510

111 / 48 FETH (1-9)

Cüz : 26

 

 

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

اِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا -1, لِيَغْفِرَ لَكَ اللهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَاَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَيَهْدِيَكَ صِرَاطًا مُسْتَقِيمًا -2, وَيَنْصُرَكَ اللهُ نَصْرًا عَزِيزًا -3, هُوَ الَّذِى اَنْزَلَ السَّكِينَةَ فِى قُلُوبِ الْمُؤْمِنِينَ لِيَزْدَادُوآ اِيمَانًا مَعَ اِيمَانِهِمْ وَلِلَّهِ جُنُودُ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَكَانَ اللهُ عَلِيمًا حَكِيمًا -4, لِيُدْخِلَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِى مِنْ تَحْتِهَا اْلاَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَيُكَفِّرَ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَكَانَ ذَلِكَ عِنْدَ اللهِ فَوْزًا عَظِيمًا -5, وَيُعَذِّبَ الْمُنَافِقِينَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْمُشْرِكِينَ وَالْمُشْرِكَاتِ الظَّانِّينَ بِاللهِ ظَنَّ السَّوْءِ عَلَيْهِمْ دَآئِرَةُ السَّوْءِ وَغَضِبَ اللهُ عَلَيْهِمْ وَلَعَنَهُمْ وَاَعَدَّ لَهُمْ جَهَنَّمَ وَسَآءَ تْ مَصِيرًا -6, وَلِلَّهِ جُنُودُ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَكَانَ اللهُ عَزِيزًا حَكِيمًا -7, اِنَّآ اَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا -8, لِتُؤْمِنُوا بِاللهِ وَرَسُولِهِ وَتُعَزِّرُوهُ وَتُوَقِّرُوهُ وَتُسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَاَصِيلاً -9,

 

48    FETH SÛRESİ

 

Bu sûre hicri 6. yılda müslümanlarla Mekke’li müşrikler arasında yapılan Hudeybiye antlaşması-nı anlatır. Muamelat, ibadet ve ahlaki meselelere ağırlık verir. Müslümanların bir ağaç altında Allah yolunda cihad edeceklerine dair verdikleri sözü de anlatıp, münafıkların durumlarından bahseder. Allah Rasülünün gördüğü rüyayı gerçekleştirip bir sonraki yıl umre yapabileceklerinin müjdesini vererek sona erer.

 

Dünyada herkesi, ahirette sadece mü’minleri rahmetine alan Allah adına.

 

/ 1 Şüphesiz biz senin için, apaçık bir zaferin önünü açtık. 2 Böy-lece Allah senin hem geçmişte, hem de gelecekteki bütün hatalarına karşı ba-ğışlayıcılığını gösterecek, yani her türlü sıkıntı ve tasalardan seni kurtaracak ve sana kafa tutanları, sana baş eğdirmek suretiyle nimetini sana tamamlaya-caktır ve gönderdiği son din ile cennete götüren yola seni iletecektir. 3 Ve Al-lah sana güçlü yardımıyla yardım edip elini uzatacaktır. 4 Mü’minlerin kalple-rine sükûnet bağışlayan O’dur ki, göklerin ve yerin bütün ordu ve güçlerinin Allah’a ait bulunduğunu ve Allah’ın herşeyi bilen ve yaptığı herşeyi yerli yerin-ce yapan olduğunu görerek, imanları kat kat artsın diye. 5 Ve Allah’ın mü’min erkek ve kadınları, içinden ırmaklar akan cennetlere sokması, günah ve kusur-larını örtmesi içindir. Bu Allah katında gerçekten büyük bir kurtuluştur. 6 Böyle-ce Allah hakkında kötü zanda bulunan münafık erkeklere ve kadınlara, Allah’a ortak koşan erkeklere ve kadınlara azap etsin, onların müslümanlar için işle-dikleri kötü işler, kendi başlarına gelecektir. Allah onlara gazap etmiş, onları la-netlemiş ve onlara cehennemi hazırlamıştır. Orası ne kötü varış yeridir. 7 Gök-lerin ve yerin bütün ordu ve güçleri Allah’a aittir. Allah güçlüdür O’nun gücüne hiçbir güç erişemez, yaptığı herşeyi, yerli yerince yapandır O. 8 Gerçek şu ki, ey Muhammed! Biz seni Allah’ın birliğinin bir şahidi, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik 9 ki, siz insanlar da bu peygamber vasıtasıyla, Allah’a ve Peygam-berine iman edesiniz, O’nu destekleyip yardımcı olasınız, O’na saygı göstere-siniz ve sabah akşam, Allah’ın şanını yüceltesiniz diye, bu peygamber size gönderildi. 8


 

 

 

Cüz : 26

111 / 48 FETH (10-15)

511

 

 

اِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ اِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللهَ يَدُ اللهِ فَوْقَ اَيْدِيهِمْ فَمَنْ نَكَثَ فَاِنَّمَا يَنْكُثُ عَلَى نَفْسِهِ وَمَنْ اَوْفَى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللهَ فَسَيُؤْتِيهِ اَجْرًا عَظِيمًا -10, سَيَقُولُ لَكَ الْمُخَلَّفُونَ مِنَ اْلاَعْرَابِ شَغَلَتْنَآ اَمْوَالُنَا وَاَهْلُونَا فَاسْتَغْفِرْ لَنَا يَقُولُونَ بِاَلْسِنَتِهِمْ مَا لَيْسَ فِى قُلُوبِهِمْ قُلْ فَمَنْ يَمْلِكُ لَكُمْ مِنَ اللهِ شَيْئًا اِنْ اَرَادَ بِكُمْ ضَرًّا اَوْ اَرَادَ بِكُمْ نَفْعًا بَلْ كَانَ اللهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا -11, بَلْ ظَنَنْتُمْ اَنْ لَنْ يَنْقَلِبَ الرَّسُولُ وَالْمُؤْمِنُونَ اِلَى اَهْلِيهِمْ اَبَدًا وَزُيِّنَ ذَلِكَ فِى قُلُوبِكُمْ وَظَنَنْتُمْ ظَنَّ السَّوْءِ وَكُنْتُمْ قَوْمًا بُورًا -12, وَمَنْ لَمْ يُؤْمِنْ بِاللهِ وَرَسُولِهِ فَاِنَّآ اَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ سَعِيرًا -13, وَلِلَّهِ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَآءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَآءُ وَكَانَ اللهُ غَفُورًا رَحِيمًا -14, سَيَقُولُ الْمُخَلَّفُونَ اِذَا انْطَلَقْتُمْ اِلَى مَغَانِمَ لِتَأْخُذُوهَا ذَرُونَا نَتَّبِعْكُمْ يُرِيدُونَ اَنْ يُبَدِّلُوا كَلاَمَ اللهِ قُلْ لَنْ تَتَّبِعُونَا كَذَلِكُمْ قَالَ اللهُ مِنْ قَبْلُ فَسَيَقُولُونَ بَلْ تَحْسُدُونَنَا بَلْ كَانُوا لاَ يَفْقَهُونَ اِلاَّ قَلِيلاً -15,

 

7 10 Ey peygamber! Sana bağlılıklarını bildirenler, Allah’a olan bağ-lılıklarını göstermiş olurlar. Allah’ın eli, onların elleri üzerindedir yani aslında onlar sana el uzatıp söz verirken Allah’a söz vermiş oluyorlar. Allah onlarla da-ima beraberdir. Artık kim Allah’a verdiği sözü bozarsa, zararı kendinedir ve kim de Allah’a karşı verdiği söze uyarsa, Allah ona büyük bir ödül verecektir.

 

/ 11 Bedevilerden geri kalıp seninle umre yolculuğuna çıkmayan-lar, sana karşı: ”Mallarımız, çoluk çocuklarımız bizi meşgul etti. Sen bizim için Allah’tan bağışlanmamızı iste” diyecekler. Böylece onlar kalplerinde olmayan gerçekleri, dilleriyle sahte olarak söylerler. De ki: “Allah size bir zarar vermek veya yarar sağlamak istese, kim Allah’ın istediği birşeyi geri çevirebilir. Hayır, kimse çeviremez. Allah yapmakta olduğunuz herşeyden tamamiyle haberdar-dır.” 12 Geri kalıp umre seferine katılmayan bedevi ve münafıklar zannettiler ki, elçi ve mü’minler bir daha, ailelerine ve akrabalarına dönemeyecekler ve bu kalplerinize güzel göründü de, bu tür haince düşüncelere kapıldınız ve böylece hiçbir hayra yaramaz, kötü bir topluluk haline geldiniz. 13 Ve kim, Allah’a ve peygambere inanmazsa bilsin ki, biz o gerçekleri örtbas edenlere, çılgınca yakıp kavuran bir ateş hazırlamışızdır. 14 Göklerin ve yerin saltanat ve tedbiri Allah’ındır. O dilediğini bağışlar, dilediğini azaba uğratır. Gerçekten de Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.  15 Ey mü’minler! Siz ganimetler elde edeceğiniz bir savaşa katılmak için yola çıktığınız zaman, daha önce sava-şanlardan geri kalmış olanlar: “Bırakın sizinle gelelim” diyecekler. Onlar böyle-ce Allah’ın sözünü değiştirmek isterler. De ki: Siz hiçbir zaman bizim peşimize takılıp gelemeyeceksiniz. Allah daha önce başarının kime ait olacağını bildir-miştir. Bunun üzerine onlar: “Hayır, siz bizi kıskanıyorsunuz” derler. Gerçek-tende onlar hakikati çok az kavrayan bir topluluktur. 8


 

 

 

512

111 / 48 FETH (16-23)

Cüz : 26

 

 

قُلْ لِلْمُخَلَّفِينَ مِنَ اْلاَعْرَابِ سَتُدْعَوْنَ اِلَى قَوْمٍ اُولِى بَأْسٍ شَدِيدٍ تُقَاتِلُونَهُمْ اَوْ يُسْلِمُونَ فَاِنْ تُطِيعُوا يُؤْتِكُمُ اللهُ اَجْرًا حَسَنًا وَاِنْ تَتَوَلَّوْا كَمَا تَوَلَّيْتُمْ مِنْ قَبْلُ يُعَذِّبْكُمْ عَذَابًا اَلِيمًا -16, لَيْسَ عَلَى اْلاَعْمَى حَرَجٌ وَلاَ عَلَى اْلاَعْرَجِ حَرَجٌ وَلاَ عَلَى الْمَرِيضِ حَرَجٌ وَمَنْ يُطِعِ اللهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرِى مِنْ تَحْتِهَا اْلاَنْهَارُ وَمَنْ يَتَوَلَّ يُعَذِّبْهُ عَذَابًا اَلِيمًا -17, لَقَدْ رَضِىَ اللهُ عَنِ الْمُؤْمِنِينَ اِذْ يُبَايِعُونَكَ تَحْتَ الشَّجَرَةِ فَعَلِمَ مَا فِى قُلُوبِهِمْ فَاَنْزَلَ السَّكِينَةَ عَلَيْهِمْ وَاَثَابَهُمْ فَتْحًا قَرِيبًا -18, وَمَغَانِمَ كَثِيرَةً يَأْخُذُونَهَا وَكَانَ اللهُ عَزِيزًا حَكِيمًا -19, وَعَدَكُمُ اللهُ مَغَانِمَ كَثِيرَةً تَأْخُذُونَهَا فَعَجَّلَ لَكُمْ هَذِهِ وَكَفَّ اَيْدِىَ النَّاسِ عَنْكُمْ وَلِتَكُونَ اَيَةً لِلْمُؤْمِنِينَ وَيَهْدِيَكُمْ صِرَاطًا مُسْتَقِيمًا -20, وَاُخْرَى لَمْ تَقْدِرُوا عَلَيْهَا قَدْ اَحَاطَ اللهُ بِهَا وَكَانَ اللهُ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرًا -21, وَلَوْ قَاتَلَكُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوَلَّوُا اْلاَدْبَارَ ثُمَّ لاَ يَجِدُونَ وَلِيًّا وَلاَ نَصِيرًا -22, سُنَّةَ اللهِ الَّتِى قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلُ وَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّةِ اللهِ تَبْدِيلاً -23,

 

7 16 Savaşa katılmayıp, geride kalan bu bedevilere de ki: “Yakında çok güçlü bir topluma karşı, savaş yapmak üzere çağrılacaksınız. Onlarla sa-vaşacaksınız veya onlar teslim olacaklar. Eğer çağrıya evet deyip, peygambe-re itaat ederseniz, Allah size güzel bir mükâfat ihsan edecektir. Ama şimdi ol-duğu gibi yine vazgeçer, yüz çevirirseniz sizi şiddetli bir cezaya çarptıracaktır. 17 Gözleri kör, topal ve hasta olanın Allah yolunda savaşa çıkmaktan uzak kalmalarında, bir sorumlulukları yoktur. Ama her kim, Allah ve elçisinin çağrısı-na uyarsa, Allah onu içinden ırmakların aktığı cennetlere sokacaktır. Kim de i-taatten yüz çevirirse, acıklı bir azapla azaplandırılacaktır.

 

/ 18 Ey Muhammed! O ağacın altında, sana bağlılıklarını bildiren mü’minlerden, Allah razı olmuştu. Çünkü onların kalplerinden geçeni biliyordu. Böylece Allah onlara, bir iç huzuru bağışladı ve yakında gerçekleşecek bir za-ferin müjdesi ile onları ödüllendirdi 19 ve elde edecekleri bir çok ganimeti ile. Çünkü Allah gerçekten çok güçlüdür, O’nun gücüne hiçbir güç erişemez ve yaptığı herşeyi yerli yerince yapandır O. 20 Ey mü’minler! Allah size ele geçi-receğiniz birçok ganimetleri de vaat etmiştir. Bu Hayber ganimetini şimdilik si-ze hemen verdi. İnsanların ellerini sizden çekti, yani size karşı onların direnç-lerini kırdı ki, bu başarılar; inananlara, kendilerinin hak yolda olduklarına ve Allah’ın kendilerine yardım edeceğine, bir işaret ve alamet olsun ve Allah hepi-nizi dosdoğru yola iletsin. 21 Size başka ganimetler de verecektir ki, henüz onları elde etmediniz. Fakat Allah onları kuşatmıştır. İleride onları size vere-cektir. Çünkü Allah, dilediğini yapma gücüne sahiptir. 22 Kâfirler Hudeybiye’de sizinle savaşsalardı, arkalarını dönüp kaçarlardı, sonra da Allah’ın azabına karşı, kendilerine ne bir koruyucu, ne de bir yardımcı bulamazlardı. 23 Allah’ın öteden beri süregelen kanunu ve yöntemi budur. Allah’ın kanun ve yöntemin-de hiçbir değişiklik bulamazsın. 8


 

 

 

Cüz : 26

111 / 48 FETH (24-28)

513

 

 

وَهُوَ الَّذِى كَفَّ اَيْدِيَهُمْ عَنْكُمْ وَاَيْدِيَكُمْ عَنْهُمْ بِبَطْنِ مَكَّةَ مِنْ بَعْدِ اَنْ اَظْفَرَكُمْ عَلَيْهِمْ وَكَانَ اللهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرًا -24, هُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا وَصَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَالْهَدْىَ مَعْكُوفًا اَنْ يَبْلُغَ مَحِلَّهُ وَلَوْلاَ رِجَالٌ مُؤْمِنُونَ وَنِسَآءٌ مُؤْمِنَاتٌ لَمْ تَعْلَمُوهُمْ اَنْ تَطَؤُهُمْ فَتُصِيبَكُمْ مِنْهُمْ مَعَرَّةٌ بِغَيْرِ عِلْمٍ لِيُدْخِلَ اللهُ فِى رَحْمَتِهِ مَنْ يَشَآءُ لَوْ تَزَيَّلُوا لَعَذَّبْنَا الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَابًا اَلِيمًا -25, اِذْ جَعَلَ الَّذِينَ كَفَرُوا فِى قُلُوبِهِمُ الْحَمِيَّةَ حَمِيَّةَ الْجَاهِلِيَّةِ فَاَنْزَلَ اللهُ سَكِينَتَهُ عَلَى رَسُولِهِ وَعَلَى الْمُؤْمِنِينَ وَاَلْزَمَهُمْ كَلِمَةَ التَّقْوَى وَكَانُوآ اَحَقَّ بِهَا وَاَهْلَهَا وَكَانَ اللهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمًا -26, لَقَدْ صَدَقَ اللهُ رَسُولَهُ الرُّؤْيَا بِالْحَقِّ لَتَدْخُلُنَّ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ اِنْ شَآءَ اللهُ اَمِنِينَ مُحَلِّقِينَ رُؤُسَكُمْ وَمُقَصِّرِينَ لاَ تَخَافُونَ فَعَلِمَ مَا لَمْ تَعْلَمُوا فَجَعَلَ مِنْ دُونِ ذَلِكَ فَتْحًا قَرِيبًا -27, هُوَ الَّذِى اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَكَفَى بِاللهِ شَهِيدًا -28,

 

7 24 O Allah ki, sizi onların üzerine galip getirdikten sonra, Mek-ke’nin göbeğinde onların elini sizden, sizin elinizi onlardan çeken O’dur. Allah ne yaparsanız hepsini görür. 25 Onlar öyle kimselerdir ki, Allah’tan gelen ger-çekleri örtbas ettiler, sizi Mescid-i Haram’ı ziyaretten ve bekletilen kurbanları yerlerine varmaktan alıkoydular. Eğer orada istemeden çiğneyip geçebileceği-niz, yani öldürebileceğiniz ve bilmeden kendileri yüzünden büyük bir hata işle-yebileceğiniz, Mekke’deki mü’min erkekler ve kadınlar olmasaydı, Allah sizin savaşmanıza engel olmazdı. Böyle yaptı ki, Allah dilediğini rahmetine soksun. Şayet O Mekke’deki insanlardan, inananlar ile inanmayanlar sizin tarafınızdan birbirlerinden ayırdedilmiş olsalardı, elbette onlardan Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenleri, acıklı bir azaba çarptırırdık. 26 Hani O Allah’tan gelen gerçek-leri örtbas eden Mekkeli’lerin temsilcileri, anlaşma metninin başına besmele ve Muhammed Rasulullah ifadesinin girmemesi için gayret gösterip, veya müslü-manları Ka’be’ye sokmamak suretiyle kalplerinde, cahiliyye döneminin gurur ve taasusubunu alevlendirdikleri zaman, Allah peygamberi ve mü’minler üzeri-ne güven, huzur ve kalp sükûneti indirdi de, onlara Allah’a karşı sorumluluk duygusunu gerekli kıldı. Zaten o mü’minler, bu ilahi armağana en çok layık o-lanlardı ve onu pekala haketmişlerdi. Allah herşeyi bilendir.

 

/ 27 Böylece Allah, elçisinin sadık rüyasını gerçekleştirmiştir. Allah dilerse, Mescid-i Haram’a güven içinde başlarınız traşlı, yahut saçlarınız kısa kesilmiş olarak ve hiçbir korkuya kapılmadan mutlaka girersiniz. Çünkü O, si-zin bilmediğinizi her zaman bilmektedir ve sizin için bunun yanısıra, yakında gerçekleşecek bir zafer takdir etmiştir. 28 O peygamberini doğru yol üzere ve hak din ile gönderdi ki, o hak dini bütün dinlere üstün kılsın. Şahit mi arıyoruz? Allah’tan başkasına ne ihtiyacımız var, O yeter. 8


 

 

 

514

111 / 48 FETH (29)   )

Cüz : 26

 

 

مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللهِ وَالَّذِينَ مَعَهُ اَشِدَّآءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَآءُ بَيْنَهُمْ تَرَيهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِنَ اللهِ وَرِضْوَانًا سِيمَاهُمْ فِى وُجُوهِهِمْ مِنْ اَثَرِ السُّجُودِ ذَلِكَ مَثَلُهُمْ فِى التَّوْرَيةِ وَمَثَلُهُمْ فِى اْلاِنْجِيلِ كَزَرْعٍ اَخْرَجَ شَطْئَهُ فَاَزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوَى عَلَى سُوقِهِ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِهِمُ الْكُفَّارَ وَعَدَ اللهُ الَّذِينَ اَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُمْ مَغْفِرَةً وَاَجْرًا عَظِيمًا -29

7 29 Muhammed Allah’ın elçisidir. O’nun yanında bulunan mü’minler, Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenlerin tümüne karşı, kararlı ve tavizsiz; ama birbirlerine karşı daima merhametlidirler. Onların namazda eğilerek ve yere kapa-narak, Allah’ın lütuf ve rızasını aradıklarını görürsün, yüzlerinde secde izi görün-mektedir. Bu onların Tevrat’taki tasvirleridir, İncil’de de onların vasıfları şudur: ”Bir ekin gibidirler ki filizini çıkardı, derken filizi kuvvetlenmiştir, derken kalınlaşmıştır, derken gövdesinin üzerinde dümdüz boy vermiştir, ekincileri hayrette bırakır ve sevindirir.” Peygamberin ashabı ve gerçek müslümanlar hakkındaki bu benzetme, kâfirleri öfkelendirmek içindir. Ama yine de onlar içinden, inanıp doğru ve yararlı işler yapanlara,  Allah bağışlanma ve büyük bir mükafaat vaadetmiştir