|
|
544 |
101 / 59 HAŞR (1-3) |
Cüz : 28 |
|
سَبَّحَ لِلَّهِ مَا فِى السَّمَوَاتِ وَمَا فِى اْلاَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ -1, هُوَ الَّذِى اَخْرَجَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ مِنْ دِيَارِهِمْ لاَوَّلِ الْحَشْرِ مَا ظَنَنْتُمْ اَنْ يَخْرُجُوا وَظَنُّوآ اَنَّهُمْ مَانِعَتُهُمْ حُصُونُهُمْ مِنَ اللهِ فَاَتَيهُمُ اللهُ مِنْ حَيْثُ لَمْ يَحْتَسِبُوا وَقَذَفَ فِى قُلُوبِهِمُ الرُّعْبَ يُخْرِبُونَ بُيُوتَهُمْ بِاَيْدِيهِمْ وَاَيْدِى الْمُؤْمِنِينَ فَاعْتَبِرُوا يَآاُولِى اْلاَبْصَارِ -2, وَلَوْلآ اَنْ كَتَبَ اللهُ عَلَيْهِمُ الْجَلآءَ لَعَذَّبَهُمْ فِى الدُّنْيَا وَلَهُمْ فِى اْلاَخِرَةِ عَذَابُ النَّارِ -3,
.
Yahudi olan Benî Nadir kabilesinin akıbetinden ders alınmasını hedefleyen sûre; savaş kaideleri ortaya koyar. Savaşmaksızın elde edilen toprakların idaresi ve ganimetler hakkında kaideler konup münafık-ların bu savaşta ortaya koydukları tavır sergilenir.. Ensar ve muhacirin fedakarlıklarından da bahseder ve sûre şeytanın kalleşliğini ortaya koyup Allah’ın güzel isimlerini ve yüce sıfatlarını anlatarak sona erer.
Dünyada herkesi, ahirette sadece mü’minleri rahmetine alan Allah adına.
/ 1 Göklerde ve yerde olan herşey, Allah’ın sınırsız şanını yüceltir. O her zaman üstün gelen ve herşeyi yerli yerince yapandır. 2 O Allah ki, bize de kitap gönderildi diyen, gerçekleri örtbas edenleri, ilk defa toplu halde yurtla-rından çıkarandır. Ey mü’minler! Siz onların hiçbir direnme göstermeden, bıra-kıp gideceklerini düşünmediniz. Onlar da kalelerinin kendilerini, Allah’a karşı koruyacağını sandılar. Ama Allah’ın azabı, onlara ummadıkları bir yerden geli-verdi ve kalplerine korku saldı. Böylece onlar yurtlarını kendi elleriyle, ve de mü’minlerin elleriyle yıktılar. Öyleyse bundan ders alın; ey derin kavrayış sa-hipleri! 3 Eğer Allah onlar için, toplu sürülmeyi ve yurtlarından çıkarılmayı yaz-mamış olsaydı, bu dünyada onları daha büyük bir azaba çarptırırdı. Ahirette ise onlar için, cehennem azabı vardır. 8
|
|
Cüz : 28 |
101 / 59 HAŞR (4-9) |
545 |
|
ذَلِكَ بِاَنَّهُمْ شَآقُّوا اللهَ وَرَسُولَهُ وَمَنْ يُشَآقَّ اللهَ فَاِنَّ اللهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ -4, مَا قَطَعْتُمْ مِنْ لِينَةٍ اَوْ تَرَكْتُمُوهَا قَآئِمَةً عَلَى اُصُولِهَا فَبِاِذْنِ اللهِ وَلِيُخْزِىَ الْفَاسِقِينَ -5, وَمَآ اَفَآءَ اللهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْهُمْ فَمَآ اَوْجَفْتُمْ عَلَيْهِ مِنْ خَيْلٍ وَلاَ رِكَابٍ وَلَكِنَّ اللهَ يُسَلِّطُ رُسُلَهُ عَلَى مَنْ يَشَآءُ وَاللهُ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ -6, مَآ اَفَآءَ اللهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْ اَهْلِ الْقُرَى فَلِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِى الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ كَىْ لاَ يَكُونَ دُولَةً بَيْنَ اْلاَغْنِيَآءِ مِنْكُمْ وَمَآ اَتَيكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَيكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا وَاتَّقُوا اللهَ اِنَّ اللهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ -7, لِلْفُقَرَآءِ الْمُهَاجِرِينَ الَّذِينَ اُخْرِجُوا مِنْ دِيارِهِمْ وَاَمْوَالِهِمْ يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِنَ اللهِ وَرِضْوَانًا وَيَنْصُرُونَ اللهَ وَرَسُولَهُ اُولَئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَ -8, وَالَّذِينَ تَبَوَّؤُ الدَّارَ وَاْلاِيمَانَ مِنْ قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ اِلَيْهِمْ وَلاَ يَجِدُونَ فِى صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِمَّآ اُوتُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلَى اَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَاُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ -9,
7 4 Bu onların, Allah ve peygamberine karşı gelmelerinden dolayıdır. Kim Allah’a ve Rasulüne karşı gelirse bilsin ki, Allah’ın cezalandırması çok çe-tindir. 5 Onların hurma ağaçlarından her ne kestiyseniz veya kökleri üzerinde her ne bıraktıysanız, hepsi Allah’ın izniyle olmuştur ve bu izin, Allah’ın yoldan çıkanları cezalandırması içindir.
6 Allah’ın onlardan alıp, peygamberine devrettiği ganimetlere gelince, siz onu elde etmek için ne at, ne de deve koşturmadınız. Ama Allah, peygam-berlerini dilediği kimseler üzerine gönderir ve onlara üstün getirir. Allah herşeyi yapmaya güç yetirendir. 7 Allah’ın o fethedilen bölgeler halkından, peygambe-rine ayırdığı ganimetler Allah, peygamber, peygamber yakınları, yetimler, yok-sullar ve yolda kalmışlar içindir. Bu paylaştırma böyle yapıldı ki, o ganimet malları içinizden zengin olanlar arasında dolaşıp duran, bir servet haline gel-mesin. Bu sebeble peygamber size ne verirse ve ne getirirse ve ne de emre-derse onu alın ve sizi neden sakındırıp yasaklarsa ondan elinizi çekin, yolunu-zu Allah’ın kitabıyla bulmaya çalışın, çünkü Allah’ın azabı çetindir. 8 Bu gani-metlerin bir kısmı, zulüm ve kötülük bölgesini terketmiş olanlar arasındaki yok-sullara verilecektir. Onlar ki, yurtlarından ve mallarından sürülmüş, Allah’ın rı-zasını ve lütfunu arayan, Allah’a ve elçisinin davasına yardım edenler ve söz-lerinde duranlardır.
9 Ve onlardan önce Medine’yi yurt ve iman evi edinmiş olanlar, kendi-lerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilen ganimetlerden dolayı, gö-nüllerinde bir haset hissi taşımazlar, aksine kendileri ihtiyaç ve zaruret içinde bulunsalar bile, diğerlerini kendilerine tercih ederler. Kim aç gözlülükten sakı-nırsa, onlardır mutluluğa ulaşacak olanlar. 8
|
|
546 |
101 / 59 HAŞR (10-16) |
Cüz : 28 |
|
وَالَّذِينَ جَآؤُ مِنْ بَعْدِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلاِخْوَانِنَا الَّذِينَ سَبَقُونَا بِاْلاِيمَانِ وَلاَ تَجْعَلْ فِى قُلُوبِنَا غِلاًّ لِلَّذِينَ اَمَنُوا رَبَّنَآ اِنَّكَ رَؤُفٌ رَحِيمٌ -10, اَلَمْ تَر اِلَى الَّذِينَ نَافَقُوا يَقُولُونَ لاِخْوَانِهِمُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ لَئِنْ اُخْرِجْتُمْ لَنَخْرُجَنَّ مَعَكُمْ وَلاَ نُطِيعُ فِيكُمْ اَحَدًا اَبَداً وَاِنْ قُوتِلْتُمْ لَنَنْصُرَنَّكُمْ وَاللهُ يَشْهَدُ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ -11, لَئِنْ اُخْرِجُوا لاَ يَخْرُجُونَ مَعَهُمْ وَلَئِنْ قُوتِلُوا لاَ يَنْصُرُونَهُمْ وَلَئِنْ نَصَرُوهُمْ لَيُوَلُّنَّ اْلاَدْبَارَ ثُمَّ لاَ يُنْصَرُونَ -12, لاَنْتُمْ اَشَدُّ رَهْبَةً فِى صُدُورِهِمْ مِنَ اللهِ ذَلِكَ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لاَ يَفْقَهُونَ -13, لاَ يُقَاتِلُونَكُمْ جَمِيعًا اِلاَّ فِى قُرًى مُحَصَّنَةٍ اَوْ مِنْ وَرَآءِ جُدُرٍ بَأْسُهُمْ بَيْنَهُمْ شَدِيدٌ تَحْسَبُهُمْ جَمِيعًا وَقُلُوبُهُمْ شَتَّى ذَلِكَ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لاَ يَعْقِلُونَ -14, كَمَثَلِ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ قَرِيبًا ذَاقُوا وَبَالَ اَمْرِهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ -15, كَمَثَلِ الشَّيْطَانِ اِذْ قَالَ لِلاِنْسَانِ اكْفُرْ فَلَمَّا كَفَرَ قَالَ اِنِّى بَرىِءٌ مِنْكَ اِنِّى اَخَافُ اللهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ -16,
7 10 Bunlardan sonra gelenler: “Ey Rabbimiz!” diye yalvarırlar. “Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve iman etmiş kardeşle-rimizden hiç birine karşı, kalplerimizde yersiz ve uygunsuz düşüncelere yer bı-rakma. Şüphesiz sen, çok merhametli ve çok şefkatlisin.”
/ 11 Münafıkları görmüyor musun? Onlar ehli kitaptan, Allah’tan gelen gerçekleri örtbas etmiş olan kardeşleri Yahudilere: “Eğer siz, yurdunuz-dan sürülür çıkarılırsanız, mutlaka biz de sizinle beraber çıkarız. Sizin aleyhini-ze hiç kimseye itaat etmeyeceğiz. Şayet sizinle savaşırlarsa, mutlaka size yar-dım ederiz” derler. Allah onların yalancı olduklarına şahittir.
12 Eğer o Yahudiler yurtlarından çıkarılırsa, andolsun ki münafıklar onlarla beraber çıkmazlar ve eğer onlarla savaşılırsa, onlara yardım etmezler. Yardıma gitseler bile, dönüp kaçarlar, sonra da ne münafıklara, ne de Yahudi-lere hiçbir taraftan yardım olunmayacaktır. 13 Andolsun ki onların kalplerine, Allah’tan korktuklarından daha çok korku veriyorsunuz. Çünkü onlar, Allah’tan korktularından daha çok, sizden korkuyorlar. Çünkü onlar, hayatın ve hadise-lerin gerçeklerini bilmeyen ve anlamayan bir topluluktur. 14 Onlar sizinle, toplu olarak ancak surlarla çevrilmiş kentler içinde veya kaleler arkasından savaşır-lar. Çünkü aşırı derecede korkak ve telaşlıdırlar. İçlerindeki bela ve çekişme çok şiddetlidir. Sen onları toplu, birleşmiş sanırsın, oysa onların kalpleri dağı-nıktır. Bu böyledir, çünkü onlar akıllarını kullanmayan bir topluluktur.
15 Ey mü’minler! Bu düşmanlarınızın durumu, kendilerinden önce ya-kın geçmişte olan, müslümanlarla savaşanların durumu gibidir. Onlar yaptıkla-rının cezasını tattılar, öteki dünyada da şiddetli bir azap vardır onlara. 16 Yahudileri aldatan münafıkların durumu da, tıpkı şeytanın durumuna benzer ki; insana “İnkar et!” dedi, insan da inkâr edince: “Ben senden uzağım, senin yaptıklarından sorumlu değilim, ben alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım” dedi. 8
|
|
Cüz : 28 |
101 / 59 HAŞR (17-24) |
547 |
|
فَكَانَ عَاقِبَتَهُمَآ اَنَّهُمَا فِى النَّارِ خَالِدَيْنِ فِيهَا وَذَلِكَ جَزَآءُ الظَّالِمِينَ -17, يَآاَيُّهَا الَّذِينَ اَمَنُوا اتَّقُوا اللهَ وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍ وَاتَّقُوا اللهَ اِنَّ اللهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ -18, وَلاَ تَكُونُوا كَالَّذِينَ نَسُوا اللهَ فَاَنْسَيهُمْ اَنْفُسَهُمْ اُولَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ -19, لاَ يَسْتَوِى اَصْحَابُ النَّارِ وَاَصْحَابُ الْجَنَّةِ اَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمُ الْفَآئِزُونَ -20, لَوْ اَنْزَلْنَا هَذَا الْقُرْاَنَ عَلَى جَبَلٍ لَرَاَيْتَهُ خَاشِعًا مُتَصَدِّعًا مِنْ خَشْيَةِ اللهِ وَتِلْكَ اْلاَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ -21, هُوَ اللهُ الَّذِى لآ اِلَهَ اِلاَّ هُوَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ -22, هُوَ اللهُ الَّذِى لآ اِلَهَ اِلاَّ هُوَ اَلْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلاَمُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ سُبْحَانَ اللهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ -23, هُوَ اللهُ الْخَالِقُ الْبَارِىءُ الْمُصَوِّرُ لَهُ اْلاَسْمَآءُ الْحُسْنَى يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِى السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ -24,
7 17 Nihayet şeytanın da, aldattığı kişinin de, münafıkların ve Yahu-dilerin sonu da mutlaka içinde devamlı kalacakları cehennem ateşidir. İşte bu da, yaratılış gayesi dışında yaşayanların cezasıdır.
/ 18 Ey iman edenler! Sizler yolunuzu Allah’ın kitabıyla bulun ve herkes yarın için, ne hazırladığına bir baksın ve yolunuzu, Allah’ın kitabıyla bulmaya çalışın. Çünkü Allah, ne yapıyorsanız hepsinden haberdardır. 19 Ve Allah’ı unutup Allah’tan habersiz olan, bu nedenle Allah’ın da kendileri için ne-yin iyi ve kötü olduğundan habersiz bıraktığı bu kimseler gibi olmayın. İşte on-lar Allah’ın dosdoğru yolundan çıkan kimselerdir. 20 Cehennemlikler ile cen-netlikler, asla bir olamazlar. Cenneti kazanmış olanlar, hesap günü kurtuluşa erecek olanlardır.
21 Bu Kur’ân’ı bir dağın üstüne indirseydik, elbette dağın Allah korku-sundan eğilip çatlamış, paramparça olduğunu görürdün. Ve işte insanlara bu örnekleri düşünsünler diye getirmekteyiz. 22 Allah O’dur ki, O’ndan başka ger-çek ilah yoktur. O yaratılmışların duyu ve anlayışlarıyla görüp bilemediklerini ve görüp bildiklerini de tek bilendir. O dünyada herkese, ahirette sadece ina-nanlara merhamet sahibidir. 23 Allah O’dur ki, O’ndan başka ilah yoktur. Mül-kün sahibi ve hükümranı O’dur. Her türlü ayıp ve noksanlıklardan uzaktır. Ya-rattıklarına zulmetmeyen tek güven kaynağıdır. İman bahşeden ve daima em-niyette kılandır. Herşeyi görüp gözetendir. Mağlup edilemeyen tek güçlü ve kuvvetli O’dur. Dilediğini engelsiz yapan ve yaptırandır ve gerçekten büyüklü-ğe layık olandır O. Şanı yüce olan Allah, insanların ilahlık yakıştırdıkları her-şeyden de uzak ve yücedir. 24 O Allah’tır herşeyi yaratan ve yoktan var eden en güzel şekil ve biçimler veren, en güzel ve mükemmel isimlerle, vasıflar da O’nundur. O’nundur göklerde ve yerde olan herşey, O’nun sınırsız şanını yü-celtir yine herşey. Çünkü yalnız O’dur, mağlup edilemeyen gücün sahibi ve yaptığı herşeyi yerli yerince yapan da yine O’dur.