 »

İbadet lisanı Arabidir
Sual: Yazarın biri, (Her millet, namazda okunan sureleri, âyetleri, namaz kılarken kendi lisanı ile, yani tercümesini okuyabilir) diyor. Öyle midir?
CEVAP
Diyanetin hazırladığı Kur'an-ı kerim mealinin önsözünde diyor ki:
(Kur'an-ı kerim, yalnız Türkçeye değil, hiçbir dile hakkıyla çevrilemez. Eski tefsirlerin ışığı altında verilen manalara da tercüme değil, meal demek uygundur. Kur'anın yalnız manasını ifade eden sözleri, Kur'an hükmünde tutmak, namazda okumak caiz olmaz. Hiçbir tercüme, aslının yerini tutamaz.)

İbni Hacer-i Mekki hazretleri buyuruyor ki:
(Kur'an-ı kerimi Arabiden başka harf ile yazmak ve başka dile tercüme edip, Kur'an-ı kerim yerine bunu okumak, sözbirliği ile haramdır. Arabiden başka harf ile yazmak ve böyle yazılmış Kur'anı okumak haramdır. Kur'an-ı kerimi Arabi harflerle, okunduğu gibi yazmak sureti ile değiştirmek bile, sözbirliği ile haramdır.) [Fetava-i fıkhiyye s.37]

Sual: ALLAH yerine tanrı demenin caiz olmadığını bildirdiniz. 1940dan 1950 yılına kadar müezzinlik yaptım. "ALLAHü ekber" yerine "Tanrı uludur" dedim. Ezanı da, kameti de hep Türkçe okudum. Namazımı da âyetlerin tercümesi ile kılıyorum. Dinimizde zorluk yoktur. Tanrı kimseye gücünün yetmediğini yüklemez. Bırakın her toplum, kendi dili ile ibadetini yapsın! Kimseyi zorla Arap yapamayız. İslamiyet’in şartı temizlik ve güzel ahlaktır, dil değildir. Hangi dille ibadet edersen et hiç sakıncası olmaz. Öyle değil mi?
CEVAP
Hayır öyle değildir. Namazda sureler ve dualar Arapça okununca sadece iftitah tekbiri (ALLAHü ekber) yerine (Tanrı uludur) dense veya başka bir şey söylense namazın yine sahih ve kabul olmayacağı bütün fıkıh kitaplarında yazılıdır. Mesela Redd-ül muhtarda açıkça yazılıdır. Hatta selamdan önce okunan duaları bile Arabi okumak şarttır. Kur'an-ı kerimde ve hadis-i şerifte olmayan duaları okumak bile namazı bozar. Arabiden başka herhangi bir dil ile namaz kılmanın sahih olmadığını bütün âlimler ittifakla bildirmişlerdir. (Hindiyye)

Biz, başka milletlerin milli marşlarını tercüme ederek söylesek, onlar da bizim istiklal marşımızın tercümesini söyleseler uygun görülmez. Her devletin kanununda bildirilen esaslara uymak gerektiği gibi, ALLAHü teâlâ da bize namazı nasıl kılmamızı emrediyorsa öyle kılmamız gerekir. Dinimizde kolaylık vardır. Fakat kolayına geldiği gibi dini değiştirmek yoktur.

Mesela sizin isminiz İsmet, günahsızlık, temizlik demektir. Bir kimse sizi, Arapça olan İsmet kelimesiyle değil de tercümesi olan temizlik kelimesi ile çağırsa, İsmet Bey yerine, Temizlik Bey dese ne dersiniz? Bir ismin bile tercümesini söylemek çok tuhaf olurken namazdaki sureleri Türkçe olarak okumak nasıl caiz olur?

Dinde, sizin veya bizim fikrimize itibar edilmez. Muteber din kitapları ne yazıyorsa ona bakılır. ALLAHü teâlânın emri olduğu için ibadet lisanı Arabidir. Dinin sahibi nasıl istemişse öyle yapılır. Başka türlü istemek dine aykırı olur. Kur'an-ı kerimin tercümesini Kur'an hükmünde tutmak ve namazda okumak asla caiz değildir. ALLAHü teâlâ, Kur'an-ı kerimde, (Benim kitabım Arabidir, Kur'anı Arabi lisan ile indirdim) buyuruyor. O halde ALLAHü teâlânın melek ile indirdiği kelimelerin, harflerin ve manaların toplamı Kur'andır. Kur'an-ı kerim Arabiye bile çevrilse, yine Kur'an olmaz. Kur'anın açıklaması olur. Manası bozulmadan da, bir harfi bile değişince, Kur'an olmaz.

Fetava-i fıkhiyye
’de buyuruluyor ki:
(Kur'an-ı kerimi başka dile tercüme edip, Kur'an-ı kerim yerine bunu okumak ve Kur'an-ı kerimi Arabi harflerle, okunduğu gibi yazmak suretiyle değiştirmek bile sözbirliği ile haramdır. Kur'an-ı kerimi böyle yazarken ve başka dile tercüme ederken, ALLAH kelamının icazı bozulmakta, nazm-i ilahi değişmektedir. Bunun gibi sebeplerle de Kur'an-ı kerimin tercümesi namazda okunamaz.)

Namaz haricinde her milletin kendi diliyle dua etmesi caizdir. Vaaz ve nasihati kendi lisanıyla yapması gerekir. Din için yapılacak diğer bütün hizmetler de böyledir.

Diyanet işlerinin kararı
Diyanet işleri Başkanlığı Din işleri Yüksek Kurulu’nun 4.12.1997 gün ve 103 sayılı kararı da özetle şöyle:
(Kur’andan kolayınıza geleni okuyun) âyetinde olduğu gibi, Peygamber efendimiz de namaz kılmayı tarif ederken, (Kur’andan hafızandakilerden kolayına geleni oku) buyurmuştur. Bu itibarla namazda Kur’an-ı kerim okumak; kitap, sünnet ve icma ile sabit bir farzdır. Kur’an, sadece mana olarak değil, Resulullahın kalbine elfazı [sözleri] ile indirilmiştir. Bu elfazdan başka lafızlarla ifade edilen mana Kur’an değildir. Çünkü, indirildiği elfazın dışında, hatta Arapça bile olsa, başka sözlerle ifade edilen mana, Kur’an değildir. Kur’an kavramında sadece mana değil, bir rüknü olarak onun elfazı da vardır. Bunun için tercümesine Kur’an denilemeyeceği ve Kur’an hükmünde olmadığı konusunda İslam âlimleri görüş birliği içindedir.

1926’da Göztepe camii imamı Cemal Efendi’nin Cuma namazında Kur’an-ı kerimin tercümesini okuması üzerine, İstanbul müftülüğü, Diyanet işleri reisi Rıfat Börekçi’nin de imzası bulunan Müşavere heyeti kararında denmiştir ki:
“Namazda Kur’an okumak, icma ile farz ve Kur’anın herhangi bir tercümesini Kur’an yerine koymak asla caiz değildir. Bu husus İslam âlimlerinin icmaı ile sabittir. Bu bakımdan Cemal Efendi’nin vazifeden alınmasına zaruret hasıl olmuştur.”
Kayıtlı
ayışığım
YASAKLI
Süper Üye
*

Puan: 11
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 540

Açtığı Konular:48
2 Mesajına Toplam
2 Kere Teşekkür Edildi

« Yanıtla #27 : 04 Temmuz 2008, 12:07:43 »

Cihazla ibadet etmek
Sual: Bazı ülkelerde, bir camiden diğer camilere TV ile irtibat kuruluyor, diğer camidekiler, büyük camideki imama uydukları gibi, camiye gitmeyen de evinden, TV’deki imama uyup namaz kılıyormuş. Bunun mahzuru var mıdır?
CEVAP
Öğrenmek niyetiyle TV’den Kur'an-ı kerim dinlemek caizdir. Teypten dinlemek de caizdir. Okunan Kur'an-ı kerimi kasete alıp, mezara gidince, teybi açarak kaseti dinlemekle bizzat Kur'an-ı kerim okunmuş olmaz. Bunun gibi, bir kimse, namaz kılarken kendi filmini çekse, sonra her namaz vakti gelince, video ile bu filmi oynatsa, namaz kılmış olmaz. Namaz kılmak, ezan okumak vakitli ibadetlerdir. Bunları teyple, video ile yapmak, bid'at olup, büyük günahtır.

TV ve video iyi bir eğitim vasıtasıdır. Mesela namazın nasıl kılınacağını tatbiki olarak göstermek çok iyi olur. Fakat namaz kılan imamın filmini alıp, imam yerine ekrandaki bu görüntüye uymak caiz olmaz. Bunun gibi, ezan okuyan müezzinin filmini videoya alıp, vakit gelince videodan ezan okutturmak da caiz olmaz. Çünkü TV ekranındaki resim, müezzinin kendisi değil, görüntüsüdür. TV’deki ses de, müezzinin bizzat kendi sesi değil, benzeridir.

İki ayrı şey, birbirine çok benzese de, aynı değildir. Mesela Ali ile ikiz kardeşi Veli, birbirine ayırt edilmeyecek derecede benzese de, ayrıdır. Biri Ali, öteki Veli’dir.

Bir insanın resmi, kendisinin tam benzeridir, aynısı değildir. Resmin gözü yırtılsa, sahibinin gözüne bir zarar gelmez. Bir kimse aynaya baksa, aynadaki görüntü, bakan kimsenin resmidir. Bu resim sahibinin bizzat kendisi değil, benzeridir, görüntüsüdür. Aynayı kırsak, görüntü kaybolursa da sahibine bir şey olmaz.

TV, teyp ve radyodaki sesler de, sahibinin benzer sesidir, aynısı değildir. Aynen bunlar gibi imamın sesi, hoparlöre verilince, elektrik ve mıknatısın hasıl ettiği bir ses haline dönüşüyor. Bizim duyduğumuz ses, imamın sesi değil, elektrik ve mıknatısın hasıl ettiği sestir. Yani hoparlörden çıkan ses, elektrik tesiriyle hasıl olan mıknatıs kuvvetlerinin titreyerek demir levhanın husule getirdiği bir sestir. Bu ses, imamın sesine, ne kadar benzerse benzesin, benzeridir, aynısı değildir.

TV’deki görüntüye imam diye uymakla, hoparlörden çıkan sese imamın sesi diye uymak aynıdır. Görüntü bizzat imam olmadığı gibi, ses de bizzat imamın sesi değildir. Onun için görüntüye ve cihazdan çıkan sese uymakla imama uyulmuş olmaz.

TV’deki sesler yankı da değildir. Yankıya da uymak caiz olmaz. Redd-ül-muhtar’da, (Dağa çarpıp yankılanan ses, insan sesi olarak kabul edilmez. Vasıtasız, bizzat insanın söylemesi gerekir. Yankı ile gelen ses, hakiki ses hükmünde olmadığı için, yankı ile gelen bir secde âyeti için secde-i tilavet gerekmez) buyuruluyor.

Namaz kılarken görüntüsü videoya alınmış imama uymak caiz olmadığı gibi, TV’nin naklen yayınında, imamı da görsek, böyle bir imama da uymak caiz olmaz. Yahut hoparlör veya radyo vasıtasıyla gelen ses de imamın sesi olmadığı için, bu ses ile hareket ederek ibadet etmek de caiz olmaz.

Elmalılı Hamdi Yazır
, Araf suresinin 204. âyetinin tefsirinde diyor ki:
Kıraet (okumak) ise bir ihtiyari iştir ki, akıllı ve konuşan bir insanın ağzından çıkanı anlamaya ve anlatmaya yönelik bir maksat taşıyan sesli olarak okumak demektir. Nitekim vahiy meleği olan Hazret-i Cebrailin işi bile aslında bir kıraet (Kur'an okuma) değil, bir ikra, yani okutmaktır. ALLAH’ın yaptığı iş ise vahyi indirmek ve kıraeti yaratmaktır. Cansız varlıklardan çıkan seslere kıraet denilemeyeceği gibi, aks-i sadadan, yani sesin yankılanmasından meydana gelen işe de kıraet denilemez. Bunun içindir ki, fakihler bir kıraetin yankılanmasından hasıl olan yankıya kıraet ve tilavet hükmü terettüp etmeyeceğini ve mesela tilavet secdesi gerekmeyeceğini beyan etmişlerdir. Bir kitabı sessiz olarak okumaya kıraet denilemeyeceği gibi, çalan veya çınlayan, yankı yapan bir sesi dinlemek de kıraet dinlemek demek değildir, bir çınlamayı dinlemektir. Şu halde Kur'an okuyan bir okuyucunun sesini aksettiren gramofon veya radyodan gelen sese de kıraet denilemez. Bu gibi sesler bir kıraet değil, bir kıraetin yankısı ve yansımasıdır, bunlara dinleme ve susma emrinin hükmü terettüp etmez.
(s. 2361)

Gramofondan [teyp, radyo, TV’de] okunan secde âyetini işitenin, tilavet secdesi yapması gerekmez.
(Mezahib-i erbea)

Bid'atin zararı
Bu aletleri ibadet vasıtası olarak değil de, eğitim, öğretim, haber gibi işlerde kullanmak çok faydalıdır. İbadetlere karıştırmak bid’attir.

Peygamber efendimiz, Eshab-ı kiram ve şimdiye kadar gelen İslam âlimleri, namazı nasıl kılmışlar, ibadetleri nasıl yapmışlarsa, aynen öyle yapmak gerekir. Eklemek ve çıkarmak, dini değiştirmek olur. İbadetlere bid'at sokmakla daha güzel ibadet edilmiş olmaz. (İbadetleri bizim gibi yapmayanlar, bizden değildir) hadis-i şerifini düşünerek, ibadetlere ilave ve çıkarma yaparak dini değiştirmekten çok sakınmalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Her bid'at sapıklıktır ve her sapık da Cehennemdedir.) [İbni Asakir]

(Bid'atten sakının; çünkü her bid'at dalalettir.) [İbni Asakir]

(Bid'at çıkaranın, orucu, haccı, cihadı, tevbesi ve hiçbir iyiliği kabul olmaz. Bunun Müslümanlıktan çıkması, yağdan kıl çıkar gibi kolay olur.)
[Deylemi]

İmam-ı Rabbani
müceddid-i elfi sani hazretleri buyuruyor ki:
(Ahir zamanda Hazret-i Mehdi gelip, dini yayıp sünneti diriltirken, bid'at işlemeye alışmış olan Medine’nin âlimi, bid'ati güzel sandığı ve ibadet olarak yaptığından, Hazret-i Mehdi için, "Bu adam bizim dinimizi yok edecek" diyecektir.) [Mektubat-ı Rabbani c.1, m. 255]

Sual: (Kâbe’de de mikrofonla namaz kılınmaktadır. Bu da hoparlörün caiz olduğunu göstermez mi?) diyene ne cevap vermeli?
CEVAP
Kâbe’deki Vehhabilerin yaptığı dinde ölçü değildir. Vehhabilerin ehl-i sünnetle alakası olmadığı herkes tarafından malumdur. Hatta, zındık oldukları Nimet-i İslam kitabında ve başka muteber kitaplarda yazmaktadır. Denize düşen yılana sarıldığı gibi, fetvada zorluk çeken de Vehhabiye sarılmamalı.

Dinde nakil esastır
Sual:
Mısır radyosu, sabah namazını canlı olarak yayınlıyor. Net olarak dinliyoruz. Evimizden radyodaki imama uyup sabah namazını kılmamız caiz midir? Hocamız, vakit girerse, uyulabileceğini söyledi.
CEVAP
Fıkıh kitaplarında, imamla cemaat arasında kayık geçecek kadar bir nehir veya araba geçecek kadar bir yol varsa, imama uymanın caiz olmadığı bildiriliyor. TV’de canlı olarak yayınlansa yine uyulmaz. Burada en önemli husus şudur: Radyodan gelen ses, bizzat imamın sesi değil, tam benzeridir. Bir insanın fotoğrafı veya TV’deki görüntüsü gibidir. Her ne kadar fotoğraf veya TV’deki görüntü, o insana ait ise de, bizzat kendi değildir. Bu bakımdan radyodan, TV’den okunan secde âyetleri için secde-i tilavet gerekmediğini de din kitapları bildirmektedir. Dinde nakil esastır. Herkes aklına göre bir şey çıkarırsa, ortada din diye bir şey kalmaz.
(M.Erbea, Hadika)

Sual:
Mezarlığa gittiğimizde, banttan Kur'an-ı kerim okunuyor. Bundan ölüye diriye sevap olur mu?
CEVAP
Hayır sevap olmaz.

Sual: Mikrofonla kıldıran imamı görüyorsak veya çıplak sesle de sesini duyacak mesafede isek, arkasında kılınan namaz sahih olur mu?
CEVAP
Çıplak sesini duymasak da, geriden öndekilerin hareketine göre hareket etmişsek namaz sahih olur. Ancak imamın itikadı bozuk ise isterse hoparlörsüz kıldırsın fark etmez. Ama imam istemeyerek emir ile kıldırıyorsa, o zaman imama günah olmaz ve onun arkasında namaz kılınır.

Sual: Yüzyıl önce şehirlerimizde hoparlör sistemi yoktu, zaten gerek de yoktu. Ama şimdi metropoller var, milyonluk şehirler var. Ezan bir çağrı ise ve insanların duyması isteniyorsa bunun hoparlörden okunmasında ki yanlışlık ne olabilir?
CEVAP
Ama dinimiz öyle demiyor. Ezanın mutlaka duyulması lazım demiyor. Hatta imamın sesini bütün cemaatın duyması gerekir demiyor. Sultanahmet gibi camiler hoparlör çıkmadan önce de vardı. Peygamber efendimiz yüz bin sahabiye hutbe okudu. Herkes duymadı, duyması da lazım değil. Yani hutbenin şartlarından değil. Duymayanlar çok olsa da hutbe yine sahih olur.

Sual: Hepimiz biliyoruz ki daha 50 yıl önce İslam toplumlarında haram kabul edilen birçok şey günümüzde helal oldu. Toplumun çoğunluğunun istediği hoparlörle, teyple ibadetin ne mahzuru olur?
CEVAP
Dün haram olan bugün helal olmaz. Yeni çıkan türediler dini değiştirerek haramı helal hale getiremez, onlar helal dese de ALLAH indinde o yine haramdır. Bunun canlı bir örneğini vermelisiniz. Dün haram iken bugün helal olan veya dün helal iken bugün haram olan bir şey var mı? Olamaz, olması da mümkün değildir. Din oyuncak değildir. Herkes din ile oynayamaz, din zamanla değişmez. Dinde reform olmaz. ALLAH’ın Peygamberi namazı nasıl kıldırmışsa şimdi de öyle kıldırılmalıdır. Dinde değişiklik, dini koyanı beğenmemek olur. Bu da küfür olur.

Hoparlör sesine âmin demek
Sual:
Hoparlörden çıkan sese âmin diyenin namazı bozulur deniyor. Halbuki ben ilmihallere baktım, namazı bozanlar arasında hoparlör yazmıyor. Hoparlörden çıkan sese âmin demek niye namazı bozuyor ki? Hoparlörle sesin yükseltilmesinin ne mahzuru olur ki?
CEVAP
Her ilimde olduğu gibi, fen ilminde de o işin uzmanı söz sahibidir. Dinimiz de buna kıymet verir. Çünkü fen ilimleri, İslami ilimlerin bir koludur. Dini bilgilerde ise edille-i şeriyye esastır. Fen bilgileri bunlara göre açıklanır.

Müslüman ve uzman bir doktor, bu hasta guslederse ölür diyorsa, teyemmüm gerekir diyorsa, o doktora inanılması gerektiğini, diğer fen işlerinde de durumun böyle olduğunu dinimiz bildiriyor. Hoparlörden çıkan ses, nakli seda mı, aksi seda mı, yoksa başka bir ses mi, bunu ancak uzmanı bildirir.

Bütün uzman mühendisler bildiriyor ki:

(Hoparlörden çıkan ses, nakli seda değildir. Hoparlör, sesi yükseltici bir alet değildir. Yankı da değildir. İmamın sesi, hoparlöre verilince, elektrik ve mıknatısın hasıl ettiği bir ses haline dönüşüyor. Duyulan ses, imamın sesi değil, elektrik ve mıknatısın hasıl ettiği sestir. Yani hoparlörden çıkan ses, elektrik tesiriyle hasıl olan mıknatıs kuvvetlerinin titreyerek demir levhanın husule getirdiği sestir. TV ekranındaki resim, imamın bizzat kendisi değil, görüntüsüdür. TV’deki ses de, imamın bizzat kendi sesi değil, sesin benzeridir.)

Bütün uzmanlar böyle söyleyince, dinin emri gereği onlara inanmak gerekir. Helal olan üzüm şırası, alkol haline, şarap haline dönüşünce, o sıvı haram oluyor. Yok bu üzüm şırası diye inat etmek cahillikten başka şey değildir. Şarap da sirkeleşince helal oluyor. Şarap nasıl helal olur demek de cahilliktir. Yine uzman kimyager, (Necis yağ, mesela domuz yağı sabun haline dönüşse temiz olur) diyor.

Evet bütün uzmanlar ne diyor? (TV’deki konuşan kimsenin resmi bizzat kendisi olmadığı gibi, sesi de bizzat kendi sesi değil, benzeridir) diyorlar.

Şimdi gelelim dini hükmüne.
İbni Âbidin’de diyor ki:
“Başkasının sesine âmin diyenin namazı bozulur.”

Hoparlörden çıkan ses de, başka bir ses olduğuna göre, ona âmin diyenin namazı bozulur. Demek ki, namazı bozanların arasında başka bir sese âmin demek de var imiş. İnsan bunu bilmeyince, (Hoparlör sesi yükseltiyor ne büyük nimet. Herkes biliyor, siz bilmiyorsunuz) diyerek cahilliğini gösterir.

Dönüşümün mahiyeti
Sual
: Üzüm suyu, şarap haline gelince haram oluyor. Acaba imamın sesi, kasete, teybe alınca, mikrofon hoparlör ile uzaklara duyurulunca, ses nakli mi oluyor, yoksa özelliği değişiyor mu?
CEVAP
Bu işin uzmanları diyor ki:
Mikrofon, ses enerjisini elektrik enerjisine dönüştüren bir transduser, bir alettir.
Hoparlör, elektrik enerjisini ses enerjisine dönüştüren bir transduser, bir alettir.
Mikrofonla hoparlör arasında ses nakli olmuyor, sesi yükseltmiyor, bir enerji dönüşümü oluyor. Mikrofona karşı konuşan insanın sesi, önce elektrik enerjisine dönüşüyor. Buradan hoparlöre giden elektrik sinyalleri tekrar sese dönüşüyor.

Mikrofona giren ses dalgalarının etkisiyle, diyafram, kristal elemanı hareket ettirerek manyetik bobinin uçlarında elektriksel gerilim meydana gelmektedir. Meydana gelen bu elektrik sinyalleri yükseltici vasıtasıyla hoparlöre girmektedir. Ses bilgilerini taşıyan elektriksel akımların ses bobininde oluşturduğu manyetik alan ve mıknatısın kendi sabit manyetik alanı etkilenerek hoparlör diyaframını titretmektedir. Diyafram titreşerek ses dalgalarını yaymaktadır. Bu orijinal sesin nakli değildir, farklı frekanslarda enerji dönüşümüyle başka özellikte yeni bir ses meydana gelmektedir. Bu ses, tıpa tıp aynı benzese de farklı bir sestir. Meydana gelen yeni ses, konuşanın kendi sesi değildir. Elektrik tesiri ile hasıl olan, mıknatıs kuvvetlerinin titrettiği demir levhanın, husule getirdiği başka bir sestir. Namaz kılarken, imamdan başkasının sesine uymak caiz olmaz. Bu inceliği iyi anlamak gerekir.

(Herkes öyle diyo) demek
Sual:
Ben bir sünnete uyunca, bid’at ehli “Herkes böyle yapıyor, Mekke’de bile hoparlörle ibadet ediliyor, onların hepsi yanlış yolda da, sadece sen mi doğru yoldasın” diyorlar. Her yerde kötü işlerin, bid’atin rağbet görmesinin, iyi işlerin, ALLAH’ın emirlerinin öcü gibi gösterilmesinin sebebi nedir?
CEVAP
Âlimler azalıp cahiller çoğalacağı için, insanlar bozulup gün günü aratacağı için, kıyamet kötüler üzerine kopacağı için çoğunluğa uyuluyor. Beş hadis-i şerif meali şöyledir:
(Her asır, önceki asırdan daha bozuk olur. Böylece Kıyamete kadar hep bozulur.) [Tezkire-i Kurtubi muhtasar, Hadika]

(İnsanların en hayırlısı, en iyisi benim asrımda bulunanlar
[Eshab-ı kiram]dır. Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenler [tabiin]dir. Onlardan sonra da en iyiler onlardan sonra gelenler [tebe-i tabiin]dir. Artık bundan sonra yalanlar yayılır.) [Buhari]

(Sonra gelenler, önceki âlimleri cahillikle suçlar.)
[İ.Asakir]

(Kötüler iyi, iyiler kötü gösterilmedikçe, kıyamet kopmaz.) [Haraiti]

(Bu din garip olarak başladı, sonu da garip olur.) [Tirmizi]

Bu devirde herkese inanmak yanlıştır. İyilik, güzellik, hak gibi hususlar, her zaman çoğunluğun bulunduğu yerde olmaz. Mesela Çin'in, Japonya'nın nüfusu çoktur. Dinleri Budizm’dir. İnsanların çoğu Budist diye, Budizm’in doğru olduğu söylenemez. Dünyada gayrı müslimler, Müslümanlardan daha fazla. Azınlıkta kaldığı için (Müslümanlık hak din değildir) denemez. Çünkü on âyet meali şöyledir:
İnsanların çoğuna uyan sapıtır. (Enam 116
)
Halkın çoğu kâfirdir. (Nahl 83)
Çoğu fasıktır. (Maide 49)
Çoğu müşriktir. (Rum 42)
Çoğu iman etmez. (Rad 1)
Çoğu inkârcıdır. (İsra 89)
Çoğu gafildir. (Yunus 92
)
İslamiyet’in hak ve doğru olduğunu çoğu bilmez. (Rum 30)
İnananlar azdır. (Sad 24)
Şükredenler azdır. (Sebe 13
)

(Herkes öyle diyo)
demekle, çoğunluk dinde ölçü olmaz. Şaraptan yapılan sirkeye herkes haram dese de sirke helaldir. Dinde çoğunluğa uymak değil, hakka, doğruya uymak gerekir.

Herkes dinsizleşse, ALLAH diyen kalmasa da tek başına ALLAH demeli. Herkes açık gezse de kapanmalı. Herkes ibadetlerde hoparlör sünnet dese de, sünnet olmadığını, bid’at olduğunu bilmeli. Dünyanın çoğunluğu, zina suç değildir dese de, haram olduğunu bilmeli. Herkes, (Bir kereden bir şey olmaz) dese de, bir kere de olsa günah işlememeli.

Hoparlör bid’atine güzel demek ne kadar çirkindir. İbadetlere bid'at sokmakla daha güzel ibadet edilmiş olmaz. (İbadetleri bizim gibi yapmayanlar, bizden değildir) hadis-i şerifini düşünerek, ibadetlere bid’at karıştırmaktan çok sakınmalıdır! Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Bid'atten sakının; çünkü her bid'at dalalettir.) [İbni Asakir]

İbadetle başka şey mukayese edilmez
Kayıtlı
ayışığım
YASAKLI
Süper Üye
*

Puan: 11
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 540

Açtığı Konular:48
2 Mesajına Toplam
2 Kere Teşekkür Edildi

« Yanıtla #28 : 04 Temmuz 2008, 12:07:56 »

Sual: Tam İlmihal’de, “Hoparlörden çıkan imamın sesine âmin denince namaz bozulur. Çünkü imamın değil, benzeri bir sese âmin denmiş oluyor” deniyor. Hoparlörden çıkan ses, sahibinin gerçek sesi olmadığına göre, radyodan, kasetten dinlediğimiz sesler de gerçek müzik olmaz. O zaman radyodan müzik dinlemek caiz olmuyor mu?
İbni Âbidin’de, “Birisinin yüzüne bakmayacağım diye yemin eden, aynadaki görüntüsüne bakabilir. Çünkü, bu görüntü, kendisi değildir, benzeridir” deniyor. Bu duruma göre porno film seyretmek caiz olmuyor mu?
CEVAP
Her ikisi de caiz olmaz. Birinci örnekte ibadetle müzik dinlemek birbirine karıştırılıyor. İbadet ayrı, müzik ayrıdır. İbadetle başka şey mukayese edilmez. Namazda yiyip içmek namazı bozar, ama başka zaman yiyip içmenin mahzuru olmaz. Namazda iken başkasının sözü ile hareket edince namaz bozulur, ama başka zaman mahzuru olmaz. Biz namazda iken, birisi Fatiha okusa, sonunda biz âmin desek namaz bozulur. Ama imamın Fatihasına âmin dense bozmaz. İmamdan gayrisine âmin denmez. Hoparlörden çıkan ses de hakiki bir sestir, ama imamın sesi değildir. Hoparlörden çıkan sese gerçek ses değildir denmez. Gerçek sestir. Ama imamın sesi değildir, benzeri bir sestir. Onun için namaz sahih olmuyor.

Müzik, müziktir, ister bunu Yeliz çalsın, isterse Kaya çalsın, isterse teypten gelsin, fark eden bir şey olmaz. Şarkıcının bizzat kendi sesi olmasa da, benzer bir ses oluyor, yani yine aynı günah oluyor. Burada sesin benzeri ile aynısı fark etmiyor. Ortada bir iş ve bir ses var, benzeri ile aynısı olması neticeyi değiştirmiyor.

Resim bir insanın bizzat kendisi değildir, kendisinin resmidir. Resme bakmakla kendisine bakılmış olmaz. Ama çıplak resmine bakmak haram olur. Şimdi bilgisayarla çıplak kadın resmi de yapılıyor. Bu tamamen hayali bir resimdir buna bakmak haram olmaz denemez.

Bilgisayarla yazılan yazı, asıl yazı değil diye, bu yazılar, şahıslar ve kanun nezdinde ve dinimize göre geçersiz olur mu hiç? İyi ise iyi yazıdır, kötü ise kötü yazıdır.

Bir CD'nin içine yüzlerce cilt kitap sığıyor. Elektronik ortamda kitaplar, hatta kütüphaneler var. Hakiki kitap değil diye bunlar yok sayılır mı? Radyoda, TV’de, telefonda veya bilgisayarda, çeşitli suç işlesek, sonra bunları dikkate almayın, bunlar bizim hakiki görüntümüz, hakiki sesimiz ve hakiki yazımız değil, benzerleridir desek, suç işlememiş mi oluruz? Yazdığımız ve söylediğimiz şeyler dinen yasak ise, günahtan kurtulur muyuz?

Telefon sapıkları, musallat oldukları insanlara neler çektiriyor. İlanı aşk yapan, sövüp sayan veya müstehcen konuşanları var, her türlüsü var. Şimdi bunların hakiki sesi değil diye yaptıklarını hoş görebilir miyiz? Bu sapık, benim hakiki sesim değil, beni suçlu sayamazsınız diyebilir mi?

Bunun için ibadetle ibadet olmayan işi karıştırmamak gerekir. Robotla çok iş yapılabilir ama, robota namaz kıldırsak kendimiz kılmış olmayız veya namazımızı filme alsak, namaz vakitlerinde onu oynatsak namaz kılmış olmayız. Bazı kimseler, “Hoparlör günlük işlerde kullanılıyor da niye ibadette kullanılmasın” diyorlar. Robotlara bir çok işler yaptırılıyor. Robota imamlık da yaptırılabilir, Kur’an da okutulabilir, namaz da kıldırılabilir. Belki hacca da robot gönderilir. Peki ama, bunların dinimizle ne alakası olur? Bu aletler ibadet olmayan işlerde kullanılır. İbadete bid’at sokulmaz.

Yankı ve hoparlör
Sual:
Hoparlör ve aksi seda yani yankı ile namaz kılmak caiz değildir. Ancak büyük camiler, aksi sedayı kuvvetlendirilecek şekilde yapıldığına göre, burada yankı nasıl caiz oluyor?

CEVAP
Ses teknolojisi ile uğraşan bilim dalına (akustik) denir. Önce sesin meydana gelişini inceleyelim:
Boğazdaki ses iplikçikleri [etten iki tel], konuşurken, gerilerek sertleşiyor. Ciğerden gelen hava, bunları titreştirerek ses hasıl oluyor. Titreşen tellerin hava moleküllerine çarpması, bu molekülleri titreştiriyor. Bu titreşimler de, yanlarındaki hava moleküllerini titreştirerek kulağımıza kadar ulaşıyor. Böylece sesi duyuyoruz. Ses hava içinde, muntazam küreler halinde dalgalarla yayılıyor. Havanın kendisi gitmiyor. Sesi iletmiş oluyor. Kuru hava, sesi, saniyede 340 metre hızla iletmektedir. Su molekülleri de, sesi iletir. Sesin, sudaki hızı, saniyede 1500 metre kadardır. Katı cisimler, sesi daha çabuk iletiyor. Sesin çelik ve camdaki hızı, saniyede beş bin metredir.

Havada, suda yayılmakta olan ses dalgaları, duvar, kayalık gibi sert düz yüzeylere çarpınca, doğrultularını değiştirerek, tekrar geriye döner. Geri dönen dalgalar, eşit özellikte, ikinci bir ses meydana getirirler. Bu ikinci sese aksi seda yani yankı denir.


Bir sesin işitilmesi ile bu sesin bir veya daha fazla yansımasından doğan yankının duyulması arasında geçen zaman farkına “yankı zamanı” denir. Akustik yardımı ile sesin yansıma özelliklerinden faydalanılarak deniz derinliklerini ölçmek mümkün olmuştur.

Yankı zamanı 0,1 saniyenin üstünde ve ses kaynağına uzak olan mesafelerde, çınlama ve ikinci veya daha fazla sesler meydana gelir. Dağlardan çöllerden ve başka yerlerden yansıyıp geri gelen seda insanın tabii sesi değildir. İşte bunun için aksi seda denilen bu ikinci ses, o kişinin ağzından çıkan hakiki ses değildir. İbadetlerin sahih olması için, suni ses değil, tabii insan sesi olması gerekir.

Cami, tiyatro, konferans salonu gibi yerlerde sesin en az yankı ve en çok netlikle dinleyici kitlelere ulaştırılması büyük önem taşır.

Akustik konusundaki çalışmalara daha önceki devirlerde İslam mimarisinde olduğu gibi, Selçuklu ve Osmanlı mimarisinde de çok rastlanır. Binlerce insanın ibadet ettiği camilerde yankı özellikleri en ince noktalarına kadar hesaplanmıştır. İmamın sesinin dört bir köşeden duyulabilmesi için bütün tedbirler alınmıştır.

Mimar Sinan’ın, Süleymaniye camisini yaparken, yankı sesi meydana gelmemesi için nargile şişesinde su kaynatarak, fokurdama sesi ile ince hesaplar yaptığı ansiklopedilerde yazılıdır. Mimar Sinan, sesin yayılması esnasında aksi seda ile ikinci bir sesin meydana gelmemesi için tedbir almıştır.

Maksat sesi yükseltmek değil, ikinci suni ses olan aksi sedayı önleyip, tabii sesi duyurmaktır. Bir fıkhi kaide şöyledir:
(İmamın sesi yetişmediği zaman, müezzinlerin yüksek sesle, cemaate bildirmesi caiz ise de, çok bağırmaları namazlarını bozar. Çünkü, bağırarak okumak, dünya sözü konuşmak gibidir. İmamın namazda, ihtiyaçtan fazla yüksek sesle okuması, namazı bozmaz ise de, haramdır.)

Hoparlörden işitilen ses, insanın tabii sesi olmadığı gibi, yankı da değildir. Hakiki sese benzeyen başka bir sestir.

Ses mikrofona gelince elektrik sinyallerine çevriliyor. Hoparlör ise, elektrik sinyallerini ses dalgalarına çeviren bir alet yani bir transduserdir.

Arkadan gelen ses
Sual:
Bir caminin arka tarafında namaz kılarken imamın sesi arkadan geldi. Hayret ettim, arkada da mı imam var diye. Gayri ihtiyari başımı döndürüp baktım. Ses hoparlörden geliyormuş. Namazım bozuldu mu?
CEVAP
Göğüs kıbleden dönmediyse namaz bozulmuş olmaz, ama mekruh olur. Göğüs de dönmüş ise namaz bozulur. Hoparlörün böyle numaraları olabiliyor. Bazen müzik de karışabiliyor. Cep telefonlarından melodiler duyuluyor. Bunlar ahir zaman alametleridir.

Sual: Cep telefonuna Yasini şerifi aldık. Kabristana gidip de, ölülere dinletsek sevap olur mu?
CEVAP
Hiç sevap olmadığı gibi, ayrıca bid’at ve büyük günah olur. Radyo, TV ve hoparlörle, faydalı yayınlar yapılması sevabdır. Fakat, ibadetleri [Kur’anı, ezanı, namazı] hoparlörle yapmak caiz değildir.

Hoparlörden çıkan sese kıraat, yani Kur’an okumak denmez, çınlamak denir. (Elmalı tefsiri)

Hoparlörden gelen ses
Sual:
(Camide, hoparlörlerden gelen sesler, imamın sesi ile karışınca, bu sesler, imamın sesini bastırsa da; imamın kendi sesine niyet ederek, âmin demenin bir mahzuru olmaz) deniyor. Hâlbuki İslam Ahlakı kitabında, (Hoparlörden çıkan ses, imamın sesi değildir, bu sesin benzeridir. Bunu işitenler, imamın sesini değil, bu sese benzeyen başka bir sesi işitiyorlar. İmamın sesine uymayıp, başka sese tâbi olanın ve imamdan başkasının okuduğu Fatiha’ya âmin diyenin namazı sahih olmaz) diye yazıyor. Hoparlörden gelen sese imamın sesi diye uymak sahih olur mu?
CEVAP
İmamın hemen arkasında olup da, imamın kendi sesini duyuyorsak, o zaman sahih olur. İmamdan uzak olanlarınki sahih olmaz. Sağdaki, soldaki ve arkadaki hoparlörlerin gür sesleri arasından, imamın sesini ayırt etmek imkânsızdır.
100 lira parasını faize veren, bir müddet sonra 101 lira alsa, 101 liranın tamamı faiz olur. 1 lirası fakire verilince, diğer kısmı faizden kurtulmuş olmaz.
(Mektubat-ı Rabbani)
Görüldüğü gibi, çok az bir faiz, bütün parayı haram hale getiriyor. İçinden ayırmak mümkün olmuyor. Bunun gibi, gürültü hoparlör sesleri arasından, imamın kendi sesini ayırmak, işitmek mümkün değildir. İslam Ahlakı kitabında da bildirildiği gibi, hoparlörle namaz kılınırken, sadece hoparlörlerden gelen sesler işitilmektedir. Bu önemli hususları, göz önüne almak gerekir.

Sual:
Hoparlöre uyarak namaz kılmak caiz olmadığına göre, işitme özürlü olanların, imamın sesini kulaklıkla işitmesi caiz olur mu?
CEVAP
Sağırların kulaklık takarak işitmesi, hoparlörden işitmesi gibidir. Sağır olanın, zaruret olduğu için, imamın sesini kulaklıkla işiterek kıldığı namaz sahih olur. İmamın veya cemaatin hareketlerini görerek kıldığı için de, namazı sahih olmaktadır. Namazı hoparlör ile kıldırmak ise, hiçbir zaman zaruret değildir.
(İ. Ahlakı)

Sual: Telefonla boşamak, yemin etmek, vekâlet vermek gibi şeyler geçerli oluyor da, aynı ses ve nakil olması sebebiyle niçin namazda hoparlördeki ses imamın sesi olmuyor?
CEVAP
Telefonda, radyoda ve hoparlörde, hem söyleyenin sesi var, hem de elektrikle mıknatısın hâsıl ettiği metalik ses var. Bu iki ses birbirine çok benzese, hiç ayırt edilmese de birbirinin aynı değildir. Birisi asıl, diğeri bunun benzeridir. Sinema ve televizyonda hareket eden şekiller, resimler gibidir. Hiç kimse, bu resimler kendilerini meydana getiren asıllarının aynıdır diyemez. Boşanmada, zekât vermede, yazışmalarda vasıta, araç kullanmak, yani bu işleri bir vekile de yaptırmak caizdir. Telefonla hoparlör; mektup gibi araç olduğu için caiz olmaktadır. Mektupla, boşama, vekâlet caiz olur. Ezanda, namazda ve Kur’an-ı kerim okumada, dinlemede, bizzat kendisinin bu işleri yapması şarttır. Başkası yapsa kendisi yapmış sayılmaz. Mesela bir kimsenin namaz kılışı kameraya alınsa, bu film gösterilse o kişi namaz kılmış olmaz. Birisine git, okunan Kur’an-ı kerimi dinle denilse, o da dinlese, gönderen bizzat dinlemiş olmaz.

Namazda, o namazı kılan imam ve müezzinin sesinden başka sese uymanın caiz olmadığı bütün fıkıh kitaplarında yazılıdır. Onun için zekâtla namaz birbirinden ayrılır.

Toprağa konan küçük bir karpuz çekirdeğinden, kocaman bir karpuz meydana geliyor. Bu karpuz o çekirdek değildir. Çekirdek çürüyüp, yok olmuştur. Hoparlörün mikrofonuna söylenen söz de, yok olmakta, başka ses hâsıl olmaktadır. Yani, hoparlörün sesi, insan sesine çok benzediği halde, insan sesi değildir. Müezzinin sesi, hoparlöre verilince, elektrik ve mıknatısın hâsıl ettiği bir ses haline dönüşüyor. Duyulan ses, imamın, müezzinin sesi değil, elektrik ve mıknatısın hâsıl ettiği sestir. Bu sese, ezan denmez. Ancak salih Müslüman olan erkeğin kendi sesiyle okuduğuna ezan denir. Hatta kendi sesi olsa da, fasığın, çocuğun veya kadının okuduğuna da ezan denmez. İbadetlere faydalı şeyler ilave ediyoruz demek çok yanlıştır. İslam âlimleri, kendiliklerinden bir değişiklik yapmazlar. Yapılan değişikliğin bid’at olup olmadığını anlarlar. Hoparlörün sünnet olmadığı, bid’at olduğu meydandadır; çünkü Peygamber efendimiz, (Her bid’at sapıklıktır) ve (İbadetleri bizim gibi yapmayan, bizden değildir) buyuruyor. (S. Ebediyye)

Sual: Hoparlörden çıkan ses söyleyenin sesi olmadığına, başka ses olduğuna göre, hoparlörden çıkan çalgı sesini dinlemek caiz olmaz mı?
CEVAP
Başka ses de olsa, hoparlör de çalgıdır. Yani çalgıyı kim söylerse söylesin caiz olmaz. Çalgı, kendiliğinden ses çıkarmaz. Ses çıkarmak, yani kullanılmaları için, davula vurmak, kavala üflemek ve hoparlöre söylemek gerekir. (S. Ebediyye)
Kayıtlı
ayışığım
YASAKLI
Süper Üye
*

Puan: 11
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 540

Açtığı Konular:48
2 Mesajına Toplam
2 Kere Teşekkür Edildi

« Yanıtla #29 : 04 Temmuz 2008, 12:08:07 »

Camilere saygı
Sual: Camide riayet edilmesi gereken hususlar nelerdir?
CEVAP
Bazıları şunlardır:
1- Camiye girenin orada namazı bekleyenlere selam vermesi iyi olur. Fakat camide sünneti kılıp, farzı beklerken, dışarıdan gelenin selamını almak, sünnet ile farz arasında bir şey okumak, konuşmak ve nafile namaz kılmak sünnetin sevabını yok eder. Vakit az ise, tefekkür veya kalben zikretmeli, vakit fazla ise, kaza namazı kılmalı! Eğer Kur’an-ı kerim okunuyorsa, dinlemek çok sevaptır. Sabahın sünnetini evinde kılıp gelen kimse de, camiye gelince, konuşmaz, sesli olarak bir şey okumaz.

2-
Camiye girince ön safa durmalı, yaşlılar var diye geride durmamalı! Birinci safta yer varken, ikinci safta durmak mekruhtur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(İmamın tam arkasında durana 100, onun sağındakilere 75, solundakilere 50 ve diğer saflarda duranlara da 25 sevap verilir) [Şir’a]


(Mescid ehline rahmet, önce imama, sonra sağ taraftakilere, sonra da diğer saflara iner.)
[Deylemi]

(ALLAHü teâlâ, ilk saftakilere rahmet eder, melekler de ilk saftakilere dua ve istiğfar eder.)
[Ebu Davud, Nesai, İ. Ahmed]

(En hayırlı saf, ilk saftır. Sevabı en az olan da geri saflardır.)
[Müslim]

(İlk safın fazileti bilinseydi, oraya geçmek için kur’a çekilirdi.) [Müslim]

(Namaz kılarken
[cemaat içinde] daha faziletli olanlara ilk safta, ötekilere de, son safta bulunmak nasip olur.) [Müslim]

Cennete girmek için ne yapacağını soran bir zata, Peygamber efendimiz (Müezzin veya imam ol) buyurdu. O da (yapamam) dedi. (Öyle ise namazını ilk safta kıl) buyurdu. (Buhari)

Ön safa geçerken kimseyi incitmemeli! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Halkı incitmemek için ön safa geçmeyen, iki misli sevaba kavuşur.) [Taberani]

3-
Peygamber efendimiz, mescidin sağ tarafında bulunmanın daha sevap olduğunu söyleyince, Eshab-ı kiram, mescidin sağ tarafını doldurmaya başladı. Sol tarafta açıklık kaldı. Bunu gören Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Mescidin solundaki açıklığı dolduran, iki misli sevap kazanır.) [Taberani]
Demek ki, önce sağ tarafa durmak sol tarafa durmaktan daha sevaptır. Solda boşluk kalırsa burayı doldurmak sağ taraftan daha sevaptır.

4-
Büyük camide cemaat bir saf da olsa, yine sık durmak gerekir. Safların sık olması, rahmetin gelmesine sebep olur. Saflar sıklaştırılıp omuzlar birbirine sıkıca değmelidir! Eshab-ı kiram safta çok sık durduğundan elbiselerinin omuzları eskirdi. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Namazda omuz omuza sık durun! Açıklıkları kapatın ki, şeytan girmesin!) [Hakim]


(Hak teâlâ safı sıklaştırana rahmet eder, safta boşluk bırakana gazap eder.)
[Nesai]

(Saftaki boşluğu dolduranın günahları affolur.)
[Bezzar]

5-
Büyük camide ayaklar ile secde yeri arasından, küçük camide, ayakları ile kıble duvarı arasından geçen günaha girer. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Bir kimse, namaz kılanın önünden geçmenin, ne kadar çok günah olduğunu bilseydi, geçmeyip, yüz yıl beklemeyi tercih ederdi.) [İbni Mace]


Herkesin gelip geçeceği yere durana da günah olur. Ancak ön safta boş yer var iken, boşluğu doldurmak için namaz kılanın önünden geçmek günah olmaz. Çünkü bu kimse, kendisine olan hürmeti kaldırmış demektir. Namaz kılanın önünden, insan veya hayvan geçmekle namaz bozulmuş olmaz. Namazı bir sütre, yani direk gibi bir şeyin arkasında kılmak gerekir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Namaza dururken sütre koyun! Geçmek isteyene mani olun!) [İbni Mace]
[Geçene işaretle, yüksek sesle okumakla mani olmak caiz ise de, bunları yapmamak daha iyidir.]

6-
Camide konuşmak, gülmek, şakalaşmak sevapları yok eder. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Mescitte dünya kelamı söyleyenin ağzından kötü bir koku çıkar. Melekler, “Ya Rabbi, bu kulun mescitte söylediği kelamdan dolayı, ağzından çıkan fena koku bizleri rahatsız ediyor” derler. Hak teâlâ da buyurur ki: “İzzim celalim hakkı için, onlara büyük bela veririm.”) [Ey Oğul İlm.]

Camiye girince, önce iki rekat tehıyyat-ül-mescid namazı kılıp veya başka ibadet yapıp, itikafa niyet ettikten sonra, yüksek sesle olmamak şartı ile konuşmak caizdir. İhtiyaç olmadan mescitte konuşulmaz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Ahir zamanda bazı kimseler, mescidlerde dünyadan konuşacaklar, dünya kelamı söyleyecekler. Onlarla beraber olmayın! ALLAHü teâlânın böyle kimselerle işi yoktur.) [İbni Hibban]

Mescide girince, farz veya başka namaz kılınınca, tehıyyat-ül-mescid namazı da kılınmış olursa da, sünnete veya farza başlarken, (Vaktin sünnetine ve tehıyyat-ül-mescid namazına) diye niyet edilirse, niyetinin de sevabını alır.

7-
Sünnet ile farz arasında dua, sure veya üç İhlas okumamalı. Hele bunu âdet haline getirmek bid’attir. İbadetlere ilave yapmak dini değiştirmek olur. Hadis-i şerifte, (İbadetleri bizim gibi yapmayan bizden değildir) buyuruluyor.

Peygamber efendimiz nasıl ibadet etmişse, mezhebimiz bunu nasıl bildirmişse, o şekilde ibadet edilir. (Şunu da yapalım, ötekini de ilave edelim) demek, dinde reform olur. Asla caiz olmaz. Sünnet ile farz arasında bir şey okumanın sünneti iskat [iptal] edeceği Bahr-ür-raık’ta da yazılıdır.

8-
Cemaatle namaz kılınırken, sünnete başlamak mekruhtur. Sabah sünnetini kılmamış olan, sünneti kılarsa, cemaat ile namazda oturmayı da kaçıracağını anlarsa, sünneti kılmaz, hemen imama uyar. Cemaat ile ikinci rekatta oturabileceğini anlarsa, sünneti caminin dışında, sofada [holde] çabuk kılar. Hol yoksa, içerde direk arkasında kılar. Böyle yer yoksa sünneti kılmaz. Çünkü, cemaat ile kılınırken, nafile kılmak mekruhtur. Mekruh işlememek için sünnet terk edilir. Cuma günü imam minbere çıkınca sünnete başlamak da mekruhtur.

9-
Camide farzı yalnız kılmış olan, öğle ve yatsı namazlarında, yanında cemaatle namaz kılınmaya başlanırsa, ya cemaate uyup nafile olarak kılar veya camiden çıkar. Diğer üç namazı yalnız kılmış olanın, cemaat ile kılınırken bile, cemaate uyup nafile olarak kılamayacağı için, camiden çıkması vacip olur. Çünkü, orada bulunup da cemaate uymamak günahtır.

10-
Soğan, sarmısak gibi pis kokulu şey yiyerek, camiye gelmek de doğru değildir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Sarmısak yiyen, kokusu gitmeden mescidimize yaklaşmasın, insanın rahatsız olduğu şeylerden melekler de rahatsız olur.) [Taberani]

Yağlı, kirli ve pis kokan iş elbisesiyle, kirli ayakla camiye gelip halkı rahatsız etmemelidir! Bazıları sigara kokusundan da rahatsız olur. Onun için ağzında ve elbisesinde sigara kokanlar da temizleyip, kokuyu giderdikten sonra camiye gelmelidir. Çıplak ayakla namaz kılmak Hanefi’de mekruhtur. Çorabı kirli olan ve temiz çorap da bulamayan kimse, halkı rahatsız etmemek, yani haram işlememek için çorapsız namaz kılabilirse de, mekruh işlememek için daha önceden tedbir alıp, eski de olsa, temiz çorapla camiye gelmelidir.

Müslümanların vücutları, elbiseleri, çamaşırları, yemekleri temiz olur. Temiz olunca da mikrop ve hastalık bulunmaz. Kur’an-ı kerimde, (Temiz olanları severim) buyuruluyor.
(Bekara 222)

Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
(Müslümanlık temizlik dinidir. Temiz olun! Cennete ancak temiz olanlar girer.) [Deylemi]

11-
İtikafa niyet edenler hariç, camide bir şey yiyip içmek mekruhtur. Onun için camiye girerken itikafa niyet etmelidir. Ondan sonra ihtiyaç olursa yiyip içmek mekruh olmaz.

12-
Camide oturmak sevaptır. Hadis-i şerifte, (Beş şey ibadettir: Az yemek, camide oturmak, Kâbe’ye, Mushafa ve âlimin yüzüne bakmak) buyuruldu. (Deylemi)

Camiye kötü niyetle, mesela ayakkabı çalmak için giren, günah işlemiş olur. Caminin ALLAHü teâlânın sevdiği yer olduğunu düşünen kimse, burayı ziyarete de niyet ederse sevabı daha çok olur. Namaz kılmayı beklemek için, camide itikaf edip ahireti düşünmek için, vaaz dinlemek için de niyet ederse, her niyeti için ayrı sevaba kavuşur.

13-
Çok kimse, sandalyeye, koltuğa oturmaya alıştığı için camide diz üstü oturamıyorlar. Ya bağdaş kuruyorlar veya ayaklarını dikerek oturuyorlar. Mecbur kalmadıkça, böyle oturmak edebe uygun değildir. Kur’an-ı kerim okumak ALLAHü teâlâ ile konuşmak demektir. Kur’an-ı kerim okunurken yaylanıp oturmak çirkin olur. Tesbih çekerken, zikrederken de mümkün mertebe diz üstü oturmaya gayret etmelidir. Müslümanların yanında da edepli oturmak gerekir. Peygamber efendimiz, kızının yanında bile bir defa olsun, ayağını uzatıp oturmamıştır.

Evliyadan bir zat, diz üstü oturmakla yorulmuş, biraz da bağdaş kurayım demiş. Bağdaş kurup otururken, (Köle efendisinin yanında böyle mi oturur?) diye bir ses gelir. O da artık ömür boyu hep diz üstü oturur. Kul olan da zaruret olmadıkça, Rabbinin huzurunda edepli oturmaya çalışmalıdır.

14-
Müezzinlik yapanların bazı hususları bilmesi gerekir. Mesela yürüyerek ikamet okunmaz. İkamet okurken el bağlanmaz. Üç istiğfar, namazların sonunda okunur. Sabah ve ikindinin farzından selam verip ALLAHümme entesselamü... dedikten sonra, öğle, akşam ve yatsıda ise son sünnetten sonra okunur. Müezzin, cemaatle namaz kılınırken arkada bir yerde durmaz, cemaatle beraber safa girer. Cemaatten arkada müezzin yeri denilen yerde yalnız başına durması mekruhtur.

15-
Evde, camide veya minarede ezan kıbleye karşı okunur. Hayyealessalah derken sadece yüzü sağa, hayyealelfelah derken yüzü sola döndürmek sünnettir. Vücut döndürülmez. Minarede ise dönerek okurken de, göğüs kıbleden başka yöne döndürülmez.

Ezan okunurken, Resulullah efendimizin ismini işiten, iki elin baş parmaklarını, gözlerinin üstüne koyarak, (İki gözümün nurusun sen ya ResulALLAH) der. Hazret-i Ebu Bekr-i Sıddık, ezan okunurken, Resulullahın ismini işitince, iki baş parmağının tırnağını öpüp gözlerine sürdü. Peygamber efendimiz, sebebini sorunca, (Ya ResulALLAH, senin mübarek isminle bereketlenmek için) dedi. Peygamber efendimiz, (Güzel yaptın. Böyle yapan göz ağrısı çekmez) buyurdu.

16-
Atalarımız, camileri loş yapmışlardır. Fazla aydınlıkta kılmak, huşua engel olur. Bu bakımdan camilerde fazla ışık yakmak hem huşua mani olmak, hem de israf yönünden mahzurludur. Mübarek gecelerde, camide fazla ışık yakmak ise bid’attir. Kitap okurken, Kur’an-ı kerim çalışırken veya başka bir ihtiyaç halinde, ihtiyaç miktarı fazla ışık yakmakta mahzur olmaz.

17-
Hiç zarar vermese de, camiye küçük çocuk getirmek mekruhtur. Zarar verir, kirletirse haram olur. Hadis-i şerifte (Camiye çocuk ve deli koymayın) buyuruluyor. (İbni Mace)

Namaza alıştırmak için yedi yaşından büyük çocukları, zarar vermiyorsa getirmek iyi olur.

18-
Cemaate yetişilemeyecek bile olsa, yine camiye giderken koşmamalı. Peygamber efendimiz, (Namaza giderken koşmayın!) buyurdu. Cemaate yetişebilmek için koşmak mekruhtur.

19-
Yolda konuşmayacaksa, sabahın sünnetini evde kılmalı. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Sabahın sünnetini evde kılmak, rızkın bereketine, ev halkı ile iyi geçime ve imanla ölmeye sebep olur.) [İmad-ül-islam]

20-
İmamın, son sünneti, farzı kıldığı yerde kılması mekruhtur. Cemaatin aynı yerde kılması caizdir. Yer değiştirmek için birini çekip ona sıkıntı vermemelidir.

21-
Camide hikmet, güzel ahlak, nasihat bildiren şiir ve ilahileri ara sıra okumak günah değildir. Devamlı böyle vakit geçirmek mekruhtur.

22-
Camilerde birinci cemaatin imamı mihrapta kıldırmazsa, mekruh olur. İmamı ve cemaati belli kimseler olan her camide, vakit namazları, imam mihrapta olarak, cemaat ile kılındıktan sonra, tekrar cemaatler yapılabilir. Ancak sonraki cemaatler, mihraptan başka yerde kılmalı! (Eğer sonraki cemaatin imamı mihrapta bulunur, ezan ve ikamet okunmazsa, mekruh olmaz) diyen âlimler de vardır. İhtiyaten sonraki cemaatler mihrapta kılmamalıdır! Yol kenarlarındaki belli bir imamı olmayan mescidlerde, ezan ve ikamet okunarak, mihrapta veya mescidin başka yerinde cemaatler yapılabilir. (Halebi)

23-
İmam efendi, namazı uzatıp cemaati rahatsız etmemelidir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(İmam olunca namazı hafif kıldırın! Cemaatin içinde, küçük, yaşlı, hasta ve ihtiyaç sahibi olabilir. Yalnız kılarken uzatabilirsiniz.) [Buhari]

(İmam olan, ALLAH’tan korksun, imamlık ettiklerinin sorumluluğunu yüklendiğini bilsin! Eğer imam namazı eksiksiz kıldırırsa, cemaatin sevabı kadar da imama sevap verilir. Eğer eksik kıldırırsa, günahı yalnız imama olur.)
[Taberani]

24- Yalnız namaz kılan, selam verirken hafaza meleklerine niyet eder. Cemaatle kılan, meleklerle birlikte sağındaki, solundaki cemaate de niyet eder.

25-
Camiye giren kimse, ikamet okunup farza başlandığını görünce, hemen imama uymalıdır. Çünkü cemaatle namaz kılınırken sünnet kılmak mekruhtur.

Sabah namazının farzı kılınırken camiye gelen, cemaatten ayrı bir yerde sünneti kılıp, sonra imama uyar. Eğer sünneti kılınca cemaate yetişemeyeceğini zannederse, hemen imama uyar. Artık farz kılındıktan sonra da bu sünneti kılamaz. Çünkü sabah namazının farzı kılındıktan sonra sünnet kılınmaz.

Öğleyin camiye gelen, ikamet okunmuş veya farza durulmuşsa, o da hemen imama uyar. Farzı kıldıktan sonra kılamadığı ilk sünneti kılar. Sonra da son sünneti kılar. Yatsı namazının farzı kılınırken camiye gelen kimse ise, öğle namazında anlatılan gibi hareket eder. (Halebi)

İkindi namazının farzı kılınırken camiye gelen kimse, hemen imama uyar. Farzdan sonra da artık sünneti kılmaz. Çünkü ikindinin farzından sonra nafile kılmak mekruhtur. Fakat kaza namazı kılmak caizdir. Akşama kırk dakika kalıncaya kadar kaza namazı kılınabilir.

Camiye girip, cemaat başlamadan ikindinin sünnetini iki rekat olsun kılma imkanı varsa, iki kılmalıdır. Peygamber efendimizin, ikindinin sünnetini iki rekat kıldığı zamanlar da olmuştur. Eshab-ı kiramdan, (Resulullah, ikindinin farzından önce, iki rekat namaz kılardı) rivayetleri de vardır.

Camilerde yapılan bazı hatalar
Sual:
Camilerde genellikle yapılan hatalar nelerdir?
CEVAP
Abdest alırken ayaklar üç kere yıkanmıyor, üç kere hilallenmiyor, kaplama mesh sünneti yapılmıyor. Gerek ayakları üç defa yıkama sünnetine ve gerekse kaplama mesh sünnetine riayet etmelidir. Hadis-i şerifte (Unutulmuş, terkedilmiş bir sünnetimi ortaya çıkarana, yüz şehid sevabı vardır) buyuruldu. (Hakim)

Abdest alıp ıslak ayakla camiye girilmemeli. Çıplak ayakla, kolları kısa ve başı açık namaz kılmak mekruhtur.

Kameti yürüyerek yapanlar, kamet getirirken ellerini bağlayanlar oluyor. Böyle yapmak mekruhtur.

Evinde ezan okurken de elleri kulaklara koymalı, ezan okurken göğsünü kıbleden çevirmemelidir.

Camilerde kimisi ayakları çok açıyor, kimisi de hiç açmıyor. Hanefi’de ayakların dört parmak kadar açılması sünnettir. Şafii’de bir karış kadar açılır.

Tekbir alırken avuç içleri yüze karşı tutanlar oluyor ve parmaklarını bitiştirenler çıkıyor. Tekbir alırken avuç içleri kıbleye karşı getirmek ve parmakları kendi haliyle açık bırakmak gerekir.

Kavme ve celselerde [yani rükudan kıyama kalkınca ve iki secde arasında] sübhanALLAH diyecek kadar durmak vaciptir. Çok fazla durmak da uygun değildir.

Secdeden kıyama kalktıktan sonra ayaklarını dört parmak kadar açanlar oluyor. Secdeden kalkmadan önce açmak gerekir.

Tehiyatta otururken dizler tutulmaz, parmaklar diz hizasında olur.
Tehiyatta parmaklar kendi halinde açık kalır.

Hanefi’de tehiyatta iken parmak kaldırmak sünnet, mekruh, haram diyen âlimler vardır. Parmak kaldırılmamalı. Şafii’de parmak kaldırmak sünnettir.

İki kişi cemaatle namaz kılarken biri yarım metre kadar geride duruyor. Aynı hizada durmak gerekir. Sadece imamdan öne geçme ihtimaline karşı, imamdan bir topuk kadar geri durmak iyi olur.

Sünnetle farz veya farz ile sünnet arasında konuşanlar çok oluyor. (Kamet getir, pencereyi kapa, saftaki, boşluğu doldur, buyurun siz geçin) gibi sözler söyleniyor. Hatta bir yerden gelmiş arkadaşına hoş geldin diyorlar. Camide sünneti kılıp, farzı beklerken, dışarıdan gelenin selamını almak, sünnet ile farz arasında bir şey okumak, konuşmak ve dua okumak, zikir çekmek sünnetin sevabını yok eder. Bazı âlimlere göre sünneti yeniden kılmak gerekir. Vakit az ise, tefekkür veya kalben zikretmeli, vakit fazla ise, kaza borcu var ise, kaza namazı kılmalıdır.

Secdede parmakları kapalı tutmalı, dirsekleri yere koymamalı, iki yana da çıkarıp sağ ve solundakileri rahatsız etmemelidir. İmam selam verince cemaat hemen ayağa kalkıyor. Kalkmadan önce, otururken ALLAHümme entesselâm ve minkesselâm tebârekte yâ zelcelâli velikrâm demeli. Öğle, akşam ve yatsıda, sünnetler kılınıp namaz bitince, ikindi ve sabah namazının farzını kılınca, ALLAHümme entesselam... dedikten sonra, üç kere istiğfar söylenmiyor. Bazıları da ALLAHümme entesselamdan önce söylüyorlar. Bu da yanlıştır.

Küçük mescidlerde, namaz kılanlar varken, yüksek sesle Kur’an okuyanlar oluyor. Onların şaşırmasına sebep olmamalı. İmam Kur’an okurken namaz kılmak, hele sünnet veya nafile kılmak çok yanlıştır. Ömür boyu kılınacak sünnet ve nafileler, Kur’an-ı kerimi dinleme farzının sevabına erişemez.

Camide kıbleye ayak uzatanlar, biçimsiz şekilde oturup tesbih çekenler oluyor. Özürsüz böyle yapmak uygun değildir. İmam namaza başlayacağı zaman sünnete başlamamalı. Başlanmışsa, iki rekat kılıp selam vererek imama uymalıdır.

Sünnet ile farz arasında konuşmak
Kayıtlı
ayışığım
YASAKLI
Süper Üye
*

Puan: 11
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 540

Açtığı Konular:48
2 Mesajına Toplam
2 Kere Teşekkür Edildi

« Yanıtla #30 : 04 Temmuz 2008, 12:08:17 »

Sünnet ile farz arasında konuşmak
Sual:
(Namazlardan sonra, hemen âyet-el-kürsi okumak lazım iken, önce Salâten Tüncinâ’yı ve başka duaları okumak bid’attir. Bunları, tesbihlerden sonra okumalıdır) diyorsunuz.
Sünnet ile farz arasında zikir çekmek, dua etmek niçin bid’at olsun? Salâten Tüncinâ’yı önce oku, sonra oku ne fark eder? Hem hocamız her zaman böyle okur. O bilmiyor da sen mi biliyorsun?
CEVAP
Biz, muteber eserlerden alarak yazıyoruz. Kendi görüşümüzü din gibi ortaya sürmekten ALLAH saklasın. Kimin hocası olursa olsun, muteber eserlere aykırı ise, itibar edilmez.

Merakıl-felah’ın Tahtavi haşiyesinin tercümesi olan Nimet-i İslam’da, (Farz ile sünnet ve sünnet ile farz arasında konuşmak, sünneti iskat [iptal] etmez. Fakat sünnetin sevabını azaltır. Bir kavle göre de, sünnet sakıt [iptal] olmakla namaz iade olunur) deniyor.

Aynı ifade Dürr-ül Muhtar’da da vardır: (Sünnet ile farz arasında konuşmak, sünneti iskat etmez ise de, sevabını azaltır. Bir şey okumak da konuşmak gibidir. Bazı âlimler, “Sünnet kabul olmaz. Önceki sünneti tekrar kılmak gerekir” buyurmaktadır.)

Bu ifade, Dürr-ül Muhtar’ın Arabi aslının 457, bazı baskılarında 711. sayfasındadır. Türkçe tercümesinde de c.3, s. 40-41’dedir. İbni Âbidin hazretleri, bu ifadeyi açıklarken, (Her türlü okumalar da bu hükme girer) buyurmaktadır.

Şu halde, sünnet ile farz arasında konuşmamalı, dua, sure veya üç İhlâs okumamalıdır. Hele bu okumaları âdet hâline getirmek bid’attir. İbadetlere ilave yapmak, dini değiştirmek olur. Hadis-i şerifte, (İbadetleri bizim gibi yapmayan bizden değildir) buyuruluyor. (Mizan-ül kübra, Miftahülcenne)

Peygamber efendimiz nasıl ibadet etmişse, mezhebimiz bunu nasıl bildirmişse, o şekilde ibadet edilir. (Şunu yapalım, ötekini ilâve edelim) veya, (Hocamız böyle yapıyordu. Biz de öyle yapalım) demek, dinde reform olur. Asla caiz olmaz.

Sünnet ile farz arasında bir şey okumanın sünneti iskat [iptal] edeceği Bahr-ür-raık’ta da yazılıdır.

Tefekkür eder
Sabahın sünnetini evinde kılıp, camiye gelen kimse, konuşmaz, sesli olarak bir şey okumaz. Dudağını kıpırdatmadan kalbinden kelime-i tevhid okuyabilir veya tefekkür eder. Eğer kazaya kalmış namazı varsa, kaza kılar. Kur’an-ı kerim okunuyorsa dinler.

Sabah namazının farzı ile sünneti arasında okunması bildirilen dualar vardır. Bu duaları sabah namazının sünnetinden önce veya farzdan sonra okumalıdır. Çünkü, İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki:
Sünnetten sonra yalnız, (ALLAHümme entesselam...... ikram) denir. Fazla bir şey okunursa, sünnet namazı, sünnet olan yerinde kılınmamış olur. Bazı âlimler, “Sünnet sakıt olur, tekrar kılınması lazım olur” buyurdu. Farzdan sonra olan sünneti (ALLAHümme entesselam....) dedikten sonra, daha fazla geciktirmek mekruh olur. Resulullah efendimiz, farzdan sonra, (ALLAHümme entesselam...) diyecek kadar oturup, hemen son sünnete başlardı. Hadis-i şeriflerde, namazlardan sonra okunmaları bildirilen “Evrâd” son sünnetlerden sonra okunur. Çünkü sünnet namazlar, farzların devamıdır. Son sünnetlerden sonra okumaya, farzdan sonra okumak denilir. (Resulullah farz namazdan sonra Tesbih, Tahmid, Tekbir ve Tehlil okurdu) demek, (Son sünnetlerden sonra okurdu) demektir.
(Redd-ül Muhtar)

Bunlar, Hanefi mezhebine göredir. Şafii mezhebinde durum farklıdır. Herkes kendi mezhebine göre amel etmelidir. Mesela bir Hanefi, “Şafiiler imam arkasında Fatiha okuyor” diye Fatiha okursa, tahrimen mekruh işlemiş olur. Namazı iade etmesi vacip olur.

Camide ilahi okumak
Sual:
Büyük camide birkaç imam var. İmamlar sıra ile namaz kıldırıyor. İmamın birisi, kendi sırası gelince, namazdan sonra ilahi ve şiir okuyor. Hep aynı ilahiyi okuyor. Böyle ilahi okuması bid’at midir?
CEVAP
Mümini kötülemek, şehevi aşk, ahlaksızlık gibi haram şeyler bulunan şiiri okumak tahrimen mekruhtur. Vaaz, nasihat, hikmet, ALLAHü teâlânın nimetleri bulunan, müminleri öven şiirleri yani ilahi ve mevlidi teganni etmeden okumak sevap ve tarihi şiirleri ara sıra okumak mubah ise de, şiirle meşgul olmak makbul değildir. Camilerde ilahi ve mevlidleri [namaz kılanlara mani olmamak şartı ile], ara sıra okumak caizdir. Her zaman okuyup, âdet haline getirmek caiz değildir.
(Redd-ül Muhtar)

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
İlahi, kaside ve Kur'an-ı kerimi teganni ile okumak ve dinlemek, bizim yolumuzda yasaktır. (1/266 ve 3/7)

Şiir, vezinli söze denir. Nağme bulunmayan güzel sesi dinlemek mubahtır. Sıkıntı gidermek için, nağme ile, kendi kendine okumak caiz diyenler vardır. Fakat, başkalarını eğlendirmek veya para kazanmak için okumak haramdır.
(Ahlak-ı alai)

Görüldüğü gibi, imamın ilahiyi âdet haline getirmesi uygun olmaz.

Camide koku sürmek
Sual:
Bizim mahallenin muhtarı camide bazen yanındakilere esans sürer. Emekli bir hoca, "Bana verme bu bid'at" diyerek camide huzursuzluğa sebep oldu. Camide koku sürmek bid'at midir?
CEVAP
Günah olan bid'at dinde değişiklik yapmak demektir. Esans sürmekle dinde değişiklik yapılmıyor. Camide koku sürmek belki dikkati çeker, rahatsız olan olabilir, istemeyene de koku sürmüş olunabilir. Ama bid'at demek uygun olmaz.

Koku sürünmek sünnettir. Güzel kokuyu reddetmek sünnete aykırıdır. Tirmizi’nin bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah (Güzel kokuyu reddetmezdi) buyuruluyor.

Koku hakkında bildirilen hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:
(Şu üç ikram geri çevrilmez: güzel koku, süt ve minder veya yastık.) [Tirmizi]

(Güzel bir koku ikram edilen, onu sürünsün ve reddetmesin.)
[Taberani, Hakim]

(Verilen reyhanı reddetmeyin. Reyhan Cennet kokusudur.)
[Tirmizi]

(Şu üç şey her Müslümana vaciptir: Cuma günü yıkanmak, misvak kullanmak ve güzel koku sürünmek.)
[Buhari, İ.Ahmed] [Buradaki vacib, bilinen vacib değildir, lüzumlu anlamındadır.)

(Güzel koku sıkıntıyı giderir.)
[Ebu Nuaym]

(Güzel kokuyu severim.) [Nesai]

(Dört şey Peygamberlerin sünnetidir: Haya, güzel koku, misvak ve evlenmek.)
[Tirmizi]

(Koku sürünürken Besmele çekmeyen şeytanları sevindirmiş olur.)
[İ.Sünni]

(Rahmet melekleri kadınlara mahsus koku sürünen erkeğe yaklaşmaz.)
[Taberani]

(Bir kadın, cezbedici koku sürer ve erkekler de ona bakarsa, evine gelinceye kadar ALLAHü teâlânın gazabında olur.)
[Taberani]

Kadınların güzel kokuyu eşlerine karşı evinde sürünmesi gerekir.

Sünnetleri camide kılmak
Sual:
Camilerde sünnet namaz kılmak bid'at mi?
CEVAP
Camide sünnet ve nafile kılmak bid'at değildir. Farzdan sonra son sünnet yoksa, farzı kılınca veya son sünneti kılınca, imamın, sağa, sola veya cemaate dönmesi müstehaptır. İşlerini görmesi için hemen gitmesi de caizdir. Âyet-el-kürsi ve tesbihleri okumaları ve ellerini kaldırarak dua etmeleri müstehaptır. (Merakıl-felah)

Dare Kutni
’nin bildirdiği hadis-i şerifte, (Peygamber efendimiz, farz namazdan sonra, sünneti farz kıldığı yerde kılmazdı) buyuruldu. Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle:

(Farz namazı kıldıktan sonra nafile
[sünnet] kılmak isteyen, biraz ileri veya geri çekilsin! Yahut biraz sağa sola gitsin!) [Abdürrezzak]

(Namazını mescitte kılan, evi için de bir nasip ayırsın! Çünkü ALLAHü teâlâ, onun evinde kıldığı namaza da sevap verir.)
[Müslim]

(Mescide girince, oturmadan önce iki rekat namaz kılın! Sonra ister oturun, ister işinize gidin!)
[Ebu Davud]

(İkamet okunduktan sonra farzdan başka namaz kılmayın!)
Orada bulunanlar, (Ya ResulALLAH, sabah namazının iki rekat sünnetini de mi kılmayalım?) diye sual edince buyurdu ki:
(Evet sabahın iki rekat sünnetini de kılmayın!) [Beyheki]

Sual: İkamet okunurken camiye girince oturmak gerekir mi?
CEVAP
İkamet okunurken camiye giren, imam ayağa kalkmamışsa, oturur. İmam otururken ayakta beklemek mekruh olur. İmam ayakta ise ayakta durmanın mahzuru olmaz. (Nimet-i İslam)

Sual:
Birçok camilerin giriş yerlerine sandalyeler konmuş. Sandalyede namaz kılanlar oluyor. Sebebini sorunca da, dini bir gerekçe gösteremeyip, (Dinimizde kolaylık olduğu, güçlük olmadığı için sandalyede namaz kılıyoruz) diyorlar. Doğru mu?
CEVAP
Doğru değildir. Dinde güçlük yok demek, (Size güç gelen ibadetleri yapmayın veya bu ibadetleri istediğiniz gibi değiştirin) demek değildir. Dinimizin izin verdiği ruhsatlardan istifade edin demektir.

Ayağını yıkamak zor gelen kimse, çıplak ayağına veya naylon çoraba mesh edemez. Ojenin üstünü veya kaplanmış dişini mesh edemez. Fıkıh kitapları, hastanın nasıl namaz kılacağını en ince teferruatına kadar bildirmiştir. Gerek Peygamber efendimiz ve gerekse ulema, sandalyede namaz kılmaya izin vermemiştir. Kendi kafasına göre, dini değiştirenler büyük vebal altındadır.

Sual:
Camide her namazdan sonra müsafeha etmek sünnet mi?
CEVAP
Muteber eserlerde, âdet etmeden namazlardan sonra camide ara sıra müsafeha etmenin caiz olduğu bildiriliyor. İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki:
Camide her namazdan sonra müsafeha etmek bid'attir. Şiilerin âdetidir. (Redd-ül Muhtar)

Sual:
Camide sünneti kılıp, farzı beklerken, dışarıdan gelenin selamını almak, sünnet ile farz arasında bir şey okumak, konuşmak ve nafile namaz kılmak gibi sünnetin sevabını yok eder mi?
CEVAP
Evet. Vakit az ise, tefekkür veya kalben zikretmeli, vakit fazla ise, kaza namazı kılmalıdır!

Sual:
Camiye gidene kesin olarak Müslüman denebilir mi?
CEVAP
Beş vakit namaza cemaatle devam eden kimse Müslümandır. Dünyevi bir menfaat için beş vaktin hepsine devam etmek çok zordur. Bilhassa yatsı ve sabah namazlarını cemaatle kılmak münafıklara ağır gelir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Mescide devam edenin imanlı olduğuna şahitlik edin! Çünkü ALLAHü teâlâ “ALLAH’ın mescidlerini ancak ALLAH’a ve ahirete inanan imar eder” buyurdu.) [İbni Mace]

Demek ki, mescidlerin imarının içinde, mescide [camiye] devam etmek de vardır.

Sual:
Camide vaaz dinlenirken, öndeki boş yerlere geçmek günah mı?
CEVAP
Günah olmaz. Eziyet vermek, çarpmak günah olur.

Sual: Müezzinin, arkada tek başına imama uyması mekruh mu?
CEVAP
Evet.

Sual: Kıble yönündeki büyük harfli yazılara karşı namaz mekruh mu?
CEVAP
Mekruh olmaz.

Sual: Öğleyin camiye girince, vaktin sünnetine, ilk kazaya kalmış öğlenin farzına, tehıyyat-ül-mescide de, bir de sübha namazına niyet etmek caiz mi?
CEVAP
Evet, her niyet için ayrı sevap verilir.

Sual: Camide arka saftaki bir yaşlıya yer vermek caiz mi?
CEVAP
Evet.

Sual:
Unutulan şeyi almak için, camiye abdestsiz girmek caiz mi?
CEVAP
Girip hemen çıkmalı.

Sual:
Mescide girince okunması gereken bir şey var mı?
CEVAP
Besmele ile girmeli ve itikafa niyet etmeli.

Sual:
Mescitlerin kıble duvarına levhalar asılıyor, süsler yapılıyor, hatta çalar saat bile konuyor. Bir de, işlemeli seccadeler seriliyor, Bunlar, zihni meşgul ettiği için, mekruh olmuyor mu?
CEVAP
Zihni meşgul eden şeyler, mekruh olur. Kitaplarda deniyor ki:

Camilerin kıbleden başka duvarlarını süslemek caiz ise de, fazla süslü olması mekruh olur. Kıble duvarını kıymetli şeylerle, renklerle süslemek mekruhtur. (Redd-ül-muhtar)

Zihni meşgul eden resimli, nakışlı seccadeleri kullanmak caiz değildir. (S. Ebediyye)

Sual:
Camiye girip oturduktan sonra, tehıyyat-ül-mescid kılınır mı?
CEVAP
Kılınır.

Sual: Camide, Kur'an-ı kerim okunan tarafa dönmek efdal midir?
CEVAP
Evet. Kâbe’ye karşı dönmek de caizdir.

Sual:
Sabahın sünnetini evde kılıp camide, kaza namazı kılmak caiz mi?
CEVAP
Kazası varsa caizdir.

Sual:
Camide imam Kuran-ı kerim okuduktan sonra el-fatiha deyince fatiha okumak şart mı?
CEVAP
İmam el-fatiha deyince Fatiha okumak gerekmez. Okunmasında da mahzur yoktur.


Sual:
Bulunduğumuz mahalleye bir mescit yapıyoruz. Fakat arsanın durumuna göre helasını kıble tarafına yapmak gerekiyor. Bir mahzuru var mıdır?
CEVAP
Mescidin kıble tarafına hela yapmak mekruhtur. Ancak, mescidle hela arasında cami duvarına bitişik olmayan bir duvar varsa mekruh olmaz.
(Hindiyye)

Sual:
Turistlerin camiye gusülsüz girmeleri günah değil midir?
CEVAP
İmansız turistler, Rabbimizin emir ve yasaklarına muhatap değildir. İmansızlık, bütün günahlardan büyüktür. Sevap günah müslümanlar içindir.

Sual: Bir mescidin, bir caminin üstü de semaya kadar mescit hükmünde olduğuna göre, mescidlerin üstüne bina yapmak caiz olur mu?
CEVAP
Yapılmış bir caminin, bir mescidin üstüne bina yapmak caiz değildir. Nitekim ceddimizin yaptığı camilerin üstünde bina yoktur.

Mescit yapılırken, üstüne imam lojmanı gibi bina yapılmasının caiz olduğu Redd-ül Muhtar'da yazılı ise de, caiz olan bir şeyi zaruret bulunmadıkça yapmamak iyi olur.

Sual:
İşyerimizin mescidinde imamlık yapıyorum. Cemaatin sıcaktan rahatsız olmaması için mescide klima koyduk. Klima ile cemaat oynayınca, arıza olabiliyor. (Görevlilerden başkası klimaya dokunmasın) diye bir yazı yazdık. Cemaatten biri, (Mescide Latin harfiyle yazı yazılmaz) diyerek yazıları söküp atıyor. Orada bulunan takvimi de alıyor. Bu şahsın yaptığı uygun mudur?
CEVAP
Yazdığınız yazıda mahzur yoktur. Faraza günah olsa bile, idarecilerden başkasının buna müdahale etmeye hakkı yoktur. Herkes, her suçu kendi eliyle düzeltmeye kalkarsa, anarşi çıkar. Hiç kimse, başkalarının işine karışmamalıdır! Camide yanlış bir iş yapılıyorsa, oranın idarecisi kimse, ona bildirilir.

Sual:
Beytullah ne demektir?
CEVAP
Kâbe’ye de, camiye de "Beytullah" denir. ALLAH’ın evi demektir. ALLAH’ın evinden maksat, ALLAHü teâlâya ibadet edilen yer demektir. Her fırsatta camiye gitmeye çalışmalıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Camiler ALLAH’ın evidir.) [Hakim]

(ALLAHü teâlânın en çok sevdiği yer, camilerdir.) [Hakim]

(Camiye gelen ALLAH’ın misafiri olur. ALLAHü teâlâ da, misafirine elbette ikram eder.)
[Taberani]

Süslü camiler
Sual:
Camileri süslemek günah mıdır?
CEVAP
Camilerin kıbleden başka duvarını süslemek caiz ise de, bu parayı fakirlere vermek daha iyidir. Kıble duvarını kıymetli şeylerle, renklerle süslemek mekruhtur. Yan duvarların fazla süslü olması da mekruhtur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(İnsanlar camilerin süsüyle övünmedikçe kıyamet kopmaz.) [İbni Mace]

(Bir zaman gelir ki Kur'anın merasimi ve Müslümanlığın da ismi kalır. Müslüman denilen kimseler Müslümanlıktan çok uzak olur. Camileri süslü, hidayet bakımından ise viran olur.)
[Deylemi]

İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:
(Namazda huşu esastır. Buna mani olan her şeyden kaçınmalıdır.
Mescidlerdeki nakış ve işlemeler, namaz kılanın gözüne dokunur, onu meşgul eder, huşuya mani olursa, namazın sevabı azalır. Bunun vebali o süsleri yaptıranlaradır.

Arkadaşları İsa aleyhisselama dediler ki:
- Şu mabed, ne kadar da güzel bir sanat eseridir, ne güzel tezyinatlı bir şekilde yapılmış.

İsa aleyhisselam buyurdu ki:
- ALLAHü teâlâ, bu mabedde taş üstüne taş koymaz, hepsini harap eder. Sizin hayran olduğunuz süslere ALLAHü teâlâ kıymet vermez.

Resul-i ekrem efendimiz, Medine mescidini inşa ederken, Cebrail aleyhisselam gelip, (Nakışsız olarak yapın!) dedi.) [İhya]

Mescid-i dırar nedir?
Peygamber efendimiz zamanında münafıkların, fitne ve fesat yuvası ve silah deposu olarak kullandıkları ve Kubâ denilen yerde yaptırdıkları bir mescittir.

Zındığın birisi, (ALLAH camilerin yıkılmasını emrediyor, Peygamber de yıktırdı. Bugünkü camiler, mescidler geleneğe dayanan bir bid’attir) diyor. Bu çok cahilce bir iddiadır.

Peygamber efendimizin Medine’ye hicretinden sonra, birçok kimsenin Müslüman olması, münafıkları iyice endişelendirmişti. Münafıkların başı olan Abdullah bin Ubey bin Selûl’ün dayısının oğlu olan Ebû Âmir, papazlığa özenir ve papaz elbisesi giyerdi. Peygamber efendimizi kıskanarak, kendisine uyanlarla birlikte Mekke’ye gitti ve müşriklere katıldı. Bedir, Uhud ve Hendek muharebelerinde Müslümanlara karşı savaştı. Mekke’nin fethinden sonra Şam’a kaçtı. Oradan Medine ve Kubâ’daki münafıklara haber gönderip, kendisine Kubâ’da bir mabet yapmalarını ve burasını silah deposu olarak kullanmalarını istedi. Kendisinin de Bizans ordusuyla yardıma geleceğini bildirdi.

Münafıklar da Peygamber efendimizin hicreti esnasında Medine’ye gelirken Kubâ’da inşa ettirdikleri Kubâ Mescidi karşısında gösterişli bir mescit yaptırdılar. Buna mescid-i dırar denmiştir.

Münafıklar, Müslümanları bölerek birbirine düşürmek istiyorlardı. Hatta Bizans askerleri Medine’ye gelince, mescide depo ettikleri silahlarla onlara yardım edeceklerdi. Peygamber efendimizin orada namaz kılmasını sağlamakla da, Mescid-i Dırâr’ın mukaddes bir yer olduğu intibaı hasıl olacaktı. Böylece Müslümanlar da namaz kılmaya koşacak ve münafıkların oyununa geleceklerdi.

Dırar Mescidinin kurucularından beş münafık gelerek; “Yâ ResulALLAH, kış gecesinde ve yağmurlu zamanlarda hasta ve hacet sahibi olanların namaz kılmaları için bir mescit yaptık. Sel geldiği zaman vadi, Kubâ Mescidi cemaatı ile aramıza engel oluyor. Namazımızı kendi mescidimizde, sel çekilip gidince de onlarla birlikte kılacağız. Mescidimizde bize namaz kıldırmanı arzu ediyoruz” dediler.

Peygamber efendimiz de; “Ben, şimdi sefere çıkıyorum. Seferden dönersek ve ALLAHü teâlâ da dilerse, orada size namaz kıldırırız” buyurdu.

Peygamber efendimiz, Tebük’ten dönüp Medine’ye gelirken, Zi-Evân denilen yerde konakladı. Bu sırada Dırar Mescidini kuran münafıklar, gelip Peygamberimizi Dırar mescidine götürmek istediler. ALLAHü teâlâ, Tevbe suresi 107-110. âyet-i kerimelerini indirerek oraya gitmemesini bildirdi. Âyet-i kerimelerin kısaca meali şöyledir:
(Müminlerin arasına ayrılık sokmak ve daha önce ALLAH ve Resûlüne karşı savaşmış olan adamı beklemek için bir mescit kuranlar, “Bununla iyilikten başka bir şey istemedik, diye yemin edecek olanlar da vardır. Halbuki ALLAH onların kesinlikle yalancı olduklarına şahitlik eder. Onun içinde asla namaz kılma! İlk günden takva üzerine kurulan mescit (Kubâ Mescidi) içinde namaz kılman elbette doğru olanıdır.)

Peygamber efendimiz bu âyetler indikten sonra, Mâlik bin Duhşüm ile Âsım bin Adiy’e, “Şu halkı zalim olan mescide gidiniz. Onu yıkınız, yakınız” buyurdu. Onlar da gidip, binayı ateşe verdiler.

İlk camiler ve ALLAH’ın evleri
Yeryüzünde yapılan ilk ibadet yeri, Mekke şehrinde bulunan Kâbe’dir. Buraya "Mescid-i Haram" da denir. ALLAHü teâlânın "Benim evim" buyurduğu Kâbe’ye "Beytullah = ALLAH’ın evi" denir. Bunun gibi, camilere de "Beytullah" denir. Böyle söylemek, camilerin çok şerefli olduğunu bildirmek içindir.

Kâbe, Hazret-i Âdem tarafından yapılmıştı. Nuh aleyhisselam tufanında yıkıldı.
Bugünkü Kâbe’yi İbrahim aleyhisselam ile oğlu Hazret-i İsmail yapmıştır.

Müslümanların önemli mabedi olan "Mescid-i Aksâ"; Hazret-i Süleyman zamanında, M.Ö. 965-926 yıllarında onun tarafından Finikeli mimarlara yaptırılmıştır. Fakat Kudüs’ü zapteden Buhtunnasar tarafından yaktırıldı. Binanın arsası Kudüs Müslümanlarının eline geçince, "Mescid-i Aksâ" denilen cami tekrar yapıldı.

Müslümanlar için değeri çok yüksek olan camilerden biri de, Medine’deki "Mescid-i Nebi"dir. Medine’nin en büyük camisidir. Resulullah efendimiz, Medine’ye hicret ettiği zaman, devesinin ilk çöktüğü yerde inşa edilmiştir. Peygamber efendimiz, Hazret-i Ebu Bekir’den ödünç aldığı 10 altın ile bu mescit tamam oldu. Medine’de iken, Peygamberimiz vefat edinceye kadar, bütün namazlarını hep bu camide cemaatle kıldı.

Peygamber efendimiz, Medine’ye hicret ederken, önce Kubâ köyüne uğradı. Burada Kubâ Mescidi denilen camiyi yaptırdı.

İlk Cuma namazının kılındığı cami, Ranuna Vâdisindeki "Mescid-i Cuma"dır. Mescid-i Fadih, Mescid-i beni Kureyzâ, Mescid-i Ümm-i İbrâhim, Mescid-i Beni Zafer, Mescid-ül-İcâbe, Mescid-ül-Fetih, Mescid-ül-Kıbleteyn, Mescid-i Zühâbe, Mescid-i Cebel-i Ayniyye, Mescid-ül-Baki ilk camilerden bazılarıdır.

Mescid-i Dırâr, Kubâ köyünde bulunan münafıkların ileri gelenleri tarafından, kötü maksatla yaptırılan toplantı yeridir. Resulullah efendimiz bunu yıktırmıştır. Camiler ALLAH’ın evleridir. ALLAHü teâlâ; cami yapmayı, tamir etmeyi emretmektedir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Kâfirliklerini itiraf eden müşriklerin, ALLAH'ın mescidlerini imar etme yetkileri yoktur. ALLAH’ın mescidlerini sadece, ALLAH’a ve ahiret gününe inanan, namaz kılan, zekat veren ve ancak ALLAH’tan korkanlar imar eder.) [Tevbe 17-18]

(ALLAH'ın mescidlerinde, ALLAH'ın adının anılmasına engel olan ve onların harap olmasına çalışandan daha zalim kim vardır?)
[Bekara 114]

(Her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek gidin.)
[Araf 31]

(Mescidler elbette ALLAH’ındır.) [Cin 18]

Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(Mümin öldükten sonra, 7 amelinin sevabı kabrinde de kendisine yazılır. Bunlardan birisi de cami yaptırmaktır.) [Ebu Davud)

(ALLAH rızası için bir cami yapana, ALLAHü teâlâ da Cennette bir ev yapar.)
[Buhari]

Mihrab ne demektir?
Sual:
Birçok camilerde Mihrabın üstünde, Al-i İmran suresinin 37.âyeti yazılıdır. Buradaki mihrab ne demektir?
CEVAP
Mihrab, müstakil bir ev, mescit veya mescit içinde müstakil bir oda diye tarif edilmiştir. Arabide, meclisin en kıymetli yerine ve ön tarafına da mihrab denir. Mihrab, harb kökünden gelir. Çünkü burada şeytanla harb yapılır.
(Kadı Beydavi)

Hazret-i Meryem’in validesi Hanne ihtiyarlamıştı. Bir ağaç gölgesinde otururken, bir kuşun, yavrusuna bir şeyler yedirdiğini gördü, kendisinde de annelik hevesi uyandı. (Ya Rabbi, eğer bana bir çocuk ihsan edersen, nezrim olsun onu Beyt-ül-mukaddese hizmetçi olarak vereceğim) dedi.

Bu duası kabul olduktan sonra kocası İmran bin Masan vefat etti, daha sonra da Hazret-i Meryem’i doğurdu. Hanne, Hazret-i Meryem’i bir hırkaya sararak Mescid-i Aksaya götürdü. Oradaki din âlimleri olan 29 zatın yanına bıraktı. (Bu bir adaktır, kabul ediniz) dedi. Herbiri, onu alıp himaye etmek istedi. Bu yüzden aralarında ihtilaf çıktı. Zekeriyya aleyhisselam, o zatların reisi ve Hazret-i Meryem’in teyzesinin kocası idi. Bu sebeple Hazret-i Meryem’i kendi alıp himaye etmek istedi. Diğer zatlar ise, (Meryem’e anası herkesten daha yakın iken, onu kendi yanında bırakmıyor, artık senin yanında bırakılması uygun olur mu? En iyisi kur’a çekelim kime çıkarsa, o alıp baksın) dediler. Irmağa gittiler, kalemlerini suya attılar.

Hangisinin kalemi sabit kalıp suyun yüzüne çıkarsa, Hazret-i Meryem’e o bakacaktı. Bunlardan yalnız Hazret-i Zekeriyya’nın kalemi su üzerine çıkıp kaldı. Hazret-i Meryem’i, Zekeriyya aleyhisselam alıp, teyzesinin yanına götürdü. Hazret-i Meryem, genç bir kız olunca, onun için Mescid-i Aksa’da merdivenle çıkılan, yüksek bir çardak yaptırdı. Bu çardağa mihrab deniyordu. Sonra Hazret-i Meryem’i buraya bıraktı, onun yiyecek ve içeceğini yalnız kendisi götürür, ona verirdi. Başkaları onun yanına giremezdi. Bu esnada, Hazret-i Meryem’e ALLAHü teâlâ, çeşit çeşit nimetler; yaz mevsiminde kış meyvesi, kış mevsiminde de yaz meyvesi ihsan etti. Hazret-i Zekeriyya, (Ya Meryem! Bu nimetler sana nereden geliyor) diye sual etti.

Hazret-i Meryem’in cevabı âyet-i kerimede şöyle bildirilmektedir:
(Rabbi Meryem’e hüsnü kabul gösterdi; onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriyya’yı da onun bakımı ile görevlendirdi. Zekeriyya, onun yanına, mihraba her girişinde orada bir rızık bulur, "Ey Meryem, bu sana nereden geliyor?" der; o da, "Bu, ALLAH tarafındandır. ALLAH, dilediğine sayısız rızık verir" dedi.) [Al-i İmran 37]

Camide yer ayırmak
Sual:
Camide safta boş yer görünce gidip oraya oturdum. Bir arkadaş geldi, burası benim yerim, dedi. Ben az önce okuduğum Mushafı kitaplığa koymak için kalkmıştım dedi. Ben de camide yer mi yok, birkaç başka yere otursan, ne fark eder dedim. Tartışmayı büyütünce kalkmak zorunda kaldım. Ne yapmak uygundu?
CEVAP
Camide kendine muayyen yer ayırmak mekruhtur. Fakat, dışarı çıkarken, kimse oturmasın diye, yerine ceketini bırakırsa, gelince oraya tekrar oturabilir.
(S. Ebediyye)

Camide böyle şeyler konuşmak uygun olmaz.

O arkadaş, ceketini veya başka şey bırakmadığı için oturmanız normal. Kalk burası benim demek hoş olmadığı gibi, sizin de ısrar etmeniz hoş olmamış. Böyle işlerde hep fedakârlık bizden olmalı. Haklı da olsak, hak benim dememeli, peki demeli hemen yeri teslim etmeli. Sesi yükseltmeden konuşmalı, iki taraftan biri yaşlı ise, yaşlı olana da saygılı davranmalı.

Sual:
Camide konuşmak, şakalaşıp, gülüşmek caiz midir?
CEVAP
Zaruretsiz konuşmamalı ve gülmemelidir. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:
(Camide gülmek, kabirde karanlığa maruz kalmaya sebeptir.) [Deylemi]

(Ahir zamanda camide dünya kelamı konuşanlarla beraber olmayın! ALLAHü teâlânın böyle kimselerle işi yoktur.)
[İbni Hibban]

(Hayvanların otu yediği gibi, camide konuşmak da sevapları yer, yok eder.)
[İ.Gazali]

(Mescitte dünya kelamı söyleyenin ağzından kötü bir koku çıkar. Melekler, “Ya Rabbi, bu koku bizi rahatsız ediyor” derler. Hak teâlâ da buyurur ki: “İzzim celalim hakkı için, onlara büyük bela veririm.”)
[Ey Oğul İlm.]

Farz ile sünnet ve sünnet ile farz arasında da konuşuluyor. Bu konuşma, sünnetin sevabını yok eder. Zaruretsiz konuşmamalıdır.

Camiye girerken
Sual:
Camiye girerken, dua edilir mi? Oradakilere selam verilir mi?
CEVAP
Eğer Camide Kur’an okunmuyorsa oradakilere selam verilir. Caminin kapısından içeri girerken dua etmeli, mesela (Ya Rabbi, bana fazlınla rahmet kapısını aç) demelidir. Evimize girerken de aynı şekilde dua etmelidir. Bir hadis-i şerif meali:

(Mescide giren, Peygamberinize
[Esselamü aleyküm ya ResulALLAH diyerek] selam versin! Sonra, “Ya Rabbi, bana rahmet kapılarını aç” diye dua etsin.) [Müslim, Ebu Davud, Nesai]

(Rahmetin çıkış kapısı her zaman açık ise de, giriş kapısı olan kalbler, herkeste açık değildir. Bunun açılması için dua etmeliyiz!)

Camiden çıkarken de aynı şekilde, (Ya Rabbi, bana fazlınla rahmet kapısını aç) diye dua etmelidir.

Sual: Camilerde dünya kelâmı konuşmak, sevablarımızı azalttığına göre, camide ihtiyâç halinde konuşmak, soğuk geliyor pencereyi kapatın, ön safta boş yer var doldurun, balkonda yer var oraya çıkın, gibi sözler dünya kelâmı sayılır mı?
CEVAP
Camide, malayani olmayan sözler söylemek, dünya kelâmı sayılmaz. Yani, ihtiyâç halinde konuşmakta mahzur yoktur. Camiye girerken itikâfa niyet edilirse, konuşmak zarar vermez. İtikaf edene, hep ibâdet etmiş, namaz kılmış gibi sevab yazılır. İtikâf demek, bir müddet câmiye girip orada kalıp ibâdete niyet etmek demektir.

Sual: Mescit olarak da kullanılan iş odasına, abdestsiz girip oturmak caiz midir?
CEVAP
Mescit olarak kullanılan odaya, abdestsiz girip oturulmaz. Fakat, ihtiyaç olunca, bir şey almak için girip çıkılabilir.

Sual: Avrupa’da uygunsuz yerlerden para topladık. Haram para ile yaptırılan camide namaz kılınır mı?
CEVAP
Haram parayla cami yaptırmak, kirli elbiseyi idrarla yıkamaya benzer, daha çok pislenir. Böyle camide namaz kılınmaz. Elde haram para varsa, bir miktar helâl para karıştırmalı. Haramla helâl karışınca mülk olur. Her ne kadar tayyib [temiz] olmasa da, kullanmak caiz olur. Böyle, helal haram karışık paralarla yapılan camide, namaz kılmak caiz olur. (Hadika)

Sual: Cami de, kilise ve havra da ALLAH’ın evidir denebilir mi?
CEVAP
Kiliseler ve havralar ALLAH’ın değil, şeytanın evidir. ALLAHü teâlâya, Onun istediği gibi ibadet edilen yere ALLAH’ın evi denir. Mesela Kâbe’ye Beytullah, yani ALLAH’ın evi denir. Hadis-i şerifte, (Camiler, ALLAH’ın evidir) buyuruldu. (Hâkim)

Kilisede namaz kılınmaz ve Kur’an-ı kerim okunmaz; çünkü kilisede, şeytanlar toplanır. Kilise putlardan temizlenirse, namaz kılmak mekruh olmaz.
(Redd-ül-muhtar)

Sual: Camide kermes düzenlemek caiz midir?
CEVAP
Hayır, caiz değildir. Caminin içinde alış veriş yapmak, mekruhtur. (Redd-ül-muhtar)
Bir hadis-i şerifte, (Mescitlerde alış veriş yapmayın) buyuruldu. (Tirmizi, Nesai, Ebu Davud)
Kayıtlı
ayışığım
YASAKLI
Süper Üye
*

Puan: 11
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 540

Açtığı Konular:48
2 Mesajına Toplam
2 Kere Teşekkür Edildi

« Yanıtla #31 : 04 Temmuz 2008, 12:08:29 »

Farz ve nafile
Sual: (Bize borcu olan kimse, borcunu ödese mi daha çok seviniriz, yoksa hediye getirse mi? Elbette hediye getirse daha çok seviniriz. Borcunu zaten ödemek zorundadır. Bunun gibi ALLAH da, farzı yapanları değil, nafile ibadet yapanları daha çok sever. Farzlar, zaten borçtur; ama nafile, fazladan ibadet olduğu için, bunlar daha önemlidir) diyenler varmış. Doğru mu?
CEVAP
Kıyas bâtıldır. Bizim sevinip üzülmemiz dinde senet olmaz. İnsan rüşvete de, kumardan kazandığına da sevinebilir. Alacaklı hediye getirirse sevinebilir; ama Peygamber efendimiz, (Menfaat getiren ödünç, faizdir) buyuruyor. Ahir zamanda, faize de sevinenler oluyor.

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Melun şeytan, müminleri aldatarak, farzları küçük gösteriyor. Nafilelere yol gösteriyor. Zekât yerine nafile sadakaları güzel gösteriyor. Hâlbuki zekât niyetiyle fakire bir altın vermek, yüz bin altın sadaka vermekten daha sevabdır; çünkü zekât vermek, farzı yerine getirmektir. Zekât niyeti olmadan verilenlerse, nafile ibadettir. Farz ibadetin yanında nafile ibadetlerin hiç kıymeti yoktur. Deniz yanında, damla bile değildir. (1/29)

Seyyid Abdülkadir Geylani
hazretleri buyuruyor ki:
(Farz namaz borcu olanın nafilesi kabul olmaz) hadis-i şerifi gösteriyor ki, farz borcu varken nafileyle meşgul olmak ahmaklıktır. Kaza borcu olanın nafile kılması, alacaklıya, borçlunun hediye götürmesine benzer ki, elbette kabul olmaz. Mümin, bir tüccara benzer, farzlar sermayesi, nafilelerse kazancıdır. Sermaye kurtarılmadan kâr olmaz. (Fütuh-ul-gayb m. 48)

İsmail Hakkı Bursevi
hazretleri buyuruyor ki:
Bazı avamın [cahillerin] iddia ettiği gibi farzı bırakıp da nafileyle uğraşmalarının, mesela, evvabin namazının farz kazaların yerine geçeceğini iddia etmelerinin dinde yeri yoktur. (Ruh-ul-beyân 3/127)

ALLAHü teâlâ bir hadis-i kudside buyuruyor ki:
(Kulumu bana yaklaştıran en kıymetli şey, farzlardır.) [Buhari]
Kayıtlı
Sayfa: 1 [2]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.19 | SMF © 2006-2011, Simple Machines XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!
Bu Sayfa 2.054 Saniyede 58 Sorgu ile Oluşturuldu