Çardaklı ve çardaksız (üzüm) bahçeleri, ürünleri çeşit çeşit hurma(ları), ekin(ler)i, zeytinleri, narları -birbirine benzer, benzemez biçimde- yaratan hep O'dur. Her biri meyva verdiği zaman meyvasından yiyin, hasat günü hakkını (sadakasını) verin; fakat israf etmeyin; çünkü O, israf edenleri sevmez! (En'âm: 55/141)
Hasâd: ekin biçmedir. 55/141 'nci âyette yüce Allah, çeşit çeşit mey-vaları, ekinleri yalnız kendisinin yarattığını bildiriyor. Allah'ın yetiştirdiği bu meyva ve ekinlerin ürünlerini yemeyi, biçim zamanında bunların hakkı olan zekâtı vermeyi, fakat savurganlıktan kaçınmayı emrediyor.
(Yusuf)Deki:”Siz,adetiniz üzere yedi yıl (ürün) ekersiniz. Biçtiğinizi başağında bırakırsınız, ancak yiyeceğiniz az bir mikdar(ı alırsınız, gerisini depolarsınız)." (Yûsuf: 53/47)
53/47'nci âyette hasâd kökünden yapılmış dili geçmiş zaman kullanılmıştır. Hz. Yûsuf, Kralın adamına, bolluk yıllarında biçilen ekinin yiyecek için ayrılan miktarın dışında kalanı başağı üzerinde bırakmalarını öğütlemektedir. Aynı kökten sıfat olan hasıd de biçilmiş demektir:
Gökten bereketli bir su indirdik, onunla bahçeler ve biçilecek dâne(li ekin)ler bitirdik. (Kaf: 34/9)
Şu yakın hayât, tıpkı gökten indirdiğimiz bir suya benzer: insanların ve hayvanların yediği arz bitkisi o su ile karıştı: nihayet yer zînetini takınıp süslendiği ve halkı da on(un ürününü devşirmeğ)e kadir olduklarını zan-netlikleri sırada birden buyruğumuz ona gece veya gündüz geldi; sanki dün o hiç (bitkisiyle süslenip) şenlenmemiş gibi, onu biçilmiş yaptık (süsünü, zenginliğini biçtik, yok ettik). İşte biz, düşünen bir toplum için âyetleri böyle geniş geniş açıklarız. (Yûnus: 51/24)
51/24'ncü âyette, uğrunda menfaat sağlamak için insanların haksızlık ettikleri şu dünyâ hayâtının kısalığı ve değersizliği şöyle bir benzetme ile anlatılıyor:
Gökten inen yağmurun etkisiyle insanların ve hayvanların yiyecekleri bitkiler yeşerdi, yeryüzü süslendi, yeşillendi, şenlendi. Her yanda gür ürünler baş gösterdi. Sahipleri bu ürünleri devşireceklerini, buna sahibolacaklarını sandılar, sevindiler. Onlar böyle mutlu bir umut içinde iken gece veya gündüzün herhangi bir saatinde Allah'ın buyruğuyla ansızın çıkan dondurucu bir kasırga veya sel gibi bir felâket o ürünleri, ekinleri biçti, attı; bugün yere serilen o ürünler dün sanki hiç yokmuş, ya da yeryüzü bu ürünlerle hiç şenlenmemiş gibi oldu.
İşte dünyâ hayâtı da böyle kısa süren bir bahar mevsimine benzer. İnsan gençlik çağına gelir, kuvvetini kazanır, hiç ölmeyeceğini sanır. Birden bire ölüm gelir, kuvvetli, canlı şanlı bedeni deviriverir, sanki o kimse hiç yokmuş gibi olur.
Âyette iman ve amelle süslenen ruhun küfür ile mahvedileceğine de işaret vardır. Küfür, insan ruhunun bütün güzelliklerini mahveden dondurucu bir kasırga gibidir. İnsanın imanı ve güzel işleri ruhunu süsler. Fakat içinde esen küfür rüzgârları, bütün iyiliklerini silip götürür.
(Ey Muhammed,) Bu sana anlattıklarımız, o kentlerin haberlerinden(başlarına gelen olaylardan)dır. Onlardan kimi hâlâ ayakta, kimi de biçilmiştir. (Hûd: 52/100)
52/100: Kur'ân'da öyküleri anlatılan kentlerden kiminin harabeleri gözler önünde durmaktadır, kimi de tamamen silinmiş, görünür izi kalmamıştır. Üzerlerini topraklar örtmüş, belirsiz olmuştur. Nitekim yapılan kazılar sonunda toprak altından nice kentlerin harabeleri çıkmaktadır.
Hz. Peygamber (s.a.v.) de: "İnsanları burunları üstüne yıkan şey, dillerinin biçtiği ürünler değil midir?"[1] buyurmuştur. [2]