Allah, sözün en güzelini, (Kur'ân'ın âyetlerini güzellikte) birbirine benzer, ikişerli bir Kitâb halinde indirdi. Rablerinden korkanların, ondan derileri ürperir, sonra derileri ve kalbleri Allah'ın zikrine yumuşar. İşte bu (Kitâb) Allah'ın rehberidir. Dilediğini bununla doğru yola iletir. Ama Allah kimi sapıklığında bırakırsa artık ona yol gösteren olmaz." (Zümer: 59/23)
59/23'ncü âyette mü'minlerin, Kur'ân karşısındaki saygıları ve Kur'-ân'dan nasıl etkilendikleri anlatılmaktadır. Müteşâbih bir Kitâb olarak indirilen bu sözlerin en güzelini duyan mü'minlerin derileri ürperir, onların derileri ve gönülleri yumuşayarak Allah'ın Zikrine yönelir.
Cild, bedenin kabuğu, yani deri demektir. Çoğulu culûd'dur (celd), deriye vurmaktır.
(celed), huvâr(yeni doğmuş deve yavrusun)dan soyulmuş cilttir. Celd ve celîd kuvvetli anlamına gelir(mücelled at), dövmeden korkmayan, dövmenin etkilemediği, acı vermediği at demektir. Cild'in çoğulu cülûddm.
Râğıb'ın izahına göre bu âyette cülûd (deriler) ile bedenler, kulûb (kalbler) ile de ruhlar kasdedilmistir.
Müteşâbih: Burada güzellikte, belâğatte birbirine benzer demektir. Me-sânî de ya tesniye'den veya senâ'dan gelen mesnâ'nın çoğuludur. Allah, sözlerin en güzeli olan Kur'ân'ı, bütün âyetleri güzellikte, belâğatte, düzende, kapsamda birbirine benzer, övgüye lâyık bir Kitap olarak indirdi. Yahut ikişerli, tekrarlı olarak, her şeyi çiftiyle, karşıtıyla açıklayan ve anlatımları birbirinden güzel bir Kitâb olarak indirdi, demektir.
Kur'ân, olayları hep ikili, karşıtlı olarak anlatın Gök, yer; cennet, cehennem; melek, şeytan; emir, nehiy; va'd ve vatd. Bunlar birbiri ardından anlatılır. MU'minlerin hali anlatıldıktan sonra kâfirlerin hali; Allah'ın gökteki kudret işaretlerinin ardından yerdeki kudret işaretleri; zamandaki kanıtların ardından mekândaki kanıtları anlatılır. Ve her şey zıddıyla anlatılınca daha iyi kavranır.
Kur'ân'daki bu karşıtlık üslûbu, ruhta derin etki yapar. Allah'tan korkanlar, Kur'ân'i dinleyince o kadar etkilenirler ki derileri diken diken olur. Allah'ı anmakla gönülleri yumuşar, ruhları duygulanır. İşte Allah insanı böyle hidâyete ve olgunluğa ulaştırır. O'nun şaşırttığını da kimse doğru yola götüremez.
Âyetin son cümlesi, kendi başına düşünüldüğünde sanki Allah'ın bazı insanları şaşırttığı, doğru yoldan çıkardığı anlaşılır. Fakat Kur'ân'm kasdı bu değildir. Başka âyetlerde Allah'ın kimleri şaşırtıp saptıracağı açıklanmıştır. Allah ancak kötü niyetli, aklını iyi yolda kullanmayan, kibirli, kıskanç, fasık ve zâlimleri saptırır. Daha doğrusu onları doğru yola iletmez, bulundukları halde bırakır. Ancak kendisine yönelmek isteyenleri doğru yola iletir. "Allah sapıklar toplumunu doğru yola iletmez"[1], "Allah zâlimler toplumunu doğru yola iletmez"[2] âyetleri, Allah'ın, kimleri şaşırttığını gösterir. Gerçekte Allah saptırmıyor. Yani onları doğru yoldan çıkarıp eğri yola sokmuyor. Gösterdiği doğru yola gelmeyenleri, kendi sapıklıkları içinde bırakıyor. "Allah, ancak yoldan çıkanları şaşırtır, başkasını değil."[3] âyeti, bu hususu gayet açık biçimde ortaya koymaktadır.
Allah size, evlerinizi oturma yeri yaptı ve size hayvan derilerinden, göç gününüzde (yolculukta) ve ikamet gününüzde (oturma zamanlarınızda) kolayca kullanacağınız hafif evler (çadırlar, portatif evler) ve yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından bir süreye kadar (kullanacağınız) giyilecek, döşenecek eşya ve geçimlik (ticaret malı) yaptı. (Nahl: 70/80)
70/80'nci âyetlerde de Allah'ın, yaratıklarına olan çeşitli lütuf ve nimetleri sayılmaktadır. İnsanlara ev yapma, hayvan derilerinden çadırlar, yünlerinden, kıllarından, tüylerinden elbise, ev eşyası, geçim araçları yapma olanağı vermiştir. Bunların hepsi Allah'ın nimetleridir. İnsanların, kendilerine bu nimetleri veren Allah'ın yanında, hiçbir yararı olmayan putlara da tapmaları, elbette Allah'a karşı nankörlüktür. Bu noktayı belirtmek için: "Kendisine teslim olmanız, yalnız O'na tapmanız için Allah size nimetlerini böyle tamamlıyor" buyurulmaktadır. [4]
20-Nihayet oraya vardıklarında kulakları, gözleri ve derileri, yaptıkları işler hakkında aleyhlerine şâhidlik ettiler. 21-Derilerine: "Niçin aleyhimize şâhidlik ettiniz?" dediler. (Derileri): "Her şeyi konuşturan Allah bizi konuşturdu. İlk defa sizi O yaratmıştı, işte O'na döndürülüyorsunuz." dediler. 22-"Siz (günâh işlerken) kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin, aleyhinize şâhidlik etmesinden gizlenmiyordunuz, yaptıklarınızın çoğunu Allah'ın bilmeyeceğini sanıyordunuz." (Fussilet: 61/20-22)
61/20-22. âyetlerde İlâhî mahkemede dâvanın tesbiti anlatılmaktadır. Mahkemede dâva, tanıklarla tesbit edildiği gibi hal karînesi (durum kanıtı) da göz önünde tutulur. Hanefîlere göre "Suçların ispatında karinelerin de rolü vardır."
İlâhî Mahkemede suçların gizlenmesi mümkün değildir. Suçlu, dili ile suçunu inkâr etse bile, işlediği suçun ruhunda bıraktığı izler, suçun işlendiğini kanıtlar. Kişinin kulakları, gözleri ve derileri, kendi aleyhine tanıklık eder. Organların tanıklığı iki şekilde olabilir: Allah ya organlara dil vererek onları konuşturur; ya da suçun organlar üzerindeki izleri, kişinin suçlu olduğunu gösterir.
Esasen konuşma, titreşim hareketinin oluşturduğu bir algılamadan ibarettir. Hançereden ve dilden çıkan titreşimlerin oluşturduğu sesler, dinleyenin beyninde bir algı ve anlam doğurur. Sesler bu anlama delâlet edebileceği gibi dış dünyâdaki izler de bu anlamı doğurabilir. Böylece konuşma sesli ve sessiz olabilir. İşte Kur'ân bundan dolayı düşünenlere Allah'ın varlığını ve birliğini gösteren doğa olaylarına âyet demektedir.
İnsanın eylemlerinin bedeni üzerinde bıraktığı izler, onlardan anlayanlar için birer konuşma sayılır. Suçlunun mahkemedeki durumundan, yüz çizgilerinden, renginin kızarıp sararmasından suçluluğu anlaşılır. Özellikle parmak ve ayak izleri, suçun ispatında en önemli kanıtlardandır.
Demek ki daha dünyâda iken insanın organları, işlediği suça tanıklık etmektedir. Âhirette ise işlenmiş olan suçların izleri, daha açık biçimde vücudunun üzerinde görünecek ve insanın kendi organları, kendisinin aleyhinde tanıklık edecek, işlenen hiçbir suçu gizlemek mümkün olmayacaktır. [5]
56- O âyetlerimizi inkâr edenleri, yakında bir ateşe sokacağız, derileri piştikçe azabı tadsınlar diye onlara başka deriler vereceğiz! Şüphesiz Allah dâima üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir. 57-İnanıp iyi işler yapanları da altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağız. Orada sürekli kalacaklardır. Orada kendilerine tertemiz eşler de vardır ve onları (hiç Güneş sızmayan) eşsiz bir gölgeye sokacağız. (Nisa: 98/56-57)
98/56-57. âyetlerde Kitâb'a inanmayanlara çılgın alevli cehennemin yettiği vurgulandıktan sonra AIlahrın âyetlerine karşı nankörlük edenlerin, pek yakında bir ateşe sokulacakları, ateşte ciİdleri, yani derileri yanıp piştikçe, azabı tadmalan için kendilerine yeni deriler verileceği; inanıp güzel işler yapanların da içinden ırmaklar akan cennetlere sokulacakları, sürekli kalacakları cennette kendilerine tertemiz eşler verileceği ve eşsiz bir gölge altında bulunacakları belirtilmektedir.
Derileri pişip olgunlaştıkça, azabı tadmalan için onlara başka deriler yerdik": Nadc meyvanın pişip olgunlaşması demektir. Pişip olgunlaşan mey va, yavaş yavaş hayatiyetini kaybeder, sonunda dalından düşer. İşte deriler de pişince hayatiyetini kaybedip bedenden düşer. Allah, o insanlara, derileri pişip düştükçe yeni deriler verir ki azabı sürekli tadsınlar. Gerçi azabı duyan beyindir,TrûfitüîF ama beyindeki azâb duygusunu uyandıran, derideki sinirlerdir. Ayette azabın, deri sinirleriyle duyulduğu bilimsel gerçeğine işaret vardır. Pişen derilerin, yenileriyle değiştirilmesi, devamdan isti'âredir. Yahut temsil yoluyla azabın sürekliliğini anlat-maktadır.
Cehennem sönmeğe yüz tuttukça ateşini artırdık."[6]
İhvanı Safa ise bu âyeti, insan ruhlarının, bedenlerinden ayrıldıktan sonra başka bedenlere girip dünyâya gelmelerine (reenkarnasyona) işaret saymıştır. Onlara göre bu dünyâ, ruhun cehennemidir. Beden içinde ol-gunlaşmayan rûh, azâb çekmek için başka başka bedenlere girip yeniden bir cehennem olan şu dünyâ hayâtına dönecektir.
Onlara göre: "Cennet, cismânî heyûlâ olmayan ruhlar âlemidir. Kıyamet kalkmak demektir. Rûh, ne zaman ki hapsolunduğu şu cisimden kurtulup kalkarsa işte o zaman Kıyamet kopmuş, yani kalkmış olur. Çünkü rûh, ceset içinde iken kalkamıyor. Ruhlar âlemi, ebedî dirilik ve rûhânî lezzet âlemi olan cennettir. Cehennem ise Kamer (Ay) feleği altında bulunan, değişme, istihale ve belâda dâim olan bu kevn-ü fesâd (oluşma-bozulma) âlemi, yani cesetler dünyâsından ibaret olan bu dünyâdır. Bunun ehli: "Derileri pişip olgunlaştıkça azabı tadsınlar diye onlara yeni deriler veririz." âyetinde ifade edildiği gibi azâb içerisindedir[7].
2- Zina eden kadın ve zina eden erkeğin her birine yüz değnek vurun; Allah'a ve ahir et gününe inananlar iseniz Allah'ın cezasını uygulamada sizi, onlara karşı acıma duygusu tut(up engelle)mesin. Müzminlerden bir grup da onlara yapılan azaba şâhid olsun... 4- Namuslu kadınları zina ile suçlayıp da sonra (bu suçlamalarını ispat için) dört şâhid getirmeyenlere seksen değnek vurun ve artık onların şâhidliğini asla kabul etmeyin. Onlar yoldan çıkmış kimselerdir. (Nûr: 102/2,4)
102/2,4'ncü âyetlerde zina edenlere yüz sopa vurulması, 4'ncü âyette de namuslu kadınlara iftira edip onları zina ile suçlayanlara seksen sopa vurulması emredilmektedir. Bu âyetlerdeki (ijlU-ü) emir fi Mi, celd kökünden
yapılmıştır. Celd ve cilde deriye vurmaktır. Celde deriye değecek olan değnek, sopadır. Celîd derisi kuvvetli, yani güçlü insandır[8].
Aşağıdaki âyetlerde de cildin çoğulu cülûddan söz edilmektedir:
Allah, sözün en güzelini, (Kur'ân'ın âyetlerini güzellikte) birbirine benzer, ikişerli bir Kitâb halinde indirdi. Rablerinden korkanların, ondan derileri ürperir, sonra derileri ve kalbleri Allah'ın zikrine yumuşar. İşte bu (Kitâb) Allah'ın rehberidir. Dilediğini bununla doğru yola iletir. Ama Allah kimi sapıklığında bırakırsa artık ona yol gösteren olmaz." (Zümer: 59/23)
Râğıb'ın izahına göre bu âyette cülüd (deriler) ile bedenler, kulûb (kalbler) ile de ruhlar kasdedilmiştir.
Allah size evlerinizi oturma yeri yaptı ve size hayvan derilerinden, göç gününüzde (yolculukta) ve ikamet gününüzde (oturma zamanlarınızda) kolayca kullanacağınız hafif evler (çadırlar, portatif evler) ve yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından bir süreye kadar (kullanacağınız) giyilecek, döşenecek eşya ve geçimlik (ticaret inalı) yaptı. (Nahl: 70/80)
Onunla karınlarının içindekiler ve derileri eritilir. (Hac: 88/20) [9]
[1] Mâide: 108.
[2] Bakara: 92/258
[3] Bakara: 92/26
[4] Prof. Dr. Süleyman Ateş, Kur’an Ansiklopedisi, Kuba Yayınları: 24/210-211.
[5] Prof. Dr. Süleyman Ateş, Kur’an Ansiklopedisi, Kuba Yayınları: 24/212-213.
[6] İsra: 50/97
[7] Resâilu İhvâni's-Safâ: 4/190-196; Süleyman Ateş, İşârî Tefsîr Okulu, s. 24
[8] Müfredat: 95-96
[9] Prof. Dr. Süleyman Ateş, Kur’an Ansiklopedisi, Kuba Yayınları: 24/213-215.