|
|
476 |
61 / 41 FUSSILET (1-11) |
Cüz : 24 |
|
حم -1, تَنْزِيلٌ مِنَ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ -2, كِتَابٌ فُصِّلَتْ اَيَاتُهُ قُرْاَنًا عَرَبِيًّا لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ -3, بَشِيرًا وَنَذِيرًا فَاَعْرَضَ اَكْثَرُهُمْ فَهُمْ لاَ يَسْمَعُونَ -4, وَقَالُوا قُلُوبُنَا فِى اَكِنَّةٍ مِمَّا تَدْعُونَآ اِلَيْهِ وَفِى اَذَانِنَا وَقْرٌ وَمِنْ بَيْنِنَا وَبَيْنِكَ حِجَابٌ فَاعْمَلْ اِنَّنَا عَامِلُونَ -5, قُلْ اِنَّمَآ اَنَا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحَى اِلَىَّ اَنَّمَآ اِلَهُكُمْ اِلَهٌ وَاحِدٌ فَاسْتَقِيمُوآ اِلَيْهِ وَاسْتَغْفِرُوهُ وَوَيْلٌ لِلْمُشْرِكِينَ -6, اَلَّذِينَ لاَ يُؤْتُونَ الزَّكَوةَ وَهُمْ بِاْلاَخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ -7, اِنَّ الَّذِينَ اَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ اَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ -8, قُلْ اَئِنَّكُمْ لَتَكْفُرُونَ بِالَّذِى خَلَقَ اْلاَرْضَ فِى يَوْمَيْنِ وَتَجْعَلُونَ لَهُ اَنْدَادًا ذَلِكَ رَبُّ الْعَالَمِينَ -9, وَجَعَلَ فِيهَا رَوَاسِىَ مِنْ فَوْقِهَا وَبَارَكَ فِيهَا وَقَدَّرَ فِيهَا اَقْوَاتَهَا فِى اَرْبَعَةِ اَيَّامٍ سَوَآءً لِلسَّائِلِينَ -10, ثُمَّ اسْتَوَى اِلَى السَّمَآءِ وَهِىَ دُخَانٌ فَقَالَ لَهَا وَلِلاَرْضِ ائْتِيَا طَوْعًا اَوْ كَرْهًا قَالَتَآ اَتَيْنَا طَآئِعِينَ -11,
İman esaslarına ağırlık veren bu sûre de Kur’ân’dan söz ederek başlar. İnsanlar arasından son peygamberin seçildiğini anlatıp kevnî ayetler sıralanarak insanlar düşünmeye sevkedilir. Bizden daha kuvvetli kim varmış diyen ve helak olan Âd kavminden bahsedilip Semud kavminin de helaki anlatılır. Mü’min ve inkârcıların durumlarından da bahseden sûre Allah’ın dışta ve kendi nefislerinde ayetlerimi insanlara göste-receğim demesiyle son bulur. Sûreye Hâ Mîm, Secde ve Mesâbîh adı da verilir.
Dünyada herkesi, ahirette sadece mü’minleri rahmetine alan Allah adına.
/ 1 Hâ, Mîm. 2 Bu Kur’ân dünyada herkese, ahirette sadece mü’min-lere acıyan, merhamet eden Allah tarafından indirilmiştir. 3 Bir kitap ki, ayetleri ye-terince açıklanmıştır, Arapça bir Kur’ân olarak indirilmiştir. 4 Müjdeleyici ve uyarıcı olarak indirilen bu kitaptan yüz çevirdikleri için, O’nu düşüne düşüne dinlemezler. 5 Ve “Ey Muhammed!” derler. “Kalplerimiz, bizi çağırdığın şeye karşı örtüler, kılıf-lar içinde ve kulaklarımızda bir ağırlık ve sağırlık vardır. Seninle bizim aramızda bir engel var. Öyleyse sen ne istersen yap, unutma ki biz de, her zaman yaptığı-mızı yine yapacağız.” 6 Ey Muhammed! de ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insa-nım. Bana gerçek ilahınızın tek olduğu vahyedilmiştir. Öyleyse O’na yönelin ve O’ndan bağışlanma dileyin.” O’ndan başkasına ilahlık yakıştıranların vay haline. 7 Onlar ki, zekat vermezler, ahiret gerçeğini de örtbas etmek suretiyle inkâr ederler. 8 Ama iman edip doğru dürüst işler yapanlar için, ardı arkası kesilmez mükafatlar vardır.
/ 9 De ki: Siz yeryüzünü iki evrede yaratan Allah’ı tanımıyor, O’na or-taklar, eşler mi tanıyorsunuz? O tüm alemlerin Rabbidir. 10 O yeryüzünü yarattık-tan sonra, onun üzerinde ağır baskılar durumunda olan dağları yarattı. O yeryü-zünde bereketler meydana getirdi, herşeyi doldurup yığdı oraya. Mahlukatının ihti-yaç ve azıklarını da dört evrede istifade edilebilecek şekilde ayarladı. Bütün geçim araçlarını, onları arayanlar arasında ilâhî adalet ilkelerine göre eşit şekilde paylaş-tırdı.
11 Ve sonra da gaz ve duman halinde bulunan göğü yaratmaya yöneldi ve “Gönüllü veya gönülsüz emrime uyun!” dedi. Yer ve gök ikisi birden “Gönüllü, isteyerek ve itaat ederek geldik” dediler, yani “Hakkımızda koyduğun, her türlü ka-nun ve nizama uyacağız!” diyerek itaat edeceklerini bildirdiler. 8
|
|
Cüz : 24 |
61 / 41 FUSSILET (12-20) |
477 |
|
فَقَضَيهُنَّ سَبْعَ سَمَوَاتٍ فِى يَوْمَيْنِ وَاَوْحَى فِى كُلِّ سَمَآءٍ اَمْرَهَا وَزَيَّنَّا السَّمَآءَ الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ وَحِفْظًا ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ -12, فَاِنْ اَعْرَضُوا فَقُلْ اَنْذَرْتُكُمْ صَاعِقَةً مِثْلَ صَاعِقَةِ عَادٍ وَثَمُودَ -13, اِذْ جَآءَ تْهُمُ الرُّسُلُ مِنْ بَيْنِ اَيْدِيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ اَلاَّ تَعْبُدُوآ اِلاَّ اللهَ قَالُوا لَوْ شَآءَ رَبُّنَا لاَنْزَلَ مَلَئِكَةً فَاِنَّا بِمَآ اُرْسِلْتُمْ بِهِ كَافِرُونَ -14, فَاَمَّا عَادٌ فَاسْتَكْبَرُوا فِى اْلاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَقَالُوا مَنْ اَشَدُّ مِنَّا قُوَّةً اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللهَ الَّذِى خَلَقَهُمْ هُوَ اَشَدُّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَكَانُوا بِاَيَاتِنَا يَجْحَدُونَ -15, فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًا صَرْصَرًا فِى اَيَّامٍ نَحِسَاتٍ لِنُذِيقَهُمْ عَذَابَ الْخِزْىِ فِى الْحَيَوةِ الدُّنْيَا وَلَعَذَابُ اْلاَخِرَةِ اَخْزَى وَهُمْ لاَ يُنْصَرُونَ -16, وَاَمَّا ثَمُودُ فَهَدَيْنَاهُمْ فَاسْتَحَبُّوا الْعَمَى عَلَى الْهُدَى فَاَخَذَتْهُمْ صَاعِقَةُ الْعَذَابِ الْهُونِ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ -17, وَنَجَّيْنَا الَّذِينَ اَمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ -18, وَيَوْمَ يُحْشَرُ اَعْدَآءُ اللهِ اِلَى النَّارِ فَهُمْ يُوزَعُونَ -19, حَتَّى اِذَا مَا جَآؤُهَا شَهِدَ عَلَيْهِمْ سَمْعُهُمْ وَاَبْصَارُهُمْ وَجُلُودُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ -20,
7 12 Ve onları iki zamanda yedi gök olarak yarattı, her göğe kendi görevini bildirdi. Biz, dünya göğünü kandiller gibi yıldızlarla süsledik ve koru-duk. İşte bu çok üstün, çok güçlü herşeyi bilen Allah’ın ortaya koyduğu kanu-nudur. 13 Bunca gerçeklere rağmen, onlar yine de yüz çevirirlerse de ki: Sizi Âd ve Semûd’un uğradıkları helak edici azaba benzer bir azapla uyarmakta-yım. 14 Hani onlara kendilerinden önce de, kendilerinden sonra da peygam-berler gelmişti de; “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin” demişlerdi, onlar da: “Eğer Rabbimiz sizin söylediklerinize inanmamızı dileseydi, mesajının tebliğci-si olarak, melekler gönderirdi. Bakın işte biz, getirdiğiniz şeylerin hepsini inkâr ediyoruz” dediler.
15 Âd kavmine gelince, onlar gerçek olan herşeye karşı çıkarak yer-yüzünde küstahça, böbürlenerek dolaştılar ve: “Bizden daha güçlü kim var-mış?” dediler. Hayret, kendilerini yaratan Allah’ın daha güçlü olduğunu görme-diler mi? Zaten onlar ayetlerimizi bile bile inkâr etmekteydiler. 16 Derken onla-ra dünya hayatında aşağılık azabını tatsınlar diye uğursuz günlerde bir kasırga yolladık. Onların öteki dünyadaki azapları ise, daha da aşağılayıcı olacak ve bir yardımcı da bulamayacaklar.
17 Semûd kavmine gelince, onlara da doğru yolu gösterdik, ama on-lar körlüğü doğru yola tercih ettiler ve böylece yaptıkları kötülüklerin bir karşılı-ğı olarak, onların üzerlerine alçaltıcı bir azap yıldırımı düşüp onları yakalayı-verdi. 18 Biz yalnızca iman etmiş ve yolunu yordamını Allah’ın kitabıyla bulan-ları kurtarmış olduk.
/ 19 Ve o gün Allah düşmanları bir araya toplanır da, toplu bir halde cehenneme sürülürler. 20 Onlar ateşe vardıklarında kulakları, gözleri ve derileri yaptıkları şeyler hakkında, kendi aleyhlerine şahitlikte bulunacaklar-dır. 8
|
|
478 |
61 / 41 FUSSILET (21-29) |
Cüz : 24 |
|
وَقَالُوا لِجُلُودِهِمْ لِمَ شَهِدْتُمْ عَلَيْنَا قَالُوآ اَنْطَقَنَا اللهُ الَّذِى اَنْطَقَ كُلَّ شَىْءٍ وَهُوَ خَلَقَكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ -21, وَمَا كُنْتُمْ تَسْتَتِرُونَ اَنْ يَشْهَدَ عَلَيْكُمْ سَمْعُكُمْ وَلآ اَبْصَارُكُمْ وَلاَ جُلُودُكُمْ وَلَكِنْ ظَنَنْتُمْ اَنَّ اللهَ لاَ يَعْلَمُ كَثِيرًا مِمَّا تَعْمَلُونَ -22, وَذَلِكُمْ ظَنُّكُمُ الَّذِى ظَنَنْتُمْ بِرَبِّكُمْ اَرْدَيكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ مِنَ الْخَاسِرِينَ -23, فَاِنْ يَصْبِرُوا فَالنَّارُ مَثْوًى لَهُمْ وَاِنْ يَسْتَعْتِبُوا فَمَا هُمْ مِنَ الْمُعْتَبِينَ -24, وَقَيَّضْنَا لَهُمْ قُرَنَآءَ فَزَيَّنُوا لَهُمْ مَا بَيْنَ اَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَحَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ فِى اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْجِنِّ وَاْلاِنْسِ اِنَّهُمْ كَانُوا خَاسِرِينَ -25, وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لاَ تَسْمَعُوا لِهَذَا الْقُرْاَنِ وَالْغَوْا فِيهِ لَعَلَّكُمْ تَغْلِبُونَ -26, فَلَنُذِيقَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا عَذَابًا شَدِيدًا وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَسْوَاَ الَّذِى كَانُوا يَعْمَلُونَ -27, ذَلِكَ جَزَآءُ اَعْدَآءِ اللهِ النَّارُ لَهُمْ فِيهَا دَارُ الْخُلْدِ جَزَآءً بِمَا كاَنُوا بِآيَاتِنَا يَجْحَدُونَ -28, وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا رَبَّنَا اَرِنَا الَّذَيْنِ اَضَلاَّنَا مِنَ الْجِنِّ وَاْلاِنْسِ نَجْعَلْهُمَا تَحْتَ اَقْدَامِنَا لِيَكُونَا مِنَ اْلاَسْفَلِينَ -29,
7 21 O gün derilerine soracaklar: “Neden aleyhimizde şahitlik yaptı-nız?” Onlar da: “Bize ve herşeye konuşma imkanı veren Allah konuşturdu. Sizi yoktan var eden O’dur, yine O’na döndürüleceksiniz” derler.
22 Ve siz günahları işlerken kulaklarınızın, gözlerinizin, derilerinizin aleyhinizde şahitlik edeceklerini ümit etmiyor, onlardan hiçbir şeyinizi gizlemi-yordunuz ve hatta sanıyordunuz ki, yaptıklarınızın pek çoğunu Allah bile bil-mez. 23 Ve Rabbiniz hakkında beslediğiniz bu kötü zan yok mu, sizi o helak etti ve zararlı çıkanlardan oldunuz. 24 Şimdi eğer sabredebilirlerse, artık onlar için konaklama yeri ateştir. Allah’ı razı etmek için dünyaya dönüp iyi işler yap-mak isterlerse bile, kendilerini düzeltmelerine izin verilenlerden olmayacaklar-dır. 25 Biz onlara birtakım kötü arkadaşlar ve yandaşlar sardırdık, onların ön-lerindeki dünya işlerini ve arkalarında ahireti inkâr etme adına ne varsa hepsini onlara güzel gösterdiler veya yapmak istediklerini ve geçmişte yaptıklarını, kendilerine çok çekici ve süslü gösterdiler. Ve böylece kendilerinden önce ge-lip geçmiş olan diğer günahkar insan ve cin toplulukları için geçerli olan ceza sözü, yani “Şanıma yemin olsun ki, cehennemi cinlerle ve insanlarla doldura-cağım” hükmü geçerli oldu. Şüphe yok ki, onlar ziyana uğrayanlardı.
/ 26 Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler dediler ki: “Bu Kur’-ân’ı dinlemeyin, okunurken gürültü edip, bağırın, çağırın da O’nun sesini bas-tırın, belki bu şekilde O’na karşı üstünlük sağlar da, O’nu bastırırsınız.” 27 Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenlere, şiddetli bir azap tattıracağız ve on-ları yaptıklarının en kötüsüyle cezalandıracağız. 28 İşte bu Allah düşmanları-nın cezası ateştir, onlar ebedi olarak kalacaklardır orada. Bu da ayetlerimizi bi-le bile inkâr etmelerinden dolayıdır.
29 Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edipde ateşe girenler, o gün di-yecekler ki: “Rabbimiz, cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bize göster de, aşağılık bir hale gelmeleri için, onları ayaklarımızın altına alalım. 8
|
|
Cüz : 24 |
61 / 41 FUSSILET (30-38) |
479 |
|
اِنَّ الَّذِينَ قَالُوا رَبُّنَا اللهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا تَتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ الْمَلَئِكَةُ اَلاَّ تَخَافُوا وَلاَ تَحْزَنُوا وَاَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ الَّتِى كُنْتُمْ تُوعَدُونَ -30, نَحْنُ اَوْلِيَآؤُكُمْ فِى الْحَيَوةِ الدُّنْيَا وَفِى اْلاَخِرَةِ وَلَكُمْ فِيهَا مَا تَشْتَهِى اَنْفُسُكُمْ وَلَكُمْ فِيهَا مَا تَدَّعُونَ -31, نُزُلاً مِنْ غَفُورٍ رَحِيمٍ -32, وَمَنْ اَحْسَنُ قَوْلاً مِمَّنْ دَعَآ اِلَى اللهِ وَعَمِلَ صَالِحًا وَقَالَ اِنَّنِى مِنَ الْمُسْلِمِينَ -33, وَلاَ تَسْتَوِى الْحَسَنَةُ وَلاَ السَّيِّئَةُ اِدْفَعْ بِالَّتِى هِىَ اَحْسَنُ فَاِذَا الَّذِى بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَاَنَّهُ وَلِىٌّ حَمِيمٌ -34, وَمَا يُلَقَّيهَآ اِلاَّ الَّذِينَ صَبَرُوا وَمَا يُلَقَّيهَآ اِلاَّ ذُو حَظٍّ عَظِيمٍ -35, وَاِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللهِ اِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ -36, وَمِنْ اَيَاتِهِ اللَّيْلُ وَالنَّهَارُ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ لاَ تَسْجُدُوا لِلشَّمْسِ وَلاَ لِلْقَمَرِ وَاسْجُدُوا لِلَّهِ الَّذِى خَلَقَهُنَّ اِنْ كُنْتُمْ اِيَّاهُ تَعْبُدُونَ -37, فَاِنِ اسْتَكْبَرُوا فَالَّذِينَ عِنْدَ رَبِّكَ يُسَبِّحُونَ لَهُ بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَهُمْ لاَ يَسْئَمُونَ -38,
7 30 Gerçekten Rabbimiz Allah’tır dedikten sonra da, dosdoğru ha-reket edenlere melekler indiririz de melekler onlara şöyle derler: “Korkmayın ve üzülmeyin. İşte buyurun! Size vaadedilmiş olan cennetle müjdelenin ve se-vinin. 31 Biz dünya hayatında da, ahirette de sizin yakın dostlarınızız. O ahiret yurdunda canınızın çektiği herşeye sahip olacak ve istediğiniz herşeye kavu-şacaksınız. 32 Çok bağışlayan ve merhamet eden Allah’tan bir konukluktur bu.”
/ 33 İnsanları Allah yoluna çağıran, doğru dürüst işler işleyen ve ben müslümanlardanım diyenden daha iyi sözlü kim olabilir? 34 iyilikle kötülük bir olamaz, sen kötülüğü en güzel olan şeyle sav. O vakit seninle aranızda düşmanlık bulunan kimse, candan bir dost gibi olur. 35 Bu güzel davranış ve duyguya, ancak öfkesine engel olmak ve eziyetlere katlanmak suretiyle sabre-den kimse elde eder. Bu güzel davranışı ancak akıl, tedbir, hayır ve mutluluk-tan bol nasibi olan elde eder.
36 Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce, bu tür iyilikleri yapmaya karşı seni dürtecek olursa, hemen Allah’a sığın. Çünkü O, hem işitendir, hem de bilendir.
37 Gece, gündüz, güneş ve ay O Allah’ın varlığına, birliğine işaret e-den alametlerinden ve işaretlerindendir. Ne aya, ne de güneşe secde etmeyin, onları yaratan Allah’a secde edin. Eğer yalnız Allah’a kulluk ediyorsanız böyle yapın.
38 Eğer insanlar, sadece Allah’a secde etmeyi kibirlerine yediremez-lerse, bilsinler ki Rabbinin yanında bulunan melekler, gece gündüz O’nu tesbih ederler ve onlar hiç usanmazlar. 8
|
|
480 |
61 / 41 FUSSILET (39-46) |
Cüz : 24 |
|
وَمِنْ اَيَاتِهِ اَنَّكَ تَرَى اْلاَرْضَ خَاشِعَةً فَاِذَآ اَنْزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَآءَ اهْتَزَّتْ وَرَبَتْ اِنَّ الَّذِى اَخْيَاهَا لَمُحْيِى الْمَوْتَى اِنَّهُ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ -39, اِنَّ الَّذِينَ يُلْحِدُونَ فِى اَيَاتِنَا لاَ يَخْفَوْنَ عَلَيْنَا اَفَمَنْ يُلْقَى فِى النَّارِ خَيْرٌ اَمْ مَنْ يَأْتِى اَمِنًا يَوْمَ الْقِيَمَةِ اعْمَلُوا مَا شِئْتُمْ اِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ -40, اِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِالذِّكْرِ لَمَّا جَآءَ هُمْ وَاِنَّهُ لَكِتَابٌ عَزِيزٌ -41, لاَ يَأْتِيهِ الْبَاطِلُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَلاَ مِنْ خَلْفِهِ تَنْزِيلٌ مِنْ حَكِيمٍ حَمِيدٍ -42, مَا يُقَالُ لَكَ اِلاَّ مَا قَدْ قِيلَ لِلرُّسُلِ مِنْ قَبْلِكَ اِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ وَذُو عِقَابٍ اَلِيمٍ -43, وَلَوْ جَعَلْنَاهُ قُرْاَنًا اَعْجَمِيًّا لَقَالُوا لَوْلاَ فُصِّلَتْ اَيَاتُهُ ءَ اَعْجَمِىٌّ وَعَرَبِىٌّ قُلْ هُوَ لِلَّذِينَ اَمَنُوا هُدًى وَشِفَآءٌ وَالَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ فِى اَذَانِهِمْ وَقْرٌ وَهُوَ عَلَيْهِمْ عَمًى اُولَئِكَ يُنَادَوْنَ مِنْ مَكَانٍ بَعِيدٍ -44, وَلَقَدْ اَتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ فَاخْتُلِفَ فِيهِ وَلَوْلاَ كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَقُضِىَ بَيْنَهُمْ وَاِنَّهُمْ لَفِى شَكٍّ مِنْهُ مُرِيبٍ -45, مَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِنَفْسِهِ وَمَنْ اَسَآءَ فَعَلَيْهَا وَمَا رَبُّكَ بِظَلاَّمٍ لِلْعَبِيدِ -46,
7 39 Allah’ın kudretinin alamet ve delillerinden birisi de şudur: Sen top-rağı kupkuru görürsün, biz onun üzerine yağmuru yağdırınca, hemen kımıldanıp kabarır ve harekete geçerek hayata uyanıverir. Yeryüzüne böylece can veren, mu-hakkak ölüleri de diriltir. Şüphe yok ki, O’nun herşeye gücü yeter. 40 Ayetlerimizi inkâr edip, yalanlayıp, anlamını saptıranlar, bize gizli kapalı kalmazlar. O halde, şu iki kişiden hangisi daha hayırlıdır; ateşe atılmaya mahkum edilen mi, yoksa kıya-met günü huzurumuza güvenle gelecek olan mı? Ne dilerseniz yapın, şüphe yok ki O, bütün yaptıklarınızı görür. 41 Onlar ki, Kur’ân kendilerine geldiği zaman, O’-nu tanımayıp, gerçekleri örtbas edip reddettiler. Halbuki O eşsiz, üstün, değerli bir kitaptır 42 ki, ne geçmişte, ne de gelecekte O’nun hükümlerini iptal eden bir kitap gelmiştir, batıl ve boş şeyler O’na zarar veremez. Herşeyi yerli yerince yapan ve her türlü güzel övgüye layık olan, Allah tarafından indirilmedir O. 43 Ey Muham-med! zaten sana söylenen, ancak senden önceki peygamberlere de söylenen söz-lerdir. Muhakkak ki senin Rabbin, bağışlayıcıdır ama aynı zamanda, en şiddetli şekilde ceza vermeye de gücü yeter. 44 Biz Kur’ân’ı Arapça değilde, başka ya-bancı bir dilde Kur’an olarak indirseydik, elbette o inkâr edenler derlerdi ki: “Ayet-leri Arapça olarak açıklansaydı da, anlasaydık olmaz mıydı? Bu ne? Dil yabancı, muhatabı da Arap!” De ki ey Muhammed! “Bu Kur’ân, iman edenler için doğru yolu gösteren bir rehber ve şifa kaynağıdır. İnanmayanların ise, kulaklarında bir ağırlık vardır. Kur’ân onlara kapalı ve karanlıktır. Onlar uzak bir yerden çağrılıp da duy-mayan, anlamayan kimseler gibidir.”
/ 45 Andolsun biz Musa’ya da kitap verdik de, o kitap üzerinde ayrılı-ğa düştüler. Eğer Rabbinden gelen bir buyruk bulunmamış olsaydı, herşey onlar arasında başından kararlaştırılmış olurdu veya Rabbinden verilmiş bir söz olma-saydı aralarında derhal hükmedilir ve işleri bitirilirdi. Aslında Allah’tan gelen kitap-lara inanmayanlar, O’nun uyarı ve öğütleri hakkında şüpheye varan bir tereddüd i-çindedirler.
46 Kim doğru ve yararlı bir iş yaparsa, kendi iyiliği için yapmış olur. Ve kim de kötülük yaparsa, zararı kendisinedir. Rabbin kullarına kesinlikle haksızlık yapmaz. 8
|
|
Cüz : 25 |
61 / 41 FUSSILET (47-54) |
481 |
|
اِلَيْهِ يُرَدُّ عِلْمُ السَّاعَةِ وَمَا تَخْرُجُ مِنْ ثَمَرَاتٍ مِنْ اَكْمَامِهَا وَمَا تَحْمِلُ مِنْ اُنْثَى وَلاَ تَضَعُ اِلاَّ بِعِلْمِهِ وَيَوْمَ يُنَادِيهِمْ اَيْنَ شُرَكَآئِى قَالُوآ اَذَنَّاكَ مَا مِنَّا مِنْ شَهِيدٍ -47, وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَدْعُونَ مِنْ قَبْلُ وَظَنُّوا مَا لَهُمْ مِنْ مَحِيصٍ -48, لاَ يَسْئَمُ اْلاِنْسَانُ مِنْ دُعَآءِ الْخَيْرِ وَاِنْ مَسَّهُ الشَّرُّ فَيَؤُسٌ قَنُوطٌ -49, وَلَئِنْ اَذَقْنَاهُ رَحْمَةً مِنَّا مِنْ بَعْدِ ضَرَّآءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ هَذَا لِى وَمَآ اَظُنُّ السَّاعَةَ قَآئِمَةً وَلَئِنْ رُجِعْتُ اِلَى رَبِّى اِنَّ لِى عِنْدَهُ لَلْحُسْنَى فَلَنُنَبِّئَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِمَا عَمِلُوا وَلَنُذِيقَنَّهُمْ مِنْ عَذَابٍ غَلِيظٍ -50, وَاِذَآ اَنْعَمْنَا عَلَى اْلاِنْسَانِ اَعْرَضَ وَنَاَ بِجَانِبِهِ وَاِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ فَذُو دُعَآءٍ عَرِيضٍ -51, قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كَانَ مِنْ عِنْدِ اللهِ ثُمَّ كَفَرْتُمْ بِهِ مَنْ اَضَلُّ مِمَّنْ هُوَ فِى شِقَاقٍ بَعِيدٍ -52, سَنُرِيهِمْ اَياَتِنَا فِى اْلاَفَاقِ وَفِى اَنْفُسِهِمْ حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَهُمْ اَنَّهُ الْحَقُّ اَوَلَمْ يَكْفِ بِرَبِّكَ اَنَّهُ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ شَهِيدٌ -53, اَلآ اِنَّهُمْ فِى مِرْيَةٍ مِنْ لِقَآءِ رَبِّهِمْ اَلآ اِنَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ مُحِيطٌ -54,
7 47 Kıyametin ne zaman kopacağına ilişkin bilgi Allah’a bırakılır. O’nun bilgisi olmadan, meyveler tomurcukarından ve kabuklarından çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalamaz ve yavrusunu doğuramaz. O gün Allah onlara: “Benim ortaklarım zannettiğiniz şeyler ve kişiler neredeler şimdi?” diye sorduğunda, onlar da: “İçimizden buna şahitlik yapacak bir kimse bulunmadığını sana arze-deriz” derler. 48 Böylece onların önceden ilahlaştırıp yalvardıkları bütün güç-ler, kendilerini terk etmiş olacak ve kendileri için de, kaçacak bir yer olmadığını anlamış olacaklardır. 49 İnsan, hayatın güzel şeylerini isteyip aramaktan asla bıkmaz. Kötü bir olayla karşılaşınca da, endişeye kapılarak ümidini kaybeder. 50 Başı derde uğradıktan sonra, tarafımızdan ona bir nimet tattırsak, bu zaten benim hakkımdır, kıyametin kopacağını da hiç sanmıyorum, kopsa bile Rabbi-me götürülmüş olsam bile, herhalde benim için O’nun yanında, daha güzel cennetler ve nimetler vardır… Biz O Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenle-re, yaptıklarını mutlaka haber vereceğiz ve mutlaka onlara çok ağır azabı tattı-racağız. 51 Biz insana bir nimet verdik mi, şükür ve kulluktan yüz çevirip, kibir-lenip yan çizer. Kendisine bir kötülük, bir şer geldiğinde de, kapsamlı ve enine boyuna dua eder.
52 De ki, düşündünüz mü? Eğer bu Kur’ân, Allah katından ise, sonra siz de O’nu gerçekleri örtbas etmek suretiyle inkâr etmişseniz, artık hak ve ha-kikatten büyük çapta uzaklaşmış olandan daha sapık kim olabilir? 53 Biz za-manı geldiğinde insanlara, Kur’ân’ın Allah tarafından indirildiğini ve Allah’ın gü-cünü ortaya koyacak ayet ve delillerimizi, kâinâtın uçsuz bucaksız ufuklarında yani dış dünyada ve kendi öz benliklerinde yani iç dünyalarında onlara göste-receğiz ki, böylece Kur’ân’ın gerçekleri içeren bir kitap olduğu onlara besbelli olsun ve Allah’ın yüce kudretine herkes şahit olsun. Rabbinin herşeye şahit ol-ması yetmez mi? 54 Gözünü aç ve iyi bil muhakkak ki bunca delillerden sonra hâlâ akıllanıp, İslâm’a gelmiyorlarsa, Rablerine kavuşup, hesap görüleceğin-den şüphe etmektedirler. Şüphesiz ki O Allah, herşeyi gücü ve bilgisiyle kuşa-tandır.