|
|
Cüz : 26 |
66 / 46 AHKÂF (1-5) |
501 |
حم -1, تَنْزِيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ -2, مَا خَلَقْنَا السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَآ اِلاَّ بِالْحَقِّ وَاَجَلٍ مُسَمًّى وَالَّذِينَ كَفَرُوا عَمَّآ اُنْذِرُوا مُعْرِضُونَ -3, قُلْ اَرَاَيْتُمْ مَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللهِ اَرُونِى مَاذَا خَلَقُوا مِنَ اْلاَرْضِ اَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِى السَّمَوَاتِ اِيتُونِى بِكِتَابٍ مِنْ قَبْلِ هَذَا اَوْ اَثَارَةٍ مِنْ عِلْمٍ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ -4, وَمَنْ اَضَلُّ مِمَّنْ يَدْعُو مِنْ دُونِ اللهِ مَنْ لاَ يَسْتَجِيبُ لَهُ اِلَى يَوْمِ الْقِيَمَةِ وَهُمْ عَنْ دُعَآئِهِمْ غَافِلُونَ -5,
.
Bu sûre inanç esaslarına ağırlık verip Kur’ân’dan ve müşriklerin putlarından bahsedip sapıklıkla-rını ortaya döker. İnsanlığın hidayeti ve sapıklığı konusunda iki evlat örneğini verir. Güç ve kuvvetine güve-nen Âd kavminin kıssası anlatılıp bir rüzgarla nasıl yok edildikleri bildirilir. Kur’ân’ı dinleyip kavimlerine anla-tan bir cin gurubundan bahsederek son bulur.
Dünyada herkesi, ahirette sadece mü’minleri rahmetine alan Allah adına.
/ 1 Hâ, Mîm. 2 Bu kitabın indirilmesi, çok üstün, çok güçlü, yaptığı herşeyi yerli yerince yapan Allah tarafındandır. 3 Gökleri, yeryüzünü ve arasında-kileri şaşmaz bir düzen ve uygunluk içerisinde tarafımızdan konulmuş belli bir süre için yarattık, ama Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler, kendilerine tebliğ edi-len bu uyarıdan yüz çevirirler.
4 De ki: Siz Allah’ı bırakıp yalvardığınız şeylerin gerçekten ne olduklarını hiç düşündünüz mü? Gösterin bana bu varlıklar veya güçler yeryüzünün hangi parçasında birşey yaratmışlardır? Yoksa onlar, göklerin yaratılmasında veya ida-resinde bir ortaklıkları mı var? Eğer doğru söyleyenlerden iseniz, bundan önce si-ze verilmiş bir kitap veya bilgi kalıntısı varsa, onu bana getirin. 5 Allah’ı bırakıp kendilerine ne şimdi, ne de kıyamet gününde cevap veremeyecek olan ve kendile-rine yalvarıldığının bile farkında olmayanlara yalvarıp yakarandan daha sapık kim olabilir? 8
|
|
502 |
66 / 46 AHKÂF (6-14) |
Cüz : 26 |
|
وَاِذَا حُشِرَ النَّاسُ كَانُوا لَهُمْ اَعْدَآءً وَكَانُوا بِعِبَادَتِهِمْ كَافِرِينَ -6, وَاِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ اَيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلْحَقِّ لَمَّا جَآءَ هُمْ هَذَا سِحْرٌ مُبِينٌ -7, اَمْ يَقُولُونَ افْتَرَيهُ قُلْ اِنِ افْتَرَيْتُهُ فَلاَ تَمْلِكُونَ لِى مِنَ اللهِ شَيْئًا هُوَ اَعْلَمُ بِمَا تُفِيضُونَ فِيهِ كَفَى بِهِ شَهِيدًا بَيْنِى وَبَيْنَكُمْ وَهُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ -8, قُلْ مَا كُنْتُ بِدْعًا مِنَ الرُّسُلِ وَمَآ اَدْرِى مَا يُفْعَلُ بِى وَلاَ بِكُمْ اِنْ اَتَّبِعُ اِلاَّ مَا يُوحَى اِلَىَّ وَمَآ اَنَا اِلاَّ نَذِيرٌ مُبِينٌ -9, قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كَانَ مِنْ عِنْدِ اللهِ وَكَفَرْتُمْ بِهِ وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِنْ بَنِى اِسْرَآئِيلَ عَلَى مِثْلِهِ فَاَمَنَ وَاسْتَكْبَرْتُمْ اِنَّ اللهَ لاَ يَهْدِى الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ -10, وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ اَمَنُوا لَوْ كَانَ خَيْرًا مَا سَبَقُونَآ اِلَيْهِ وَاِذْ لَمْ يَهْتَدُوا بِهِ فَسَيَقُولُونَ هَذَآ اِفْكٌ قَدِيمٌ -11, وَمِنْ قَبْلِهِ كِتَابُ مُوسَى اِمَامًا وَرَحْمَةً وَهَذَا كِتَابٌ مُصَدِّقٌ لِسَانًا عَرَبِيًّا لِيُنْذِرَ الَّذِينَ ظَلَمُوا وَبُشْرَى لِلْمُحْسِنِينَ -12, اِنَّ الَّذِينَ قَالُوا رَبُّنَا اللهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا فَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ -13, اُولَئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِ خَالِدِينَ فِيهَا جَزَآءً بِمَا كاَنُوا يَعْمَلُونَ -14,
7 6 Kıyamet günü insanlar mahşer yerinde, bir araya toplandıkları za-man tapındıkları güçler, kendilerine tapınanlara düşman kesilecekler ve onların kendilerine yaptıkları ibadetleri asla tanımayacaklar. 7 Onlara apaçık ayetlerimiz okundu mu, Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler, kendilerine gelen bu gerçek için, bu apaçık bir büyüdür derler. 8 Yoksa onlar, Kur’ân’ı Muhammed mi uydurdu diyorlar? De ki: “Eğer O’nu ben uydursaydım, Allah’tan bana gelecek cezayı sav-maya, sizin gücünüz yetmezdi. Ve Allah sizin Kur’ân hakkında kopardığınız yay-gara ve sergilediğiniz taşkınlığı çok iyi bilir. Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter.” 9 De ki: “Ben peygamberlerden ilk defa gelmiş biri değilim. Onların hepsi gibi ben de, bana ve size ne olacağını bilemem. Ben ancak bana vahyolu-nana uyarım; çünkü ben, sadece bir uyarıcıyım.” 10 De ki: “Hiç düşündünüz mü? Eğer bu Kur’ân, Allah tarafından gönderilmiş ise ve siz de O’nu inkâr ederek tanı-mamışsanız, İsrailoğullarından bir şahit durumunda olan Musa da, Kur’ân’ın bir benzeri olan Tevrat’taki müjdeye dayanarak, böyle bir peygamberin geleceğine iman etmiş olduğu halde, sizler inanmaya tenezzül etmeyip kibirlenerek imandan uzak durursanız, yaratılış gayesi dışında yaşamış olmaz mısınız? Şüphesiz Allah, varoluş gayesine aykırı hareket eden bir toplumu, asla doğru yola iletmez.”
/ 11 Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler inananlar için; “Muham-med’in getirdiği mesaj ve din iyi birşey olsaydı, biz daha önce müslüman olurduk, onu kabul etmekte onlar bizi geçemezlerdi” derler. Fakat inanmayanlar Kur’ân ile doğru yolu bulmayı reddettikleri ve hedeflerine erişemedikleri için, “Bu çok eski bir yalan ve uydurmadır” diyecekler. 12 Ama daha önce de Musa’nın kitabı olan Tev-rat, insanlar için yol gösterici ve Rahmet olarak gönderilmişti. İşte bu Kur’ân da, kendisinden önceki kitapları doğrulayan, açık bir Arapça ile gönderilmiş bir kitaptır. Yaratılış gayesi dışına çıkanları uyarmak, iyiliği, güzelliği huy edinenleri de müjde-lemek için indirilmiştir. 13 Rabbimiz Allah’tır deyip, dosdoğru yol üzerinde durma-ya devam edenler için, korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. 14 Onlar cennet-liklerdir, işlediklerinin karşılığı olarak, orada ebedi kalırlar. 8
|
|
Cüz : 26 |
66 / 46 AHKÂF (15-20) |
503 |
|
وَوَصَّيْنَا اْلاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ اِحْسَانًا حَمَلَتْهُ اُمُّهُ كُرْهًا وَوَضَعَتْهُ كُرْهًا وَحَمْلُهُ وَفِصَالُهُ ثَلاَثُونَ شَهْرًا حَتَّى اِذَا بَلَغَ اَشُدَّهُ وَبَلَغَ اَرْبَعِينَ سَنَةً قَالَ رَبِّ اَوْزِعْنِى اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّتِى اَنْعَمْتَ عَلَىَّ وَعَلَى وَالِدَىَّ وَاَنْ اَعْمَلَ صَالِحًا تَرْضَيهُ وَاَصْلِحْ لِى فِى ذُرِّيَّتِى اِنِّى تُبْتُ اِلَيْكَ وَاِنِّى مِنَ الْمُسْلِمِينَ -15, اُولَئِكَ الَّذِينَ نَتَقَبَّلُ عَنْهُمْ اَحْسَنَ مَا عَمِلُوا وَنَتَجاَوَزُ عَنْ سَيِّئَاتِهِمْ فِى اَصْحَابِ الْجَنَّةِ وَعْدَ الصِّدْقِ الَّذِى كَانُوا يُوعَدُونَ -16, وَالَّذِى قَالَ لِوَالِدَيْهِ اُفٍّ لَكُمَآ اَتَعِدَانِنِى اَنْ اُخْرَجَ وَقَدْ خَلَتِ الْقُرُونُ مِنْ قَبْلِى وَهُمَا يَسْتَغِيثَانِ اللهَ وَيْلَكَ اَمِنْ اِنَّ وَعْدَ اللهِ حَقٌّ فَيَقُولُ مَا هَذَآ اِلاَّ اَسَاطِيرُ اْلاَوَّلِينَ -17, اُولَئِكَ الَّذِينَ حَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ فِى اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْجِنِّ وَاْلاِنْسِ اِنَّهُمْ كَانُوا خَاسِرِينَ -18, وَلِكُلٍّ دَرَجَاتٌ مِمَّا عَمِلُوا وَلِيُوَفِّيَهُمْ اَعْمَالَهُمْ وَهُمْ لاَ يُظْلَمُونَ -19, وَيَوْمَ يُعْرَضُ الَّذِينَ كَفَرُوا عَلَى النَّارِ اَذْهَبْتُمْ طَيِّبَاتِكُمْ فِى حَيَاتِكُمُ الدُّنْيَا وَاسْتَمْتَعْتُمْ بِهَا فَالْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ الْهُونِ بِمَا كُنْتُمْ تَسْتَكْبِرُونَ فِى اْلاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَبِمَا كُنْتُمْ تَفْسُقُونَ -20,
7 15 Ve biz insana ana ve babasına iyilik edip güzel davranmasını emrettik. Anası onu güçlük ve sıkıntıyla karnında taşıdı ve onu güçlük ve sıkın-tıyla doğurdu. O çocuğun ana karnında taşınması ve sütten kesilme süresi otuz aydır. Nihayet tam olgunluğa erişip kırk yaşına vardığında; “Ey Rabbim!” der. “Bana da, ana babama da lütfettiğin nimetler için şükretmeyi, seni razı e-decek iyi işler işlemeyi bana nasip et ve soyumdan gelenleri de doğru ve düz-gün kişiler yap. Şüphesiz sana yönelip tevbe ettim ve ben sana boyun eğen müslümanlardanım.” 16 Onlar öyle kişilerdir ki, yaptıklarının en güzelini kabul ederiz veya yaptıklarının en iyisine göre ödüllendiririz ve işledikleri kötülükleri de görmezden geliriz. İşte bunlar cennetlikler arasında olacaklardır. Bu dünya-da kendilerine vaadedilen doğru sözün gerçekleşmesidir.
17 Müslüman olan ana babasına isyan eden bir inkârcı şöyle der: “Öf! Bıktım sizden, benden önce nice asırlarda insanlar gelip geçmiş iken ve hiçbirinin de dirildiğini görmemişken, benim öldükten sonra diriltilip çıkarılaca-ğımı mı bana söylüyorsunuz?” O ana baba ise, Allah’ın yardımı için dua ede-rek; “Yazık sana” derler. “Etme, eyleme, iman et. Çünkü Allah’ın sözü mutlaka doğru çıkar.” O inkârcı da: “Bu eskilerin masallarından başka birşey değildir” diyerek cevap verir. 18 İşte bu ve benzerleri, kendilerine azap sözü gerekli ol-muş kimselerdir. Kendilerinden önce geçen cin ve insan toplulukları arasında, azabın içinde bulunacaklardır. Bunlar kesinlikle kaybedenlerdir. 19 Öteki dünyada herkesin yaptıklarına göre, dereceleri ve mertebeleri vardır. Böylece Allah onlara yaptıklarının karşılığını tam olarak verecektir ve hiç kimseye hak-sızlık yapılmayacaktır.
20 Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler, cehenneme getirildikleri gün onlara: “Bütün güzel şeylerdeki payınızı dünya hayatında tükettiniz, öteki dünyayı hiç düşünmeden onlarla sefa sürdünüz” denilecektir. “Yeryüzünde haksızlıkla büyüklük taslamanızdan ve Allah’ın dosdoğru yolundan çıkmanız-dan dolayı, bu gün alçaltıcı bir azap ile cezalandırılacaksınız.”
|
|
504 |
66 / 46 AHKÂF (21-28) |
Cüz : 26 |
|
وَاذْكُرْ اَخَا عَادٍ اِذْ اَنْذَرَ قَوْمَهُ بِاْلاَحْقَافِ وَقَدْ خَلَتِ النُّذُرُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ اَلاَّ تَعْبُدُوآ اِلاَّ اللهَ اِنِّى اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ -21, قَالُوآ اَجِئْتَنَا لِتَأْفِكَنَا عَنْ اَلِهَتِنَا فَاْتِنَا بِمَا تَعِدُنَآ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ -22, قَالَ اِنَّمَا الْعِلْمُ عِنْدَ اللهِ وَاُبَلِّغُكُمْ مَآ اُرْسِلْتُ بِهِ وَلَكِنِّى اَرَيكُمْ قَوْمًا تَجْهَلُونَ -23, فَلَمَّا رَاَوْهُ عَارِضًا مُسْتَقْبِلَ اَوْدِيَتِهِمْ قَالُوا هَذَا عَارِضٌ مُمْطِرُنَا بَلْ هُوَ مَا اسْتَعْجَلْتُمْ بِهِ رِيحٌ فِيهَا عَذَابٌ اَلِيمٌ -24, تُدَمِّرُ كُلَّ شَىْءٍ بِاَمْرِ رَبِّهَا فَاَصْبَحُوا لاَ يُرَى اِلاَّ مَسَاكِنُهُمْ كَذَلِكَ نَجْزِى الْقَوْمَ الْمُجْرِمِينَ -25, وَلَقَدْ مَكَّنَّاهُمْ فِيمَآ اِنْ مَكَّنَّاكُمْ فِيهِ وَجَعَلْنَا لَهُمْ سَمْعًا وَاَبْصَارًا وَاَفْئِدَةً فَمَآ اَغْنَى عَنْهُمْ سَمْعُهُمْ وَلآ اَبْصَارُهُمْ وَلآ اَفْئِدَتُهُمْ مِنْ شَىْءٍ اِذْ كَانُوا يَجْحَدُونَ بِاَيَاتِ اللهِ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِؤُن -26, وَلَقَدْ اَهْلَكْنَا مَا حَوْلَكُمْ مِنَ الْقُرَى وَصَرَّفْنَا اْلاَيَاتِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ -27, فَلَوْلاَ نَصَرَهُمُ الَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللهِ قُرْبَانًا اَلِهَةً بَلْ ضَلُّوا عَنْهُمْ وَذَلِكَ اِفْكُهُمْ وَمَا كَانُوا يَفْتَرُونَ -28,
/ 21 Âd kavminin kardeşleri durumunda olan, Hûd peygamberi de hatırla, hani O, kum tepeleri arasında yaşamış olan halkını uyarmıştı. Gerçek-ten ondan önce de, sonra da birçok uyarıcılar gelip geçmişti ve hepsi de an-cak, Allah’a kulluk edin diye korkutmuşlardı. Hûd da aynen öyle söylemiş ve şüphe yok ki ben, o pek büyük bir günün azabına uğrayacağınızdan korkuyo-rum, demişti. 22 Onlar da: “Sen bizi ilahlarımızdan alıkoyup döndürmek için mi geldin? Eğer doğru sözlü biri isen, tehdit ettiğin azabı getir de görelim” dediler. 23 Hûd peygamber de; “Bu azabın ne zaman geleceği bilgisi, Allah katındadır” dedi. “Ben sadece bana emanet edilen mesajı size iletiyorum; ama görüyorum ki siz, doğrudan eğriden habersiz bir toplumsunuz.” 24 Nihayet gelecek azabı, ufukta geniş bir bulut halinde, vadilerine doğru geldiğini görünce: “Bu bize yağ-mur yağdıracak bir buluttur” dediler. Hûd peygamber de: “Hayır, o sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir, acıklı azabı getiren rüzgardır.” 25 O rüzgar ki, her-şeyi Rabbinin emriyle yakıp yıkar. Derken onlar o hale geldiler ki, evlerinden başka birşey görülmez oldu. İşte biz, günaha batıp giden toplumları böylece cezalandırırız.
26 Onlara size vermediğimiz servet ve kuvveti vermiştik ve onlara da kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat Allah’ın ayetlerini bile bile inkâr et-tikleri için kulakları, gözleri ve kalpleri hiçbir işe yaramadı ve alaya aldıkları a-zap onları kuşatıverdi.
/ 27 Zaman ve mekan yönünden, çevrenizde yaşayan birçok gü-nahkar topluluğu bu şekilde yok ettik, ama onları yok etmeden önce, belki eğri yollardan dönerler diye, ayetlerimizi tekrar tekrar değişik şekillerde dile getir-dik. 28 Peki Allah’ı bırakıp da, Allah’a yaklaşmak için, edindikleri bunca varlık-lar onlara yardım etselerdi ya. Hayır, hepsi ortadan kaybolup, onları yüzüstü bıraktılar. Çünkü bu sahte ilahlar, onların kendi kendilerini kandırmalarının ve düzmece hayallerinin ürününden başka birşey değildi. 8
|
|
Cüz : 26 |
66 / 46 AHKÂF (29-35) |
505 |
|
وَاِذْ صَرَفْنَآ اِلَيْكَ نَفَرًا مِنَ الْجِنِّ يَسْتَمِعُونَ الْقُرْاَنَ فَلَمَّا حَضَرُوهُ قَالُوآ اَنْصِتُوا فَلَمَّا قُضِىَ وَلَّوْا اِلَى قَوْمِهِمْ مُنْذِرِينَ -29, قَالُوا يَاقَوْمَنَآ اِنَّا سَمِعْنَا كِتَابًا اُنْزِلَ مِنْ بَعْدِ مُوسَى مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ يَهْدِى اِلَى الْحَقِّ وَاِلَى طَرِيقٍ مُسْتَقِيمٍ -30, يَاقَوْمَنَآ اَجِيبُوا دَاعِىَ اللهِ وَاَمِنُوا بِهِ يَغْفِرْ لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُجِرْكُمْ مِنْ عَذَابٍ اَلِيمٍ -31, وَمَنْ لاَ يُجِبْ دَاعِىَ اللهِ فَلَيْسَ بِمُعْجِزٍ فِى اْلاَرْضِ وَلَيْسَ لَهُ مِنْ دُونِهِ اَوْلِيَآءُ اُولَئِكَ فِى ضَلاَلٍ مُبِينٍ -32, اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللهَ الَّذِى خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضَ وَلَمْ يَعْىَ بِخَلْقِهِنَّ بِقَادِرٍ عَلَى اَنْ يُحْيِىَ الْمَوْتَى بَلَى اِنَّهُ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ -33, وَيَوْمَ يُعْرَضُ الَّذِينَ كَفَرُوا عَلَى النَّارِ اَلَيْسَ هَذَا بِالْحَقِّ قَالُوا بَلَى وَرَبِّنَا قَالَ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ -34, فَاصْبِرْ كَمَا صَبَرَ اُولُوا الْعَزْمِ مِنَ الرُّسُلِ وَلاَ تَسْتَعْجِلْ لَهُمْ كَاَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَ مَا يُوعَدُونَ لَمْ يَلْبَثُوآ اِلاَّ سَاعَةً مِنْ نَهَارٍ بَلاَغٌ فَهَلْ يُهْلَكُ اِلاَّ الْقَوْمُ الْفَاسِقُونَ -35,
7 29 Ey Muhammed! hani biz, bir gurup cin’i Kur’ân’ı dinlemek üze-re, sana çevirip göndermiştik. Kur’ân’ı dinlemeye hazır olunca; “Susup sessiz-ce dinleyin” demişlerdi. Dinleme işi sona erip bitince, birer uyarıcı olarak kendi toplumlarına dönüp gittiler. 30 “Ey halkımız!” demişlerdi. “Tevrat’tan geriye gerçek adına ne kalmışsa hepsini tasdik eden Musa’dan sonra indirilen bir ki-taptan dinledik ki, o kitap gerçeğe götürüyor ve dosdoğru yola iletiyor.” 31 Ey cinler topluluğu! Allah’ın bu son davetçisine uyun, O’na inanın ki, günahlarınızı bağışlayıp, sizi acı bir azaptan korusun. 32 Allah’a davet edene icabet etme-yen, Allah’ın azabından yeryüzünde kaçacak yer bulamaz. Öteki dünyada da O’ndan başka hiçbir koruyucu bulamaz, böyleleri apaçık bir sapıklık içindedir-ler.
33 Görmediler mi ki, gökleri ve yeri yaratan, onları yaratmaktan yorul-mayan Allah’ın, ölüleri diriltmeye de gücü yeter. Evet O, kesinlikle dilediği her-şeyi yapma gücüne sahiptir.
34 Allah tarafından gelen gerçekleri örtbas edenler, ateşe sunulacak-ları gün, Allah onlara: “Nasıl, bu gerçek değil miymiş?” der. Onlar da: “Evet, Rabbimiz hakkı için gerçekmiş” derler. Allah da: “Öyleyse, gerçekleri örtbas et-menizden dolayı azabı tadın” der.
35 Öyleyse ey peygamber! Kalpleri azim ve kararlılıkla doldurulmuş olan bütün peygamberler gibi, her türlü sıkıntı ve zorluklara karşı sabırlı ve di-rençli ol ve onlara katlan; onlar için azabın çarçabuk getirilmesini isteme. Onlar tehdit edildikleri azabı gördükleri gün, sanki gündüzün sadece bir saati kadar, dünyada kalmış gibi olurlar. Bu gelmiş geçmiş ve gelecek toplumlar için bir tebliğdir. Yoldan çıkmış toplumlardan başkası yok edilir mi hiç?