30 Ramazan 1431
09 Eylül 2010, 11:10:00
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. *




Kur'anı Anlamak Farzdır ''Nüzul Sırasına Göre Tefsir Dersleri''
Konu: Kur'anı Anlamak Farzdır ''Nüzul Sırasına Göre Tefsir Dersleri''
: 71 cevap var
Okunma Sayısı 3288 defa
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Sayfa: [1] 2 3 4   Aşağı git
  Yazdır  

  Kur'anı Anlamak Farzdır ''Nüzul Sırasına Göre Tefsir Dersleri''
Gönderen Mesaj
 
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Administrator
*

Puan: 865
Online Online

Mesaj Sayısı: 1,590




blog var (0)

1540 Mesajına Toplam
4275 Kere Teşekkür Edildi

82 Mesajına Toplam
86 Kere Puan Verildi


Ruh Halim

« : 21 Temmuz 2009, 22:38:07 »

  Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


Selamun Aleykum

ALLAH(c.c.) nasib ederse bu sayfalarda yüce kitabımız Kur'anı Kerimi anlamak için oldukca detaylı hazırlanmış tefsir dersleri videolarını ve konuya uygun metaryalleri Kur'anın nüzul (iniş) sırasına göre derlemeye çalışacağım. Rabbim istifade etmeyi nasib etsin.

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap





1- ALAK SURESİ


Kurandan İşaretler

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap



Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Alak Suresi


Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


Alak Suresi Mustafa İslamoglu

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


Alak Suresi Meali(Diyanet Meali)


96-el-ALAK

    Alak, insanın yaratılış safhalarından olan aşılanmış yumurtayı ifade eder. Bu sûreye "İkra' sûresi" de denir. Mekke'de inmiştir; 19 âyettir. İlk 5 âyeti, Kur'an'ın ilk inen âyetleridir. Bu sûrede okumanın, öğrenmenin üstünlüğü, insanın yaratılışı, kalemin özelliği, bunların insana ALLAH'ın ihsanı olduğu, insanın bunları düşünmesi, Rabbine itaat etmesi gerektiği, aksi halde azaba dûçar olacağı anlatılır.

    Rahmân ve Rahîm (olan) ALLAH'ın adıyla.

    1. Yaratan Rabbinin adıyla oku!

    2. O, insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı.

    3. Oku! Rabbin, en büyük kerem sahibidir.

    4. O Rab ki kalemle (yazmayı) öğretti.

    5. İnsana bilmedikleri şeyi öğretti.

    6. Gerçek şu ki, insan azar.

    7. Kendini kendine yeterli gördüğü için.

    8. Kuşkusuz dönüş Rabbinedir.

    9. Gördün mü şu men edeni,

    10. Namaz kılarken bir kulu (Peygamber'i namazdan)?

    11. Gördün mü, ya o (Peygamber) doğru yolda olur,

    12. Yahut takvâyı emrediyorsa?

    13. Ne dersin o (meneden, Peygamber'i) yalanlıyor ve doğru yoldan yüz çeviriyorsa!

    14. (Bu adam) ALLAH'ın, (yaptıklarını) gördüğünü bilmez mi!

    15. Hayır, hayır! Eğer vazgeçmezse, derhal onu alnından (perçeminden), yakalarız (cehenneme atarız).

    16. O yalancı, günahkâr alından (perçemden),

    17. O, hemen gidip meclisini (kendi taraftarlarını) çağırsın.

    18. Biz de zebânîleri çağıracağız.

    19. Hayır! Ona uyma! ALLAH'a secd
e et ve (yalnızca O'na) yaklaş!
« Son Düzenleme: 09 Ağustos 2009, 20:56:03 Gönderen: neccar » Logged
neccar'in İmzası
Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
neccar Nickli Üyemize Teşekkür Eden 5 Kullanıcı: LeyL-i LaL (19 Temmuz 2010, 15:35:01), kardelen_ce (14 Ağustos 2009, 00:36:39), hasbihal (23 Temmuz 2009, 15:04:46), fatihhh (22 Temmuz 2009, 16:47:24), _Gazze_ (21 Temmuz 2009, 23:48:18)

Azimli Üye
*

Puan: 31
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 448




blog var (0)

150 Mesajına Toplam
233 Kere Teşekkür Edildi

28 Mesajına Toplam
30 Kere Puan Verildi


Ruh Halim

« Yanıtla #1 : 22 Temmuz 2009, 00:14:05 »

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
....
« Son Düzenleme: 08 Eylül 2009, 12:52:08 Gönderen: neccar » Logged
BİLGİNİNEFENDİSİ
« Yanıtla #1 : 22 Temmuz 2009, 00:14:05 »

 Logged

Bölüm Yöneticisi
*

Puan: 156
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 710




blog var (0)

649 Mesajına Toplam
1729 Kere Teşekkür Edildi

77 Mesajına Toplam
86 Kere Puan Verildi


Ruh Halim

« Yanıtla #2 : 22 Temmuz 2009, 11:06:50 »

neccar hocam,
bu hayirli caismayi baslattiginiz icin Rabbim sizlerden razi olsun.
Inanin iki gün önce size özelden mesaj yaziyordum ve özellikle
vaktiniz oldugunda bizlere bu mübarek günlerde Kuranla ilgili dersler
sunmanizi rica etmistim ve bir kac ricada daha bulunacaktim ki
benim ufakliklar beni birakmadilar,kalkmak zorunda kaldim.
Simdi sizin böyle bir calismayi baslattiginizi hem de nuzul sirasina göre
bir calismayi bizlere sundugunuzu görmek beni bahtiyar etti.
Size cok mütesekkirim ve inaniyorumki faydalanmak isteyenler icin
paha bicilmez bir ders programi olacak.
Rabbim size saglik ve sabir versin ki,bu calismayi sonuna kadar götürebilesiniz.
Ben sahsen büyük bir heyecanla paylasimlarinizi takip edecegim hocam.
Herkes icin hayirli olacagina yürekten inaniyorum.
Rabbim sizlerden razi olsun,cok razi... Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Logged
_Gazze_'in İmzası
ALLAH sizi hem daha önce hem de bu Kur'an'da müslüman diye isimlendirdi ki, Peygamber size şahit (ve örnek) olsun, siz de insanlara şahitt (ve örnek) olasınız. (Hac 78)
_Gazze_ Nickli Üyemize Teşekkür Eden 4 Kullanıcı: ZUHUR ELE (23 Ağustos 2010, 21:03:43), kardelen_ce (11 Ağustos 2009, 18:13:34), hasbihal (09 Ağustos 2009, 12:51:32), neccar (23 Temmuz 2009, 13:31:55)

Administrator
*

Puan: 865
Online Online

Mesaj Sayısı: 1,590




blog var (0)

1540 Mesajına Toplam
4275 Kere Teşekkür Edildi

82 Mesajına Toplam
86 Kere Puan Verildi


Ruh Halim

« Yanıtla #3 : 23 Temmuz 2009, 14:21:04 »

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Selamun Aleykum


Gazze kardeşim iyi dilekleriniz ve konuya ilğiniz için Rabbim razı olsun.

Hocam iltifatınız sizin hüsnü zannınız, est. mahcub oldum. Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Bildiğiniz gibi ben bir esnafım, hocalık kavramını gercekten önemsiyorum ve itiraf edeyim kendimle yanyana koyamıyorum.

Rica etsem bana düz nickimle hitap edermisiniz. Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap En fazlasından zannım sizden büyüksem abilikte anlaşalım. Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Birde özel bir şey sormak istiyordum, lorsch diye bir yeri biliyormusunuz , biliyorsanız size yakınmı?

Orada uzun zamandır göremediğim  kızkardeşim ve yegenlerim var.

Sizin Kuran ilimlerine ilgili oldugunuzu tahmin ediyordum. Demekki hoş tevaffuk olmuş. Aslında bende sizin gibi bu konularla ilğili olan kardeşlerin katkılarınıda umarak bu konuyu açtım. İnşaALLAH eklediğim dersleri  belli zamanlarla sıralı takip edebilir ve katılımlarda notlar ekleyerek konu zenginleştirilebilirse  fayda edilinebilir.

Dersleri dinlerken notlar alıp ilğili kaynaklardan araştırma da yaparsak çok faydalı ve kalıcı bilğiler de öğrenebileceğimizi umuyorum. Örnegin derslerin sıralamalarının nüzul sırasına göre olacağı düşünülürse bunun yanında güzel bir siyer kitabından Hz Peygamberin  ayetlerin bahsettiği dönemin araştırılması ile kalıcı baglayıcı derin bilğilere vakıf olmakta mümkün. Bunu iddialı söylüyorum çünkü bu denenmiş ve test edilmiş bir metoddur. Bunu takip edip sürdürüp bu konuda oldukca mesafe katetmiş şu anda kitapları ve Kuran ilimleri konusunda calışmaları olan  bir dostum var.
Malum daha önce bahsetmiştik insanın zindanları var, zindanlarından kurtulabilenler mesafe katediyorlar ve bahsettiğimiz insanın zindanlarından bilğiyle ve özellikle Kur'ani bilğilerle kurtulabiliyorlar.Biz ulaştığımız bilğilerle belli zindanları aştık ama cevre zindanı belkide kendi zindanımı aşamadımki o kardeşime göre gerilerde kaldım.


Bende bu dersleri alıntılarken notlar alacagım, paralelinde yapabildiğimce ilğili okumalar yapacağım.Bahsettiğiniz gibi içinde bulundugumuz kutlu ay ve günlere en layık ameller bunlar geregini yapanlardan hiç degilse cabalayanlardan oluruz.

Hele Bismillah deyip cıkalım yola. Aslında sadece materyalleri  eklemekle bırakacaktım, ilğinizi gördükten sonra daha bir fazla gayret gösterecegim. Tabi vaad ettiğiniz  katkı ve destekleriniz nisbetince inşaALLAH.

Selam ve dua ile.


Logged
neccar'in İmzası
Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
neccar Nickli Üyemize Teşekkür Eden 4 Kullanıcı: ypa (14 Ağustos 2009, 11:26:55), kardelen_ce (23 Temmuz 2009, 15:28:11), hasbihal (23 Temmuz 2009, 15:06:00), _Gazze_ (23 Temmuz 2009, 14:32:55)

Bölüm Yöneticisi
*

Puan: 156
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 710




blog var (0)

649 Mesajına Toplam
1729 Kere Teşekkür Edildi

77 Mesajına Toplam
86 Kere Puan Verildi


Ruh Halim

« Yanıtla #4 : 23 Temmuz 2009, 14:55:59 »

Aleykumselam  neccar abi,
gercekten öyle oldu,hatta cok sasirdim eklediginizi görünce,sanirim heyecanim
mesajima da yansimis.
Ben kuran asigi bir kulum ve kulun ve topluluklarin ihtiyaci olan ne varsa hepsini
bu kutsal kitapta bulacagini biliyorum,biliyoruz.
Buna paralel olarak diger kutsal kitaplari da okudum ve zaman zaman gine bakiyorum.
Tek amacim var kurani anlamak anlatmak,yasamak ve yasatmak...
Ve bu konuda kim bana bir harf ögretirse,bir yol bir sistem gösterirse ona ömrüm yettigince
duada bulunurum.
Sizin bahsettigniz yöntemi ben sahsen aynen bir sinif modunda,dersteymis gibi uygulamaya gayret
edecegim,Rabbimin izni ile.Ve eminim baska kardeslerim de böylesine bir firsati tepmezler ve evlerine kadar gelmis
bu firsati degerlendirirler.
Sagolun,varolun abi,ALLAH sizden razi olsun ve insALLAH emeklerinizin karsiligini bu dünyada oldugu gibi ebedi dünyada
da görürsünüz.
Lorsch,Mannheim'da bir yer.Bize 100 km uzaklikta ama arabayla bir saat filan.Gecen oraya pardösü almak icin gitmistik,
daha önce bilsem bir ugrar sizin selaminizi götürürdüm:)
Orda cok türk var,adeta kücük bir istanbul,yabanci düsmanligi olmayan bir yer.Bunun icin kardesiniz cok sansli siz merak etmeyin.

Abi,
ben gücümün yettigi ölcüde size bu konuda ilgi,gerekirse destek vermeye hazirim,Rabibm saglik verdigi sürece.
Siz bismillah dediniz ya insALLAH gerisi gelecek bu hayirli baslangicin.
O halde bende "Bismillah" deyip derse baslayalim insALLAH.Rabbim gönlümüzü ve zihnimizi acsin...!!!Amin!!!
Logged
_Gazze_'in İmzası
ALLAH sizi hem daha önce hem de bu Kur'an'da müslüman diye isimlendirdi ki, Peygamber size şahit (ve örnek) olsun, siz de insanlara şahitt (ve örnek) olasınız. (Hac 78)
_Gazze_ Nickli Üyemize Teşekkür Eden 3 Kullanıcı: kardelen_ce (08 Ağustos 2009, 11:54:30), hasbihal (23 Temmuz 2009, 15:06:48), neccar (23 Temmuz 2009, 15:06:00)
BİLGİNİNEFENDİSİ
« Yanıtla #4 : 23 Temmuz 2009, 14:55:59 »

 Logged

Akıllı olmakta bir şey değil, önemli olan aklı yerinde kullanmaktır.
Administrator
*

Puan: 520
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5,027




Hiçbir kimse yoktur ki, dostu ve düşmanı olmasın

blog var (0)

3280 Mesajına Toplam
6565 Kere Teşekkür Edildi

232 Mesajına Toplam
237 Kere Puan Verildi


Ruh Halim

« Yanıtla #5 : 23 Temmuz 2009, 15:09:31 »

maşALLAH kuran sevdalısı neccar abi güzel bir sayfa açmış
yakında faydalanarak takip edeçeğim inşALLAH
ALLAH gayretinizi artırsın abi
Logged
hasbihal'in İmzası
haksızlık karşısında egilmeyiniz zira hakınızla beraber şerefinizide kayberdersiniz.       hz.Ali (as)
hasbihal Nickli Üyemize Teşekkür Eden 3 Kullanıcı: neccar (23 Temmuz 2009, 20:21:33), _Gazze_ (23 Temmuz 2009, 19:44:26), kardelen_ce (23 Temmuz 2009, 15:27:56)

Mavi Marmara Surda Bir Gedik Açmıştır! Mukaddes mi Mukaddes! Allahu Ekber!!!
Administrator
*

Puan: 483
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5,746




DİRİLİŞ MUŞTUSUDUR MAVİ MARMARA!!!

blog var (0)

3118 Mesajına Toplam
6179 Kere Teşekkür Edildi

246 Mesajına Toplam
268 Kere Puan Verildi


Ruh Halim

« Yanıtla #6 : 23 Temmuz 2009, 15:30:31 »

Alıntı:_Gazze_ tarafından gönderildi.

Abi,
ben gücümün yettigi ölcüde size bu konuda ilgi,gerekirse destek vermeye hazirim,Rabibm saglik verdigi sürece.
Siz bismillah dediniz ya insALLAH gerisi gelecek bu hayirli baslangicin.
O halde bende "Bismillah" deyip derse baslayalim insALLAH.Rabbim gönlümüzü ve zihnimizi acsin...!!!Amin!!!



Kesinlikle katılıyorum.Bende varım inş. Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap ALLAH kat kat razı olsun abi.
Logged
kardelen_ce'in İmzası
Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
kardelen_ce Nickli Üyemize Teşekkür Eden 3 Kullanıcı: hasbihal (28 Temmuz 2009, 12:40:01), neccar (23 Temmuz 2009, 20:21:53), _Gazze_ (23 Temmuz 2009, 19:43:51)

Administrator
*

Puan: 862
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 6,881




blog var (0)

625 Mesajına Toplam
1303 Kere Teşekkür Edildi

122 Mesajına Toplam
129 Kere Puan Verildi


Ruh Halim

« Yanıtla #7 : 25 Temmuz 2009, 14:16:57 »

ALLAH gayretinizi artırsın abi
ALLAH razı olsun
Logged
Kamuran'in İmzası
EĞER BİR GÜN DÜNYA YA AİT ÇOK BÜYÜK BİR DERDİN OLURSA,
 
RABB'İNE DÖNÜP '' BENİM BÜYÜK BİR DERDİM VAR '' DEME !
DERDİNE DÖNÜP
 
''BENİM ÇOK BÜYÜK BİR RABB'IM VAR !''
DE!!!
Kamuran Nickli Üyemize Teşekkür Eden 3 Kullanıcı: hasbihal (09 Ağustos 2009, 12:52:16), _Gazze_ (03 Ağustos 2009, 08:23:39), neccar (27 Temmuz 2009, 00:03:33)

Administrator
*

Puan: 865
Online Online

Mesaj Sayısı: 1,590




blog var (0)

1540 Mesajına Toplam
4275 Kere Teşekkür Edildi

82 Mesajına Toplam
86 Kere Puan Verildi


Ruh Halim

« Yanıtla #8 : 26 Temmuz 2009, 10:05:45 »

               Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


ALAK SURESİ

GİRİŞ

Adı: İkinci ayetteki "alak" kelimesi sureye isim olmuştur.

Nüzul zamanı: Bu sure iki kısma ayrılır. Birinci kısım, "İkra"dan beşinci ayet olan "ma lem ya'lem"e kadardır. İkinci kısım, "Kellâ inne'l-insane le yetğa"dan surenin sonuna kadardır. Cumhur ulema, birinci kısmın Rasulullah'a gelen ilk vahiy olduğunda ittifak etmiştir. Bunun hakkında, İmam Ahmed, Buharî ve Müslim müteaddit senetlerle en sahih hadislerden sayılan bir rivayeti Hz. Aişe'den rivayet etmişlerdir. Bu rivayette Hz. Aişe, vahyin nasıl başladığını Rasulullah'ın kendisinden duymuştur. Ayrıca aynı rivayet İbn Abbas, Ebu Musa el Eş'ari ve sahabeden bir cemaatten de şu şekilde menkuldür: "Kur'an'ın ilk inen ayetleri bunlardır." İkinci kısım, Rasulullah Harem-i Şerif'te namaz kılmaya başladığı ve Ebu Cehil'in de onu namazdan menetmek için tehdit ettiği zaman nazil olmuştur.

Vahyin başlangıcı

Muhaddislerin kendi senetleri ile İmam Zühri'den, onun Urve b. Zubeyr'den, onun da, teyzesi Hz. Aişe'den rivayet ettiği gibi vahyin başlangıcı şu şekilde nakledilmiştir: Vahiy ilk dönemlerde Rasulullah'ın sadık rüyalar (bazı rivayetlerde iyi) görmesi ile başladı. Rasulullah bu rüyaları apaçık bir gerçek olarak görmekteydi. Rasulullah daha sonra yalnızlığı sevmeye başladı.

Hıra mağarasında günlerce ibadet için kalırdı. (Hz. Aişe burada "tahanus" kelimesini kullanmıştır. İmam Zuhri bunu "taabbûd" olarak açıklamıştır. Bu, Rasulullah'ın eda ettiği bir çeşit ibadetti. Çünkü ALLAH (c.c.) ona henüz nasıl ibadet edeceğini öğretmemişti) Rasulullah (s.a) evden yiyecek ve içeceğini alarak mağarada birkaç gün geçirirdi. Sonra yine eve döner ve Hz. Hatice'ye yiyecek ve içecek hazırlatarak ibadet için mağaraya dönerdi. Birgün Rasulullah Hıra mağarasında iken birden bire vahiy nazil oldu. Melek gelerek ona "oku" dedi. Hz. Aişe Rasulullah'ın sözünü şöyle nakletmektedir: "Ben okumuş değilim, dedim. Bunun üzerine melek beni tutarak sıktı. O kadar şiddetliydi ki tahammül edemiyordum. Sonra bıraktı ve tekrar "oku" dedi. Ben tekrar "okumuş değilim" dedim. Beni tekrar o kadar şiddetli sıktı ki tahammül edemedim. Sonra bıraktı ve tekrar "oku" dedi. Ben tekrar "okumuş değilim" dedim. Beni üçüncü defa öyle kuvvetli sıktı ki, tahammülüm kalmadı. Sonra beni bıraktı ve "Ikra bismi Rabbike'llezi halak" (Yaratan Rabb'inin ismiyle oku) dedi. Bu ayetten "ma lem ya'lem" e kadar okudu. Hz. Aişe diyor ki: Sonra Rasulullah, titreyerek eve döndü ve Hz. Hatice'ye "beni örtün" dedi. Rasulullah'ı örttüler. Bu korku durumu geçtikten sonra Rasulullah şöyle buyurdu: "Ey Hatice! Bana ne oldu?" Daha sonra bütün olanları Hz. Hatice'ye anlattı. Ve "Canımdan korkuyorum." dedi. Hz. Hatice "Kesinlikle değil. Memnun ol. ALLAH'a yemin ederim ki, O seni rezil etmez. Sen akrabalarına iyi davranırsın. Doğru sözlüsün (Diğer bir rivayette emaneti yerine getirirsin), çaresiz olanların yükünü hafifletirsin, fakir ve yoksullara yardım edersin, misafirperversin, iyi işlerde yardımcısın..." dedi. Hz. Hatice daha sonra Resulullah'ı yanına alarak amcasının oğlu Varaka b. Nevfel'e gittiler. Varaka, cahiliye döneminde Hristiyan olmuştu. İbranice ve Arapça olarak İncil yazıyor, okuyordu. Çok yaşlı olduğundan gözleri görmüyordu. Hz. Hatice ona şöyle dedi: "Ağabeyciğim! Yeğenini biraz dinler misin?" Varaka Rasulullah'a sordu ve Rasulullah olanları anlattı. Varaka: "Bu aynı Namustur (Vahiy getiren melek). ALLAH, onu Hz. Musa'ya da göndermişti. Keşke senin nübüvvet zamanında genç olabilseydim. Keşke kavminin, seni yurdundan çıkaracağı zamana kadar yaşayabilseydim." Rasulullah sordu: "Onlar beni buradan kovacaklar mı?" Varaka: "Evet, senin getirdiğini getiren bir şahsa insanların düşman olmadığı bir zaman yoktur. Eğer senin döneminde yaşarsam bütün gücümle sana yardım ederim." dedi. Ancak çok geçmeden öldü.

Bu rivayetten açıkça anlaşılıyor ki vahiy gelmeden hemen önce bile Rasulullah'ın düşüncesinde Nebi olacağına dair bir şey yoktu. Nebiliğe talip olmak ve onu beklemek bir yana, onun ne olduğunu bile bilmiyordu.

Vahyin nüzulü ve melekle karşılaşması bir kişinin hiç beklemediği halde büyük bir olayla karşılaşması ve onun etkisi altında kalması gibi bir şeydi. Bu nedenle, İslâmı daveti başladığında Mekkeliler Rasulullah'a her türlü itirazı yönelttikleri halde, hiç kimse "Biz böyle şeyi MUHAMMED (a.s) den bekliyorduk, çünkü o bunun planlarını yapıyordu." diyememiştir.

Bu rivayetten şu da anlaşılmaktadır: Rasulullah nübüvvetten önce de çok temizdi. Onun ahlakı çok yüceydi. Hz. Hatice 55 yaşında bir kadın ve Rasulullah ondan 15 yaş küçüktü. Uzun evlilik dönemleri içerisinde Rasulullah'ın hiç bir şeyi Hz. Hatice'den gizli kalamazdı. O, Rasulullah'ın ahlakının ne derece yüksek olduğuna bizzat tanıktı. Rasulullah Hıra'dan döndüğü zaman, onun başından geçenleri duyunca hiç tereddütsüz kabul ederek şöyle demişti: "Sana vahiy getiren gerçekten ALLAH'ın meleğiydi" Aynı şekilde Varaka b. Nevfel'de Mekke'nin yaşlı bir kişisi idi. Rasulullah'ı çocuktan beri tanırdı. 15 senelik yakın akrabalığı dolayısıyla Rasulullah'ın hayatına ve yaşantısına yakından vakıftı. Rasulullah'tan vahiy olayını işitince o da hiç tereddütsüz kabul etmiş ve şöyle demişti: "Bu aynı Namus'tur ki, Hz. Musa'ya da gönderilmişti." Bunun anlamı şudur: Varaka'ya göre de Rasulullah öyle bir insandı ki, ona nübüvvet verilmesi çok tabiiydi.

İkinci kısmın nüzul zamanı:

Bu surenin ikinci kısmı, Rasulullah'ın namaz kılmaya başladığı ve Ebu Cehil'in de onu korkutmak, tehdit yoluyla engel olmak istediği zaman nazil olmuştur. Öyle anlaşılıyor ki, nübüvvetten sonra Rasulullah İslâmî tebliğe başlamadan önce Harem-i Şerif'te ALLAH'ın öğrettiği tarzda namaz kılmaya başlamıştı. Mekkeli müşrikler bundan Rasulullah'ın yeni bir din takip etmeye başladığını anlamışlardı. Mekke'deki diğer insanlar Rasulullah'ın yeni tarzdaki ibadetini hayretle seyrederken, Ebu Cehil, cahiliyet taassubu ile bu şekilde ibadet etmemesi için Rasulullah'ı korkutmaya çalıştı. Bu olay hakkında pek çok hadis vardır. Ebu Cehil'in bu beyhude hareketinin hadisi İbn Abbas ve Ebu Hureyre'den mervidir.

Ebu Hureyre'den şöyle rivayet edilmiştir. "Ebu Cehil Kureyşlilere sormuş; MUHAMMED siz varken de ellerini yere koyup secde ediyor mu? Onlar "evet" dediler. Ebu Cehil, "Lat ve Uzza'ya yemin ederim, eğer onu bu şekilde ibadet ederken görürsem ensesine ayağımı basarak yüzünü yere sürteceğim." dedi. Bir gün, Rasulullah namaz kılmaktaydı. Ebu Cehil, ensesine basmak için ona doğru yöneldi.

Ama birdenbire herkes onun geri çekildiğini gördü. Ebu Cehil'e soruldu: "Ne oluyor?" Ebu Cehil: "Benimle onun arasında bir ateş hendeği vardı. Bazı kanatlar da gördüm." Rasulullah şöyle buyurdu: "Eğer yanıma gelseydi melekler onu parçalayacaktı." (Ahmed, Müslim, Neseî, İbn Cerir, İbn Ebi Hatim, İbnü'l Münzir, İbn Merduye, Ebu Nuaym, İsfehanî, Beyhakî)

İbn Abbas'tan şöyle rivayet edilmiştir: "Ebu Cehil dedi ki: Eğer MUHAMMED'in Kâbe civarında ibadet ettiğini görürsem ensesini ayaklarımın altına alacağım." Bu haber Rasulullah'a ulaştığında şöyle buyurdu. "Eğer böyle yaparsa melekler onu yakalarlar". (Buharî, Tirmizî, Neseî, İbn Cerir, Abdürrezzak, Abd b. Humeyd, İbn Münzir, İbn Merduye).

İbn Abbas'tan diğer bir rivayette şöyledir: "Rasulullah, Makam-ı İbrahim'de namaz kılmaktaydı. Ebu Cehil yanına gelerek şöyle dedi: "Ey MUHAMMED! Ben seni bundan menetmedim mi? ve Rasulullah'ı tehdit etmeye başladı. Rasulullah ona sert bir şekilde "Sen kim oluyorsun?" karşılığını verdi. Bunun üzerine Ebu Cehil. "Ey MUHAMMED! Sen kime güvenerek beni korkutuyorsun? dedi. Ve devam etti: Tanrıya yemin ederim ki, burada en fazla yardımcısı olanlardanım. (Ahmed, Tirmizî, Neseî, İbn Cerir, İbn Ebi Şeybe, İbn Münzir, Taberanî, İbn Merduye)

Bu olay üzerine surenin "kella inne'l insane le yetğa" ile başlayan kısmı nazil olmuştur. Bu kısmın yeri doğal olarak Kur'an'ın bu suresindedir. Çünkü Rasulullah İslâmı ilk kez namaz ile açığa vurmuştu. Kafirlerle karşı karşıya gelmesinin başlangıcını bu oluşturmuştu.

Rahman Rahim olan ALLAH'ın adıyla

1 Oku1 Rabb'inin ismiyle2 ki sizi O yarattı.3

2 O, insanı bir alak'tan4 yarattı.

3 Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir;

AÇIKLAMA

1. Girişte de açıklandığı gibi, Melek "oku" dediğinde Rasulullah "Ben okuma bilmem" şeklinde cevap vermişti. Bundan anlaşılıyor ki, Melek vahyi yazılı olarak getirmiş ve Rasulullah'ın bunu okumasını söylemişti. Çünkü eğer meleğin maksadı kendi söylediğini Rasulullah'ın sadece tekrar etmesini istemek olsaydı, Rasulullah "Ben okuma bilmem" demezdi.

2. Yani Rabb'inin ismiyle oku. Diğer ifadeyle "Bismillah" diyerek oku. Bundan anlaşılıyor ki, Rasulullah vahiyden önce de yalnız ALLAH'ı Rabb olarak tanıyor ve biliyordu. Onun için "Rabb'in kimdir? denmeye gerek görülmemiştir. Yani burada sadece Rabb'inin ismiyle oku denmiştir.

3. Burada, "halak" kelimesi mutlak olarak kullanılmış ve neyi yarattığı belirtilmemiştir. Çünkü "Yaratan Rabb'inin ismiyle" denmesinden, Kainatı ve içindeki her şeyi yarattığı kendiliğinden anlaşılmaktadır.

4. Kainatı genel olarak zikrettikten sonra insanın ne gibi hakir bir başlangıç ile yaratıldığı belirtilmiştir. "Alak", "Alaka"nın çoğuludur. Manası, "pıhtılaşmış kan"dır. Bu durum hamileliğin ilk birkaç günü içinde meydana gelir. Daha sonra et şeklini alır. Ve tedricen insan şekillenmeye başlar. (Bkz. Hac 5 an. 5'ten 7'ye)

4 Ki O, kalemle (yazmayı) öğretendir.5

5 İnsana bilmediğini öğretti.6

6 Hayır;7 gerçekten insan, azar.

7 Kendini müstağni gördüğünden.8

8 Şüphesiz, dönüş yalnızca Rabbinedir.9

9 Engellemekte olanı gördün mü?

10 Namaz kıldığı zaman bir kulu.10

11 Gördün mü? Ya o (kul) doğru yol üzerinde ise,

12 Ya da takvayı emrettiyse.

13 Gördün mü? Ya (bu engellemek isteyen) yalanlıyor ve yüz çeviriyor ise.

14 O, ALLAH'ın görmekte olduğunu bilmiyor mu?11

AÇIKLAMA

5. Yani, hakir bir başlangıçtan sonra insana ilim vererek onu mahlukatın en yüksek seviyesine çıkarması, ALLAH'ın en büyük lütfudur. Sadece ilim değil, kalem kullanmayı da öğreterek, sahip olduğu ilmi büyük çapta yaymasını, bu yolla ilerlemesini ve sonraki nesiller için muhafaza etmesini de sağlamıştır. Eğer ALLAH, ilham yoluyla insana kalem ve kitabın ilmini vermeseydi, o zaman insanın ilmi yetenekleri yayılmazdı. Gelecek nesillere ulaşamazdı. Böylece ilerleme mümkün olmazdı.

6. Yani insan aslında ilimsizdir. Ancak ALLAH'ın ihsanı sayesinde onda ilim hasıl olmuştur. ALLAH'ın lütfuyla insana her merhalede ilim verilmiştir. Ve ilim kapıları da birbiri ardına açılmıştır. Aynı durum Ayet el-Kursi'de de gözükmektedir."O'nun ilminden ancak kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kazanamazlar." (Bakara 255)

İnsanın ilmi gelişme zannettiği, aslında kendisinde ilim yokken ALLAH'ın, istediği zaman ve ona hissettirmeden ilim vermesidir.

Buraya kadar açıklananlar, Rasulullah'a ilk defa nazil olan ayetlerdir. Hz. Aişe'nin rivayetine göre, bu ilk tecrübe Rasulullah için o kadar ağırdı ki, ona tahammül edememişti. Onun için bu seferlik inandığı Rabb ile doğrudan muhatap olduğu belirtilmekle yetinilmiştir. Böylece vahyin sık sık gelmesi de başlamış oldu. Rasulullah artık Nebi olarak tayin olmuştu. Bundan bir süre sonra Müddessir suresinin başlangıç ayetlerinde nübüvvet verildikten sonra vazifesinin ne olduğu açıklanmıştır. (Bkz. Müddessir suresinin girişi)

7. Yani, İnsana lütfeden ALLAH'a karşı, cehalet ederek böyle bir tutumda bulunmaktadır. Bunun açıklaması ileridedir.

8. Yani malı, serveti, izzeti, şerefi ve diğer dünyevî şeyleri ona lutfedilmiştir. Şükretmek yerine haddi aşar ve asi olur.

9. Yani, dünyadayken servet ve mal gücüne dayanarak isyan ederse, sonunda Rabb'ine döndüğünde bu tutumunun sonucunu anlayacaktır.

10. "Kul" dan kasıt, Rasulullah'tır. Kur'an-ı Kerim'in pek çok yerinde Rasulullah'tan bu şekilde söz edilmiştir. Mesela İsra suresinde, "Eksikliklerden uzaktır. O (ALLAH) ki geceleyin kulunu Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketli kıldığımız Mescid-i Aksa'ya yürüttü." (İsra, 1) buyurulmuştur. Kehf suresi birinci ayette de şu şekilde ifade edilmiştir: "O ALLAH'a hamdolsun ki, kuluna Kitab'ı indirdi." Cin suresinde ise şöyledir: "ALLAH'ın kulu kalkıp O'na yalvarınca üzerine üşüştüler. (Cin, 19) Bundan anlaşılıyor ki, bu ifade özel bir üsluptur. Ve ALLAH (c.c.) Kitabında Rasulullah için kullanılmıştır. Ayrıca bu ayetten şu da anlaşılıyor; ALLAH (c.c.) Rasulullah'a risalet verdikten sonra namaz kılmasını öğretti. Namaz kılmanın şekli hakkında Kur'an'ın hiç bir yerinde açıklama yoktur. Dolayısıyla bu da Rasulullah'a sadece Kur'an'da yazılı olan vahyin dışında bazı talimatlar verildiğinin de işaretidir.

11. Öyle anlaşılıyor ki, burada her insaflı insan muhatap kabul edilmiştir. Onlara şöyle sorulmaktadır: ALLAH'a ibadet eden kullara engel olan o kişinin hareketini gördünüz mü? İnsanları ALLAH'tan korkutan, onların kötü işlerine engel olmaya çalışan kulun doğru yolda olmadığını ne biliyorsun? Bu kişi Hak'kı yalanlayarak ona karşı koymakta ve onu yalanlamaktadır. Bu ne biçim bir harekettir? Bu kul (Rasulullah) iyi işler yapmaktadır. Diğeri ise Hakkı yalanlayarak yüz çevirmektedir. Eğer ALLAH (c.c.) dilese bu şahıs bu tutumlarını sürdürebilir mi? Burada zalimin zulmünü ve mazlumun mazlumiyetini ALLAH'ın gördüğü belirtilerek şu sonuca varılmıştır: Zalim cezalandırılacak ve zulme uğrayana da yardım edilecektir.

15 Hayır;12 eğer o, (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursa, andolsun, onu perçeminden tutup sürükleyeceğiz;

16 O yalancı, günahkâr olan alnından.13

17 O zaman da meclisini (yakın çevresini ve yandaşlarını) çağırsın.14

18 Biz de zebanileri çağıracağız.15

19 Hayır; ona boyun eğme (Rabbine) Secde et ve yakınlaş.16

AÇIKLAMA

12. Hz. MUHAMMED (s.a) namaz kılarsa onun ensesine ayağını basacağı tehdidini savuran bu şahıs, kesinlikle bunu yapamıyacaktır.

13. "Alın"dan kasıt, o alnın sahibidir.

14. Girişte açıkladığımız gibi, Ebu Cehil'in tehdidine karşı Rasulullah onu terslediğinde şöyle demişti: "Ey MUHAMMED! Sen kime güvenerek beni korkutuyorsun? Tanrıya yemin ederim ki, burada en fazla yardımcısı olan benim." Bunun üzerine şöyle buyurulmuştur: "O himaye edicilerini çağırsın."

15. Buradaki "zebaniye" kelimesi Katade'nin açıklamasına göre Arap dilinde "polis" için de kullanılır. "zeban"ın asıl manası, "iten kimse"dir. Padişahların yanında görevli olan zebanlar, padişah bir kimseye darıldığında onu iterek dışarı çıkarırlardı; bu nedenle anlamı şudur: O kendini himaye edenleri çağırsın, biz de kendi polislerimizi, (yani azap eden meleklerimizi) Onun yardımcıları ile hesaplaşsın diye çağırırız."

16. "Secde"den kasıt, namazdı. Yani "Ey Nebi! korkma namaz kılmaya devam et ve bu vasıtayla Rabb'ine yaklaş. "Bir kulun Rabb'ine en yakın anı, secde ettiği andır." Müslim'de yine Ebu Hureyre'den şu rivayet de mevcuttur: "Rasulullah bu ayeti okuduğunda tilavet secdesi yapardı."

ALAK SURESİNİN SONU


Logged
neccar'in İmzası
Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
neccar Nickli Üyemize Teşekkür Eden 5 Kullanıcı: LeyL-i LaL (19 Temmuz 2010, 15:35:47), ypa (14 Ağustos 2009, 11:27:51), hasbihal (28 Temmuz 2009, 12:41:01), kardelen_ce (28 Temmuz 2009, 11:43:33), _Gazze_ (26 Temmuz 2009, 13:07:22)

Administrator
*

Puan: 865
Online Online

Mesaj Sayısı: 1,590




blog var (0)

1540 Mesajına Toplam
4275 Kere Teşekkür Edildi

82 Mesajına Toplam
86 Kere Puan Verildi


Ruh Halim

« Yanıtla #9 : 26 Temmuz 2009, 15:15:53 »

Dönemin Özellikleri ve  Ayrıntılı Siyer Okumaları

Tarih Boyunca Tevhit Müçadelesi (Mevdudi) Kitabından
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
HZ. MUHAMMED (A.S.)'İN PEYGAMBER OLMASI VE TEBLİĞİN ÜÇ YIL SÜRE İLE GİZLİ YAPILMASI


İslam Peygamberi (M.Hamidullah)
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
İlâhî Tebliğ Görevinin Başlangıcı


Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Kutsal Mesajın İletilmesi



Hz MUHAMMED'in Hayatı ve İslam Daveti (Celaleddin Vatandaş)


İlk Talimatlar

Ey elbisesine bürünen!

Kalk ve uyar.

Rabb'ini yücelt.
Elbiseni temiz tut.
Pis şeylerden uzak dur.
Yaptığın iyilikleri çok bularak başa kakma.
Rabb'in için sabret. [80]

Resulüllah, Hıra mağarasında ilk ayetlerin vahyolunmasiyla bir peygamber olarak seçildiğini öğrenmişti. 'îkra', peygamberlik görevini başlatan ilk ayetlerin ilk keli­mesi ve aynı zamanda ilâhî talimatların ilkiydi. Bu kelime ile Resulüllah'a 'okuma­sı' emredildi. Resulüllah'm insanlara 'okuyup' bildireceği şey ise, varlığı, hayatı, va­roluşu anlamayı sağlayacak ebedî hakikatler, ilkeler, bireysel veya toplumsal ha­yatı düzenleyip en güzel şekline kavuşturacak emirler ve yasaklardı. İnsanların inanç yanlışlıklarını düzeltecek bilgilerin birkaçı da 'ıkra'yı takiben verildi. Bu ilk ayetlerde, insanların rabb kabul ederek kendisine sığındıkları, emir ve isteklerine itaat ettikleri, ancak esasında rabb oluşla herhangi bir ilgileri bulunmayan şeyle­rin aksine; mutlak ve gerçek rabbın, insanı yaratan, sonsuz güce/kudrete sahip olan, insana bilgiyi öğreten ALLAH olduğu bildirildi.

Resulüllah, vahyolunan ilk ayetlerle birlikte, görevinin gereklerini yerine ge­tirmesinin biç de kolay olmayacağını anladı. Daha ilk ayetlerde emredilen ve ye­rine getirmesi istenen şeyler bile, Mekke toplumunun bazı İnançlarıyla çatışıyor­du. Bunların ilanının tepki göreceği kesindi. Biliyordu ki insanlara, inandıkları şeylerin ve yaşadıkları hayat tarzının yanlış olduğunu bildirerek, halihazırdakin-den farklı bir inanç sistemi ve hayat tarzı sunmak kolay bir iş değildir. Böylesi bir işe kalkışmak, zorlukları, sıkıntıları, tepkileri peşinen kabul etmek demektir. Hat­ta Varaka b. Nevfel'in dediği doğru ise, ilâhî görevi dahilinde, düşündüğünün çok daha ötesinde büyük zorluklara muhatap olmayı kabullenmesi ve evinden, yur­dundan sürülmeye hazır olması gerekmektedir. Bu nedenle, peygamberliğinin da­ha ilk günlerinde, bir insan olarak ilâhî görevinden kaynaklanan bazı sıkıntılara sahip oldu. Karşılaşacağı tepkiler nedeniyle 'okuması' emrolunan ayetleri insanla­ra 'okumakta' zorlandı. 'Ne yapayım! Bunları kavmime nasıl söylerim! [81] diyerek en yakın dostu ve destekçisi eşine korku ve sıkıntılarını açtı. Ancak, yıllarca hakika­ti aramış, hayatının önemli bir kısmını hakikate ulaşma çabalarıyla geçirmiş biri­si olarak, şimdi kendisine verilen hakikat bilgisini terk etmesi veya insanlara bil­dirmekten vazgeçmesi mümkün değildi. Önünde tek seçenek vardı: Görevinin ge­reğini yapmak. Başka bir seçeneği yoktu. Bu nedenle, göreceği tepkilerden çekin­mesine rağmen, Hırâ'da vahyolunan ayetleri Mekkelilere, özellikle de çoğu zaman görüşüp konuştuğu Mekke eşrafına 'okudu'. Onları kendisine vahyolunanlardan haberdar etti. Dinleyenler kulaklarına inanamadılar; şaşırdılar.

Mekke eşrafının dikkatini çeken ve şaşırmalarına neden olan asıl şey, Resulül-lah'm Mekke'deki mevcut inançlardan farklı bir inanca mensup olması değildi. Onlar, Resulüllah'ın, Mekke halkının genel inancıyla çatışan bir inanç sistemini insanlara bildirmekle görevli olduğunu söylemesine şaşırdılar. Durumu değerlen­dirmeye ve anlamaya çalıştılar, fakat zorlandılar. O güne kadar kendisiyle ilgili herhangi bir şikayetleri bulunmayan, son zamanlarda ise münzeviligi tercih ede­rek adeta dünyadan el-etek çeken ve 'en güvenilir kişi olarak andıkları hemşehri­lerinin, kendileri için oldukça farklı ve yeni bir söylemle karşılarına geçmesi ya­kın geçmişte yaşadıkları bazı sıkıntıları hatırlamalarına neden oldu. Zeyd b. Amr nedeniyle yaşananların tekrarlanmasından korktular. Zeyd'in, Kabe'nin putlar ta­pmağına dönüşmesini protesto etmesi ve putperestliği reddetmesi nedeniyle tüm Araplar katında itibar kaybına uğrayarak, birçok ekonomik imkân ve avantajları­nı kaybetme tehlikesi yaşadıkları günleri hatırladılar. Bu sefer de MUHAMMED ne­deniyle aynı durumla karşılaşmamayı temenni ettiler. Fakat takip eden günler en­dişelerini artırdı. Resulüllah, üyelerini Mekke eşrafının teşkil ettiği ve hemen her gün Kabe'nin yanındaki Dârıı'n Nedve'de toplanan şehir meclisine eskiden sıklık­la uğrayıp görüşme ve sohbetlere katılmasına rağmen, artık hiç uğramıyordu. Mekke eşrafı, O'nun Meclise uğramamasını, muhtemel bir ayrılığın ilk işaretleri olarak değerlendirdiler.

Şehir meclisindeki sohbet toplantılardan birisinin gündemini, yıllardır 'en gü­venilir kişi' olarak andıkları hemşehrileri MUHAMMED'in kendilerine "okuduğu' söz­ler ve kendilerinden uzak durması oluşturdu. Ikİ yıla yakın süredir garip bir tu­tum sergileyen, günlerinin büyük bir kısmını dağdaki mağarada veya şehre indiği zaman da evinde geçiren, ticareti terk eden, insanlarla ilişkilerini seyrelten Mu­hammed'in, topluma çok farklı bir misyonla dönüşünün sebep ve sonuçlarını ko­nuştular. Kâhin olduğunu veya olmayı planladığını düşündüler. Fakat bu iddia

kendilerine de gerçekçi gelmedi ve ikna olacakları bir değerlendirme yapmakta zorlandılar. Toplantı sonunda her şeyi kendisiyle açıkça görüşmeye ve bu görüş­me sonunda edinecekleri bilgi ve kanaate göre bir tavır almaya karar verdiler. Re­sulüllah kendi yanlarına ve özellikle Meclis'e gelmediği için, Meclis'i temsilen kendilerinden birisinin onunla görüşmesini kararlaştırdılar. Bu amaçla, Meclis'in sayem üyelerinden ve Nizâret işlerinden sorumlu Ebû Bekir'i görevlendirdiler. MUHAMMED'in düşüncesini doğru şekilde ancak Ebû Bekir aracılığıyla öğrenebi­lirlerdi. Zira o, MUHAMMED'in en yakm arkadaşıydı.

Ebû Bekir, hem Meclis'in temsilcisi sıfatıyla ve hem de kişisel bir merakla ya­km dostunun evine gitti. Arkadaşına, hakkında yapılan dedikoduları bildirdi. Kendisiyle ilgili duyduklarının doğru olup-olmadığını sordu. Oturup konuştular. Ebû Bekir, arkadaşını, ne söylediğini ve ne yaptığını bilen birisi olarak buMu. O'nu, geçici bir hevesin peşinde koşturan bir maceraperest veya zihinsel bir prob­lemi nedeniyle ne yaptığını bilmeyen birisi olarak görmedi. Değerli dostu, kendi­sine, ilâhî bir görevle sorumlu olduğunu, görevinin cinlerle bir ilgisinin bulunma­dığım söylüyordu. Söyledikleriyle, hâl ve hareketleriyle, tutum ve davranışlarıyla karşısında son derece normal, akıllı, bilinci yerinde birisi vardı. Zaten çocuklu­ğundan beri yakından tanıdığı dostu hep böyle birisiydi.

Ebû Bekir, Meclise dönerek sevgili arkadaşı ile ilgili gördüklerini ve işittikleri­ni bildirdi, kanaatini açıkladı. Eşraf, düşündükleri şeyin doğru olduğunu duy­maktan rahatsız oldu. Siyasî açıdan hassas bir denge üzerinde bulunan Mekke'nin seçkin aileleri arasında problem olabilecek bir durumla, Mekke'deki siyasî denge­nin bozulmasına yol açabilecek bir süreçle karşı karşıya kalınacağının ilk işaretle­rini fark etmiş olmanın sıkıntısıyla "başımıza büyük bir iş açıldı [82] demekten kendi­lerini alamadılar. Fakat buna rağmen umutlarını koruyup, MUHAMMED'in duru­munun geçici bir heves olmasını temenni etmeyi tercih ettiler. Hatta son yıllarda münzevî kimliği ön plana çıkması nedeniyle duygusal patlama yaşıyor olabilece­ğini düşündüler. Bu temenni ve düşünceler o an için kendilerine daha makûl gel­di. Yapılması gereken en uygun davranış, bekleyip görmekti. Mevcut şartlar açı­sından MUHAMMED'in durumunun geçici bir heves veya problem olmaktan öteye geçmemesini ummaktan ve beklemekten başka yapacakları herhangi bir şey yok­tu. Bu kararlarının doğru olduğunu gösteren bir durumu da kısa süre içerisinde görüp, bu nedenle sevindiler. MUHAMMED'den, uzun bir süre, mağarada kendisi­ne bildirildiğini söylediği sözlerin dışında yeni bir şey duymadılar, hatta meleğin kendisine gelmemesi nedeniyle sıkıntı içerisinde olduğunu öğrendiler. Vahyin ke­sintiye uğraması mutluluklarını artırmaya fazlasıyla yetti. Sevinç içerisinde 'Eğer MUHAMMED'e gelen şey, gerçekten ALLAH katından olsaydı, devam ederdi[83] diyerek ra­hatladılar. Sevincim bizzat Resulüllah'm yüzüne 'Cininin seni terk ettiğini görüyorum [84] diyerek kaba ve aşağılayıcı bir tavırla dile getirenler de oldu. Bazıları ise 'MUHAMMED'e veda edildi [85] diyerek yeni durumu sevinç içerisinde çevrelerindeki in­sanlara bildirdiler.

Karşılaştığı bu ilk tepkiler, düşündüğü zorlukların sadece zihninde yer alan hayali şeyler olmadığını anlaması açısından Resulüllah için önemliydi. Daha dü­ne kadar kendisine büyük saygı gösterenlerin, hatırını kırmaktan kaçınanların, henüz birkaç ayette kendisine karşı dostane olmayan tavırlar geliştirmeye başla­dıklarını görünce biraz korktu, biraz üzüldü. Vahiy devam ettikçe, 'okuması' gere­ken bilgiler arttıkça durumunun ne olacağını düşündü. Bunları düşündükçe kor­ku ve tedirginliği daha da arttı. Bu korku ve tedirginliğe, vahyin kesilmesi nede­niyle yaşadığı terkedilmiş olma korkusu da eklenince, durumu hepten kötüleşti. İntihar etme düşüncesiyle sarp dağların zirvelerine çıktı. Fakat bunun yanlış bir tercih olduğunu anlayarak, düşüncesini uygulamaya koymadı. Mekke'ye döndü­ğü zamanlar evine kapandı. Kimselerle görüşmedi. Daha önce yalnızlığa eğilimli hayatını hepten yalnızlığa hapsetti. Günler zor geçiyordu, fakat yıllar geçti. Üç yıl sonra Müddessir sûresinin ilk yedi ayetinin vahyolunmasıyla, kaygılarının en önemli nedeni olan terk edilmiş olma düşüncesinden tamamıyla kurtuldu.


İlahî Görev Başlıyor


Fetret dönemi ile bir durum değerlendirmesi yapmasına, ilk vahyin neden oldu­ğu şoktan kurtulmasına ve durulmuş bir vaziyette peygamberlik görevine hazır duruma gelmesine imkân sağlanan Hz. MUHAMMED, Müddessir sûresinin ilk ayet­leri ile birlikte, insanları 'esenlik yurdu'na. ulaştıracak yegâne inanç sistemini ve ha­yat tarzım tebliğe başlamaya çağırıldı. Kırk üç yıldır devam eden kendi halinde, hiçbir yanlışa müdahale etmeyen tavrını terk etme zamanının geldiği bildirildi. Artık üzerindeki örtüleri atmalı ve hakikati ilan etmeliydi. Artık O, şirkin hakim olduğu bir toplumda, kendi halinde yaşayan ve her türlü inanç ve yaşantı yanlı­şından uzak kalmaya çalışan Abdullah'ın oğlu MUHAMMED olmamalıydı. O, sade­ce kendisini ve ailesini, belki biraz da kabilesini veya hemşehrilerini düşünen bi­risi olarak kalmamalıydı. O artık Resulüllah idi; tüm insanların kurtuluş önderiy­di.

Müddesir süresinin ilk ayetinde, Hz. Peygamber'e görevi dahilinde verilen ilk emir "Kalk ve uyar [86] oldu. Bu, henüz işin başında olunduğu için kapsamı bilinmeyen son derece genel bir emirdi. Resulüllah çevresindeki insanla­rı, hangi konularda uyaracaktı? Uyarma konusunu belirlemek kendisine mi bıra­kılmıştı? Nasıl uyaracaktı? Soruları daha da artırmak mümkündür. Fakat insanla­rı uyarma talimatını veren ayetin hemen arkasından, bu soruların oluşmasına im­kân vermeyecek gerekli açıklama yapıldı: ıRabh'ini yücelt.[87] Ni­çin? Bu, Resulüllah'm zihninde yer bulmayan, ama ondan bin dört yüz yıl sonra vasayan bizler için son derece önemli bir sorudur. O elbette ki, mensubu olduğu toplumun inancını çok ayrıntılı bir şekilde bilen birisi olarak 'Rabb'tni yücelt' em­rinin neyi gerektirdiğini anlamıştı; ne yaparsa 'Rabb'ini yücelteceğini1 biliyordu. O'nun neyi anladığını tespit edebilmek için, o günün Mekke toplumunun 'Rabb' konusundaki inançlarının neler olduğunu dikkate almak gerekmektedir.
« Son Düzenleme: 26 Temmuz 2009, 17:08:18 Gönderen: neccar » Logged
neccar'in İmzası
Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
neccar Nickli Üyemize Teşekkür Eden 4 Kullanıcı: LeyL-i LaL (19 Temmuz 2010, 15:36:10), hasbihal (28 Temmuz 2009, 12:44:03), kardelen_ce (28 Temmuz 2009, 11:43:14), _Gazze_ (26 Temmuz 2009, 17:51:05)

Administrator
*

Puan: 865
Online Online

Mesaj Sayısı: 1,590




blog var (0)

1540 Mesajına Toplam
4275 Kere Teşekkür Edildi

82 Mesajına Toplam
86 Kere Puan Verildi


Ruh Halim

« Yanıtla #10 : 31 Temmuz 2009, 14:28:07 »

ALAK SURESİNİN  BİZE MESAJI

Ey peygamberin vârisleri! Ey Ensarullah! Ey ALLAH`ın yakınları!
Çevrenize bir bakın, insanoğlu kendisinde bir varlık gördüğünde, dönüşü Rabbinize olmasına rağmen Firavun gibi hatta daha da fazla tuğyan ediyor, azıyor.
Görmüyorsunuz! Doğru yol üzerinde olanlar takvayı emredenler, namaz kılanlar kısaca İslâm`ı yaşamaya çalışanlar itilip kakılıyor.
Azgınlar ALLAH`ın kendilerini gördüğünü, kendilerinden hesap soracağını bilmiyorlar, yalanlıyorlar ve yüz çeviriyorlar.
Ey peygamberin vârisleri! Ey Ensarullah! Ey ALLAH`ın yakınları!
Kur`an`ı öğrenin ve yaratan; insanı basit bir embriyondan yaratan Rabbinizin adına  okuyun, başkalarına ulaştırın!

Kur`an`ı okuyun! Sizin Rabbiniz (size bu görevi veren), sizin arkanızdaki güç en büyük en üstün olandır. Ondan daha üstünü yoktur.
O, kalemle öğreten, insana bilmediğini öğretendir. Bilgiyi ön plâna alın. O azgınları bilginizle yola getirin.
Sakın  ümitsiz olmayın!
Eğer bilgilendirmeniz; eğitim vermeniz, nasihat etmeniz sonucu onlar tuğyanlarına, azgınlıklarına son vermezlerse, saldırganlık yaparlarsa onları perçemlerinden tutup cümle âleme rezil-i rüsva edeceğiz.
İsterlerse tüm yardakçılarını, meclislerini, kurultaylarını; tüm yandaşlarını; modern Dar-ün Nedvelerini (halk meclislerini)  çağırsınlar  yardımlarına….

Biz zebanileri; en korkunç, en haşin güvenlik görevlilerini çağıracağız, yaratacağız, hizmetimize sokacağız…
Sakın ümidinizi kırmayın!
Tâğutlar malca-mülkçe, çoluk-çocukça, askerce ne kadar güçlü gözükseler de sakın onlara itaat etmeyin, sakın onlara boyun eğmeyin!
Siz Bana secde edin, Bana boyun eğin ve yakınlaşın!

Alak suresi hakkında eklemeleriniz ve notlarınız varsa eklerseniz memnun olurum, yoksa Kalem suresine gecelim arzu ederseniz







   
Logged
neccar'in İmzası
Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
neccar Nickli Üyemize Teşekkür Eden 4 Kullanıcı: LeyL-i LaL (19 Temmuz 2010, 15:36:25), _Gazze_ (02 Ağustos 2009, 13:07:06), kardelen_ce (01 Ağustos 2009, 13:16:54), hasbihal (31 Temmuz 2009, 14:47:52)

Administrator
*

Puan: 865
Online Online

Mesaj Sayısı: 1,590




blog var (0)

1540 Mesajına Toplam
4275 Kere Teşekkür Edildi

82 Mesajına Toplam
86 Kere Puan Verildi


Ruh Halim

« Yanıtla #11 : 01 Ağustos 2009, 00:19:41 »

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap



2  KALEM SURESİ

Kalem suresi dinle

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Kalem suresi meali

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap







Kalem Suresi  1. Bölüm

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Kalem Suresi 2. Bölüm


Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Kalem Suresi 3.Bölüm

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Kalem Suresi 4.Bölüm

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Kalem Suresi Meali (Diyanet  Meali)


    68-el-KALEM

    Mekke'de nâzil olmuştur, 52 (elliiki) âyettir. "Nûn" sûresi diye de anılır. Adını ilk âyetindeki "kalem" kelimesinden alır.

    Rahmân ve Rahîm (olan) ALLAH'ın adıyla.

    1. Nûn. Kaleme ve (kalem tutanların) yazdıklarına andolsun ki,

    2. Sen -Rabbinin nimeti sayesinde- mecnun değilsin.

    3. Hiç şüphesiz senin için bitip tükenmeyen bir mükâfat vardır.

    4. Ve sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.

    5. (Sen de) göreceksin, onlar da görecekler,

    6. Hanginizde delilik olduğunu yakında .

    7. Doğrusu Rabbin, kendi yolundan sapan kişiyi en iyi bilendir, hidayete erenleri de en iyi bilen O'dur

    8. O halde, (hakikati) yalan sayanlara boyun eğme!

    9. Onlar isterler ki, sen yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar.

    10. Şunların hiçbirine itâat etme :yemin edip duran,aşağılık,

    11. (Herkesi) kötüleğen,söz götürüp getiren,

    12. Hayra engel olan, mütecâviz ve saldırgan günahkar,

    13. Kaba ve kötülükle damgalı,

    14. Mal ve oğullar sahibi olmuş diye (böyle yolunu şaşırmış)

    15. Ona âyetlerimiz okunduğu zaman o, "Öncekilerin masalları!" der.

    16. Biz yakında onun burnuna damga vuracağız (kibirini kırıp rezil edeceğiz).

    17. Biz, vaktiyle "bahçe sahipleri" ne belâ verdiğimiz gibi, onlara da belâ verdik. Hani onlar (bahçe sahipleri), sabah olurken (kimse görmeden) onu (mahsullerini) devşireceklerine yemin etmişlerdi.

    18. Onlar istisna da etmiyorlardı.

    19. Fakat onlar daha uykudayken Rabbinin katından (gönderilen) kuşatıcı bir âfet (ateş) bahçeyi sarıverdi de,

    20. Bahçe kapkara kesildi.

    21. Sabah olurken birbirlerine seslendiler.

    22. "Madem devşireceksiniz, hadi erkenden mahsülünüzün başına gidin!" diye.

    23. Derken yürüyorlardı; fısıldaşıyorlardı.

    24. "Sakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın"diye.

    25. (Evet yoksullara yardıma) güçleri yettiği halde, onları yardımdan mahrum etmek niyet ve azmi ile erkenden yola düştüler.

    26. Fakat bahçeyi gördüklerinde: Mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız! dediler.

    27. Yok yok, doğrusu biz mahrum bırakılmışız!

    28. İçlerinden en makul olanı şöyle dedi: Ben size "Rabbinizi tesbih etsenize" dememiş miydim?

    29. Rabbimizi tesbih ederiz; doğrusu biz (kendi kendimize) yazık etmişiz, dediler.

    30. Ardından, kabahati birbirlerine yüklemeye başladılar.

    31. (Nihayet) şöyle dediler: Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz.

    32. Belki Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz (artık) Rabbimizi(O'nun hoşnutluğunu) arzuluyoruz.

    33. İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi!

    34. Şu da muhakkak ki, takvâ sahipleri için Rableri katında nimetleri bol cennetler vardır.

    35. Öyle ya, (ALLAH'a) teslimiyet gösterenleri, (o) günahkârlar gibi tutar mıyız hiç?

    36. Size ne oluyor? Ne biçim hüküm veriyorsunuz?

    37. Yoksa size ait bir kitap var da, (bu bâtıl inanışları) onda mı okuyorsunuz?

    38. Onda, beğendiğiniz her şey sizin için mutlaka vardır (diye mi yazılı)?

    39. Yoksa, "Ne hükmederseniz mutlaka sizindir" diye sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmiş, kıyamet gününe kadar geçerli kesin sözler mi var?

    40. Sor onlara: Bu iddiayı onların hangisi savunacak?

    41. Yoksa ortakları mı var onların? Sözlerinde doğru iseler, hadi getirsinler ortaklarını!

    42. O gün incikten açılır ve secdeye davet edilirler; fakat güç getiremezler.

    43. Gözleri horluktan aşağı düşmüş bir halde kendilerini zillet bürür. Halbuki onlar, sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı (fakat yine secde etmiyorlardı).

    44. (Resûlüm!) Sen bu sözü (Kur'an'ı) yalan sayanı bana bırak (kendini üzme). Biz onları, bilmedikleri bir yönden yavaş yavaş azaba yaklaştırıyoruz.

    45. Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim fendim çok sağlamdır!

    46. Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?

    47. Yahut gaybın bilgisi onların nezdinde de, onlar mı (istedikleri gibi) yazıyorlar?

    48. Sen Rabbinin hükmünü sabırla bekle. Balık sahibi (Yunus) gibi olma. Hani o, dertli dertli Rabbine niyaz etmişti.

    49. Şayet Rabbinden ona bir nimet yetişmemiş olsaydı o, mutlaka, kınanacak bir halde ıssız bir diyara atılacaktı.

    50. Fakat ardından, Rabbi onu seçti (vahiy verdi) ve onu sâlihlerden kıldı.

    51. O inkâr edenler Zikr'i (Kur'an'ı) işittikleri zaman, neredeyse seni gözleriyle devirivereceklerdi. Hâla da (kin ve hasetlerinden:) "Hiç şüphe yok o bir delidir" derler.

    52. Oysa o (Kur'an), âlemler için ancak bir öğüttür.
« Son Düzenleme: 09 Ağustos 2009, 20:52:13 Gönderen: neccar » Logged
neccar'in İmzası
Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
neccar Nickli Üyemize Teşekkür Eden 4 Kullanıcı: LeyL-i LaL (19 Temmuz 2010, 15:36:40), _Gazze_ (02 Ağustos 2009, 14:28:57), kardelen_ce (01 Ağustos 2009, 13:17:18), hasbihal (01 Ağustos 2009, 12:52:55)
BİLGİNİNEFENDİSİ
« Yanıtla #11 : 01 Ağustos 2009, 00:19:41 »

 Logged

Administrator
*

Puan: 865
Online Online

Mesaj Sayısı: 1,590




blog var (0)

1540 Mesajına Toplam
4275 Kere Teşekkür Edildi

82 Mesajına Toplam
86 Kere Puan Verildi


Ruh Halim

« Yanıtla #12 : 01 Ağustos 2009, 23:34:01 »

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap


2 KALEM SURESİ

GİRİŞ

Adı: Bu sure adını El-Kalem veya En-Nun kelimelerinin geçtiği birinci ayetten almıştır.

Nüzul Zamanı: Bu sure, Mekke devrinin başlarında nazil olan surelerdendir. Muhtevadan bu surenin, Mekke'de ALLAH Rasulü'ne karşı çıkışların şiddetlendiği bir zamanda nazil olduğu anlaşılmaktadır.

Konu: Bu surede üç konu ele alınmaktadır: Muhaliflerin ileri sürdükleri itirazlara cevap; onları ikaz edip tavsiyede bulunmak; ve ALLAH Rasulü'ne (s.a) sabrın ve istikametin telkin edilmesi.

Surenin bidayetinde görülüyor ki; her ne kadar sen (ALLAH'ın Rasulü) onlara bu Kitabı takdim etmekteysen ve en güzel ahlaka sahipsen de onlar gene sana deli ve mecnun demektedirler. Aslında sırf bu iki keyfiyet yani Kur'an ve senin örnek ahlâkın onların ithamlarını çürütmeye yeter. Yakında kimin deli olduğuna şahit olacaklar. Sen, bunların tazyiklerine karşı hiçbir tavizde bulunma. Zaten onların kastı da senden tavizler kopararak seni uzlaşmaya razı etmektir. Daha sonra, insanları göstermek için o zaman Mekke'de herkesçe bilinen bazı simaların, adları zikredilmeden, ahlaki portreleri çizilmektedir. Bu sayede insanlar Hz. MUHAMMED'in (s.a) yüksek ve temiz karakteriyle bunlarınkini mukayese ederek karşı çıkanların karakter ve tavırlarının ne kadar çirkin olduğunu göreceklerdir.

Bundan sonra, onyedinci ayetten otuz üçüncü ayete kadar olan bölümde ALLAH Teâlâ'ya karşı nankörlük yaptıklarında içlerinden biri ikaz etmiş olmasına rağmen ona kulak vermediklerinden sonunda ALLAH Teâlâ'nın onları bu nimetten mahrum bıraktığı ve bilahare gerçeğin farkına vardıkları bahçe sahiplerinin öyküsü anlatılmaktadır. Bu misal ile Mekkelilere, tıpkı yukarıdaki bahçe sahiplerinin, salih bir kul tarafından ikaz edilmesi gibi Hz. MUHAMMED'in (s.a) gönderilişinin de bir ikaz ve imtihan olduğu uyarısı yapılmaktadır. "Eğer ALLAH'ın Rasulü'ne kulak vermezseniz bu dünyada muhtelif sıkıntı ve mahrumiyetlere müptela kılınacağınız gibi öte tarafta da şüphesiz çok daha büyük azaba müstehak olacaksanız." denilmektedir.

Daha sonraki 34 ila 47. ayetler arasında müteakiben kafirlere hitap edilmektedir. Bazen doğrudan doğruya bunlarla muhatap olunurken, bazı yerlerde de ALLAH Rasulü'ne hitap edilmiş ama dolaylı olarak onlar ikaz edilmişlerdir. Özetle denilmek istenen şudur: Öbür dünyanın güzellikleri ve iyilikleri şüphesiz ALLAH'tan korkarak yaşayanlar içindir. ALLAH indinde, O'na itaat eden kulların suçlu sayılacağı apaçık mantıksızlıktır.

Kafirlerin, ALLAH'ın onların iddia ettikleri gibi davranacağı hayalleri tamamen saçmadır. Buna hiç bir delilleri yoktur. Bu dünyada bazı insanlardan ALLAH Teâlâ'nın önünde secdeye kapanmaları istendiğinde inkar etmişlerdir ama kıyamet günü farkına varıp secde etmek istediklerinde bu sefer secde edemeyecekler ve zelil olacaklardır. Kur'an'ı yalanlayanlar ALLAH'ın azabından kurtulamaz. Bu dünyada onlara verilen mühlet kendilerini aldatmaktadır. Bu yalanlamalarına rağmen azap olunmayacaklarını ve azap gelmediğinde de doğru yolda olduklarını zannediyorlardı. Halbuki helâke doğru sürüklendiklerinden habersizdiler. Ellerinde, ALLAH Rasulü'ne karşı direnmeleri için hiçbir ma'kul sebepleri yoktur. Çünkü O, hiçbir menfaat ve karşılık gözetmeyen bir habercidir. Bunda hiçbir şahsî menfaati yoktur. Ayrıca O'nun ALLAH'ın Rasulü olmadığını ve getirdiği şeyin ise asılsız bir yalan olduğunu da ileri sürecek bir bilgileri yoktur bunların. Bölümün sonunda ALLAH Rasulü'ne, ALLAH'ın emri kesinleşinceye kadar "İslâmî tebliğ" yolundaki zorluklara göğüs gererek sabır göstermesi, Yunus (a.s) gibi sabırsızlık ederek onun düştüğü belalara düşmemesi bildirilmektedir.

Rahman Rahim olan ALLAH'ın adıyla

1 Nûn, Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun.1

2 Sen, Rabbinin nimetiyle bir mecnun değilsin.2

AÇIKLAMA

1. Müfessirlerin İmamı Mücahid; Kalem'den murad kendisiyle ez-Zikr (Kur'an) yazılan kalemdir. Bundan da yazılmakta olan şeyin (yesturun) Kur'an olduğu anlaşılmaktadır.

2. Burada yemin Kalem ve Kitap üzerinedir. Yani bu Kur'an Vahiy katibinin elleriyle işlenmektedir. Bu husus ALLAH Rasulü'nün deli olmadığının açık bir hüccetidir. Rasulüllah (a.s) Peygamberlik davasından önce Mekkeliler tarafından yörenin en iyi ve en faziletli insanı olarak kabul edilmekte ve herkesçe O'nun dürüstlüğüne ve ferasetine güven duyulmaktaydı. Ama Kur'an vahyolunmaya başlayınca aynı insanlar O'na deli, mecnun demeye başladılar. Şu anlaşılıyor ki, aslında buna sebep Kur'an'dır. İşte bu yüzden Kur'an'ın bu gibi iddialar için yeterli bir reddiye olduğu buyurulmaktadır. Yüce, açık ve beliğ kelamın içerdiği konular da aynı yüksek meziyete sahiptir. Bu Kur'an, Rasulüllah'a ALLAH'ın bir lütfudur, kafirlerin iddia ettikleri gibi bir delilik sebebi değildir. Burada dikkate değer bir husus da şudur; hitap ALLAH Rasulü'ne olmakla beraber aslında kafirlerin ithamlarına cevaplar verilmektedir. Yani, bu ayet Peygamber'e, O'nun deli olmadığına kendisini ikna etmek üzere gönderildiği zannedilmesin. Zaten Rasulüllah'ın böyle bir şüphesi yoktur ki bunu izale etmek için ayet nazil olsun. Asıl gaye kafirlere, Kur'an yüzünden ALLAH Rasulü'ne mecnun dediklerini ve bu iftiraya en açık kati cevabın Kur'an'ın bizatihi kendisi olduğunu anlatmaktır. (Bkz. et-Tur, dip not: 22)

3 Gerçekten senin için kesintisi olmayan bir ecir vardır.3

4 Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlâk üzerindesin.4

5 Artık yakında göreceksin ve onlar da görmüş olacaklar.

6 Sizden hanginiz 'fitneye tutulup-çıldırdığını.'

7 Elbette senin Rabbin, kimin kendi yolundan şaşırıp-saptığını daha iyi bilendir; ve kimin hidayete erdiğini de daha iyi bilendir.

8 Şu halde yalanlayanlara itaat etme.

9 Onlar, senin kendilerine yaranıp-onlarla uzlaşmanı arzu ettiler; o zaman onlar da sana yaranıp-uzlaşacaklardı.5

AÇIKLAMA

3. Yani, insanları hidayete getirmek için çabalaman ve bu yüzden bir sürü eziyet ve cefalara uğramana rağmen, bu vazifeyi yerine getirmen senin için bir ecirdir. Bunun karşılığında sana sayısız ve sonsuz mükafatlar vardır.

4. Bu cümlede iki anlam vardır. Birincisi; insanları hidayete götürebilmek için katlandığı bütün bu eziyetler yüksek bir ahlâk üzere olduğundandır. Aksi takirde, zayıf ahlaklı olan bir insan bunlara tahammül edemez. İkincisi; Kur'an'ın yanında sırf senin bu yüksek ve temiz ahlakın, kafirlerin sana delilik ithamlarında bulunmalarına karşı açık bir delilidir. Onların bu ithamları tamamen mesnetsiz bir yalandır, çünkü yüksek ahlak ve delilik bir arada bulunamaz. Deli, aklî dengesini kaybetmiş kimsedir. Öte yandan, bir kimsede bulunan yüksek ahlak, o kişinin sağlam bir akıl ve fıtrata sahip olduğunun ve zihni dengesinin gayet yerinde olduğunun delilidir. Rasulüllah'ın ahlaki meziyetlerinin Mekkeliler tarafından çok iyi bilindiği malum. Aslında buna işaret etmek yeter.

Mekke'de bulunan her akıl sahibi insan Peygamber (s.a) gibi yüksek ahlak sahibi bir kimseye mecnun demenin ne kadar hayasızlık olduğunu düşünmek zorunda kalacaktır. Bu beyhude ithamlar en sonunda Peygamber'e (s.a) değil bilakis kendilerine zarar verecektir. Muhalefetlerinin şiddetinden muhakemelerini kaybederek Hz. MUHAMMED (s.a) gibi bir insanı öyle şeyle itham ediyorlardı ki bunu hiç bir akıl sahibi düşünemezdi bile. Enterasandır, bu gün de kendini araştırmacı ve ilim adamı sanan bazı kimseler Peygamber (s.a) için saralı ve cinli ithamında bulunmaktalar. Kur'an-ı Kerim dünyada her yerde kolayca elde edilebilir. Öte yandan Rasulüllah'ın sireti, hayatı da en ince ayrıntısına kadar yazılı olarak her yerde mevcuttur. Herkes inceleyebilir. Kur'an gibi emsali olmayan bir kitabı getiren ve yüksek ahlaka sahip olan Hz. MUHAMMED'i akıl hastalığı ile itham eden kişi ancak O'na muhalefetinin şiddetinden yapar bunu. Aklını ve muhakeme gücünü kaybetmiş bir insan O'na karşı bu tür iddialarda bulunabilir.

ALLAH Rasulü'nün ahlakını en güzel şekilde Hz. Aişe'nin şu sözü tarif etmektedir. "Onun ahlakı Kur'an idi" Ahmed, Müslim, Ebu Davud, Nesei, İbn Mace, Darimî ve İbn Cerir lafzen çok az farklılıklarla bunu rivayet etmekteler. Bunun anlamı şudur: Rasulullah (s.a) yalnızca Kur'anî talimatları insanlığa tebliğ etmekle kalmamış, o talimatları kendi zatında da tatbik ederek buna örnek olmuştur. Eğer Kur'an bir şeyin yapılması için emir vermişse onu ilk önce kendi nefsinde uygulamış ve eğer bir şeyden menetmişse gene en fazla kendisi o şeyden sakınmıştır. Kur'an'ın fazilet olarak saydığı sıfatlarla muttasıf, kötü saydığı sıfatlardan da kendini uzak tutan idi. Başka bir rivayette gene, Hz. Aişe şöyle anlatıyor: "O hiçbir zaman kendi hizmetinde bulunan birisini dövmemiş, hiçbir zaman bir kadına el kaldırmamıştır. ALLAH için cihaddan başka hiçbir yerde hiçbir zaman kimseye eliyle dahi vurmamıştır. Kendisi için kimseden intikam almamıştır. Fakat eğer bir kimse ALLAH'ın koymuş olduğu hudutları aşmışsa o zaman sadece ALLAH'ın rızası için ondan intikam almıştır. İki yoldan kolay olanı seçmek onun sünnetiydi. Ne var ki, kolay olan günah ise müstesna, o zaman ondan en uzak kalan O olurdu." (Müsned-i Ahmed) Hz. Enes (r.a) diyor ki: "Ben ALLAH Rasulü'nün on sene kadar hizmetinde bulundum. Hiçbir zaman öf dememiş, hiçbir zaman bana bunu niye yaptın, bunu niye yapmadın dememiştir." (Buhari ve Müslim).

5. Yani, onlar senden İslâm'ı tebliğde biraz gevşeklik göstermeni isterler. Karşılığında da sana karşı muhalefetlerini hafifletecekler. Onların sapıklıklarına uyarak kendi dininden taviz verirsen onlar da seninle uzlaşacaklar.

10 Şunların hiçbirine itaat etme: Yemin edipduran, aşağılık,6

11 Alabildiğine ayıplayıp kötüleyen, söz getirip götüren (gizlilik içinde söz ve haber taşıyan).

12 Hayrı engelleyip sürdüren,7 saldırgan, olabildiğince günahkâr,

13 Zorba-saygısız,8 sonra da kulağı kesik,9

14 Mal (servet) ve çocuklar sahibi oldu diye,10

15 Kendisine ayetlerimiz okunduğu zaman: "(Bunlar) Eskilerin uydurma masallarıdır" diyen.

16 Yakında biz onun hortumu (burnu) üzerine damga vuracağız.11

17 Gerçek şu ki, biz o bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi, bunlara da bela verdik. 12Hani onlar, sabah vakti (erkenden ve kimseye haber vermeden) onu (bahçeyi) mutlaka devşireceklerine dair and içmişlerdi.

18 (Bu konuda) Hiç bir istisna da yapmıyorlardı.13

19 Fakat onlar, uyuyorlarken, Rabbin tarafından dolaşıp-gelen bir bela onun üstünü sarıp-kuşatıverdi.

AÇIKLAMA

6. Metinde, "mehîn" kelimesi geçmektedir. Kelime hakir, zelil ve alçak insanlar için kullanılmaktadır. Burada ise her sözün sonunda çokça yemin eden insanlar için kullanılmaktadır. Bu kimse, herkesin onu yalancı bildiğini ve yemin etmeden kendisine kimsenin inanmayacağını zanneder. Bu yüzden bu kişi hem kendi nazarında zelildir ve hem de toplum içerisinde değer verilmeyen bir yaratıktır.

7. Ayette "Mennain-lil-hayr" deniliyor. Hayr: Arap dilinde hem mal için ve hem de iyilik için kullanılır. Burada mal için kullanıldığını farz edersek o zaman bunun manası şöyle olur: "O çok cimri bir insandır, zerre kadar kimseye bir hayırda bulunmaz." Eğer iyilik anlamında kullanıldığını düşünürsek o zaman "Her iyi işe karşı çıkar ve diğer insanların İslâm'a girmelerini önlemek için tüm çabasını sarfeder" anlamına gelir.

8. Ayette, "Utullin" geçmektedir. Arapça'da bu kelime çok sıhhatli ve fazla yemek yiyen insan için kullanılır. Aynı zamanda kötü ahlaklı ve kavgacı insanlar için de kullanılır.

9. Metinde geçen "Zenim" kelimesi, Arap dilinde zina mahsulü çocuk için kullanılmaktadır. Yani bir kimse, bir ailenin ferdi değilken o aileden sayılmakta. Said ibn Cübeyr ve Şa'bi bu kelimenin kötü şöhret sahibi insanlar için de kullanıldığını söylemekteler.

Bu ayette özel olarak hangi şahsın kastedildiği müfessirler arasında ihtilaflıdır. Bazıları bunun Velid bin Muğiyre olduğunu, bazıları ise Esved bin Abd-i Yagus olduğunu söylüyorlar. Bu sıfatların Ahnes bin Şureyk'e ait olduğunu söyleyenler de vardır. Öte yandan, bunun başka şahıslar olduğunu söyleyenler de vardır. Kur'an-ı Kerim'de bu kişinin isim anılmadan zikredilmesinden anlıyoruz ki bu şahıs Mekke'de bu özellikleriyle çok meşhur birisiydi ki ismini anmaya gerek görülmemiştir. Bu özellikler söylenince herkes bundan kimin kastedildiğini hemen anlamaktaydı.

10. Bu cümle, daha öncesiyle de daha sonrasıyla da bağlantılı olabilir. Eğer öncesiyle irtibatlı olarak düşünecek olursak anlamı şöyle olur: "Mal ve evlâdı çokça diye ona aldırış etme". Eğer sonrasıyla irtibatlı halde düşünürsek o zaman da anlamı: "Mal ve evlâdı fazla olduğundan dolayı kibirlidir. Bu yüzden ayetlerimiz ona okunduğunda 'Bu eskilerin masallarıdır' der" şeklinde olur.

11. (Kibirden dolayı) burnu çok yukarıda olduğundan onu burnundan damgalayacağız. Böylece zelil hale getireceğiz, hem dünyada hem de ahirette vereceğimiz bu zilletten hiç bir zaman kurtulamayacak.

12. Burada bir an için el-Kehf Suresi'nin 32 ile 44. ayetlerini göz önünde tutalım. Orada ibret olarak bağ sahibi olan iki kişinin misali anlatılmaktaydı.

13. Yani, kendi kudret ve güçlerine o kadar güveniyorlardı ki, "ALLAH'ın izniyle" demeden, "kendi bağlarımızın meyvelerini toplayacağız" diye kesinlikle yemin ediyorlardı.


« Son Düzenleme: 02 Ağustos 2009, 00:03:14 Gönderen: neccar » Logged
neccar'in İmzası
Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
neccar Nickli Üyemize Teşekkür Eden 4 Kullanıcı: LeyL-i LaL (19 Temmuz 2010, 15:36:55), hasbihal (09 Ağustos 2009, 12:49:49), kardelen_ce (04 Ağustos 2009, 13:00:30), _Gazze_ (02 Ağustos 2009, 14:29:25)

Administrator
*

Puan: 865
Online Online

Mesaj Sayısı: 1,590




blog var (0)

1540 Mesajına Toplam
4275 Kere Teşekkür Edildi

82 Mesajına Toplam
86 Kere Puan Verildi


Ruh Halim

« Yanıtla #13 : 03 Ağustos 2009, 18:34:38 »



20 Sonunda (bahçe) kökünden kuruyup-kapkara kesildi.

21 Nihayet sabah vakti birbirlerine seslendiler.

22 "Eğer ürününüzü devşirecekseniz erkence kalkın-çıkın."14

23 Derken, aralarında fısıldaşarak çıkıp-gittiler:

24 "Bugün sakın oraya hiç bir yoksul girip de karşınıza çıkmasın."

25 (Yoksulları) Engellemeğe güçleri yetebilirmiş gibi erkenden gittiler.15

26 Ama onu görünce: "Muhakkak biz (gideceğimiz yeri) şaşırmış" dediler.

27 "Hayır, biz (her şeyden ve bütün servetimizden) yoksun bırakıldık."16

28 (İçlerinde) Mutedil olan biri dedi ki: "Ben size dememiş miydim? (ALLAH'ı) Tesbih edip yüceltmeniz gerekmez miydi?"17

29 Dediler ki: "Rabbimiz, seni tesbih eder-yüceltiriz; gerçekten bizler zalim olanlarmışız."

30 Şimdi birbirlerine karşı kendilerini kınamağa başladılar:18

31 "Yazıklar bize, gerçekten bizler azgınmışız" dediler.

32 "Belki Rabbimiz, onun yerine ondan daha hayırlısını verir; şüphesiz biz, yalnızca Rabbimize rağbet eden kimseleriz."

33 İşte azab böyledir. Ahiret azabı ise, muhakkak çok daha büyüktür; onlar bir bilseler.

34 Şüphe yok,19 muttaki olanlar için Rableri katında nimetlerle donatılmış cennetler vardır.

AÇIKLAMA

14. Ayette "Hars": Tarla kelimesinin geçmesi, bahçelerin içerisinde tarlaların bulunduğunu belirtmek için olabilir.

15. Buradaki "Hard" kelimesi Arapça'da, önlemek, durdurmak anlamında kullanılmaktadır. Ayrıca niyet etmek, karar vermek ve sürat anlamına gelmektedir. Bu yüzden ayeti tercüme ederken bu üç anlamı da göz önünde bulundurdum.

16.Yani, onlar kendi bahçelerini bu halde görünce "herhalde biz yolumuzu şaşırdık ve yanlış bir yere geldik"' dediler. Biraz düşündükten sonra bunun gerçekten kendi bahçeleri olduğunu anlayarak hayıflanmaya başladılar.

17. Yani, ertesi gün bahçeden meyveleri toplayacaklarına yemin ettikleri zaman onlara birisi "ALLAH'ı unutmayın, inşaALLAH (ALLAH izin verirse) niye demiyorsunuz?" demişti. Onlarsa buna hiç aldırış etmemişlerdi. Ayrıca miskinlere, fakirlere hiçbirşey vermemeyi kararlaştırdıklarında yine aynı kişi onları "ALLAH'ı unutmayın ve bu çirkin niyetinizden vazgeçin" diye uyarmıştı. Fakat onlar yine kulak asmamışlar ve kendi fikirlerinde ısrar etmişlerdi.

18. Yani, her biri bir diğerini itham etmeye, suçu birbirine atmaya başladılar. "Sen bana ALLAH'ımı unutturarak bu kötü yola düşmeme sebep oldun" diyerek birbirlerini suçladılar.

19. Mekke'nin ileri gelenleri Müslümanlara, "ALLAH dünyada bu nimetleri bize vermiş" diyerek bunun kendilerinin ALLAH'ın makbul birer kulları olduklarının alameti olduğunu, "sizin bu kötü durumunuz ise sizin, ALLAH'ın gazap ettiği kişiler olduğunuzun delilidir. Dolayısıyla eğer öbür dünya varsa, ki siz var diyorsunuz, orada da yine biz refah içerisinde, siz ise azab içerisinde olacaksınız." demekteydiler. Bu ayetler bu sözlere cevaptır.

35 Öyleyse, Müslümanları suçlu-günahkâr olanlar gibi (eşit) kılar mıyız?

36 Siz ne oluyor? Siz nasıl hüküm veriyorsunuz?20

37 Yoksa sizin (elinizde) ders okumakta olduğunuz bir kitap21 mı var?

38 İçinde, siz neyi seçip-beğenirseniz, mutlaka sizin olacak, diye.

39 Yoksa sizin için üzerimizde kıyamete kadar sürüp gidecek bir yemin mi var ki siz ne hüküm verirseniz o, mutlaka sizin kalacak, diye.

40 Onlara sor: "Onlardan hanginiz bunun savunuculuğunu yapacak?"22

41 Yoksa onların ortakları mı var? Şu halde eğer doğru sözlü kimselerse, ortaklarını da getirsinler.23

42 Ayağın üstünden (örtünün) açılacağı24 ve onların secdeye çağrılacakları gün, artık güç yetiremezler.

43 Gözleri 'korkudan ve dehşetten düşük,' kendilerine de zillet sarıp-kuşatmış. Oysa onlar, (daha önce) sapasağlam iken secdeye davet edilirlerdi.25

AÇIKLAMA

20. ALLAH'ın, itaatkâr kulları ile günahkar, suçlu kulları arasında bir tefrik yapmaması mantığa aykırıdır. Bu alemin yaratıcısı olan ALLAH'ın, kimin O'na itaat edip kötülüklerden kendini sakındırdığını ve kimin de O'ndan korkmadan suç işlediğini, zulüm yaptığını görmeyen kör bir hükümdar gibi olduğu nasıl zannedilebilir. Sen ahlak ve amel bakımından bir fark gözetmeden ehli imanın yoksul haliyle, kendi müreffeh halini nazarı itibara alıp ALLAH'ın bu itaatkar kullarına suçlu gibi davranacağına ve sizin gibi günahkarlara da cenneti bağışlayacağına düşünmeden karar veriyorsunuz.

21. Yani, ALLAH'ın gönderdiği kitap.

22. Burada "Zaîm" kelimesi kullanılmaktadır. Arapça'da bu kelime, başkasına kefil olan, zimmetini alan, bir topluluğa sözcülük eden kimse anlamlarına gelmektedir. Yani, bunlardan daha ileri giderek onun ALLAH'tan bir vaad aldığını iddia ediyorsunuz.

23. Siz kendi kendiniz hakkında hüküm vermektesiniz. Bunların hiçbir temeli yoktur. Akıl ve mantığa terstir. Üstelik, ALLAH'ın gönderdiği hiçbir kitaptan da bir delil gösteremezsiniz. Hiç biriniz ALLAH'ın böyle bir vaadde bulunduğunu iddia edemez. Öte yandan sizin mabud kabul ettikleriniz de sizi Cennete sokacaklarına dair bir garantide bulunamıyorlar. O halde bu yanlış fikirleri nereden alıyorsunuz.

24. "" bacakların açıldığı, yani işlerin güçleştiği zaman Sahabe ve Tabiinden bir cemaat bunun bir deyim olarak kullanıldığını söylemişlerdir. Zor duruma düşen bir kimse için Arapça'da "keşfisak" da denilmektedir. Hz. Abdullah bin Abbas bu manada olduğunu rivayet ederek Arap edebiyatından getirdiği bazı delillerle bunu tekid etmektedir. Başka bir görüşe göre ise, İbn Abbas ve Rübey bin Enes'ten "Keşfisak"tan muradın "hakikatın üzerinden perdenin kalkması" olduğu rivayet edilmiştir. Bu yoruma göre mana şöyle olmaktadır: "O gün bütün hakikatler açığa çıkınca herkesin yaptığı ortaya çıkacaktır."

25. Yani, Kıyamet günü kim ALLAH'a ibadet edenlerdendi ve kim de onu inkar edenlerdendi, açıkça ortaya çıkacaktır. Bu iş için herkesin ALLAH'ın önünde secdeye kapanması istenince dünyadayken ibadet edenler hemen secde edecekler, oysa dünyadayken inkar edenlerin belkemikleri kaskatı kesilerek kilitlenecek ve onlar secdeye gidemiyecekler, zelil ve pişman olarak ayakta kalacaklardır.

44 Artık bu sözü yalan sayanı sen bana bırak. 26Biz onları, bilmeyecekleri bir yönden derece derece (günahla yükletip azaba) yaklaştıracağız.27

45 Ben, onlara süre tanıyorum. Hiç şüphesiz benim düzenim28 (cezalandırmam) sapasağlamdır.

46 Yoksa sen, onlardan bir ücret mi istiyorsun ki, onlar, haksız bir borçtan dolayı ağır bir yük altında kalmışlar?29

47 Yoksa gayb (görünmeyenin bilgisi) onların yanında mıdır ki, kendileri yazıp duruyorlar?30

48 Şimdi sen, Rabbinin hükmüne sabret31 ve balık sahibi (Yunus) gibi olma;32 hani o, içi kahır dolu olarak (Rabbine) çağrıda bulunmuştu.33

49 Eğer Rabbinden bir nimet ona ulaşıp-yetişmeseydi, mutlaka kendisi yerilmiş ve çıplak bir durumda (karaya) atılmış olacaktı.34

50 Fakat Rabbi onu seçti ve onu salih olanlardan kıldı.

51 O küfretmekte olanlar, zikri (Kur'an'ı) işittikleri zaman, seni neredeyse gözleriyle yıkıp-devireceklerdi.35 "O, gerçekten bir delidir" diyorlar.

52 Oysa o (Kur'an), alemlere bir zikr (öğüt, hatırlatma, hüküm ve üstün bir şeref)den başka bir şey değildir.

AÇIKLAMA

26. Yani, onlara kulak asmayın, onların işi bize aittir.

27. Bilmeden bir kimseyi helake sürüklemenin bir şekli de şudur: Zalim ve doğruluk düşmanı birine bu dünyada sıhhat, mal, evlat, başarı gibi bazı nimetler verilir. Böylece kendisinde hiç bir eksiklik ve yanılgı olmadığını zannederek hakka karşı düşmanlığa, zulüm ve isyana battıkça batar. Bu nimetlerin kendisi için bir bağış değil, bilakis felaketine vesile olduğunu farkedemez.

28. Ayette "Keyd" kelimesi geçmektedir. Bunun anlamı gizli plan yapmak demektir. Kendi başına bu anlamıyla kötü bir manaya gelmez ama bir kimseye haksız olarak ve ona zarar vermek için yapıldığında bu kötü bir hareket olur. Yoksa bu kelimenin kötü bir anlamı yoktur, özellikle bu plan, ona müstehak olan birisine yapılmışsa.

29.Burada zahiren muhatap Peygamber (s.a) ise de aslında O'nun muhalifleri olan asilerdir. Onlara "ALLAH'ın elçisi sizden bir karşılık mı istiyor ki bu kadar kızıyorsunuz" denilerek sorulmaktadır. Siz de biliyorsunuz ki O'nun sizden bir talebi yoktur. Size ne söylüyorsa ve ne takdim ediyorsa bu ancak sizin iyiliğiniz içindir. Onu kabul etmek istemiyorsanız, kabul etmeyin. O'nun tebliği hususunda niye böyle çıldırmaktasınız (ayrıntılı bilgi için bkz. Tur an: 31)

30. Bu ikinci soruda yine zahiren muhatap ALLAH Rasulü'dür (s.a), ama hakikatte söz muhalifleredir. Bundan anlaşılan şudur: Yani, siz perdenin arkasını mı gördünüz ki, buna dayanarak göndermiş olduğumuz bu Rasul'ün bizim tarafımızdan tayin edilmediğini ve O'nun size beyan ettiği hakikatlerin yanlış olduğunu ileri sürerek şiddetle yalanlamaktasınız. (İzah için bkz. Tur an: 32)

31. Yani, o vakit ALLAH nusretini sana gönderecek ve muhaliflerini yenilgiye uğratacaktır. İşte o vakit gelene kadar tebliği uğrunda musibet ve eziyetlere katlanmaya devam et.

32. Yani, sabırsızlığı dolayısıyla balığın karnına düşen Yunus (a.s) gibi olma. Peygamber'e, ALLAH'ın kesin emri gelene kadar sabretmesi söylenilmiş ve Yunus gibi olmaması tenbihlenmiştir. Yunus (a.s) ALLAH'ın (c.c) emri gelmeden sabırsızlık göstererek bir iş yapmış ve ALLAH'ın itabına müstehak olmuştur. Bkz. Yunus ayet 98, an: 99, Enbiya ayet 87-88, an: 82-85 Saffet ayet 139-148 an: 78'den 85'e kadar.

33. Enbiya Suresi'nde bu husus tafsilatlı bir şekilde izah edilmiştir. Denizin karanlıklarında, balığın karnında Yunus (a.s) şöyle dua etmişti: "Senden başka İlah yoktur, Seni tenzih ederim. Şüphesiz ben zalimlerden oldum." Bunun üzerine ALLAH onun bu feryad ve figanını dinlemiş, onu bu kederli durumdan kurtarmıştır. Bkz. Enbiya Suresi 87-88. ayetler.

34. Bu ayeti, Saffat Suresi 142-146 arasıyla birleştirerek okuyacak olursak görürüz ki: Yunus (a.s) yaptığı hata neticesi balığın karnına düştüğü zaman ALLAH'ı tesbih ederek hatasını itiraf etmişti. O zaman da balığın karnından çıkarılarak çorak ve çıplak bir yere hasta bir halde bırakılmıştı. Artık affolunmuş ve yerilmekten kurtulmuştu. ALLAH Teâlâ lütfuyla, onun meyvesiyle açlık ve susuzluğunu gidereceği ve gölgeleneceği bir bitki yaratmıştı.

35. "Sanki bakışlarıyla yiyecekler" Mekke kafirleri o kadar kızgındılar ki, Kur'an'ı işittikleri zaman Peygamber'i sanki gözleriyle yiyeceklerdi. Onların bu hali İsra Suresi 73. ve 77. ayetler arasında beyan edilmektedir.

KALEM SURESİNİN SONU
Logged
neccar'in İmzası
Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
neccar Nickli Üyemize Teşekkür Eden 3 Kullanıcı: hasbihal (09 Ağustos 2009, 12:49:23), kardelen_ce (04 Ağustos 2009, 12:59:47), _Gazze_ (03 Ağustos 2009, 21:13:04)

Administrator
*

Puan: 865
Online Online

Mesaj Sayısı: 1,590




blog var (0)

1540 Mesajına Toplam
4275 Kere Teşekkür Edildi

82 Mesajına Toplam
86 Kere Puan Verildi


Ruh Halim

« Yanıtla #14 : 07 Ağustos 2009, 21:08:05 »

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap



3 MÜZZEMMİL SURESİ


Müzzemmil Suresi
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Müzzemmil Suresi 1.Bölüm

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Müzzemmil Suresi 2.Bölüm

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

Müzzemmil Suresi Meali (Diyanet Meali)

    73-el-MÜZZEMMİL

   Mekke'de   nâzil olmuştur; 10, 11 ve 20. âyetlerinin Medine'de nâzilolduğu rivayet edilmiştir.   20 (yirmi) âyettir. Sûre, adını, ilkâyetindeki "el-müzzemmil" kelimesinden   almıştır. "Müzemmil" örtünüpbürünen demektir.
    Rahmân ve   Rahîm (olan) ALLAH'ın adıyla.
    1.   Ey örtünüp bürünen (Resûlüm)!
    2.   Birazı hariç, geceleri kalk namaz kıl.
    3.   (Gecenin) yarısını (kıl). Yahut bunu biraz azalt.
    4.   Ya da bunu çoğalt ve Kur'an'ı tane tane oku.
    5.   Doğrusu biz sana (taşıması) ağır bir söz vahyedeceğiz.
    6.   Şüphesiz gece kalkışı, (kalp ve uzuvlar arasında) tam bir uyuma ve sağlam   bir kıraata daha elverişlidir.
    7.   Zira gündüz vakti, sana uzun bir meşguliyet var.
    8.   Rabbinin adını an. Bütün varlığınla O'na yönel.
    9.   O, doğunun da batının da Rabbidir. O'ndan başka ilâh yoktur. Öyleyse yalnız   O'nun himayesine sığın.
    10.   Onların (müşriklerin) söylediklerine katlan ve onlardan güzellikle ayrıl.
    11.   Nimet içinde yüzen o yalancıları bana bırak ve onlara biraz mühlet ver.
    12.   Hiç şüphesiz bizim nezdimizde (onlar için hazırlanmış) boyunduruklar, yakıcı   bir ateş, var.
    13.   Boğazdan geçmez bir yiyecek ve elem verici bir azap var.
    14.   O gün (kıyamet günü) yeryüzü ve dağlar sarsılır; dağlar çöküntü ile akıp giden   kum yığınına döner.
    15.   Nasıl Firavun'a bir elçi göndermiş idiysek doğrusu size de, hakkınızda şahitlik   edecek bir peygamber gönderdik.
    16.   Ama Firavun o peygambere karşı gelmiş, biz de onu ağır ve çetin bir şekilde   muaheze etmiştik.
    17.   Peki inkâr ederseniz, çocukları ak saçlı ihtiyarlara çevirecek o günden kendinizi   nasıl koruyabileceksiniz?
    18.   Gökyüzü bile onunla (o günün dehşetiyle) yarılacaktır. ALLAH'ın vâdi mutlaka   yerine gelir.
    19.   İşte bu (anlatılanlar), şüphesiz bir öğüttür. Artık kim dilerse Rabbine (varan)   bir yol tutar.
   20.   (Resûlüm!) Senin, gecenin üçte ikisine yakın kısmını, (bazen)yarısını, (bazen   de) üçte birini yatmadan (ibadetle) geçirdiğini veberaberinde bulunanlardan   bir topluluğun da (böyle yaptığını) Rabbinelbette biliyor. Gece ve gündüzü   (içinde olup bitenleri iyiden iyiye)ölçüp biçen ancak ALLAH'tır. O sizin,   bunu sayamayacağınızı bildiğiiçin, sizi bağışladı. Artık, Kur'an'dan kolayınıza   geleni okuyun.ALLAH bilmektedir ki, içinizde hastalar bulunacak, bir kısmınız  ALLAH'ın lütfundan (rızık) aramak üzere yeryüzünde yol tepecekler,diğer bir   kısmınız da ALLAH yolunda çarpışacaklardır. O haldeKur'an'dan kolayınıza   geleni okuyun. Namazı kılın, zekâtı verin,ALLAH'a gönül hoşluğuyla ödünç   verin. Kendiniz için önden (dünyadaiken) ne iyilik hazırlarsanız ALLAH katında   onu bulursunuz; hem dedaha üstün ve mükâfatça daha büyük olmak üzere. ALLAH'tan   mağfiretdileyin, şüphesiz ALLAH çok bağışlayıcı, çok
 esirgeyicidir.

« Son Düzenleme: 09 Ağustos 2009, 21:03:41 Gönderen: neccar » Logged
neccar'in İmzası
Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
neccar Nickli Üyemize Teşekkür Eden 3 Kullanıcı: hasbihal (09 Ağustos 2009, 12:51:00), _Gazze_ (08 Ağustos 2009, 22:19:15), kardelen_ce (08 Ağustos 2009, 11:52:42)

Mavi Marmara Surda Bir Gedik Açmıştır! Mukaddes mi Mukaddes! Allahu Ekber!!!
Administrator
*

Puan: 483
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 5,746




DİRİLİŞ MUŞTUSUDUR MAVİ MARMARA!!!

blog var (0)

3118 Mesajına Toplam
6179 Kere Teşekkür Edildi

246 Mesajına Toplam
268 Kere Puan Verildi


Ruh Halim

« Yanıtla #15 : 09 Ağustos 2009, 20:04:32 »

" Sana yapılanlara,eziyet edenlere göğüs ger.Diren ve sabret...ALLAHa kullukta ve insanlara sabret ki rızaya eresin."
"Kur'an neşvesi,neş'esi kalbin dirilişi oluyor."
"Gecenin efendisi olmadan,gündüzün efendisi olamazsın."
"Neden kur'anın hafızı olanlar,kur'anın muhafızı olmuyorlar?"
"Tecvid ekseninde değil,tertil ekseninde olmak lazımdır."
" Vahiy aydınlığında,aydınlat! "
"Kur'an okumanın hakkını verebilmemiz lazım.Anlıyarak,sindirerek,hücrelerimize yedirerek okumalıyız."
"Namazın ruhu kur'andır.Kur'anı rabbimize okuruz.Sığınacağın liman ALLAHın limanı olsun."

Rabbim bu derslerden feyiz almamızı,sindirerek okumayı nasip etsin mevlam.
Logged
kardelen_ce'in İmzası
Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
kardelen_ce Nickli Üyemize Teşekkür Eden 3 Kullanıcı: hasbihal (26 Ağustos 2009, 14:17:29), _Gazze_ (10 Ağustos 2009, 22:23:44), neccar (09 Ağustos 2009, 20:34:16)

Administrator
*

Puan: 865
Online Online

Mesaj Sayısı: 1,590




blog var (0)

1540 Mesajına Toplam
4275 Kere Teşekkür Edildi

82 Mesajına Toplam
86 Kere Puan Verildi


Ruh Halim

« Yanıtla #16 : 09 Ağustos 2009, 21:09:51 »

  Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş YapResimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş YapResimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap

73 MÜZZEMMİL SURESİ

GİRİŞ

Adı: Birinci ayette geçen "el-müzzemmil" kelimesi surenin ismi olmuştur. Muhteva ile pek ilgisi yoktur.

Nüzul Zamanı: Bu surenin iki rukü'su (ayn işareti) ayrı ayrı zamanlarda nazil olmuştur.

Birinci rukü ittifakla Mekkî'dir. Muhtevadan ve hadis rivayetlerinden de böyle olduğu anlaşılmaktadır. Ama Mekke'nin hangi döneminde nazil olduğuna dair rivayetlerden bir bilgi alamamaktayız. Ne var ki, bu bölümün kapsadığı konular bunun nüzul zamanını tesbit etmede bize yardımcı olacaktır.

İlkin, bu rukü'da, ALLAH, Rasulü'ne gece kalkarak ALLAH'a ibadet etmesi ve bu sayede Nübüvvet gibi ağır bir yükü omuzlamada kendisine kuvvet verileceği nasihatında bulunmaktadır. Bundan anlaşılıyor ki, bu emir ALLAH Rasulü'nü Nübüvvet yükünü taşımak için hazırlamaktaydı.

İkincisi, teheccüd namazı için gecenin yarısı veya biraz azında ya da biraz fazlasında Kur'an-ı Kerim'i okuyun emri verilmiştir. Bu da, o zamana kadar gecenin yarısında bu uzunlukta kıraat edecek kadar Kur'an-ı Kerim'in nazil olduğunun delilidir.

Üçüncüsü, burada ALLAH Rasulü'ne, muhaliflerinin haksızlıklarına karşı sabırlı olması telkin edilmektedir. Mekke'li kafirler ise azap ile tehdid edilmektedir. Bundan da anlaşılıyor ki, bu rukü nazil olduğu zaman ALLAH Rasulü İslâm'ı alenî olarak tebliğ etmeye başlamış ve O'na karşı muhalefet Mekke'de şiddetli bir hal almıştı.

İkinci rukü'ya gelince, bir çok müfessire göre bu bölüm de Mekke'de nazil olmuştur. Fakat bazılarına göre ise Medenî'dir. Bu bölümün içerdiği konular da bu ikinci görüşü teyid etmektedir. Çünkü bu bölümde ALLAH yolunda savaştan bahsedilmektedir. Oysa bilmekteyiz ki Mekke döneminde savaş emredilmemişti. Ve ayrıca zekat emrolunmaktadır. Bilindiği gibi zekata mahsus açıklama ve nisabların tayini de Medine'de farz olmuştu.

Konu: İlk yedi ayette, ALLAH Rasulü'ne "Bu sana yüklenen büyük sorumluluk için kendini hazırla ve bu işin amelî şekli gecelerin aşağı yukarı yarısında kalkarak namaz kılmandır" emri verilmektedir.

8. ila 14. ayetler arasında ALLAH Rasulü'ne "Her şeyden ilgini keserek kendini yalnızca kainatın sahibi olan ALLAH'a mahsus kıl. Bütün işlerini ALLAH'a havale ederek mutmain ol. Karşı çıkanların sana karşı söylediklerine sabret. Onlara karşılık verme, onların hesabını ALLAH'a bırak" denilmiştir.

Bundan sonra ayet 15-19 arasında Mekke'de Rasul'e karşı çıkan insanlar ikaz edilmektedir ki "Biz size, daha önce Firavun'a gönderdiğimiz Rasul gibi bir Rasul gönderdik. Firavun'un o peygamberin davetine kulak asmadığı ve karşı çıktığı zaman hali nasıl olmuştu, bir hatırlayın. Bu dünyada üzerinize azabın gelmeyeceğini farzetsek bile kıyamet günü bu inkarınızın cezasından nasıl kurtulabileceksiniz?"

Buraya kadar olanlar birinci rukü'nun muhtevasıdır. İkinci rukü ise Said bin Cübeyr'in rivayetine göre bundan on sene sonra nazil olmuştur. Ve burada, birinci rukü'da Teheccüd Namazı hakkında bildirilen emir hafifletilmiştir. Teheccüd namazı için "Ne kadar kolayına gelirse o kadar oku" buyurulmuştur. Fakat müslümanların asıl önem verecekleri şey, beş vakit namaz ve zekat farzının tam olarak yerine getirilmesi ve ALLAH yolunda mallarını ihlas ile sarfetmeleridir. Sonunda ise müslümanlara, dünyada yaptıkları iyiliklerin karşılıksız kalmayacağı söylenilmiştir. O yapılan iyiliklerin misali tıpkı bir yolcunun varacağı yere daha önceden malını göndermesi gibidir; ALLAH'a (c.c) kavuştuğunuz zaman bunların hepsini kendi önünüzde bulacaksanız. Bu gönderdiğiniz mal dünyada bıraktığınız maldan daha hayırlıdır. ALLAH'ın indinde ise aslından daha fazla bir mükafaat vardır.

Rahman Rahim olan ALLAH'ın adıyla

1 Ey örtüsüne bürünen,1

2 Az bir kısmı hariç olmak üzere, geceleyin kalk:2

3 (Gecenin) Yarısı kadar. Ya da ondan da biraz eksilt.

4 Veya üzerine ilave et. 3Ve Kur'an'ı da belli bir düzen içinde (tertil üzere) oku.4

5 Gerçek şu ki, biz senin üzerine 'oldukça ağır' bir söz (vahy) bırakacağız. 5

6 Doğrusu gece neşesi6 (gece ibadeti, insanın iç dünyasında uyandırdığı) etki bakımından daha kuvvetli, 7okumak bakımından da daha sağlamdır.8

AÇIKLAMA

1. Bu kelime ile, ALLAH Rasulü'ne "Kalk ve geceleri ibadetle geçir" emri verilmektedir. Bundan anlaşılıyor ki o an Rasulullah uyuyor idi. Veya uyumak için bir örtü çekerek uzanmıştı. O zaman ALLAH (c.c) O'na "Ey üstüne örtü çekerek uyuyan" diyerek hoş bir üslub ile seslenmişti. Bundan, "Şimdi artık rahat yatma zamanı geçmiştir. Büyük bir yük yüklendin, bu işin sorumluluğu başkadır" sonucunu çıkarmaktayız.

2. Bunun iki anlamı olabilir. Birincisi, "Geceyi namazla kıyamda geçirin ve çok az bir kısmında uyuyun." İkincisi ise "Bütün geceyi namazla geçirmen emrolunmaktadır. Hem istirahat et ve hem de gecenin az bir kısmında ibadet et," şeklindedir. Fakat, bir sonraki ayetlerden birinci anlamın daha uygun olduğu anlaşılmaktadır. İnsan Suresi 26. ayet de bunu teyid etmekte ve "Gecenin bir bölümünde O'na secde et ve geceleyin uzun uzadıya O'nu tesbih et" denilmektedir.

3. Bu gecenin ne kadarını ibadetle geçirecektir? Ayet, bu vaktin miktarını açıklamaktadır. Burada, gecenin yarısından biraz fazla veya biraz az ibadet etmesi konusunda ALLAH Rasulü serbest bırakılmıştır. Ama anlaşılmaktadır ki, burada gecenin yarısı tercih edilmektedir. Çünkü o, yarı ölçüt kılınarak bunun biraz azı veya çoğu hususu ona bırakılmıştır.

4. Yani, çok hızlı okumayın, yavaş yavaş ve kelime kelime okuyun. Her bir ayet üzerinde durun ki zihninizde ilahi kelâm'ın manası ve esprisi iyice yerleşsin ve muhtevası size tesir etsin. Bazen geçen, ALLAH'ın zatının ve sıfatlarının zikri de kalbinize kök salsın, O'nun büyüklüğünü, heybetini hissettirsin, ALLAH'ın Rahmeti'nin beyanı içinizde şükran cezbesi uyandırsın. O'nun gazab ve azabının zikri ise içinizde korku yaratsın. Eğer bir şey emrolunmuşsa veya bir şeyden menolunuyorsa bu emir ne içindir ve bu nehiy hangi şey içindir iyice anlaşılsın.

Velhasıl, Kur'an'ı okumak sadece kelimeleri telaffuz etmek değildir. Onun üzerinde tefekkür etmek gerekir. Hz. Enes'ten, ALLAH Rasulü'nün kıraatı sorulmuştu. O da cevaben dedi ki: ALLAH Rasulü kıraat ettiğinde kelimeleri uzatırdı. "Mesela, ALLAH, Rahman, Rahim kelimelerini med ile (çekerek) okurdu." (Buhari). Aynı soru Ümmü Seleme'den soruldu. O da şöyle cevap verdi: "ALLAH Rasulü tane tane ve ara vererek okur, her ayet üzerinde dururdu. Meselâ, Elhamdülillahi-Rabbil-Alemin der bir dururdu, sonra Errahmanirrahim der durur, sonra maliki yevmiddin derdi." (Müsned-i Ahmed, Ebu Davud, Tirmizi) Ümmü Seleme başka bir rivayette de dedi ki: "ALLAH Rasulü kelime kelime, açık ve net okurdu." (Tirmizi ve Nesei). Hz. Huzeyfetü'l-Yemani diyor ki "Bir kere bir gece Rasulüllah'ın yanında namaza durdum. Azap ayeti gelince kıraatı kesip istiazede bulunur, rahmet ayeti gelince de kıraatı keser dua ederdi." (Müslim ve Nesei). Hz. Ebu Zer diyor ki: "Bir kere gece namazında ALLAH Rasulü, sabah oluncaya kadar 'eğer onlara azab edersen, onlar senin kulların, şayet onları affedersen Sen aziz ve hakimsin' (5/122) ayetini tekrarladı durdu." (Müsned-i Ahmed, Buhari ve Nesei)

5. Yani, sana gece namazını kılman emri, "Sana yüklediğimiz bir ağır sözü taşıyabilmek için sende tahammül gücü geliştirsin" diye verilmiştir. Bu güç, eğer sen gecenin rahatını bırakır da aşağı yukarı yarısını ibadetle geçirirsen hasıl olacaktır. Kur'an için "çok ağır bir söz" denmesi, O'nun emirlerini uygulamanın, onun talimatına göre bir örnek oluşturmanın, onun davetini yaparken bütün dünyayı karşısına almanın, bu Kitabaa göre inanç, düşünce, ahlâk, edeb, kültür ve medeniyet düzeninde bir inkilab oluşturmanın güç bir misyon olduğu içindir. Ayrıca bu kelâmın nüzulune tahammül etmek çok güç bir işti.

Bu konuda Zeyd bin Sabit diyor ki "Bir defasında ALLAH Rasulü'ne vahiy geldiğinde O'nun dizi benim dizime dayanmaktaydı. O esnada dizlerimin üzerinde o kadar yük hissettim ki nerdeyse dizlerim kırılacak sandım." Hz. Aişe buyurmuştu ki, "Şiddetli soğuk ve kış bir günde ALLAH Rasulü'ne vahiy geldiğinde ellerinden ter damladığını gördüm." (Buhari, Müslim, Muvatta, Tirmizi, Nesei.) Başka bir rivayette yine Hz. Aişe diyor ki, "ALLAH Rasulü'ne vahiy geldiğinde o deve üzerindeydi. Vahiy bitene kadar devenin göğsü yerde kaldı, çökmüş vaziyette. Vahiy bitmeden kıpırdayamadı." (Müsned-i Ahmed, Hakim, İbn Cerir)

6. Metinde geçen "Gece Neşîesi-Naşietel-leyl" hakkında müfessirler ve dilciler arasında dört değişik görüş vardır. Birincisi, "Naşia"dan murad "gece kalkan kimse". İkinci görüş; bundan kastolunan "gecenin vaktidir." Üçüncü görüş; "geceleyin kalkmaktır." Dördüncüler ise, "sadece gece kalkmak değil, biraz uyuduktan sonra kalkmaktır." anlamını verdiler. Hz. Aişe ve Mücahid bu dördüncü görüşte olanlardandır.

7. Metinde "tesirce daha kuvvetlidir- " ibaresi geçmektedir. Bunun manası çok geniştir, bir cümle ile açıklamak mümkün değildir. Bir manası şudur; gece ibadet için kalkmak ve uzunca bir kıyam etmek insan mizacının tersidir,bu saatte insan istirahat ister. Bu yüzden bu eylem nefsi kontrol altına almak için çok etkili bir çabadır. Bu şekilde eğer bir kimse nefsi ve bedeni üzerinde hakimiyet sağlar ve onları ALLAH yolunda kullanmaya muktedir olursa, o kimse Hak dininin tebliğini dünyaya galip kılmak için daha başarılı olacaktır. İkinci anlamı ise, kalp ve dil arasında bir harmoni oluşturmak için çok etkili bir vasıta olduğu şeklindedir. Çünkü gecenin bu saatlerinde kul ile ALLAH arasına başka bir şey giremez. Bu halde insan diliyle ne söylüyorsa kalbinin sesiyle de onu söyler. Kalp ve dilde bir ahenk meydana gelir. Bir diğer anlamı da insanın zahir ve batınında ahenk meydana getirmek için çok tesirli bir vasıta olduğu şeklindedir. Çünkü gece yalnızlığında eğer bir kimse istirahatını terkederek ibadet için kalkarsa bu muhakkak ihlasındandır. Çünkü bunda gösteriş yapmanın bir unsuru yoktur. Bir diğer dördüncü mana da şöyle verilebilir; Bu gece ibadeti insan için gündüz ibadetinden daha ağırdır. Dolayısıyla bu ibadete devam eden kimsede sebat oluşturur. O kişi ALLAH'ın yolunda daha bir bilinçle ve kesin iradeyle gider ve her türlü zorluğa karşı direnç gösterir.

8. Burada "" geçmektedir. Lugat manası bir sözü daha doğru yapmak ve düzeltmektir. Fakat burada kastolunan o zaman insanın Kur'an-ı Kerim'e daha sakin ve ihtiram ile kalbi ona yönelik olarak ve daha iyi anlayarak okumasıdır. İbn Abbas bunu şöyle izah etmiştir: "... ecdaren yefkahu fil-Kur'an" yani insanın Kur'an üzerinde daha derin düşünmeye uygun olduğu vakit. (Ebu Davud).

7 Çünkü gündüz, senin için uzun uğraşılar vardır.

8 Rabbinin ismini zikret9 ve her şeyden kendini çekerek yalnızca O'na yönel.

9 (ALLAH,) Doğunun ve batının Rabbidir. O'ndan başka ilah yoktur. Şu halde (yalnızca) O'nu vekil tut.10

10 Onların demelerine karşı sen sabret ve onlardan güzel bir ayrılma tarzıyla (düşünce ve eylem bakımından köklü bir tutum) ile kopup-ayrıl.11

11 Yalanlamakta olan nimet (refah ve servet) sahiplerini sen bana bırak12 ve onlara az bir süre tanı.

12 Çünkü bizim yanımızda bukağılar13 ve cayır cayır yanan bir ateş vardır;

13 Boğazı tıkayıp kalan bir yemek ve acı bir azab da vardır.

14 (Öyle) Bir gün ki, yer yüzü ve dağlar titremeye-tutulur ve dağlar göçüveren bir kum yığını olur.14

AÇIKLAMA

9. Gündüzün meşguliyeti anlatıldıktan sonra "Rabbinin adını an" buyurulmaktadır. Bundan şu anlam çıkar; dünyada bir iş yaparken daima ve her durumda ALLAH'ın adını zikretmeli ve O'ndan gafil olunmamalıdır. (Ahzab an: 63)

10. "Vekil" kendisine güvenerek kendi işlerimizi ona havale ettiğimiz şahıstır. Bizim dilimizde de hemen hemen aynı manada kullanılmaktadır.

Mahkemedeki işlerimizi bu vekilin yürütebileceğine inanır ve işlerimizi ona havale ederiz. Bizim bir şeyler yapmamıza hacet yoktur. O halde bu ayetin anlamı şöyledir: "Senin bu dine çağrıda bulunmana karşılık muhaliflerin veryansın ediyorlar ve sana her türlü zorluğu çıkarmaktalar. Ama sen bunun için kaygılanma. Sen işini doğunun ve batının Rabbi ve bütün kainatın sahibine havale et ve O'nun seni savunacağından ve muhaliflerine karşı bütün işlerini düzelteceğinden emin ol."

11. Buradaki "Onlardan ayrıl"dan kasıt, "onlara tebliğ yapmayı bırak" demek değil. Yalnız, onlar beyhude şeyler söylediklerinde onları muhatap alma denilmek istenmektedir. Onların terbiyesizliklerine cevap vermeyin ve bunlara karşı kızmayın, öfkelenmeyin. Yani senin tavrın tıpkı serseri birisinin şerefli bir kimseye hoş olmayan laflar söylemesine karşılık o kimsenin onu hiç muhatab almaması ve aldırış etmemesi gibi olmalıdır. Burada Rasulüllah'ın tavrı zaten böyle değildi de ALLAH O'na böyle olmasını öğütlemişti gibi bir anlayışa gidilmemeli. Aslında ALLAH Rasulü'nün tavrı zaten böyleydi. Ama Kur'an-ı Kerim'deki bu irşaddan maksat kafirlere, eğer ALLAH Rasulü onların bu hareketlerine cevap vermiyorsa bunun O'nun zayıflığı dolayısıyla olmadığını bildirmektir. Rasul şerefli bir kimsedir ve ALLAH'ın talimatı gereğince onların bu gibi terbiyesiz tavırlarına bir karşılık vermemektedir.

12. Bu şuna işarettir: Mekke'de o yalanlayan ve türlü hileler ile ALLAH Rasulü'ne karşı halkın taassubunu kışkırtanlar kavimlerinin zengin olanları idiler. Çünkü İslâm inkilâbına çağrı onlara dokunmaktaydı. Kur'an-ı Kerim bize bunun sadece Hz. MUHAMMED'e (s.a) yönelik bir şey olmadığını bildirmektedir. Her zaman ıslahatçı bir harekete hep bu zenginler sınıfı karşı çıkmışlardı. Açıklama için bkz. Araf: 60, 66, 75, 88. ayetler. el-Muminun 33. ve es-Sebe: 34,35, ez-Zuhruf: 23.

13. Cehennemde bunların ayaklarına zincir vurulmuş olması, bunların kaçma tehlikeleri olduğu için değildir. Aslında yerlerinden kalkamamaları için bir azap ve cezadır.

14. Çünkü o zaman yer çekimi kalmayacaktır. Dağlar parçalanacak ve önce bir kum yığını haline gelecek, daha sonra zelzele ile yer sallanacak ve bu sayede bu tepeler çökerek dümdüz bir hale gelecektir. Aynı husus Taha Suresi 105-107 arasında da açıklanmaktadır: "Sana dağların ne olacağından soruyorlar. De ki: Rabbim onları ufalayıp savuracak. Yerlerini de dümdüz bir toprak olarak bırakacak. Öyle ki orada da bir eğrilik ve bir tümsek de göremeyeceksiniz."

15 Hiç şüphesiz biz size,15 üzerinize şahid olacak bir peygamber gönderdik; Firavun'a da bir peygmber gönderdiğimiz gibi.16

16 Fakat Firavun peygambere isyan etti, biz de onu pek vahim bir tarzda (azabla) yakalayıverdik.

17 Eğer küfredecek olursanız, çocukların saçlarını ağartan17 bir günde, siz kendinizi nasıl koruyacaksınız?

18 Bu nedenle gök bile yarılıp-çatlamıştır; (artık) O'nun va'di gerçekleştirilip-yerine getirilmiştir.

19 Şüphesiz, bu bir öğüttür. Artık dileyen Rabbine bir yol bulabilir.

20 (Ey Nebi)18 Gerçekten Rabbin, senin gecenin üçte ikisinden biraz eksiğinde, yarısında ve üçte birinde (namaz için) kalktığını bilmektedir;19 seninle birlikte olanlardan bir topluluğun da (böyle yaptığını bilmektedir).20Geceyi ve gündüzü ALLAH takdir etmektedir. Sizin bunu sayamayacağınızı bildi, böylece de tevbenizi (O'na dönüşünüzü) kabul etti. Şu halde Kur'an'dan kolay geleni okuyun.21 ALLAH sizden hastalar olduğunu, başkalarının ALLAH'ın fazlından aramak için yeryüzünde gezip-dolaşacaklarını 22ve diğerlerinin de ALLAH yolunda çarpışacaklarını 23bilmiştir. Öyleyse ondan (Kur'an'dan) kolay geleni okuyun. Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin24 ve ALLAH'a güzel bir borç verin.25 Hayır olarak kendi nefisleriniz için önceden takdim ettiğiniz şeyleri daha hayırlı ve daha büyük bir ecir (karşılık) olarak ALLAH katında bulursunuz.26 ALLAH'tan mağfiret dileyin. Şüphesiz ALLAH, çok bağışlayandır çok esirgeyendir.

AÇIKLAMA

15. Şimdi, ALLAH Rasulü'ne karşı çok hararetle karşı çıkan Mekke'deki kafirlere hitap edilmektedir.

16. ALLAH Rasulü'nü insanlar üzerine şahit olarak göndermenin anlamı, dünyada onlar için hem söz, hem de eylem ile Hakk'a işaret etmesidir. Ayrıca şu da düşünülebilir; ahirette ALLAH'ın mahkeme-i kübrası kurulduğu zaman ALLAH Rasulü "Ben onlara doğruyu göstermiştim" diye şahitlikte bulunacaktır. İzah için bkz. el-Bakara an: 144; Nisa an: 64; en-Nahl: 84-89; Ahzab an: 82; Fetih an: 14.

17. Yani siz, eğer Rasul'ün dediklerine kulak vermezseniz o zaman bu dünyada tıpkı Firavun'un başına gelenler gibi size de aynı akibetin geleceğinden korkun. Farzedelim ki bu dünyada sizin üzerinize azab gelmeyecek, peki kıyamet günü nasıl kurtulacaksınız?

18. Bu ayetle, teheccüd namazının hükmü hafifletilmiştir. Bunun hakkında değişik rivayetler vardır. Müsned-i Ahmed, Müslim ve Ebu Davud'da Hz. Aişe'den ilk emirden sonra ikinci emrin bir yıl sonra nazil olarak gece kıyamını farz bir ibadetten nafileye çevirdiği naklolunmaktadır. Hz. Aişe'den, başka bir rivayette de İbn Cerir ve İbn Ebi Hatim birinci emir ile ikincisi arasında sekiz ay olduğunu nakletmişlerdir. Diğer bir üçüncü rivayette de İbn Ebi Hatim'den sekiz yerine, on altı ay şeklinde naklolunmuştur. Ebu Davud, İbn Cerir ve İbn Ebi Hatim, Hz. Abdullah bin Abbas'tan bu müddetin bir sene olduğunu nakletmişlerdir. Fakat Said bin Cübeyr'in beyanına göre ise bu ikinci emrin nüzulu on sene sonra olmuştu. (İbn Cerir ve İbn Ebi Hatim).

Bana göre de doğru olan budur. Çünkü birinci bölümün muhtevasından o bölümün Mekke ve Mekke döneminin başlarında, nübüvvetten en fazla dört yıl kadar sonra nazil olduğu açıkça anlaşılıyor. Öte taraftan ikinci bölümün muhtevasından da bu bölümün Medine'de nazil olduğu (çünkü o zaman kafirlere karşı savaşa izin verilmiş ve zekat farz kılınmıştı) açıkça anlaşılmaktadır. O halde bu iki bölüm arasında en azından on sene bir fark olmalıdır.

19. İlk başlarda gecenin yarısı veya ondan biraz fazla ya da az gece namazı emredilmişti, çünkü namazın meşguliyeti içerisinde vakti tam olarak bilebilmek mümkün değildi. Saat yoktu vs. Bazı gecelerin üçte ikisi, bazı gecelerin de üçte biri kalkılıp kıyam ediliyordu.

20. Başlangıçta, bu emrin muhatabı yalnızca ALLAH Rasulü idi; fakat zamanla ashabtan bazıları sevab kazanmak için coşkuyla ALLAH Rasulüne uyarak gece namazına önem vermeye başladılar.

21. Çünkü namazda en uzun olan şey Kur'an kıraati idi. Onun için teheccüd namazında Kur'an'ın ne kadarı kolayınıza gelirse o kadarını okuyun, buyurulmaktadır. Bu tabii ki namazın hafifletilmesi olacaktır. Bu buyruk görünüşte bir emir gibi gözüküyorsa da, teheccüd namazının farz değil, nafile bir namaz olduğu hususunda ittifak vardır. Bir hadis-i şerfte de şöyle denilmektedir: Birisinin sorusu üzerine ALLAH Rasulü "Size gece ve gündüz beş vakit namaz farzdır" dedi. O zat "Bunun dışında bir şey lazım mı? diye sorunca ALLAH Rasulü "Hayır, yalnız kendin arzuluyorsan o başka" diye cevapladı. (Buhari ve Müslim)

Bu ayetten aynı zamanda, rükû ve secde etmek nasıl namazın farzı ise, Kur'an'ı kıraat etmenin de öyle farz olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü pekçok yerde namazın karşılığı olarak rükû etmek ve secde etmek kelimeleri kullanıldığı gibi, kıraat zikredilerek namazın kast edildiği de vakidir. Bundan yola çıkarak "teheccüd namazı madem ki nafiledir o halde onda Kur'an okumak nasıl farz olabilir?" şeklinde bir soru sorulmamalıdır. Gene de cevap olarak deriz ki: İnsan nafile bir namaz kılmak için bedeni ve elbiseyi temizlemek, abdest almak, avret yerlerini örtmek vs. gibi şartları yerine getirmek gerekmez diyemez. Öyleyse bu namazda kıyam, ruku, secde etmek ve teşehhüde oturmak da nafiledir denilemez.

22. Caiz ve helal görülen yollardan rızık kazanmak için sefer etmeyi Kur'an "ALLAH'ın fazlını aramak" tabiri ile ifade etmiştir.

23. Burada ALLAH (c.c) helal rızık aramak ile ALLAH yolunda cihada çıkmayı nasıl birarada zikretmişse, aynı şekilde, hastalığın yanısıra iki sebep nedeniyle teheccüd namazını affetmek ya da hafifletmek de zikredilmiştir.

Burada, İslâm'da helal rızk kazanmanın ne kadar büyük bir fazilete sahip olduğu anlaşılmaktadır. Abdullah bin Mesud'dan rivayet edilen bir hadiste, ALLAH Rasulü şöyle söylüyor: "Her kim ki müslümanların meskûn oldukları yere buğday getirir de o buğdayı günün fiyatına göre satarsa işte o, ALLAH'a yakınlığa nail olacaktır. Bunun üzerine bu ayeti okudu. (İbn Merduye) Hz. Ömer, bir keresinde "Eğer ALLAH yolunda cihaddan başka bir yolda canımı teslim etmek istesem o da ALLAH'ın ihsanını aramak için bir vadiden geçerken ölümün beni yakalamasıdır." dedi ve sonra bu ayeti okudu. (Beyhaki - imanın şubeleri)

24. Müfessirler beş vakit namaz kılmanın ve zekat vermenin farz olduğu hususunda müttefiktirler.

25. İbn Zeyd, "Bundan murat zekatın dışında malından sarf etmektir" demiştir. Bu ALLAH yolunda cihad için de, ALLAH'ın kullarından birisine yardım etmek gayesiyle de veya halkın refahını sağlamak ya da başka bir hayır iş için de olabilir. ALLAH'a borç vermeyi ve karz-ı haseni daha önce bir çok yerlerde açıklamıştık. Bkz. el-Bakara an: 267; el-Maide an: 33; Hadid an: 16

26. Yani, ahiret için önceden ne göndermişsen sana faydası dokunacak olan odur. Bu dünyada tuttuğun ve ALLAH rızası için bir iyilikte harcamadığın malın Abdullah İbn Mesud'tan rivayet edilen şu hadiste ne işe yarayacağı güzel izah edilmektedir: "Bir defa ALLAH Rasulü 'içinizden kim kendi varisinin malını kendi malından daha çok sever?' dedi. Hepimiz 'Kendi malımızı daha çok severiz' dedik. ALLAH Rasulü 'İyice bir düşünün bakalım' dedi. Yeniden hepimiz, 'Ey ALLAH'ın Rasulü! Doğrusu budur' dedik. Bunun üzerine şöyle buyurdu: 'Senin malın ileriye ahiret için gönderdiğindir, burada bıraktıkların ise onlar senin varislerinindir." (Buhari, Müslim, Ebu Ya'lâ.)

MÜZZEMMİL SURESİNİN SONU



« Son Düzenleme: 09 Ağustos 2009, 21:32:05 Gönderen: neccar » Logged
neccar'in İmzası
Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
neccar Nickli Üyemize Teşekkür Eden 3 Kullanıcı: hasbihal (26 Ağustos 2009, 14:17:52), _Gazze_ (12 Ağustos 2009, 18:17:40), kardelen_ce (10 Ağustos 2009, 01:38:27)

Administrator
*

Puan: 865
Online Online

Mesaj Sayısı: 1,590




blog var (0)

1540 Mesajına Toplam
4275 Kere Teşekkür Edildi

82 Mesajına Toplam
86 Kere Puan Verildi


Ruh Halim

« Yanıtla #17 : 11 Ağustos 2009, 22:19:00 »

Yazının ve yaklaştığımız kutlu ayın önemine binaen Mustafa İslamoglu hocanın  degerli yazısını alıntılıyorum:


Kur'an ve Ramazan (1)
03/09/2005

               Mustafa İslamoglu



Kur'an'da Ramazan ayından söz eden ayet (2.185) biri diğerinin sebebi olan iç içe geçmiş unsurlardan oluşur. Buna göre:

1. Ramazan'ın sebebi Kur'an'dır.

2. Kur'an'ın sebebi hidayet, yani rehberliktir; hem de bütün bir insanlığa.

3. Hidayetin sebebi "beyyinât" ve "furkân"dır. Hidayet ancak bunlarla gerçekleşir.

Beyyinât, "tezini isbata yeterli olan hakikatin apaçık belgeleri" anlamına gelir. Furkan ise "hakkı batıldan, doğruyu yanlıştan, adaleti zulümden, iyiyi kötüden seçip ayırma niteliği ya da yeteneği" anlamına gelir.

Kur'an'ın rehberliği ancak beyyinat ve furkan ile gerçekleşir. Bunların birincisi olan beyyinat Kur'an'ın kendisinde sunduğu, ikincisi olan furkan ise muhatabında inşa ettiği bir niteliktir. Ancak Kur'an'ın inşa ettiği bir tasavvur ve akıl "furkan" olma vasfını elde eder. Böyle bir tasavvur ve akılla bakan bir göz ancak beyyinat'ın delalet ettiği hakikatleri yerli yerinde görür ve kavrar.

Fakat bunun ilk ve olmazsa olmaz şartı Kur'an'ın nesneleştirilmesidir ki, maalesef bu böyle olmuştur. Vahyin inşa edici bir özne olmaktan çıkarılıp 'kutsal nesne' haline getirilmesi üç aşamada gerçekleşti:

Birinci aşama: Lafız mânâ ve maksattan oluşan vahyin makro ayağı olan "maksat" ihmal edilerek, vahiy lafız ve manaya indirgendi. Oysa lafız ve mânânın hakemi maksat idi. Hakem dışlanınca, ilahi vahyin muradını anlamak güçleşti. Yalnız lafız ve mânâya dayanarak anlama çabaları, bir takım anlama sorunlarına kapı açtı. Maksadı göz ardı edilen vahyin, inşa edici bir özne olmaktan çıkarılması doğaldı. Çünkü inşa edicilik doğrudan vahyin maksadıyla alakalıydı.

İkinci aşama: Lafız ve manaya indirgenen vahyi anlama işi, bu kez ikinci ayağından da mahrum kalarak sadece lafza indirgendi. Bu, yukarıdaki şekilde başlayan sürecin doğal sonucuydu. Bu sonuç ise, anlamın kendi kendini üretmesine engel oldu. Vahyin muhatapları vahiyle diyalog kurmak, onu diyalojik bir tasavvurla "okumak" yerine onu "tilavet" ettiler. Bu aslında, anlamın yokluğundan doğan açığı, lafızla kapatmak demekti.

Üçüncü aşama: Vahiy sadece lafza indirgenince, Kur'an da sadece "mushaf"a indirgendi. O artık inşa eden bir özne değildi. Çünkü o muhataplarını değil, muhatapları onu 'yüceltiyorlardı'. Oysa ki vahiy kendiliğinden yüceydi ve onun insan tarafından yüceltilmeye değil, anlaşılmaya ve yaşanmaya ihtiyacı vardı. Vahyi nesneleştiren muhataplar, onu nesneleştirmenin bedelini "yücelterek" ödeme çabası içine girdiler. Bu adeta vahye verilmiş bir "sus payı"na dönüştü. O muhataplarının hayatından bir şeyleri imha edip yeni bir şeyler inşa etmeyecek, muhatapları da vahyi ne kadar becerebilirlerse o kadar yükseğe kaldıracaklardı.

Yeri gelmişken belirteyim: son yıllardaki "Kur'an okuma ve anlama" çabaları, ne yazık ki yukarıda aktardığım süreci tersine çevirememiştir. Hatta, klasik dönemlerdeki bu sürecin tam ters dönmüş modern bir versiyonu haline gelmiştir. Çünkü bu çabalar vahyi inşa edici bir özne haline getireceği yerde, vahyi üzerinde beyin fırtınalarının estirildiği, zihin egzersizlerinin yapıldığı bir "yap-boz" haline getirmiştir. Sonuçta modern tasavvurla klasik tasavvur aynı gözede, vahyi nesneleştirme gözesinde buluşmuşlardır.

Bu süreçte vahyin yönü yüz seksen derece değişmişti. İnşa edici olarak vahiy yukarıdan aşağı inen bir hitab iken, özneleşen vahiy aşağıdan yukarıya ruh taşıyan bir "uçan halı" haline getirilmişti.

Kur'an algısında meydana gelen bu tarihi kırılma, özetle şöyle gerçekleşti:

Anlam hayatın içinde 'üretilemeyince' form tüketildi. Tüketilen form inşa edici özelliğini yitirmeye başladı. Buradan sonra tüketenlerin kimliğine göre ikiye ayırmak gerekiyor:

Birincisi hissi nesneleştirme…

İkincisi aklî nesneleştirme…

Hissi nesneleştirme hepimizin malumu: Anlam tükenince form yüceltilir. Yüceltilen form, makulün değil mahsusun konusu haline gelir. Mahsusun konusu olan kutsal bir form ise, anlaşılmaz tilavet edilir, yaşanmaz fetişleştirilir.

Aklî nesneleştirme ise, malum olmanın ötesinde bizim neslimizce "bittecribe sabit" olan bir algı türü: Mahsusun karşısında yer almıyor, çünkü "makul" değil, sadece "akılcı". Diğerinin tam karşısında yer alıyor, dengesizliğin karşı kutbunda yani. Asıl zaafı, vahyi kişiliğini inşa edici bir özneye dönüştürememek. Çünkü, algı biçimi yanlış. Tıpkı, hissi algıda olduğu gibi, bu algının yanlışı da nesneleştirme. Tek fark var, o da "hissi" değil "akli" olması.

Vahyin nesneleştirilme hikayesi, yolcunun rehbersiz kalma hikayesidir.



Logged
neccar'in İmzası
Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
neccar Nickli Üyemize Teşekkür Eden 4 Kullanıcı: hasbihal (26 Ağustos 2009, 14:16:57), fatihhh (20 Ağustos 2009, 19:52:38), kardelen_ce (12 Ağustos 2009, 22:13:53), _Gazze_ (12 Ağustos 2009, 18:23:04)

Administrator
*

Puan: 865
Online Online

Mesaj Sayısı: 1,590




blog var (0)

1540 Mesajına Toplam
4275 Kere Teşekkür Edildi

82 Mesajına Toplam
86 Kere Puan Verildi


Ruh Halim

« Yanıtla #18 : 13 Ağustos 2009, 00:02:41 »

Kuran ve Ramazan 2

"Kur'an'ı sana nazil oluyormuş gibi oku!" Bu kadim tavsiye, bütün Kur'an okuma kılavuzlarının bir numarası olmak zorundadır.

Bunu söylemek kolay. Fakat, ya gerçekleştirmek?

Tahmin ettiğiniz gibi zorun da zoru. Yani "adam" işi.

Bunu gerçekleştirmek için önce ortada bir "sen" olmalı. Yani kendi kendinin farkında bir "ben". Varlığını idrak etmiş bir ben. Bu idraki gerçekleştirmek için varlık sancısı çekmiş bir ben. Bu sancıyla kendi kendini doğurmuş bir ben.

Ortada bir ben varsa, her benin bir de hakikat meselesi vardır. Dile dokununca "dil"i yakan, yani yüreği yakan bir meseledir bu.

Ben ve hakikatin bir araya geldiği yerde, bir yolculuktan söz ediliyor demektir. Bitimsiz bir yolculuktan� İnsanın kendisini sırtlanıp yola koyulduğu yolculuktan� Benden yola çıkıp sonunda yine bene vardığı yolculuktan� Yürümekle varılmayan fakat varanların yürüyenler olduğu bir yolculuktan�

Harita: vahiy.
Rehber: Peygamber.
Pusula: akıl.
Azık: ibadet.
Dünyalık: binek.

Yolcunun akıl pusulası, sahte manyetik saptırıcılardan korunmalı ki, istikamet açısında bir sapma olmasın. İstikamet açısındaki milimetrik bir sapma, her adımla büyüyecek, sonunda kilometrelere tekabül edecektir.

İstikamet açısı sapmış bir yolcuyu, her attığı adım, maksadına yaklaştıracağı yerde uzaklaştırır. Bu tıpkı cahilin dindarlığına benzer. Cahilin dindarlığı arttıkça sapması da artar. İşte bu nedenle her namazın farzı olan "istikbal-i kıble", aslında bir istikamet kontrolüdür.

Peki, akıl pusulası manyetik tuzaklardan ve sahte saptırıcılardan nasıl korumalı?

İşte bu noktada, Ramazan'ın sunduğu imkana başvurmak gerek. Dahası, Ramazan'ı bize bir imkan olarak sunan maksada, yani vahye başvurmak gerek. Kur'an'ı bir fetiş nesnesi olmaktan çıkarıp, hayatı inşanın bir numaralı öznesi bilmek gerek.

Vahiy, ilahi bir inşa projesidir. Bu projeyi vahiy, tasavvurunu, aklını, şahsiyetini inşa ettiği insanlar eliyle gerçekleştirir. Dün bunu mükerreren yaptı. Dün yaptığı şeyi bugün de yapar. Ağızlarıyla ALLAH'ın nurunu söndürmek isteyenlere rağmen yapar. Bu, ilahi bir emanet olan vahye sadakatin gereğidir.

Varoluş amacına uygun bir hayatı inşa etmekle görevli olan insan, bilinen tarihi içerisinde kendisine verilen bu emanete her zaman sadık kalamamıştır. İnşa sorumluluğunu yerine getirme konusundaki her ihmal ve başarısızlık, insanoğluna pahalıya patlamıştır. Tüm peygamberler ve onlarla gelen ilahi mesajların nihâi amacı, insana unuttuğu ya da kasten terk ettiği inşa sorumluluğunu hatırlatmaktı. Emanete ihanet anlamına gelen her sorumsuzluk, sosyal, siyasal ve ekonomik alanlarda ahlaki yozlaşmayı derinleştiriyor, uyarıcılarını dinlememekte direnen toplum kendi kendisini çöküşe mahkum ediyordu.

ALLAH-insan diyalogu anlamına gelen tüm ilahi vahiylerin zirvesini temsil eden Kur'an vahyi, rehberliğin kişilerden ilkelere geçtiğinin de habercisiydi. "Peygamberlerin sonuncusu"na gelen son vahiy olmasının anlamı da buydu. Bu aynı zamanda modern zamanların hangi istikamette gelişeceğini haber veren ilahi bir işaretti. İnsanlığın gelecekteki yönelişlerinin artı ve eksilerini göstermesi açısından da hayli anlamlıydı. Hayata sürekli müdahil olan bir ALLAH inancı, modern hayatı da, ALLAH'ın kozmik planı haricinde telakki etmemeyi gerektirir. Kur'an'ın telkin ettiği iman da budur.

Modern hayat bu perspektifle okunduğunda, insanlık tarihinin en büyük şanssızlığı olduğu gibi, en büyük şansı olma potansiyelini de içinde taşır. İnsanlık, tarihinin hiç bir döneminde modern dönemlerde olduğu kadar küresel bir sapmanın kurbanı olmamıştı. Fakat bu insanlık ailesine, tarihinin hiçbir döneminde tahayyül edemediği küresel bir istikamet tayini imkanını da birlikte sunmaktadır.

Bu imkanın kullanılması, imana bağlıdır. Tüm Ramazanların kendisini takviye için teşri kılındığı imana.

Her mümin Ramazan'la ilişkisini bu imkanı kullanma açısından da gözden geçirmelidir.

Ramazan var oldukça, vahyin hayatı inşa umudu da var demektir.


Logged
neccar'in İmzası
Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
neccar Nickli Üyemize Teşekkür Eden 4 Kullanıcı: hasbihal (26 Ağustos 2009, 14:16:22), fatihhh (20 Ağustos 2009, 19:52:25), kardelen_ce (14 Ağustos 2009, 00:36:03), _Gazze_ (13 Ağustos 2009, 10:50:57)

Administrator
*

Puan: 865
Online Online

Mesaj Sayısı: 1,590




blog var (0)

1540 Mesajına Toplam
4275 Kere Teşekkür Edildi

82 Mesajına Toplam
86 Kere Puan Verildi


Ruh Halim

« Yanıtla #19 : 13 Ağustos 2009, 21:53:04 »

Kur'an ve Ramazan (3)
03/09/2005



Peygamberimiz'in Ramazan hakkındaki hadislerini bütüncül bir okumaya tâbi tuttuğumuzda, şu ilginç sonuçla karşılaşırız: Ramazan, etki alanı belli mekan ya da belli insanlarla sınırlı olmayan küresel bir imkandır.

Hz. Peygamber'in "küresel bir imkan" olarak tasavvur ve takdim ettiği Ramazanı, bırakınız yer kürenin tümü için bir yeniden inşa seferberliğine dönüştürebilmeyi, kendi yüreğimiz, kendi insanımız ve kendi topraklarımız için bile bir yeniden inşa seferberliğine dönüştüremiyoruz.

Bu toprakların yersizleri tarafından Ramazan'a karşı her yıl "psikolojik savaş" taktikleri kullanılarak düzenlenen suikastlar, Ramazan'ın taşıdığı müthiş potansiyeli "yerlilerden" daha çok "yersizlerin" fark ettiğini gösteriyor.

Bu neyin göstergesidir?

Bu, "yerlilerin" Ramazan'ın taşıdığı imkanların henüz çok azını kullanabildiğinin göstergesidir.

Bu imkanlar sadece akidevi ve dini olanla sınırlı değil. Bunların yanına siz, Ramazan'ın sunduğu sosyal ve ekonomik imkanları da ilave edebilirsiniz. Ramazan'ın sunduğu imkanlar, sadece yaralı imanların ve tarumar olmuş yüreklerin tamiri için değil, ahlaki çözülmeye maruz kalmış toplumsal, ekonomik ve siyasal yapının tamiri için de istihdam edilebilir.

Bunun için olmazsa olmaz şart, gürül gürül çağlayan Ramazan ırmağını Kur'an'ın inşa ettiği bilinç tribününe yönlendirerek enerjiye çevirmektir. Çünkü Ramazan'ın taşıdığı potansiyel, Kur'an olmadan tümüyle kinetize edilemez.

Vahiy, ALLAH-insan diyalogunun ALLAH'tan insana olan sürecini ifade eder.

Şöyle ki: İslam, ALLAH'a teslimiyetin hayata dönüşmüş biçimidir. Bu teslimiyet, bu dünyada silmi (barış), öte dünyada selameti (ebedi mutluluğu) getirecek bir teslimiyettir. Bu teslimiyetin zemini, insan bilincinin en rafine halini ifade eden "sorumluluk bilinci", yani takvadır. Sorumluluk bilincinin en düşüğü, insanın eşyaya karşı sorumluluğu; zirvesi ise, insanın ALLAH'a karşı sorumluluğudur.

Sorumluluk bilincinin bizatihi kendisi, insanın, insanda, insanca gerçekleştirdiği en temel inşa hareketidir. Bu inşa hareketinin istikameti, önce aşağıdan yukarıya doğrudur. Yani insandan ALLAH'a ulaşan bir bilinç yolculuğudur. Bu yolculuğun son durağı ALLAH'a karşı sorumluluk bilincidir. İşte o noktada inşa hareketi yukarıdan aşağıya, ALLAH'tan insana bir seyir takip ederek inşa seferi tamamlanır. İnşa seferi, yani miraç ve nüzul�

Bu çıkış ve iniş, Kur'an'ın insan-ALLAH ilişkisini tanımlarken en çok dile getirdiği kavramlardan biri olan "zikr"in de hakikatidir: "Haydi, siz beni zikredin ki, ben de sizi zikredeyim." (2.152) Bu çift yönlü zikir, çift boyutlu muhteşem bir inşa seferidir:

Aşağıdan yukarıya doğru çıkan duâdır.

Yukarıdan aşağıya doğru akan icabettir.

İnsandan ALLAH'a doğru yükselen ubudiyyettir.

ALLAH'tan insana doğru inen uluhiyyettir.

İnsandan ALLAH'a doğru yükselen sorudur.

ALLAH'tan insana doğru inen cevaptır.

İnsandan ALLAH'a doğru yükselen bilinçtir.

ALLAH'tan insana doğru inen vahiydir.

İnsandan ALLAH'a doğru yükselen kesrettir.

ALLAH'tan insana doğru inen vahdettir.

Evet, vahiy ilahi bir inşa projesidir.

Yürüyen ayet olan insan da, insanı çepeçevre kuşatan tabiat da, bir ilahi inşa ürünüdür zaten. İlahi inşanın nesnesi olan insan, vahyin kılavuzluğunda, hayatın inşasının öznesi olacaktır. Bunu, kendisine boyun eğdirilen tabiatı kullanarak yapacaktır. Artık insan ilâhî hitabın eseri, hayatın ise müessiridir.

Vahyi taşıma sorumluluğu insana verilmiştir. ALLAH insanla konuşmuş, insanoğlunun tarihi ALLAH-insan diyaloguyla oluşmuştur. İnsan ALLAH'ın kulu, yeryüzünün ise efendisi kılınmıştır.

Ramazan, âlemlerin Rabbi olan ALLAH'tan, âlemlere rahmet Hz. MUHAMMED (s) aracılığıyla, bütün bir âlemlere/insanlığa gelen vahyin iç dünyamızı tamir ve inşa mevsimi değilse, nedir?


Logged
neccar'in İmzası
Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
neccar Nickli Üyemize Teşekkür Eden 5 Kullanıcı: ah_şehadet (20 Ekim 2009, 08:55:52), hasbihal (26 Ağustos 2009, 14:18:35), fatihhh (20 Ağustos 2009, 19:52:08), _Gazze_ (15 Ağustos 2009, 19:35:48), kardelen_ce (14 Ağustos 2009, 00:36:17)

Etiketler:
Sayfa: [1] 2 3 4   Yukarı git
  Yazdır  


 

Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Saffet Bakırcı – Tefsir Dersleri İSLAMİ SOHBET,VAAZ,HUTBE,FİLM,HTTP Kamuran 2 324 Son Mesaj 27 Mayıs 2007, 01:43:14
Gönderen: Kamuran
Ramazan Kayan Hocanın Tefsir Dersleri İSLAMİ SOHBET,VAAZ,HUTBE,FİLM,HTTP bager 3 1464 Son Mesaj 08 Mart 2008, 19:14:05
Gönderen: ZeMHeR
Ali Küçük hoca tefsir ve hadsi dersleri......mp3 kaçırma !!!! TEFSİR DERSLERİ feride12 2 388 Son Mesaj 02 Nisan 2008, 18:29:03
Gönderen: isomix
ali küçü hoca tefsir ve hadsi dersleri......kaçırma mp3 İSLAMİ SOHBET,VAAZ,HUTBE,FİLM,HTTP feride12 1 492 Son Mesaj 11 Şubat 2008, 21:16:51
Gönderen: barut1453
Tefsir Dersleri Üzerine Notlar. TEFSİR « 1 2 » neccar 34 1718 Son Mesaj 21 Aralık 2009, 22:36:18
Gönderen: neccar
Bilgininefendisi.net@Tasarım Grubu
|MySQL ile Güçlendirildi | PHP ile Güçlendirildi | XHTML 1.0 Geçerli! | CSS Geçerli! |

Google ve orumceklerin son ziyareti 05 Eylül 2010, 16:36:54