BilgininEfendisi.Net
26 Temmuz 2014, 17:03:41 *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
E-posta adresinize aktivasyon iletisi gelmediyse lütfen buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Takvim Kuran Dinle Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1] 2   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Berzah aleminin mahiyetleri?  (Okunma Sayısı 3212 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
gulistan_2
Süper Üye
*

Puan: 109
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2,236

Açtığı Konular:90


2 Mesajına Toplam
2 Kere Teşekkür Edildi

1 Mesajına Toplam
1 Kere Karma Verildi

« : 02 Kasım 2008, 20:03:33 »

ALLAHin selami üzerinize olsun...

bu baslikta berzah aleminin mahiyetleri hakkinda bir fikir alisverisi baslatmak istiyorum... bildiklerinizi paylasirsaniz sevinirim...
Kayıtlı
hasbihal
Kur'an dan başka bütün kanunlar; değil bir topluluğun, bir ev halkının saâdetini bile temin edecek mâhiyetten uzaktır.
Süper Üye
*

Puan: 746
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 5,274

Açtığı Konular:528

Hiçbir kimse yoktur ki, dostu ve düşmanı olmasın


22 Mesajına Toplam
22 Kere Teşekkür Edildi

2 Mesajına Toplam
2 Kere Karma Verildi

« Yanıtla #1 : 02 Kasım 2008, 20:07:46 »

Berzah alemindekilerin de kendilerine göre bir hayatı vardır, lezzetleri, elemleri, ferah ve sevinçleri hisseder.

Fakat henüz madde aleminde bulunanlar ruhun bedenden sonraki hayatını ve orada kişinin neler hissettiğini, nelerle karşılaşacağını normal duyularıyla hissedip bilemez.

Bu hususu, ancak ilahi gerçeklere vakıf olan Peygambermizden öğreniriz.

Mümin ruhların berzah aleminde bir birleriyle görüştüklerini Peygamberimizin hadislerinden anlamaktayız.


Ayrıca ölülerin hayattakilerden haber aldıkları ve kabirlerinin başına giden kimseleri gördükleri yine rivayetlerde vardır.

Onlar için yapılan dua ve manevi hediyelerin kimlerden geldiğini bilebilirler.

Mümin ruhlar nimet içinde oldukları için ve ruhları serbest oldukları için serbest dolaşabilirler.

Ancak kafirlerin ruhları ve günahları fazla olan müminlerin ruhları azabla meşguldurlar.

Berzah alemindeki yaşayış nasıldır?


sorusunun cevabında Şah Veliyyullah ed-Dehlevî şöyle der:

"Bu âlemde insanların (yani ruhlarının) sayılamayacak kadar çok tabakaları vardır.

Fakat bu tabakalar başlıca dört sınıftır.

Birincisi uyanıklık (yakaza) ehli olanlar ki iyiliklerinden ve kötülüklerinden dolayı iyilik veya azap görecek olan ruhlardır.

İkincisi ise tabiî uyku halinde olup rüya gören, rüya ile ferahlandırılan veya azaplandırılan ruhlardır.

Üçüncüsü behîmî (hayvanî) ve melekî yönleri zayıf olanlardır.

Bunlardan başka bir de fazilet ehli iyi ruhlar vardır ki (dördüncü sınıf olsa gerek) bunlar meleklere karışır, melekî bir hayat sürerler." (Huccetullahi'l-Bâliğa, Kahire 1355, I, s. 34-36).

Nesefi'nin Bahrü'l-Kelâm’ında şöyle denilmiştir: Ruhlar dört guruptur:

Peygamberlerin ruhları ki, cesedinden çıkar, misk ve kâfur gibi güzel kokulu cesedinin şekline girer. Cennette olur. Yer içer fayda­lanır, geceleyin de Arşa asılı kandillerin içine barınır.

Şehidlerin ruhları ki, cesedlerinden çıkar, Cennette yeşil kuşlar içinde olurlar, yer, içer, faydalanır ve geceleyin Arşa asılı kandiller­in içinde olur.

Müminlerden ehl-i itaat olan ruhlar ki, Cennet etrafında olurlar. Yemez, içmez, faydalanmazlar, fakat Cennete bakmakla istifa­de ederler.

Mü'minlerden ehl-i isyan ruhları ise gökte ve yerde havada olur­lar.

Kâfirlerin ruhları ise onlar, Siccinde yerin yedinci katının dibinde siyah kuşlar içindedirler. Cesedleriyle ilişkileri vardır. Güneş gökte iken ışığı yerde olduğu gibi...

alıntı
Kayıtlı

haksızlık karşısında egilmeyiniz zira hakınızla beraber şerefinizide kayberdersiniz.       hz.Ali (as)
gulistan_2
Süper Üye
*

Puan: 109
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2,236

Açtığı Konular:90


2 Mesajına Toplam
2 Kere Teşekkür Edildi

1 Mesajına Toplam
1 Kere Karma Verildi

« Yanıtla #2 : 02 Kasım 2008, 20:43:34 »

su halde azab ve nimet icerisinde olan ruhtur!
peki, ruh yatmadigina göre, fizik aleme bagli olmadigina göre, madde bedenindende siyrildigina göre, bu azabi nerede ceker?

hani elest bezmi vardi, bizler hatirlamasakta varliktik!
sonra anarahmindeki yasam vardi, bizler hatirlamasakta yasiyorduk!
berzah alemide belliki kendi mahiyeti olan, dirilise kadarki sürecte yasanacak olan bir alemdir, cünki ruh oldugu müddetce yasam sözkonusudur! gördügümüz gibi, amellerinden sorumlu tutuldugumuz tek alem dünya yasamidir!

berzah yasami ruhun yasamaya devam ettigi, türlü evrelerden gectigi bir alemmidir?
ALLAH katinda riziklanacak olan ruhlar bellidir, fakat bu müjdenin disinda kalan ruhlar dirilise kadar nelerle karsilasirlar?
bu karsilasma nerededir? kabrin icindemi yoksa baska bir alemde degisik evrelerdemi?
Kayıtlı
kariyb
Süper Üye
*

Puan: 432
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 5,240

Açtığı Konular:941


7 Mesajına Toplam
7 Kere Teşekkür Edildi

« Yanıtla #3 : 02 Kasım 2008, 20:48:49 »

bu ana rahminde yaşam aklıma şöyle bir fikir getirdi: berzah hayatıda tıpkı dünyaya gelmeden önce ana rahminde geçirdiğimiz hayat gibi , cennet ve cehennem hayatı öncesi anarahmi gibi düşünülebilir
Kayıtlı


Derman aradım derdime, derdim bana derman imiş. Burhan aradım aslıma,aslım bana burhan imiş''
ferruh
Süper Üye
*

Puan: 93
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 982

Açtığı Konular:95


« Yanıtla #4 : 02 Kasım 2008, 20:49:38 »

 Berzah Hayatının Keyfiyeti ve Kabir Azabı Meselesi

                                                              Dr. Rahmi Demirci 

    Ehl-i  Sünnet   ulemasına  göre,  Kur'an-ı  Kerim'de  ve  mütevatir sünnet'te  yer alan hükümlere  iman  etmek  farzdır. Son  yıllarda  bazı  İslâmcı  yazarlar (!)  "Kur'an'daki İslâm" adına,   ehl-i sünnetin inanç esaslarını sorgulamaya, hafife almaya veya reddetmeye  başlamışlardır.  Elbette bu onların  kendi  tercihleridir.   Ancak  bazılarının bunu  "Emevî  Sünnîliği" ,  bazılarının da  "Osmanlı  Sünnîliği" gibi tabirlerle   kamufle  ettikleri   görülmektedir.

Haksöz Dergisi'nin Haziran sayısında "Kur'an-ı Furkan Işığında Berzah-Kabir Hayatı tartışmaları" başlıklı bir  inceleme  yayınlanmıştır.  Kabir  azabının olmadığını iddia eden Bülent Şahin, bu konuyu ele almasının sebebini (yazısının girişinde) şöyle ifade etmektedir: "Kabir azabı var mı? sorusu, karşı soruları da beraberinde getirmektedir. Bu soruların başında "Tabii vardır.  Bize   bugüne kadar hep böyle öğretildi, bu soruyla ne  yapılmak  isteniyor?" veya  "Bu tür meseleler bize ne fayda sağlayacak? Olsa ne olur, olmasa ne olur?" benzeri samimi,  ama  ihmalkâr  sorular da  gelebilir.   Ancak birinci soruya verilecek cevap, hiç şüphesiz   inanç ilkelerimizin kesin olmayan zannî rivayetlerle belirlenemiyeceği, gaybî konularda   kulaktan   dolma   bilgilerle  görüş  sahibi olamıyacağımızı   belirtmek olacaktır. Ikinci  yaklaşıma ise bu tür Kur'an dışı  inançlara  gösterilecek  müsamahanın  insanların  din anlayışlarındaki   erozyonu   ve  bulanıklığı  görmemezlikten  gelmek anlamına geldiğini söylemek   yeterli olacaktır. Dünya ve ahiret hayatımızın seyrini belirleyen yegane rehber Kur'an-ı  Kerim  olmalıdır.   Ahiret   inancımızı  şekillendiren yegane kaynağımız ALLAH tarafından   korunan  furkan  olan  Kur'an'dır"

Akaid kitaplarında yer alan berzah alemi ve kabir hayatıyla ilgili hükümleri, "Kur'an dışı inançlar" ifadesiyle mahkûm eden Bülent Şahin Efendi; incelemesinde ALLAH (cc) yolunda savaşırken   öldürülenlerin, diğer insanlardan farklı bir muameleye tabi tutulacaklarını beyan eden "ALLAH yolunda öldürülmüş olanlar için, sakın ölüler demeyin. Bilakis onlar diridirler. Fakat siz idrak edemezsiniz" (El-Bakara Sûresi: 154) meâlindeki muhkem nassa yer  vermemiştir.   Çünkü  bu   ayetin tefsiri ve tev'ili, berzah hayatıyla ilgili şahsî inanç ilkelerine   uygun  değildir.(*)

İncelemesinin girişinde "Ahiret  inancımızı şekillendiren yegane kaynağımız ALLAH tarafından korunan Furkan olan Kur'an'dır" diyen Bülent Şahin Efendi; asırlar önce Cehmiyye ve Mu'tezîle fırkasına mensub bazı müelliflerin savunduğu tezleri (bilerek veya bilmeyerek)   gündeme   getiren yirmiye yakın yazarın iddialarını, delil olarak zikretmiştir. Yegane ve tek kaynağının Kur'an olduğunu iddia eden bir yazarın, böyle keyfi bir usûlü benimsemesi  doğru   mudur?

Kabir   azabıyla ilgili zannî delillere itibar edilemeyeceğini (usûl olarak) iddia   eden   yazara göre, İktibas Dergisi'nin yayın kurulunda yer alan Erhan Aktaş'ın "Hangi İslâm?" isimli eserinde  ortaya  attığı  şu  sualler  (iddialar)  delil  hükmündedir:

"Hz. Adem (as) ile başlayan insanlık tarihi, kıyametin kopması ile son bulacağına göre binlerce  yıl   önce ölen günahkâr biri kıyametin kopacağı güne kadar azap görecekken, kıyametin   kopmasına   yakın ya da   çok az   bir  zaman   kala -örneğin birgün önce- ölen birisi,   hiçbir   kabir   azabı   görmeyecektir.   Yani   birisi   binlerce, belki de onbinlerce yıl kabir   azabı   görecekken,   kimileri de   bir  gün,   ya da daha az azap görecektir. Bu adaletsizlik  olmaz  mı?   ALLAH hiç böyle haksızlık yapar mı?   Kabir   azabı   ile ilgili hadis olduğu   söylenen   sözlere bakılırsa kabrin, insanın bir metre yer altına gömüldüğü yere dendiğini  görmekteyiz.   (..) Bu   durumda  kabre   konmayanlar, kabir azabından kurtulmuş mu oluyorlar? Cesetleri yangında yanarak kül olanlar, suda boğulup kaybolanlar, vahşi hayvanlara yem olanlar kabir azabı görmeyecekler mi? Veya başka inanç sahiplerinin (Budistlerde olduğu gibi) ölülerini yaktıklarını ve ölünün küllerini suya serptikleri/attıklarını biliyoruz.   Şayet   kabir   (mezar) azabı varsa, bunlar kabre konulmadıklarından  dolayı  azaptan  kurtulmuş mu oluyorlar?  Eğer  kurtulacaklarsa  o zaman  biz de  kurtulmak  için  ölülerimizi  yakmalı  mıyız?"

Bu  suallere   (veya iddialara) verilecek cevaplar; adalet ile eşitliği birbirine karıştıran ve gaybî meseleler de dahi sadece aklı esas alan kimseler için önemli olabilir. Halbuki ölen bir kimse; ister kabre defnedilsin, ister ateşte yakılıp külleri savrulsun, ister denizde boğulsun, onun için berzah hayatı (dönemi) başlamıştır. ALLAHû Teâlâ'nın (cc) berzah alemine mahsus kıldığı bazı kanunları (sünnetullah) vardır. Meselâ: Bir kâfirin; tıpkı Firavûn gibi denizde boğulmuş olması (yani mezarının bulunmaması) berzah aleminde tabi tutulacağı muameleyi ortadan kaldırmaz. Bu hakikat muhkem nass'la sabittir:  "Firavûn ve adamları sabah akşam ateşe  arzedilirler.  Kıyametin kopacağı (koptuğu) gün de denilir ki, Firavûn hanedanını ateşin en şiddetlisine sokun" (El-Mü'min Sûresi: 46)   

Bilindiği gibi Firavûn'un (denizde boğulduğu için) kabri mevcût değildir. Fakat sabah-akşam arzedildiği haber verilmiştir. Ehl-i sünnet alimlerinin bu ayetten istinbat ettikleri hüküm şudur: Kıyamet kopmadan önce (Berzah aleminde) Firavûn ve adamları, kendilerine hazırlanan azabın keyfiyetini, sabah-akşam idrak edeceklerdir. Mu'tezîle fırkasına mensub bazı müfessirler "Bu azabın sadece Fir'avn ve adamlarına (hanedanına) mahsus olabileceğini" ileri sürmüş ve ayetin hükmünü tahsis etmişlerdir.(1) Ancak bu tahsisin; habere dayananbir tefsir değil, şahsî bir tevil olduğu sabittir. Zira Hz. Abdullah Ibn-i Ömer'den (ra) rivayet edilen Hadis-i Şerif'te, Peygamber Efendimizin (sav) şöyle buyurduğu bilinmektedir: "Sizden birisi öldüğü zaman, sabah-akşam ahiretteki makamı (cennet veya cehennemdeki yeri) kendisine arzolunur ve kendisine şöyle denilir: "Bu senin makamındır."(2)

İslam tarihinde ilk defa "Kur'an'ın Mahlûk" olduğunu ileri süren ve kabir azabının mümkün olamıyacağını iddia eden Cehm b. Safvân ve talebeleridir. İmam Ebû Muin En-Nesefî "Tebsîratû'l-Edille" isimli eserinde; "Cehmiyye ve bazı Mu'tezile fırkasına mensub kimseler, hayat sahibi olmayanlara soru sorup, cevap almak imkansızdır. Dolayısıyla kabir azabı sözkonusu değildir. Onlara göre hayat olmadan ilimden, beden olmadan da hayattan söz edilemez. Mezara konan ve bölünemeyecek kadar küçük parçalara ayrılan cesetlerde hayatın olmadığı, akli ve nakli delillerle sabittir. Bu sebeble onlar için elem ve lezzet gibi duygulardan söz edemeyiz" iddiasını ortaya attıklarını belirtmiş ve şu tesbitte bulunmuştur: "Hayat için mutlaka bedenin bulunması şart değildir. Zira herhangi bir sıfatın bir mahalde bulunabilmesi için, onun bir zat ile birlikte bulunmasından başka bir şart yoktur. Mu'tezile bu görüşünü, zatın canlı olabilmesi için, özel bir bedeni şart gören filozoflardan almıştır. Bu felsefî anlayış doğru değildir. Eğer bu iddia doğru olsaydı; ALLAH (cc) için beden (cisim) imkansız olduğuna göre, O'nun hayat sahibi olmasının imkansız olduğunun ileri sürülmesi gerekirdi. Bunun doğru olmadığı, yani ALLAHû Teâlâ'nın (cc) mutlak hayat sahibi olduğu malumdur" (3).

Mu'tezile fırkasına mensup alimlerin büyük çoğunluğu; kabir azabının hak olduğunu ve bu azabın hem beden, hem ruhla hissedileceğini belirtmişlerdir. "Tebsîratû'l-Edille"de zikredilen görüşler, Mu'tezile'den Dırar b. Amr ve talebelerinin görüşleridir. Imam-ı Eş'arî "El-Ibâne" isimli eserinde; kafirler için, kabir azabının hak olduğunu ayetlerle izah etmiştir.(4)

Yazar Bülent Şahin, incelemesinde kendie mahsus olan usûlünü şu cümlelerle ifade etmiştir: "Itikad, ALLAH'ın inanmamızı emrettiği esaslar bütünüdür. Müslümanlar için, dinin temelini bildiren tek kaynak ise "Hakkû'l yakîn" (kat'i, kesin bilgi) olan Kur'an'dır".

Yazara göre mütevatir sünnet, akaid konusunda belirleyici bir konuma sahib değildir. Berzah alemi ve kabir hayatı konusunda; kendi şahsî itikadına uygun ayet meallerini nakleden yazar, tarih boyunca hiçbir alimin bu konuda "Kur'an'ın hükmünü" tesbit edemediğine kendisini inandırmıştır. Başkalarını da inandırmak için "Ruh-Beden ayrılığı düşüncesini Kur'an onaylıyor mu?" sualini sormuş ve onaylamadığını(!) isbat edebilmek için, ruhlar aleminde gerçekleşen misâkı haber veren ayetleri bile görmemezlikten gelmiştir.

Tefsir ve tevil arasındaki farkı kavrayamayan ve zikrettiği ayet meallerini "ALLAH'ın (cc) hükmü" zanneden yazara göre; Islâm alimleri, berzah hayatı konusunda polemiklerle meşgul olmuşlardır.

OSMANLI  SÜNNİLİĞİ  Mİ ?

Haksöz Dergisi yazarlarından Bülent Şahin Efendi'ye göre, "Osmanlı Sünniliği" Kur'an dışı bir inançtır. Bunun sebebi şudur: "Osmanlı sünniliğinde, Münker ve Nekir cenazenin kabre konulmasıyla birlikte gelen meleklerdendir. Gök renginde gözlere, kapkara yüzlere, sağır kulaklara sahip olmaları, gök gürlemesi gibi nefes almaları, gözlerinden yıldırım gibi ateş çıkarmaları bunların  dehşetini anlatan vasıflardandır. Meleklerin gürültüsüyle kendine gelen ölü, oturup bakındığında yattığı yerin bir çukur olduğunu görür ve  "Rabbin kimdir, Peygamberin kimdir?" gibi soruların muhatabı olur. Amelleri iyi olan soruları kolay cevaplar. Bu kimse sağ yanına baktığında cennet nimetlerini ve makamını görür. Yürüyüp giden Münker ve Nekir'in ardından bakarken boynu sağa burkulmuş olarak kalır. Dünyada iken amelleri iyi olmayanlar ise soruları cevaplayamazlar. Münker ve Nekir de onlara ellerindeki topuzlarla vurur, ölü yeryüzündeki bütün canlıların duyabileceği bir sesle hayvan gibi bağırır. Sonra sağ yanındaki cennet ile nimetlerini ve sol yanındaki cehennem ile azabını görür. Melekler, dünyada salih amel işlemediğinden sağ taraftaki nimetlerden yoksun olduğunu ve azaba uğrayacağını bildirir ve kabrini kemikleri birbirine geçecek şekilde sıkarlar. Bu kimse de sol tarafa giden meleklere bakarken boynu sola burkulmuş olarak kalır".   

Bülent Şahin Efendi bu iddialarının kaynağını "Müzekkin Nüfûs Sh: 91-93 ve Kara Davud Sh: 27-28'den naklen Hatice Kelpetin Arpaguş - Osmanlı Halkının Geleneksel İslâm Anlayışı Sh: 283-284" şeklinde ifade etme ihtiyacını duymuştur. Bu durumda, şu suali sormak hakkımızdır: "Osmanlı sünniliği adını verdiğiniz fırkanın veya mezhebin kaynağı; kitap, sünnet, icma-i ümmet   ve   kıyas-ı fukaha  değil,   bu   eserler   midir?"   

Haksöz Dergisi'nin Mayıs sayısında (kendilerinden farklı düşünenleri ifade için) "Emevî Sünniliği" tabiri kullanılmış, Haziran sayısında da Bülent Şahin Efendi'nin imzasıyla "Osmanlı Sünniliği" tabiri piyasaya sürülmüştür. Son yıllarda bazı islamcı yazarların(!) "Kur'an'daki Islâm" veya "Kur'an Müslümanlığı" adına, Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat'in inanç ilkelerini sorguladıkları veya reddettikleri malûmdur. Bazıları bunu "Emevî Sünniliği", bazıları da "Osmanlı Sünniliği" gibi tabirlerle kamufle etme ihtiyacını hissetmektedirler. Halbuki bu islâmcı yazarların(!); hiçbir kınayıcının kınamasından çekinmeden, inançlarını ortaya koymaları gerekir.

Ehl-i sünnet ulemasına göre; dinde inanılması zaruri olan hükümlerin kaynağı Kur'an-ı Kerim ve mütevatir sünnettir. Hesap gününe hazırlanan her müslümanın; hem ALLAHû Teâla'ya (cc), hem O'nun Rasûlüne (sav) itaat etmesi farzdır. Usûl alimleri, mütevatir hadisi şöyle tarif etmişlerdir: "Yalan üzere birleşmeleri aklen ve adeten mümkün olmayacak kadar çok kimsenin, senedinin başından sonuna kadar birbirinden rivayet ettikleri hadistir."(5) Bir hadisin mütevatir olabilmesi için, öncelikle yalan üzerinde birleşme ihtimali bulunmayan bir cemaat tarafından nakledilmiş olması şarttır. Mütevatir hadisler, zaruri bilgiyi ifade ederler. Eğer bu bilgi; iman edilmesi gereken bir hususu ifade ediyorsa, tasdik etmek farzdır. Amelle ilgili bir meseleye taalluk ediyorsa, onunla amel edilmesi şarttır. Zira mütevatir haberler âyân (görünen, sarih olarak bilinen) menzilesindedir ve bizzat Rasûl-i Ekrem'den (sav) işitilmiş gibi kabul edilir.  İnkar  eden  kimse, kasden Peygambere (sav) muhalefet ettiği için küfre düşer."  (6)

Bu hakikati dikkate alan bir mükellefin, mütevatir sünnetin teşri değerini bilmemesi mümkün değildir. Kütüb-ü Sitte'de;  berzah  hayatı ve kabir azabıyla ilgili mütevatir, meşhûr ve haber-i vahid  hükmünde  olan hadislerin varlığı malumdur. Münker ve Nekir'le ilgili hadis-i şerif'ler;  mütevatir  vasfına  haiz  oldukları  için,  akaid  kitaplarında  zikredilmişlerdir.   

Peygamberimiz Efendimiz'in (sav) "Kabir hayatının iman eden ve salih amel işleyen kimseler için cennet bahçelerinden bir bahçe, kafirler için de cehennem çukurlarından bir çukur" olacağını haber verdiği malumdur.(7) Dolayısıyla başta ALLAH (cc) yolunda savaşırken ölen şehidler olmak üzere; muttakî, muhlis ve muhsin vasfına haiz olan mü'minler, berzah aleminde ilâhi nimetlerle mükafatlandırılacaklardır. Tuğyan eden müşriklerin, münkirlerin, zındıkların ve kafirlerin büyük sıkıntılarla ve azapla  baş-başa kalacakları mütevatir haberlerle sabittir.(Cool İstisnasız bütün Akaid kitaplarında "Kabir azabı haktır" hükmü yer almıştır. Tarih boyunca bütün islâm alimlerinin "dalâlette ittifak ettiklerini" söylemek mümkün müdür?   

Haksöz Dergisi'nin yayın kurulunda; bu suale hayır cevabını verebilecek, akl-ı selim sahibi  hiç  kimse  yok mudur? Küresel intifada teorisini ortaya atan ve zulme karşı çıkan gayr-i müslimlerle  ittifakın yollarını arayan Haksöz Dergisi'nin yayın kurulu elemanları, İmam-ı Azam Ebû Hanife'nin "Kur'an dışı bir inancı savunduğunu" iddia edebilirler mi? Bilindiği gibi İmam Ebû Hanife (rh.a) berzah alemi ve kabir hayatıyla ilgili olarak "el-Fıkhu'l Ekber" isimli eserlerinde, şu tebitte bulunmuştur: "Kabirde Münker ve Nekir'in sualleri haktır. Kabirde ruhun cesede avdeti de haktır. Kabrin sıkıştırması ve kabir azabı da haktır."

Muhkem delillere dayanan bu inancın Kur'an dışı olduğu iddiası; Cehmiyye fırkasından sonra, Haksöz Dergisi'ne nasip olmuştur.   

Dipnotlar:

(*) Bir diğer ayet-i kerime'de meâlen "ALLAH yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanmayın. Bilakis onlar Rabbleri katında diridirler, Rabblerinin katında rızıklandırılırlar." (Âl-i Imran Sûresi: 169) hükmü beyan buyurulmuştur.

(1)    İmam-ı Zemahşerî -El Keşşaf- Beyrut: 1947 C: 2 Sh:36

(2)    Sahih-i Buhârî -Ist: 1401 C: 2 Sh: 102 K. Cenâiz: 90, Ayrıca Sahih-i Müslim Ist:1401 C: 3 Sh: 2199 K. Cenâiz: 17

(3)    Imam Ebû Muîn en-Nesefî -Tebsirâtû'l Edille- Şam: 1993 C: 2 Sh: 763

(4)    Imam-ı Eş'arî -El Ibane- Beyrut:1994 Sh: 164

(5)    El Accac -Usûl-i Hadis- Beyrut: 1981 Sh: 301

(6)    Imam Abdülaziz el-Buhârî -Keşfû'l Esrâr- Ist: 1307 C: 3 Sh: 688 vd, Ayrıca Molla Hüsrev - Mir'at el Usûl Şerhû Mirkat el Vusûl- Ist: 1308 C: 2 Sh: 8. Şeyh Nizamüddin ve Heyet -Feteva-i Hindiyye- Beyrut: 1400 C: 2 Sh: 265

(7)    Sünen-i Tirmizî Ist: 1401 K. Kıyamet: 26 Geniş bilgi için Bak.: Imam-ı Taftazânî -Şerhu'l Akâid- Sh: 251; Ayrıca Imam-ı Münâvî-Feyzû'l Kadîr- Beyrut: 1972 C: 3 Sh: 29 vd.   (Kaynak: Misak  Mecmuası)
Kayıtlı

"Gayemiz ALLAH, önderimiz Resulullah,

Anayasamız Kur'an, yolumuz Cihad,

En yüce arzumuz; ALLAH yolunda ölmektir."

ferruh
Süper Üye
*

Puan: 93
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 982

Açtığı Konular:95


« Yanıtla #5 : 02 Kasım 2008, 20:50:27 »

"Kabir azabı var mıdır? Nasıl izah edile-bilir? Öldükten sonra ruhun durumu?
Kabir azabı vardır ve haktır. Buna delalet eden ayetler olduğu gibi tevatür derecesine varan hadis-i şerifler de vardır. (İbrahim Süresi, 27; Taha Suresi, 24;Mü'min Suresi, 46)

   Kabir hayatı ve kabir azabı sözü ile, cesedin defnedildiği yer ve bu yerde gördüğü azab kasdedilmez. Bundan maksat, ölümden sonra mahşerde tekrar dirilişe kadar geçecek zaman içindeki mutlu bir hayat veya azaptır. Her ölü, ister bir kabre defnedilsin, ister denizlerin derinliklerinde kaybolup gitsin, isterse hayvanlar tarafından parçalanıp yenilsin, mut'aka ya nimetler içinde olacak veya azab görecektir. Kafirler ve asî olan bazı mü'minler azab görecekler; salih mü'minler ise ALLAH Teala'nın dilediği şekilde nimet içinde bulunacaklardır. Bu hususta Kur'an-ı Kerim'de "ALLAH yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler. ALLAH'ın lutuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar." (Al-i imran, 169) ayeti ile Nuh kavmi hakkındaki: "Onlar, günahları yüzünden suda boğuldular, ardından da ateşe sokuldular..." (Nuh Suresi, 25) anlamındaki ayetler birer delil teşkil etmektedir. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz de; "Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukurdur" diye buyurmuşlardır.

Kabir azabı hem ruha, hem de cesede her ikisine beraber yapılacaktır. Çünkü ölen insanın ruhunun, kabirdeki cesediyle ilişkili olacağı sahih hadîslerde belirtilmektedir. Nitekim insanın uyku halinde gördüğü güzel veya korkunç rüyalar bunu açıklamaktadır. İnsan korkulu rüya görünce elem; İyi rüya görünce de zevk duyuyor. Halbuki bu acı veya tatlı rüyayı görenlerin yanında bulunanlar, onların ne acılarına ve ne de zevklerine muttali olabiliyorlar. İşte bunun gibi ölüler de kabirlerinde ya büyük bir neşe ve zevk içindedirler, ya da çeşit çeşit azaplara maruz kalıyorlar. Fakat biz onların bu hallerine muttali olamıyoruz. "

Kayıtlı

"Gayemiz ALLAH, önderimiz Resulullah,

Anayasamız Kur'an, yolumuz Cihad,

En yüce arzumuz; ALLAH yolunda ölmektir."

gulistan_2
Süper Üye
*

Puan: 109
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2,236

Açtığı Konular:90


2 Mesajına Toplam
2 Kere Teşekkür Edildi

1 Mesajına Toplam
1 Kere Karma Verildi

« Yanıtla #6 : 02 Kasım 2008, 21:05:18 »

ALLAH razi olsun paylasimlar icin...
ferruh kardesin yazisinda birsey dikkatimi cekti, sözkonusu yazar, kiyametten birgün önce ölen biri ile cok önce ölmüs biri hakkinda yorum yaparak adaleti elestirmis...burada söyleyecegim sey su olur, daha dogrusu bu soru bir baska soru ile cevaplanabilir: kiyametin insanlarin ölümünden hemen sonra olacagina dair bir kanit varmi? bunu nereden cikardiniz? veya kabir azabinin yalnizca bir azab olduguna nasil kanaat getirdiniz...asirlar boyu ayni dünyada ayni günes sistemindeyiz, öncekilerin kullandiklari bu dünya bize bir haksizlikmidir simdi?

kariyb kardes,, evet dünya yasamini gercek yasam olarak algilamaktan bir an olsun siyrilabilirsek görecegizki, insan dogmaya giden yolu henüz bitirmemistir, gercek yasama dogmamsitir, ruh alemi, anarahmi, dünya, ve de berzah alemi, ahiret yasamina (hakiki yasama) dogmadan önce gecirdigimiz evrelerdir...!?

elest= ruh
anarahmi= ruh ile bedenin birlesmesi
dünya= ruh ile bedenin amellerinden sorumlu tutulacagi bir alem
kabir= ruh ile bedenin ayrildigi yer
ahiret= ruh ile bedenin tekrar kavustugu yer

bu tanimlama dogru olurmu sizce?
Kayıtlı
kariyb
Süper Üye
*

Puan: 432
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 5,240

Açtığı Konular:941


7 Mesajına Toplam
7 Kere Teşekkür Edildi

« Yanıtla #7 : 02 Kasım 2008, 21:35:23 »

bu elest, kalu bela hakkında bir şerhim olacak. şöyle ki ilgili ayette ademin belinden zürriyetini çıkardık şeklinde meal ediliyor.yani ruhlar bir yerde bekleyip sonra bedenlere giriyor düşüncesi reankarnasyonu çağrıştırıyor.ruhları çıkardık denmiyor,belinden zürriyetini deniyor.bu hususa dikkatleri çekmek isterim.ana rahminde ruh üflenmesi olayının da  her birimin beyninin kişisel ruhunu oluşturması olarak düşünüyorum.tabi ki ALLAH C.C. ın takdiri ve yaratması neticesinde.ölüm ve kabir hakkında ise bize verilen çok önemli bir ipucu var o da şu: ölüm ve uyku kardeştir.burdan ötesi tefekkürünüze kalmış...
Kayıtlı


Derman aradım derdime, derdim bana derman imiş. Burhan aradım aslıma,aslım bana burhan imiş''
gulistan_2
Süper Üye
*

Puan: 109
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2,236

Açtığı Konular:90


2 Mesajına Toplam
2 Kere Teşekkür Edildi

1 Mesajına Toplam
1 Kere Karma Verildi

« Yanıtla #8 : 03 Kasım 2008, 05:15:18 »

evet kariyb kardesim...kastettiginiz "zürriyetin cikarilmasi" maddi vücudun varlik alemine cikarilmasi asamasi olmali... reankrasyon fikrinden ALLAHa siginirim...

konuyu acma sebebim aslinda, "kabir azabi kuranda yoktur, öyle ise bu inanc batildir" tarzinda bir yaklasima, felsefi olarak yaklasimlarinizdan fikir alis-verisi dir...

bu konunun felsefesini yapmak gerekirse bilmek istedim hangi sorularla karsilasir insan.
Kayıtlı
kariyb
Süper Üye
*

Puan: 432
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 5,240

Açtığı Konular:941


7 Mesajına Toplam
7 Kere Teşekkür Edildi

« Yanıtla #9 : 03 Kasım 2008, 07:35:32 »

bu başlığın kabir azabı yoktur konusuna getirileceğini tahmin etmiştim.buna cevabım açık ve net olacak.benim mezhebimin inancı gereği kabir azabı kesinlikle vardır.bana göre bunun tartışması yok.bu azabın nasıl olduğu konusunu istişare edebiliriz.kişisel düşüncem olarak şöyle diyebilirim: madem uyku ölümün kardeşi öyle ise rüyada nasıl korkuyor acı çekiyorsak kabirde de aynı şekilde azap olabilir.doğrusunu ALLAH bilir.
Kayıtlı


Derman aradım derdime, derdim bana derman imiş. Burhan aradım aslıma,aslım bana burhan imiş''
HAFİ
Dedim ya; Yusuf olmak zor çok zor.. Yusufken sultan olmakta zor Hele Yusuf’un Yakup’u olmak, işte o hepsinden zor…
Süper Üye
*

Puan: 190
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 4,681

Açtığı Konular:639

DAVASININ DELİSİ OLMAYAN GERÇEK İMAN ETMİŞ OLAMAZ


4 Mesajına Toplam
4 Kere Teşekkür Edildi

« Yanıtla #10 : 03 Kasım 2008, 10:40:29 »

SELAMUN ALEYKUM

Bu konuyla ilgili olarak imam suyutinin kabir alemi adlı kitabına bakılıp tafsilatlı bilgi alınabilinir...isterseniz bazı şeyler eklerim inşaALLAH selametle..
Kayıtlı

Orjinali için tıkla

BİZ TARTIŞIRKEN NEFSİMİZİ DEĞİL DAVAMIZI HAKLI ÇIKARMAYA ÇALIŞIRIZ...
gulistan_2
Süper Üye
*

Puan: 109
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2,236

Açtığı Konular:90


2 Mesajına Toplam
2 Kere Teşekkür Edildi

1 Mesajına Toplam
1 Kere Karma Verildi

« Yanıtla #11 : 03 Kasım 2008, 13:59:16 »

kariyb kardesim...evet bende kabir azabina inaniyorum...bu konuda ehlisünnetin olsun sianin olsun güvendigi hadisi serifler vardir...bunlar bizim icin aydinlaticidir...aslina bakarsak bizi ilgilendirende böyle bir alemde bizi nelerin bekledigi, dahada ötesi bu azaba dücar olmanin sebepleri vs...fakat malumunuz son zamanlar asikar bir grup var, bunlarin mücadelesi sözde kurana davet ederek, gayette akilli incelemeler ve tesbitlerle hadisi seriflerin tümünü reddetmek...
bunlarda bir kac cesitler...
1- hadisi seriflerin hicbirisine itibar edilmez diyenler
2- ancak ve ancak kuranda yazan konular üzerine rivayet edilmis olan hadisi serifler kabul edilebilir diyenler

yine bunlarda iki sekilde, her biri kendi icinde ayriliyor (niyet bakimindan)

1- celiskilere cözüm bulamadigi icin hadisi seriflerden uzaklasmayi secip, yalnizca kurana basvuran, kendince kuranin herseyin detayini icerdigine inananlar ve böyle amel etmeye calisanlar
2- önce cikmaz yola götürüp sonrada cözüm sunan bilincli ve kasitli olanlar...

burada istisare etmekte oldugumuz konuda iste bu kurani kerimde acik olarak deginilmemis olan konulardandir...buradan yola cikarak bir takim ayetler verip diyorlarki: bu ayetler bize kabir azabinin olmadigini gösteriyor, bu knu ile alakali hadisi serifler sonradan uydurulmus, mezhepler tarafindan üretilmis bir masaldir!!!

bunlarin karsisinda, bizim kabul ettigimiz hadisi serifler sunulamayacagina göre, bunun bir felsefesi olmali... en azindan kabul ettigimiz bir hadisi serifin kurani kerimin ruhuna ters düsmedigini izah edebilecegimiz mantiki bir yolumuz olmali...

hafi kardes sagolasin...
bendede "ölümle baslayan yolculuk, M.hasan necefi" eseri var...
daha öncede bu konuda cok okurdum, merak ederdim...
sayet yaptigim aciklamaya yakin, yani isin felsefesini yapan bir bilgi var ise elinde, paylasmani isterim...

belki biraz vakit yakalayabilirsem, bazi alintilarla bu olay üzerine yapilan tartismadan kisa bir alinti yaparim...
Kayıtlı
HAFİ
Dedim ya; Yusuf olmak zor çok zor.. Yusufken sultan olmakta zor Hele Yusuf’un Yakup’u olmak, işte o hepsinden zor…
Süper Üye
*

Puan: 190
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 4,681

Açtığı Konular:639

DAVASININ DELİSİ OLMAYAN GERÇEK İMAN ETMİŞ OLAMAZ


4 Mesajına Toplam
4 Kere Teşekkür Edildi

« Yanıtla #12 : 03 Kasım 2008, 14:06:11 »

Abla açıklaman için ALLAH razı olsun ben daha çok felsefi söylemlerden  kaçınıyorum çünkü bildiğiniz gibi bazı şeyleri akıl kabul etmesede inanmak farzdır en basiti mirac olayıda aklın almadığı bir olaydır ama itikadımızda bu vardır...

vesize bir kitap daha önereyim bediüzzaman saidi nursinin HAŞİR RİSALESİ NE bakarsanız iyi olur inşaALLAH...

selametle...
Kayıtlı

Orjinali için tıkla

BİZ TARTIŞIRKEN NEFSİMİZİ DEĞİL DAVAMIZI HAKLI ÇIKARMAYA ÇALIŞIRIZ...
gulistan_2
Süper Üye
*

Puan: 109
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2,236

Açtığı Konular:90


2 Mesajına Toplam
2 Kere Teşekkür Edildi

1 Mesajına Toplam
1 Kere Karma Verildi

« Yanıtla #13 : 03 Kasım 2008, 14:41:35 »

bu fikrine katiliyorum hafi kardesim...benim icinde ayni sey gecerli...
fakat bu karsit taraf icinde gecerli, yani onlarda biz aklimizin almadigina inanmayiz demiyorlar, ancak kuranda anilmamis hic birseyi kabul etmiyorlar, tabi bunu yaparkende ayetlerle konusuyorlar...karsilarinda sunulan hadisleride kabul etmiyorlar, etselerde (bir kismi) kuranda bulunan mevzular hakkindaki hadisleri kabul ediyorlar..bu durumda bize düsen felsefi yaklasimlarla düsünmeye davet etmek oluyor...böyle bir konunun mevcut olmasi, bizimde bu konu hakkinda karsi durabilecegimiz birseylerimiz olmali...

tabi kimse bu mevzuyu tartismak zorunda degil...risaleler bende mevcut, okumustum, ama hatirlattigin icin ALLAH razi olsun hasr risalesine tekrar bakmakta fayda var, cünki müellifin yaklasimi aciklamasida gayet felsefi!!!

bakin digerlerinin fikrinden bir örnek, söyle söylüyorlar:
"Ve saat mutlaka gelecektir, onda şüphe yoktur. Ve ALLAH kabirlerde olanları diriltecektir:' (22 HAC, 7)

bu ayete tutanaklarindan birisi...sondaki DIRILTILECEKTIR cümlesinden yola cikarak, kabir hayati veya azabi olmadigini önesürüyorlar...

buradaki kastin ruhun bedenle tekrar birlesmesi ve bedenin toparlanip kabirden cikarilmasi oldugunu söylememe sanirim gerek yok...ruh icin ölüm olmadigini hepimiz biliyoruz...ruh ölmedigine göre onun icin yol devam ediyor olmali...yani kiyamete kadar o bir hal icerisinde olmali...iste bu hal berzah aleminde olmasi sözkonusu olduguna göre, bunun mahiyeti tartisilir.. ben buradan yola cikiyorum

tabi baska ayetlerde sözkonusu...zaman zaman paylasiriz insaALLAH...simdi ayrilmak zorundayim
selamlar.
Kayıtlı
HAFİ
Dedim ya; Yusuf olmak zor çok zor.. Yusufken sultan olmakta zor Hele Yusuf’un Yakup’u olmak, işte o hepsinden zor…
Süper Üye
*

Puan: 190
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 4,681

Açtığı Konular:639

DAVASININ DELİSİ OLMAYAN GERÇEK İMAN ETMİŞ OLAMAZ


4 Mesajına Toplam
4 Kere Teşekkür Edildi

« Yanıtla #14 : 03 Kasım 2008, 15:25:40 »

Kabir azabının ne şekilde olacağı ruha veya bedene olup olmayacağı o kadarda önemli değil bunu önemliymiş gibi gösterip hatta yok sayanlar cahilliklerinden ileri gitmemektedirler hem bu olayı ayet hadis ışığında değil dünya gözüyle dahi ispat etmek mümkündür ve bir çok örneğide yaşanmıştır bu konuyu kurcalamakta akıl karı değildir bence anlamıyorum bu insanları zaten birşeyi yok saymakla inkar etmekle sanki yok olacakmış gibi davranıyorlar....

selametle...
Kayıtlı

Orjinali için tıkla

BİZ TARTIŞIRKEN NEFSİMİZİ DEĞİL DAVAMIZI HAKLI ÇIKARMAYA ÇALIŞIRIZ...
ferruh
Süper Üye
*

Puan: 93
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 982

Açtığı Konular:95


« Yanıtla #15 : 03 Kasım 2008, 16:34:11 »

Bence bu konuda İmamı Gazalinin açıklamaları müthiş,hem işin hikmet yönünüde çok güzel açıklamış ve hadisleri anlama noktasında çok güzel ip uçları veriyor çok istifade edeceğinize inanıyorum.

Kabir Azabı ve Münker Nekir´in Sorgusu


Berra b. Azib (r.a) şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber ile beraber ensardan bir kişinin cenazesine gittik. Hz. Peygamber onun kabrinin üzerine, başını önüne eğerek oturdu. Sonra şöyle buyurdu: ´Yârab! Kabir azabından sana sığınıyorum´ Bu sözünü üç defa söyledikten sonra şöyle buyurdu:

Mü´min bir kimse, ahiret yolunda olduğunda ALLAH Teâlâ, bir grup melek gönderir. O meleklerin yüzü geniştir. Onların beraberinde o mü´minin güzel kokusu ve kefeni vardır, melekler oturup beklerler. Ne zaman mü´minin ruhu çıkarsa yer ile gök arasında ve gökte bulunan her melek onun üzerine namaz kılar (veya dua eder)ler. Onun için göklerin kapıları açılır. O kapılardan o mü´minin ruhunun geçmesini istemeyen hiçbir kapı olmaz. Ruh yükseltilip götürülünce şöyle denir: ´Ey rab! Falan kulun (geldi)´.

Buna karşılık ALLAH Teâlâ şöyle buyurur: ´Onu geri götürün! Ona hazırladığım nimetleri gösterin. Çünkü ben ona şöyle va´detmiştim: Sizi ondan (topraktan) yarattık yine oraya döndürürüz ve sizi bir kez daha ondan çıkarırız.(Tâhâ/55)

Sonra ona güzel yüzlü, güzel kokulu ve güzel elbiseli biri gelir ve o ölüye der ki: ´Rabbinin rahmetiyle ve içinde ebedî nimet bulunan cennetle müjdelen!´ Mü´min ona ´Sen de onunla müjdelen! ALLAH sana mükâfat versin! Sen kimsin?´ der. Gelen der ki: ´Ben senin sâlih amelinim. ALLAH´a yemin olsun, ben seni ALLAH´ın taatine acele eder, ALLAH´a karşı günahtan sakınır buldum. Bu bakımdan ALLAH sana hayrı mükafat verdi´. Sonra bir tellâl şöyle bağırır: ´Ona cennet sergilerinden serin. Ona cennete açılan bir kapı açin´. Ona cennet sergilerinden serilir, ona cennete açılan bir kapı açılır ve o şöyle der: ´Yârab! Kıyameti acelece kopar ki aile efradıma ve malıma kavuşayım´. Kâfire, dünyadan ayrılırken katı, şedîd, beraberlerinde ateşten yapılmış elbiseler, katrandan mamul iç gömlekler olduğu halde bir kısım melekler gelirler. Onun etrafını sararlar. Onun canı bedeninden çıkınca yer ile gök arasında ve gökte bulunan her melek ona lanet eder. Göklerin kapıları kilitlenir. O kapılardan hiçbiri onun ruhunun kendisinden geçmesini istemez. Onun ruhu götürülünce geriye atılır ve denilir ki: ´Ey rabbim! Bu senin falan kulundur. Hiçbir gök ve yer onu kabul etmedi´.

Bunun üzerine ALLAH Teâlâ şöyle buyurur: ´Ona geri götürün. Ona hazırladığım şerri gösterin; zira ben ona va´detmiştim:
Sizi topraktan yarattık yine oraya döndürürüz ve sizi bir kez daha ondan çıkarırız.
(Tâhâ/55)

Muhakkak ki o ölü, kendisini defnedenler geri dönüp giderken ayak seslerini işitir. Ona denir ki: ´Ey kişi! Rabbin kimdir? Peygamberin kimdir? Dinin nedir?´ O ´Bilmiyorum!5 der. Ona denilir ki: ´Zaten sen bilmemişsin. Sonra ona çirkin yüzlü, pis kokulu, çirkin elbiseli biri gelir der ki: ´ALLAH´ın öfkesiyle elem verici ve daimî olan bir azabla müjdelen!´ Buna karşılık o ´ALLAH Teâlâ seni şer ile müjdelesin! Sen kimsin?´ O da der ki: ´Ben senin çirkin amelinim. ALLAH´a yemin ederim. Sen ALLAH´a isyan etmede aceleci ve ibadet etmede tembel idin. Bu bakımdan ALLAH Teâlâ sana şerri ceza olarak verdi´. Bunun üzerine kişi ameline der ki: ´ALLAH Teâlâ şerri sana da ceza olarak verdi (versin)´. Sonra o kimseye sağır, kör, dilsiz, beraberinde demirden bir tokmak olan biri musallat kılınır ki bütün cinler ve insanlar o kimsenin elindeki tokmağı kaldırmaya çalışsalar, buna güleri yetmez. Eğer o kimse o tokmakla bir dağa vursa, o dağ tuzbuz olur. Sonra o kimseye ruh geri gönderilir. Gelen kişi o tokmakla onun iki gözünün arasına bir darbe vurur ki cinler ve insanlar hariç yeryüzünde bulunan herşey o darbenin sesini işitir.

Sonra bir tellâl şöyle çağırır: ´Bunun için ateşten iki levha serin. Cehenneme açılan bir kapı acın!´ Böylece ona ateşten yapılan iki levha serilir, cehenneme açılan iki kapı açılır. 152

MUHAMMED b. Ali (b. Hüseyin) şöyle demiştir: ´Her ölene, öldüğü anda iyi amelleriyle kötü amelleri gösterilir. O kimse iyiliklerine gözünü dikip bakar, kötülüklerine gözünü kapatır´.

Ebû Hüreyre Hz. Peygamber´in şöyle buyurduğunu rivayet eder:
Mü´min sekerata girdiğinde melekler ona içinde misk ve reyhan kırıntıları olan bir ipekli getirirler. Kılın yağdan çekildiği gibi onun ruhu cesedden çekilir ve onun ruhuna denilir ki: ´Ey itminana kavuşan nefis! Rabbinin hükmüne razı ve rabbin de senden razı olduğu halde rabbine dön!´
Ruhu çıktığında o misk ile reyhanın üzerine konur. İpekliye sarılır ve ruhu İlliyyine gönderilir.

Kâfir, sekerata düştüğünde, melekler ona içinde ateş közü bulunan siyah paçavra getirirler. Onun ruhu şiddetli bir çekişle çekilir ve denilir ki: ´Ey habis nefis! Sana kızıldığı halde ALLAH´ın azabına doğru çık!´ Onun ruhu çıktığında o köz üzerine konur. Paçavraya sarılır ve Siccîne götürülür.153

MUHAMMED b. Ka´b el-Kurezî154 şu ayeti okurdu:
Nihayet onlardan birine ölüm geldiğinde ´Rabbim beni (dünyaya) geri çevir ki terk ettiğim dünyada sâlih bir amelde bulunayım´ der. (Mü´minûn/99-100)

ALLAH şöyle der:
- Ne istiyorsun? Dönüp de mal mı toplayacaksın, ağaç mı dikeceksin, ev mi yapacaksın, kanallar mı açacaksın?
- Hayır! Terkettiğimin yerine sâlih bir amel işlemek istiyorum. Bunun üzerine Cebbar olan ALLAH Teâlâ şöyle der:
Hayır! Bu onun söylediği (olmayacak) bir laftır! (Mü´minûn/100)

Ebû Hüreyre Hz. Peygamberin şöyle buyurduğunu rivayet eder:
Mü´min bir kimse kabrinde iken yemyeşil bir bahçenin içindedir. Onun kabri yetmiş zirâ genişler ve aynı zamanda nûrlanır. Hatta dolunay gibi olur.

Hz. Peygamber ´Onun için de dar bir geçim vardır´ (Tâhâ/124) ayetinin ne hakkında nazil olduğunu biliyor musunuz?´ diye sorunca, ashâb ´ALLAH ve Rasûlü daha. iyi bilir´ dediler.

Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle dedi:
Kâfir bir kimsenin kabrindeki azabı şudur: Onun üzerine 99 Tinnîn musallat kılınır. Tinnin´in ne olduğunu bilirmisiniz? Tinnîn yılan demektir. Bu yılanların her birinin yedi tane başı vardır. Kâfiri sokarlar ve insanların haşre gönderildikleri güne kadar zehirlerini akıtırlar.155

Yılanların bu özel sayılarına hayret etmemek gerekir; zira yılanlar ve akreplerin sayıları insanoğlundaki kötü huyların sayısıncadır. O kötü huylar da kibir, riya, hased, hile, buğz ve diğer çirkin sıfatlardır; zira bu çirkin sıfatların belirli kökleri vardır. Sonra o köklerden belirli dallar çıkar. Sonra o dallar da kısımlara bölünür. O sıfatlar zâtı itibariyle helâk edicidirler. O sıfatlar akrep ve yılanlara dönüşür. Bu bakımdan onlardan kuvvetlisi, tinninin (yedi başlı yılanın) ısırdığı gibi ısırır. Zayıfı akrebin ısırdığı gibi ısırır. Bu ikisinin arasında olanlar da yılanın eziyet vermesi gibi eziyet verir.

Kalp ve basiret sahipleri, basiret nuruyla, bu helâk edicileri ve dal budak salmalarını müşahede ederler. Ancak sayılarının ne kadar olduğuna peygamberlik nuruyla vâkıf olunur. Bu bakımdan bu gibi hadîslerin sahih zahirleri ve gizli sırlar vardır. Fakat bu gibi hadîsler basiret sahipleri yanında açıktırlar. Bu bakımdan bu hadîslerin hakikatlerinin kendisine keşfolunmadığı kimsenin bunların zahirlerini inkâr etmesi uygun değildir. Aksine iman derecelerinin en azı tasdik edip teslim olmaktır.

Soru:Biz, kâfir kabrine konduğunda bir müddet bakar, murakabe ederiz. Oysa hadîslerde belirtilen şeylerden hiçbir şey göremiyoruz. Gözle görülmeyenin hilafını tasdik etmenin gereği ne olabilir?

Cevap: Bu şeylerin benzerlerini tasdik etmek hususunda üç durum vardır:

Birinci Durum
Bunların en açığı, en sıhhatlisi ve en sağlamı olan birinci du rum; onların mevcut olduğunu ve ölüyü ısırdığını, fakat onları müşahede etmediğini tasdik etmektir. Çünkü insanda olan göz, melekût âlemine ait olan şeyleri müşahede etmeye elverişli değilir. Âhiretle ilgili olan herşey de melekût âlemindendir. Ashabın Cebrail´in (a.s) Hz. Peygamber´e geldiğine nasıl iman ettiklerini görmüyor musun? Oysa Cebrail´i görmüyorlardı.

Fakat Hz. Peygamberin (s.a) Cebrail´i gördüğüne iman ediyorlardı. Eğer sen buna inanmıyorsan, o vakit meleklere ve vahye olan imanının esasını tashih etmek, senin için daha mühim olur. Eğer buna iman etmiş ve ümmetin görmediği şeylerin, Hz. Peygamber için görülmesinin caiz olduğunu kabul etmiş isen ölü hakkında bunu nasıl caiz görmezsin? Nasıl ki melek, insanlara ve hayvanlara benzemiyorsa ölüyü ısıran yılan ve akrepler de dünyadaki yılanlara benzemezler. Çünkü onlar başka bir cinstendir ve başka bir hassa (duyu) ile idrâk olunurlar.

İkinci Durum
Uyuyan bir kimse rüyasında yılanın kendisini ısırdığını görür ve bundan elem duyar. Hatta uykusundan bağırarak uyandığını ve terlediğini müşahede edersin. Bütün bunları, nefsinde idrâk etmektedir. Uyanık bir insanın eziyet çekmesi gibi, bundan eziyet çekmektedir! O nefsinde bunu müşahede ettiği halde sen onun görünür tarafının sakin olduğunu müşahede eder, onun etrafında bir yılan görmezsin. Ama onun için yılan vardır. Yılanın ısırmasından meydana gelen elem de vardır. Fakat bu senin için görünmez. Isırmada elem olduğu zaman, hayal edilen bir yılan ile müşahede edilen yılan arasında fark yoktur.

Üçüncü Durum
Yılanın bizzat elem vermediğini, esas elemi zehirin verdiğini bilirsin. Sonra zehir de elem verenin bizzat kendisi sayılmaz. Asıl elem, zehirin meydana getirdiği tesirden kaynaklanır. Eğer o tesirin benzeri sende zehirsiz mevcut olursa, yine elem duyarsın. Bu
tür elemin tarifi, normal olarak bu gibi elemin sebebine izafe edilmek suretiyle mümkün olur. Zira eğer insanda, etmeksizin cima lezzeti yaratılmış olsaydı, o lezzeti tarif etmek ancak cimaya izafe edilmek suretiyle mümkün olurdu. Çünkü izafe, sebebiyle tarif etmek içindir. Sebebin sureti olmasa da meyvesi hâsıl olur. Zaten sebep zati için değil meyvesi için istenir. Bu helâk edici sıfatlar, ölüm anında nefiste elem ve eziyet verici şeylere dönüşürler.

Bu bakımdan onların elemleri, yılanların ısırmalarının elemleri gibi olur. Sıfatın eziyet edici oluşu, maşukun ölümü anında aşığın eziyet vericiye dönüşmesine benzer. Oysa aşk lezzetliydi. Onda öyle bir hal peyda oldu ki bizzat lezzetli olan şey elem verici oldu. Hatta kalbe öyle bir acıdır ki insan ne aşkın ve ne de kavuşmanın olmamasını temenni eder. Bu tür azap, bizzat ölü azabının çeşitlerinden biridir; zira ölüye dünyada nefsine aşık olma hastalığı verilmiştir. Mala, akla, mertebeye, evlada, akraba ve tanıdıklara aşık olmuştur. Eğer kendisinden geri alacağını ummadığı bir kimse bütün bun-ları ondan alırsa bu kimsenin halinin nasıl olacağını tahmin edebilir misin? Bu kimsenin derdi büyüyüp acısı şiddetlenmez mi? Bu kimse ´Keşke hiç malım ve mertebem olmasaydı da onun ayrılığı ile eziyet duymasaydım´ diye temenni etmez mi? Bu bakımdan ölüm, bir defada dünyadaki bütün dostlardan ayrılmaktan ibarettir.

Bir tanesi olup da o bir tanesi de kendisinden kaybolan bir kimsenin hali ne olur?
Bu bakımdan ancak dünyasıyla sevinen bir kimseden dünyası alınıp düşmanlarına teslim edildiğinde, sonra bir de elden kaçırdığı ahiret nimeti ve ALLAH´tan uzaklaşmanın hasreti bu azaba eklendiğinde bu kimsenin hali ne olur? Evet! ALLAH´tan başkasının sevgisi insanı ALLAH´ın mülakatından perdeler. O mülakattan nimetlenmeye mâni olur. Böylece o kimsenin üzerine bütün sevdiklerinden ayrılmanın elemi, elden kaçırdığı ahiretin ebedî nimeti ve ALLAH´tan uzaklaşmanın zilleti çöker. İşte bu, görmüş olduğu azabın ta kendisidir; zira ayrılık ateşinin arkasından ancak cehennem ateşi gelir.
Hayır! Doğrusu o gün onlar rablerinden perdelenmişlerdir. Sonra onlar elbette cehenneme gireceklerdir.(Mutaffifîn/15-16)

Dünyaya iltifat etmeyen ve ALLAH´tan başkasını sevmeyen ve ALLAH´ın mülakatına müştak olan bir kimse dünya hapishanesinden ve dünyadaki şehvetlerin şiddetlerinden kurtulmuş, mahbubunun huzuruna varmış, engeller ortadan kalkmış, ebediyyen zâil olmayacak bol nimetlere mazhar olmuştur. İşte çalışanlar, bunun için çalışsınlar.

Bundan maksad şudur: Kişi bazen o derece sever ki eğer atının almniası ile akrep veya yılanın ısırması arasında bir tercih yapmak için muhayyer bırakılsa, akrebin ısırmasına sabretmeyi tercih eder. Öyle ise atın ayrılık elemi, bu kişinin nezdinde akrebin ısırmasının eleminden daha dehşetlidir. At´a karşı olan sevgisi, at kendisinden alındığında onu ısıranın ta kendisi olur.

Bu bakımdan bu kişi bu ısırmalara hazırlıklı olmalıdır; zira ölüm kendisinin atını, merkebini, evini, akarını, ehlini, çocuğunu, ahbablarını ve tanıdıklarını, mertebesini, halk arasındaki şan ve şöhretini alacaktır. Hatta kulağını, gözünü, azalarını alacaktır. Bütün bunların kendisine geri verilmesinden de ümitsiz olacaktır. Bu bakımdan bunlardan, başkasını sevmediği halde bütün bunlar da kendisinden alınırsa, bu onun için akrep ve yılanların ısırmasından daha dehşetli olur. Hayatta iken bunlar kendisinden alındığında eleminin büjoidüğü gibi, öldüğünde de elemi büyür.

Çünkü daha önce elem ve lezzetleri idrâk eden mânânın ölmediğini belirtmiştik. Hatta ölümden sonra kişinin azabı daha şiddetli olur. Çünkü kişi hayattaiken arkadaşlarıyla oturmak, konuşmak gibi, duyularını meşgul eden sebeplerle teselli bulurdu. Kendisinden alınanın geri gelmesi hayaliyle sabrederdi. Onun bedelini ummakla avunurdu. Ölümden sonra ise, teselli yoktur; zira teselli yolları kapanmış ve ümitsizlik meydana gelmiştir. Öyle ise sevdiği ve ayrılmakla üzüldüğü gömlek ve mendili kendisinden alınırsa, onlar için sıkıntı ve elem duyar.

Eğer dünyada yükünü hafifletirse, sağlam kalır. ´Yükü hafif olanlar kurtuldular´ sözlerinden kastedilen budur. Eğer yükünü ağırlaştırırsa, azabı büyür. Tıpkı bir dinarı çalman bir kimsenin halinin on dinarı çalman bir kimsenin halinden daha hafif olduğu gibi, bir dirhemin sahibinin hali de iki dirhemin sahibinin halinden daha hafiftir.

Hz. Peygamberin şu hadîsiyle kastedilen budur:
Bir dirhemin sahibi, hesap bakımından iki dirhemin sahibinden daha hafiftir.156
Ölüm anında senden geri kalan birşey, ölümden sonra, senin için üzüntüdür. İstersen fazla edin, istersen azalt! Eğer fazla edinirsen, üzüntüyü çoğaltmış olursun. Eğer azaltırsan sırtındaki yükü hafifletirsin. Yılan ve akrepler, ancak dünya hayatını ahirete tercih etmiş, dünyaya sevinmiş ve ona güvenmiş zenginlerin kabirlerinde çağalırlar.

İşte bunlar, kabirde yıları, akrep ve diğer şeylerin azapları hakkında imanın makamlarıdır.

Ebû Saîd el-Hudrî157 ölen bir oğlunu rüyada görüp ´Ey oğul! Bana nasihat et!3 dedi. Oğlu ´ALLAH´ın irade etmiş olduğu hususta ALLAH´a muhalefet etme!´ diye cevap verdi. Ebû Saîd ´Ey oğul! Daha fazlasını söyle!´ deyince, oğlu ´Babacığım! Yapmaya gücün yetmez´ dedi. Ebû Saîd ´Söyle!´ dedi. Oğlu ´ALLAH ile arana gömleği (bile) sokma!´ dedi. Ebû Saîd bundan sonra otuz sene gömlek giymedi.

Soru: Bu üç makamın hangisi sıhhatlidir?

Cevap: Halktan sadece birinci durumu kabul edip gerisini inkâr eden bir grup vardır. Başka bir grup da birinci durumu inkâr, ikinci durumu kabul etmiştir. Üçüncü bir grup da üçüncü durumu kabul etmiştir.

Basiret yolu ile bize keşfolunan hak şudur: Bütün bu durumlar imkân dahilindedir. Bunların bazısını inkâr eden havsalasının darlığından ALLAH Teâlâ´nın kudretinin genişliğini, tedbirinin acaipliklerini bilmediğinden inkâr etmiştir. Bu bakımdan böyle bir kimse ünsiyet ve ülfiyet vermediği ilahî fiilleri inkâr eder. Bu da cehalet ve kusurdur. Azap hususunda bu üç durum da mümkün-dür. Bunlara inanmak farzdır. Nice kul vardır ki bunların sadece biriyle cezalandırılır. Nice kullar vardır ki bu üç çeşit ile de cezalandırılır. Azabın azından da çoğundan da ALLAH´a sığınıyoruz.

İşte hak budur. Taklid ederek bunu tasdik et; zira bunu kesinlikle bilen kimseler yeryüzünde pek azdır. Sana tavsiye edeceğim şudur: Bu hususun tafsilatı hakkında fazla ileri gitme! Bunları öğrenmekle meşgul olma! Aksine azabı defedecek tedbir ile meşgul ol! Azap nasıl olursa olsun! Eğer sen amel ile ibadeti ihmal eder, azabın mahiyetini deşmekle meşgul olursan, bu takdirde sultan tarafından tutulup, elinin ve burnunun kesilmesi için hapsedilmiş bir kimse gibi olursun ki bu kimse bütün gece ´Acaba benim elimi, burnumu bıçakla mı kılıçla mı yoksa ustura ile mi kesecek?´ diye düşünür. Azabı nefsinden uzaklaştırma çaresini ihmal eder. Bu ise cehaletin son derekesidir. Bu bakımdan kesinlikle anlaşılmıştır ki kul, ölümden sonra ya ebedî azaba veya ebedî nimete kavuşacaktır. Öyleyse en uygun davranış, buna hazırlanmaktır. Ceza ve sevabın tafsilatını deşmek fuzulî bir hareket ve zamanı boşa geçirmektir.

152) Ebû Dâvûd, Hâkim
153) Nesâî, İbn Hibban, (değişik ibarelerle); Bezzar, (Musannifin ibaresiyle)
154) Medinelidir. Sonra Küfe´ye göç etmiştir. H. 40´da doğmuştur
155) İbn Hibban, İbn Ebi Dünya, Hâkim-i Tirmizî, Nevadir´ıd-Usûl
156) Hâkim, Tarih, (Ebû Hüreyre´den)
157) Bazı nüshalarda Hudrî yerine Harraz geçmektedir. Kuşeyrî´ye göre
Harraz´m daha doğru olması kuvvetlidir.
 
Kayıtlı

"Gayemiz ALLAH, önderimiz Resulullah,

Anayasamız Kur'an, yolumuz Cihad,

En yüce arzumuz; ALLAH yolunda ölmektir."

gulistan_2
Süper Üye
*

Puan: 109
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2,236

Açtığı Konular:90


2 Mesajına Toplam
2 Kere Teşekkür Edildi

1 Mesajına Toplam
1 Kere Karma Verildi

« Yanıtla #16 : 03 Kasım 2008, 17:53:32 »

ferruh kardes, yazdiklarinin son paragrafina aynen katiliyorum...bizi asl olarak alakadar edende zaten budur...bu vech ile zaten imanin, kullugun, ALLAHa dostlugun hazzini almis bir insan cehhenem korkusu veya cennet ümidi ilede ibadet etmez hale gelir...o nedenle "yilanin kendisi degil zehri.." ibaresi benim icin söyle oluyor: "seytanin kendisi degil fitnesi..." bu baglamda kul cehennemin azabindan degil, cehennemlik olmus olmanin azabindan azabindan korkmalidir...zira Hz.Ali (a.s)'inda buyurdugu gibi, farzetki cehennem atesine dayandim, ya senin düsmanlarin arasinda bulunmaya nasil dayanayim!? anlami cikmis olur...

hafi kardes..dünya gözüyle isbati meselesi tamda benim arastirdigim mesele...sayet birikimlerin varsa paylasirsan sevinirim...
Kayıtlı
HAFİ
Dedim ya; Yusuf olmak zor çok zor.. Yusufken sultan olmakta zor Hele Yusuf’un Yakup’u olmak, işte o hepsinden zor…
Süper Üye
*

Puan: 190
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 4,681

Açtığı Konular:639

DAVASININ DELİSİ OLMAYAN GERÇEK İMAN ETMİŞ OLAMAZ


4 Mesajına Toplam
4 Kere Teşekkür Edildi

« Yanıtla #17 : 03 Kasım 2008, 23:06:43 »

Selamun Aleykum

Bizzat şahit olduğum belgelendirdiğim bir olay yok ama bazı insanlardan duyduğumuz olaylar en meşuru olan adapazarlı kardeşler daha iyi bilirler kabirden çıkan genç kız olayıdır ama elimde kesin bilgi yoktur  hatta bazzı internet sitelerinde bulunan ama kesinliği olup olmadığı tartışılan örnekler var örneğin şu olay...
Orjinali için tıkla
Orjinali için tıkla
[/URL]

ALLAH'tan korkmaz, kuldan utanmazlar ALLAH adına mucize uydurmayı sürdürüyorlar. İşte kabir azabı sonucu tanınmaz hale gelen Ummanlı delikanlı yalanının gerçek yüzü:



Üç saat önce defnedilen genç çıkarıldıktan sonra, onu gören aile fertleri ve tüm akrabaları şok olmuşlar. Çünkü kabire koydukları genç idi, fakat üç saat sonra önlerinde yatan saçları bem-beyaz olan, sanki çok ihtiyar bir insanın cesedi idi. Saçlari beyaz, bütün bedenine inanilmaz seviyede işkence ve azab vermenin izleri bulunuyordu.


Fotoğrafta Umman'ın devlet hastanesinde ölen 18 yaşlı gencin resmi var. Gencin cesedi gömüldükten sonra üç saat sonra babasının talebi üzerine kabirden geri çıkarılmıştı. Hastanede vefat eden genç aynı gün hoca tarafından yıkanmış, cenazesi kılınıp defnedilmişti. Görgü tanıklarının, akrabaların ve doktorların ifadelerine göre genç siyah saçlı, hiç bir yerinde kırık, dövülme veya işkence yeri olmadığı şekilde defnedildiğini ifade ediyorlar. Fakat gömüldükten üç saat sonra babası doktorların oğlunun ölüme sebep olan söyledikleri şey hakında şüphe etmiş ve oğlunun kabirden çıkartılıp otopsi yapılmasını talep etmişti.




Üç saat önce defnedilen genç çıkarıldıktan sonra, onu gören aile fertleri ve tüm akrabaları şok olmuşlar. Çünkü kabire koydukları genç idi, fakat üç saat sonra önlerinde yatan saçları bem-beyaz olan, sanki çok ihtiyar bir insanın cesedi idi. Saçlari beyaz, bütün bedenine inanilmaz seviyede işkence ve azab vermenin izleri bulunuyordu. Ellerin, kolların ve ayakların kemikleri kırık vaziyette. Kaburga kemikleri kırık ve bedenin içeresine inanılmaz bir şiddetle basık durumdaydılar. Bütün bedeni ve yüzü yekpare bir morluk hale gelmişti. Kurtuluşu artık ummayan ve sonsuz acıya mazhar olduğu açık gözlerinden ve kurumuş kandan gencin inanılmaz bir işkenceye tutulduğunu gösteriyor.





Ölen gencin akrabaları İslam âlimlerine yöneldiler. Onlar da durumu öğrendikten sonra, hepsi dilbirliği ile Kabir azabının ibretli bir örneğin olduğunu ifade ettiler. Ki ALLAH (c.c.) ve Peygamberimiz Muhammed (s.a.v.) Kabir azabından haber veriyor ve ümmeti sakındıryorlar.

Şok geçiren baba oğlunun şımarık hayat yaşayıp, çeşitli günahlarda bulunup namazlarını kılmadıgını itiraf etti.

ALLAHın yolunda, yani Cihadda şehid olanlardan başka ölen her bir insan Kabir imtihanından geçecektir. Kıyamet gününden önce insanı bekleyen ilk korkunç bir sınav.

Peygamberimizden (s.a.v.) Imam Ahmed'in rivayet ettiği hadisi şerifte şöyle naklediliyor:

Peygamberimiz, onun üzerine selat ve selam olsun buyurdu:

- Ölümden sonra ölünün ruhu tekrar cesede döndürülür. Yanına da Münker ve Nekir isimli iki tane melek gelir ve sorguya çekerler:

"Rabbin kim?"

İnsan cevap verir: "Rabbim - ALLAH." Sonra onlar sorar: "Senin dinin ne?" O cevap verir: "Dinim - İslamdır." Sonra onlar sorar: "Size gönderilen uyarıcı kim?" O cevap verir: "O ALLAHın resülüdür." O zaman onlar sorar: "Sen bunları nereden biliyorsun?" O cevap verir: "Ben ALLAHın Kitabını okudum ve Ona iman ettim."

O zaman semadan ses gelir: "KULUM HAKİKATI SÖYLEDİ, ONA CENNET DÖŞEĞİNİ SERİN VE ÖNÜNDE CENNET KAPILARINI AÇIN." - , sonra o çok sevinecek, cennet ferahlığına kavuşacak ve onun kabri göz alabildiği kadar geniş olacak.

Kâfire ve günâhkârâ gelince onun hakkında ALLAH resülü, sallALLAHu aleyhi vesellem, şöyle buyurdu:

- ve ruhunu tekrar cesede döndürürler. Yanına da Münker ve Nekir isimli iki tane melek gelir ve sorguya çekerler: "Rabbin kim?"

O cevap verir: "Bilmiyorum." Sonra ondan sorulur: "Size gönderilen uyarici kim?" O tekrar: "Bilmiyorum" der, ve o zaman semadan gelen ses şöyle: "BU YALANCIDIR, ONA ATEŞTEN DÖŞEK SERİN VE ÖNÜNDE CEHENNEM KAPILARINI AÇIN." - , o zaman onun kabrini cehennemin harareti sarar, kabri ise dar olur ve kaburgalar birbirine girinceye kadar kabir onu sıkar.

Başka hadislerde söyleniyor: Sorgu esnasinda Melekler kâfir olan veya günâhları çok olan müslümanı işkence edip dövecekler, ve bu işkence dehşet vericidir.

Peygamberimizin (s.a.v.) de ALLAHdan Kabir azabından kendisini korumasini ve bu duayı herkese de emir ettiği rivayet ediliyor.

Kabir azabı iki çeşittir:
Birincisi, hiç bitmeyen Kabir azabı. Bunlar hakkında ALLAH Teala Kur'an-ı Kerim'de buyuruyor:
- ...o atestir, sabah ve aksam ona giriftâr oluyorlar.

Bazı azap ise bir müddet devam edip sonradan kesilen Kabir azabı. Bu tip Kabir azabı günâhkâr müslümanlar için olur, azabın şiddeti ve ağırlığı ise işlediği günâhların ağırlığına göredir.

18 yaşlı genç hakkındaki hadise, inanan kalpler için bir ibrettir, kalbine mühür basılmış şahıslar için de tekrar bir masal, oyun gibi gelecektir. Çünkü onlar bakıyor fakat görmüyorlar, dinliyorlar fakat duymazlar...




Kayıtlı

Orjinali için tıkla

BİZ TARTIŞIRKEN NEFSİMİZİ DEĞİL DAVAMIZI HAKLI ÇIKARMAYA ÇALIŞIRIZ...
HAFİ
Dedim ya; Yusuf olmak zor çok zor.. Yusufken sultan olmakta zor Hele Yusuf’un Yakup’u olmak, işte o hepsinden zor…
Süper Üye
*

Puan: 190
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 4,681

Açtığı Konular:639

DAVASININ DELİSİ OLMAYAN GERÇEK İMAN ETMİŞ OLAMAZ


4 Mesajına Toplam
4 Kere Teşekkür Edildi

« Yanıtla #18 : 03 Kasım 2008, 23:16:17 »

kariyb kardesim...evet bende kabir azabina inaniyorum...bu konuda ehlisünnetin olsun sianin olsun güvendigi hadisi serifler vardir...bunlar bizim icin aydinlaticidir...aslina bakarsak bizi ilgilendirende böyle bir alemde bizi nelerin bekledigi, dahada ötesi bu azaba dücar olmanin sebepleri vs...fakat malumunuz son zamanlar asikar bir grup var, bunlarin mücadelesi sözde kurana davet ederek, gayette akilli incelemeler ve tesbitlerle hadisi seriflerin tümünü reddetmek...
bunlarda bir kac cesitler...
1- hadisi seriflerin hicbirisine itibar edilmez diyenler
2- ancak ve ancak kuranda yazan konular üzerine rivayet edilmis olan hadisi serifler kabul edilebilir diyenler

yine bunlarda iki sekilde, her biri kendi icinde ayriliyor (niyet bakimindan)

1- celiskilere cözüm bulamadigi icin hadisi seriflerden uzaklasmayi secip, yalnizca kurana basvuran, kendince kuranin herseyin detayini icerdigine inananlar ve böyle amel etmeye calisanlar
2- önce cikmaz yola götürüp sonrada cözüm sunan bilincli ve kasitli olanlar...

burada istisare etmekte oldugumuz konuda iste bu kurani kerimde acik olarak deginilmemis olan konulardandir...buradan yola cikarak bir takim ayetler verip diyorlarki: bu ayetler bize kabir azabinin olmadigini gösteriyor, bu knu ile alakali hadisi serifler sonradan uydurulmus, mezhepler tarafindan üretilmis bir masaldir!!!

bunlarin karsisinda, bizim kabul ettigimiz hadisi serifler sunulamayacagina göre, bunun bir felsefesi olmali... en azindan kabul ettigimiz bir hadisi serifin kurani kerimin ruhuna ters düsmedigini izah edebilecegimiz mantiki bir yolumuz olmali...

hafi kardes sagolasin...
bendede "ölümle baslayan yolculuk, M.hasan necefi" eseri var...
daha öncede bu konuda cok okurdum, merak ederdim...
sayet yaptigim aciklamaya yakin, yani isin felsefesini yapan bir bilgi var ise elinde, paylasmani isterim...

belki biraz vakit yakalayabilirsem, bazi alintilarla bu olay üzerine yapilan tartismadan kisa bir alinti yaparim...



Abla sadece kuran var biz hadisleri inkar ederiz diyen gruplar biraz ağır olacak ama sadece aptallıklarından konuşuyorlar ve hatta kurandan hiç haberleri yok bi haber yaşıyorlar bu yüzden boş verin siz onları bunlar o kadar ahmak insanlarki yaa kuran okuyan bir adam en basitinden şu ayeti HAŞR SÜRESİ 7...“Peygamber size ne verdiyse onu alınız, neyi yasak ettiyse ondan sakınınız....” ayetini hiç görmüyorlarmı bu ayette anlatınalın uyulması gerekilenin işaret olunanın hadis olduğunu akl edemiyorlarmı bunlar konuşsun dursun ...ve kısaca efendimiz bize kabir azabının hakkaniyeti hakkında mutavatir hadisler beyan etmiştir bırakın bunlar konuşsun dursun beklesinler kabiri bakalım onların kabir azabını inkarları onları kurtaracakmı...

selametle...
Kayıtlı

Orjinali için tıkla

BİZ TARTIŞIRKEN NEFSİMİZİ DEĞİL DAVAMIZI HAKLI ÇIKARMAYA ÇALIŞIRIZ...
erfena
Süper Üye
*

Puan: 36
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 469

Açtığı Konular:82


« Yanıtla #19 : 03 Kasım 2008, 23:47:10 »

berzah hayatını en güzel imam gazaliden okumuştum(şimdilik)...muhterem sanki gitipde gelmiş gibi yazmıştır...imam gazalinin ölüm ve ötesi adlı eseri tavsiyemdir.
Kayıtlı
Sayfa: [1] 2   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.19 | SMF © 2006-2011, Simple Machines XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!
Bu Sayfa 1.441 Saniyede 81 Sorgu ile Oluşturuldu