Cüz : 18

74 / 23 MÜ’MİNÛN (1-17)

341

 

 

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

قَدْ اَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ -1, اَلَّذِينَ هُمْ فِى صَلاَتِهِمْ خَاشِعُونَ -2, وَالَّذِينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ -3, وَالَّذِينَ هُمْ لِلزَّكَوةِ فَاعِلُونَ -4, وَالَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ -5, اِلاَّ عَلَى اَزْوَاجِهِمْ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَاِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ -6, فَمَنِ ابْتَغَى وَرَآءَ ذَلِكَ فَاُولَئِكَ هُمُ الْعَادُونَ -7, وَالَّذِينَ هُمْ لاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ -8, وَالَّذِينَ هُمْ عَلَى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ -9, اُولَئِكَ هُمُ الْوَارِثُونَ -10, اَلَّذِينَ يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ -11, وَلَقَدْ خَلَقْنَا اْلاِنْسَانَ مِنْ سُلاَلَةٍ مِنْ طِينٍ -12, ثُمَّ جَعَلْنَاهُ نُطْفَةً فِى قَرَارٍ مَكِينٍ -13, ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظَامًا فَكَسَوْنَا الْعِظَامَ لَحْمًا ثُمَّ اَنْشَأْنَاهُ خَلْقًا اَخَرَ فَتَبَارَكَ اللهُ اَحْسَنُ الْخَالِقِينَ -14, ثُمَّ اِنَّكُمْ بَعْدَ ذَلِكَ لَمَيِّتُونَ -15, ثُمَّ اِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيَمَةِ تُبْعَثُونَ -16, وَلَقَدْ خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَائِقَ وَمَا كُنَّا عَنِ الْخَلْقِ غَافِلِينَ -17,

 

23    MÜ’MİNÛN SÛRESİ

Sûre mü’minlerin imanlarının gereği olan emirleri yerine getirmeleri durumunda hak kazanacak-ları cennet güzelliklerinden müjdelerle başlar ve devamla insanlığın yaratılışı, yeryüzü ve gökyüzü nimetlerini sergilerken ilâhî davete çağrı yapılır. Daha sonra önceki rasûllerin kavimleri ve akıbetleri hakkında tekrar hatırlatmalar yapılarak hem Allah Rasûlünü teselli eder, hem de bakın bu da aynı Allah’ın indirdiği diğer se-mâvî dinler gibi bir din ama siz yine karşı çıkıyorsunuz mesajı verilir.

Rasûllerin kıssaları anlatıldıktan sonra şu temel bir ilke olarak ortaya konur. Bazı kişilerin dünya-da güçlü, zengin ve refah içinde olmaları o kişilerin Allah’ın sevdiği kişiler olduğu anlamına gelmediği gibi bazılarının da yoksul ve güçsüz olmaları ve başlarına felaketlerin gelmesi o kişilerin Allah’ın sevmediği kişiler olduğu anlamına gelmediği de anlatılarak gerçek ölçünün iman ve küfür olduğu bildirilmiş olur.

 

Dünyada herkesi, ahirette sadece mü’minleri rahmetine alan Allah adına.

 

/ 1 Kesin olan şudur ki, inananlar mutlaka kurtuluşa ereceklerdir. 2 Onlar ki, namazlarını gönül alçaklığıyla ve duyarlılıkla kılarlar. 3 Onlar ki, boş ve anlamsız söz ve işlerden yüz çevirirler. 4 Arınmak için yapılması gereken zekatı, gerektiği şekilde yerine getirirler. 5 Ve onlar ki, namus ve iffetlerini, ha-ramdan ve şüpheli şeylerden korurlar. 6 Ancak eşleri ve sahip olduğu cariyeler hariç, bunlarla olan ilişkilerinden dolayı kınanmazlar. 7 Ama bunun ötesine git-mek isteyen olursa, işte haddi aşanlar böyleleridir. 8 Ve onlar ki, emanetlerini ve verdikleri sözü yerine getirirler. 9 Onlar ki, namazlarını vaktinde ve devamlı kılarak muhafaza ederler. 10 İşte varis olacak olanlar böyleleridir. 11 Firdevs cennetine varis olacak ve orada temelli kalacaklardır.

12 Şimdi gerçek şu ki, biz insanı çamurdan süzülüp çıkarılmış bir öz-den yarattık. 13 Sonra onu sperm damlası halinde sağlam bir yere yerleştirdik. 14 Sonra spermden bir kan pıhtısı yaptık kan pıhtısını da bir parça et haline soktuk, derken etten kemikler yarattık ve kemiklere et giydirdik, sonra da onu yepyeni bir yaratık olarak meydana getirdik. Öyleyse yaratanların en iyisi, en güzeli olan Allah ne yücedir.

15 Ve bütün bunlardan sonra, kaçınılmaz olarak hepiniz öleceksiniz. 16 Ve sonuçta da, kıyamet günü şüphesiz diriltileceksiniz.

17 Andolsun ki, biz sizin üzerinizde yedi tabaka veya yedi yol veya yedi sistem, yedi yörünge yarattık. Biz yaratmaktan gafil değiliz. 8


 

 

 

342

74 / 23 MÜ’MİNÛN (18-27)

Cüz : 18

 

 

وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً بِقَدَرٍ فَاَسْكَنَّاهُ فِى اْلاَرْضِ وَاِنَّا عَلَى ذَهَابٍ بِهِ لَقَادِرُونَ -18, فَاَنْشَأْنَا لَكُمْ بِهِ جَنَّاتٍ مِنْ نَخِيلٍ وَاَعْنَابٍ لَكُمْ فِيهَا فَوَاكِهُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ -19, وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِنْ طُورِ سَيْنَاءَ تَنْبُتُ بِالدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِلاَكِلِينَ -20, وَاِنَّ لَكُمْ فِى اْلاَنْعَامِ لَعِبْرَةً نُسْقِيكُمْ مِمَّا فِى بُطُونِهَا وَلَكُمْ فِيهَا مَنَافِعُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ -21, وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَ -22, وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلَى قَوْمِهِ فَقَالَ يَاقَوْمِ اعْبُدُوا اللهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلَهٍ غَيْرُهُ  اَفَلاَ تَتَّقُونَ -23, فَقَالَ الْمَلؤُا الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِهِ مَا هَذَا اِلاَّ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُرِيدُ اَنْ يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْ وَلَوْ شَاءَ اللهُ لاَنْزَلَ مَلَئِكَةً مَا سَمِعْنَا بِهَذَا فِى اَبَائِنَا اْلاَوَّلِينَ -24, اِنْ هُوَ اِلاَّ رَجُلٌ بِهِ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا بِهِ حَتَّى حِينٍ -25, قَالَ رَبِّ انْصُرْنِى بِمَا كَذَّبُونِ -26, فَاَوْحَيْنَا اِلَيْهِ اَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَاِذَا جَاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُ فَاسْلُكْ فِيهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلاَّ مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْ وَلاَ تُخَاطِبْنِى فِى الَّذِينَ ظَلَمُوا اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ -27,

 

7 18 Ve biz gökten belirlediğimiz bir ölçüye göre su indiriyor ve o su-yu yeryüzünde durduruyoruz. Şüphesiz biz onu kurutup giderme gücüne de sahibiz. 19 Ve indirdiğimiz o su ile sizin için, içinde yediğiniz pek çok meyve-nin bulunduğu, hurma ve üzüm bahçeleri meydana getiriyoruz. 20 Ve yine o-nunla sizin için, Tûr-i Sîna çevresindeki topraklarda yetişen, ürününden yağ el-de edilen ve yiyenlere hoş kokulu, lezzetli bir katık sağlayan, zeytin ağacını da çıkarıyoruz. 21 Ve evcil hayvanlarda da, sizin için şüphesiz çıkarılacak bir ders vardır. Onların karınlarındaki sütten size içiriyoruz. Onlardan pek çok ba-kımlardan da yararlanıyorsunuz. Onların etiyle de besleniyorsunuz. 22 O hay-vanlar ve gemiler üzerinde taşınırsınız.

 

/ 23 Ve yine gerçek şu ki, Nuh’u kendi kavmine gönderdik, onlara: “Ey kavmim!” dedi. “Yalnızca Allah’a kulluk edin. Çünkü sizin ondan başka gerçek ilahınız yok. Hâlâ günahlardan küfür ve şirkten sakınıp müslüman ol-mayacak mısınız?” 24 Ama O’nun kavmi içinde, Allah’tan gelen gerçekleri ört-bas etmeyi alışkanlık haline getiren ileri gelenler: “Bu adam, sizin gibi ölümlü bir kimseden başkası değil, size karşı üstünlük sağlamak istiyor” dediler. “Çün-kü Allah bize bir mesaj ulaştırmak isteseydi, herhalde meleklerini indirirdi, üs-telik biz atalarımızdan bununla ilgili olarak, herhangi birşey de işitmedik. 25 Bu Nuh, herhalde kendisinde delilik belirtisi bulunan biridir. Bir süreye kadar O’na katlanıp gözetleyin bakalım” dediler. 26 Nuh: “Ey Rabbim!” dedi. “Onların bu yalanlamalarına karşı, bana yardım et!” 27 Bunun üzerine biz de O’na: “Bizim gözetimimiz altında ve sana vahyettiğimiz yöntemlerle, seni ve seninle beraber olanları kurtaracak olan gemiyi yap” diye bildirdik. Nihayet emrimiz gelip de, tandır kızışınca veya şafağın attığını görünce her cinsten ikişer çiftle birlikte haklarında ceza hükmü verilenler dışında, aileni de bu gemiye bindir. Yaratılış gayesi dışına çıkan o kimseler hakkında, bana birşey söyleme. Çünkü onlar, mutlaka boğulacaklardır diye vahyettik. 8


 

 

 

Cüz : 18

74 / 23 MÜ’MİNÛN (28-42)

343

 

 

فَاِذَا اسْتَوَيْتَ اَنْتَ وَمَنْ مَعَكَ عَلَى الْفُلْكِ فَقُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِى نَجَّينَا مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ -28, وَقُلْ رَبِّ اَنْزِلْنِى مُنْزَلاً مُبَارَكًا وَاَنْتَ خَيْرُ الْمُنْزِلِينَ -29, اِنَّ فِى ذَلِكَ لاَيَاتٍ وَاِنْ كُنَّا لَمُبْتَلِينَ -30, ثُمَّ اَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْنًا اَخَرِينَ -31, فَاَرْسَلْنَا فِيهِمْ رَسُولاً مِنْهُمْ اَنِ اعْبُدُوا اللهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلَهٍ غَيْرُهُ اَفَلاَ تَتَّقُونَ -32, وَقَالَ الْمَلأُ مِنْ قَوْمِهِ الَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِلِقَاءِ اْلاَخِرَةِ وَاَتْرَفْنَاهُمْ فِى الْحَيَوةِ الدُّنْيَا مَا هَذَا اِلاَّ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ  وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ -33, وَلَئِنْ اَطَعْتُمْ بَشَرًا مِثْلَكُمْ  اِنَّكُمْ  اِذًا لَخَاسِرُونَ -34, اَيَعِدُكُمْ اَنَّكُمْ اِذَا مِتُّمْ وَكُنْتُمْ تُرَابًا وَعِظَامًا اَنَّكُمْ مُخْرَجُونَ -35, هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَ -36, اِنْ هِىَ اِلاَّ حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ -37, اِنْ هُوَ اِلاَّ رَجُلٌ اِفْتَرَى عَلَى اللهِ كَذِبًا وَمَا نَحْنُ لَهُ بِمُؤْمِنِينَ -38, قَالَ رَبِّ انْصُرْنِى بِمَا كَذَّبُونِ -39, قَالَ عَمَّا قَلِيلٍ لَيُصْبِحُنَّ نَادِمِينَ -40, فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ بِالْحَقِّ فَجَعَلْنَاهُمْ غُثَاءً فَبُعْدًا لِلْقَوْمِ الظّاَلِمِينَ -41, ثُمَّ اَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قُرُونًا اَخَرِينَ -42,

 

7 28 Sen ve seninle beraber olanlar, gemiye yerleşince de ki: “Bütün eksiksiz övgüler, bizi bu varoluş gayesi dışında yaşayan topluluktan kurtaran Al-lah’a aittir.”

29 Sonra de ki: “Ey Rabbim! Bizi hayırlısıyla mübarek bir yere indir. Sen konukseverlerin en hayırlısısın.” 30 Bu kıssada muhakkak ki, düşünen insanlar i-çin çıkarılacak dersler vardır. Şüphesiz biz, insanları sınavdan geçirmekteyiz.

31 Bu ilk toplumların ardından, yeni nesiller dünyaya getirdik.

32 Onlara kendi aralarından elçi gönderdik. O da onlara: “Allah’a ibadet edin, çünkü sizin O’ndan başka gerçek ilahınız yok” dedi. Buna rağmen hâlâ akıl-lanıp da küfür ve şirkten sakınmayacak mısınız?

 

/ 33 Ve yine Nuh’tan sonra gelen kuşaklardan, kendilerine dünya ha-yatında bol nimet verdiğimiz, O Allah’tan gelen gerçekleri örtbas eden ve ahiret hayatına kavuşmayı yalanlayanların ileri gelenleri dediler ki: “Bu da sizin gibi in-sandan başka biri değil ki, yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor. 34 Eğer sizin gibi bir insana uyarsanız, sonunda kaybeden mutlaka siz olacaksınız. 35 “Bu adam siz öldüğünüz, toprak ve kemik haline geldiğiniz zaman, size mutlaka yeniden ha-yata çıkarılacağınızı mı vaad ediyor?” 36 Vaadolunduğunuz şeyler gerçekten de ne kadar uzak… 37 Bu dünyada yaşadığımız hayattan başka hayat yok, ölürüz ve ancak bir kere yaşarız ve bir daha asla diriltilmeyiz. 38 Bu adam kendi uydurduğu yalanları, Allah’a yakıştıran bir yalancıdan başka biri değil ve dolayısıyla, biz O’na asla inanmayız.” 39 Bunun üzerine o peygamber: “Ey Rabbim!” der “Bunların bu yalanlamalarına karşı bana destek ol.” 40 Allah da: “Çok geçmeden pişman olu-verecekler” diye karşılık verir. 41 Derken o korkunç ses onları gerçek bir şekilde yakaladı da, bu yüzden onları sel önündeki kıyılara atılıp itilmiş, çer-çöp haline ge-tirdik. Yaratılış gayesi dışına çıkanlar, her türlü rahmet ve yardımdan uzak olsun-lar.

42 Ve onların ardından, başka nesiller ortaya çıkardık. 8


 

 

 

344

74 / 23 MÜ’MİNÛN (43-59)

Cüz : 18

 

 

مَا تَسْبِقُ مِنْ اُمَّةٍ اَجَلَهَا وَمَا يَسْتَأْخِرُونَ -43, ثُمَّ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا تَتْرَا كُلَّمَا جَاءَ اُمَّةً رَسُولُهَا كَذَّبُوهُ فَاَتْبَعْنَا بَعْضَهُمْ بَعْضًا وَجَعَلْنَاهُمْ اَحَادِيثَ فَبُعْدًا لِقَوْمٍ لاَ يُؤْمِنُونَ -44, ثُمَّ اَرْسَلْنَا مُوسَى وَاَخَاهُ هَرُونَ بِاَيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُبِينٍ -45, اِلَى فِرْعَوْنَ وَمَلاَئِهِ فَاسْتَكْبَرُوا وَكَانُوا قَوْمًا عَالِينَ -46, فَقَالُوا اَنُؤْمِنُ لِبَشَرَيْنِ مِثْلِنَا وَقَوْمُهُمَا لَنَا عَابِدُونَ -47, فَكَذَّبُوهُمَا فَكَانُوا مِنَ الْمُهْلَكِينَ -48, وَلَقَدْ اَتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ -49, وَجَعَلْنَا ابْنَ مَرْيَمَ وَاُمَّهُ اَيَةً وَاَوَيْنَاهُمَآ اِلَى رَبْوَةٍ ذَاتِ قَرَارٍ وَمَعِينٍ -50, يَآاَيُّهَا الرُّسُلُ كُلُوا مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَاعْمَلُوا صَالِحًا اِنِّى بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ -51, وَاِنَّ هَذِهِ اُمَّتُكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَاَنَا رَبُّكُمْ فَاتَّقُونِ -52, فَتَقَطَّعُوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ زُبُرًا كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ -53, فَذَرْهُمْ فِى غَمْرَتِهِمْ حَتَّى حِينٍ -54, اَيَحْسَبُونَ اَنَّمَا نُمِدُّهُمْ بِهِ مِنْ مَالٍ وَبَنِينَ -55, نُسَارِعُ لَهُمْ فِى الْخَيْرَاتِ بَل لاَ يَشْعُرُونَ -56, اِنَّ الَّذِينَ هُمْ مِنْ خَشْيَةِ رَبِّهِمْ مُشْفِقُونَ -57, وَالَّذِينَ هُمْ بِاَيَاتِ رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَ -58, وَالَّذِينَ هُمْ بِرَبِّهِمْ لاَ يُشْرِكُونَ -59,

 

7 43 Hiçbir ümmet, dünyadaki yaşama süresini ne öne alabilir, ne de geciktirebilir. 44 Sonra peygamberleri ardarda gönderdik, öyle ki her üm-mete peygamber geldikçe, onu yalan sayarlardı ve bu yüzden biz de onları, birbiri peşinden yok edip, hepsini birer efsaneye çevirdik. Artık kahrolsun o i-nanmayan toplumlar. 45 Ve sonra Musa ve kardeşi Harun’u, mesajlarımızla ve apaçık bir yetkiyle, 46 Firavun ve onun seçkinler çevresine gönderdik. Fa-kat bunlar büyüklük tasladılar. Zaten oldum olası, kendilerini büyük gören bir toplumdu bunlar. 47 Nitekim şöyle dediler: “Soydaşları bizim kölelerimiz oldu-ğu halde, bizim gibi ölümlü olan bu iki insana mı inanacağız? 48 İşte böyle di-yerek bu iki elçiyi yalanladılar da, böylece yok edilenlerden oldular.

49 Belki doğru yolu tutarlar diye, Musa’ya kitap vermiştik.

50 Meryem’in oğlunu ve annesini de kudretimize bir alamet kıldık ve o ikisini, pınarlı düz bir tepe olan, Beyt-i Makdis civarında barındırdık veya pı-narların bulunduğu güzel cennetlerdeki makamlarına eriştirdik.

 

/ 51 Siz ey peygamberler! Dünya hayatının temiz ve meşru nimet-lerinden payınızı alın, doğru ve dürüst işler işleyin, çünkü ben sizlerin ne yaptı-ğını eksiksiz bilenim. 52 Muhakkak ki, bu sizin ümmetiniz bir tek ümmettir, çünkü hepinizin Rabbi benim, öyleyse yolunuzu, benim gönderdiğim kitaplarla bulmaya çalışın. 53 Ama ne var ki, gerçek bu olmakla beraber toplumlar dinle-rinde ve davalarında bölünüp paramparça oldular ve herbir gurup kendi sahip olduğu ilkelerle övünüp sevinip durmaktadırlar. 54 Şimdi sen onları, bir zama-na kadar gaflet ve sapıklıkları ile başbaşa bırak. 55 Kendilerine mal, mülk ve çocuklar vermekle sanıyorlar mı ki, 56 onların iyiliklerine koşuyoruz? Hayır, bu verdiğimiz tüm nimetler, onlar için bir imtihandır, ama onlar hala bunun farkın-da değiller. 57 Ama Rablerinden derin bir saygı ile korkup titreyenler, 58 Rab-lerinin ayetlerine inananlar, 59 Rablerinden başka hiçbir varlığa, tanrısal nite-likler yakıştırmayanlar. 8


 

 

 

Cüz : 18

74 / 23 MÜ’MİNÛN (60-74)

345

 

 

وَالَّذِينَ يُؤْتُونَ مَا اَتَوْا وَقُلُوبُهُمْ وَجِلَةٌ اَنَّهُمْ اِلَى رَبِّهِمْ رَاجِعُونَ -60, اُولَئِكَ يُسَارِعُونَ فِى الْخَيْرَاتِ وَهُمْ لَهَا سَابِقُونَ -61, وَلاَ نُكَلِّفُ نَفْسًا اِلاَّ وُسْعَهَا وَلَدَيْنَا كِتاَبٌ يَنْطِقُ بِالْحَقِّ وَهُمْ لاَ يُظْلَمُونَ -62, بَلْ قُلُوبُهُمْ فِى غَمْرَةٍ مِنْ هَذَا وَلَهُمْ اَعْمَالٌ مِنْ دُونِ ذَلِكَ هُمْ لَهَا عَامِلُونَ -63, حَتَّى اِذَا اَخَذْناَ مُتْرَفِيهِمْ بِالْعَذَابِ اِذَا هُمْ يَجْئَرُونَ -64, لاَ تَجْئَرُوا الْيَوْمَ اِنَّكُمْ مِنَّا لاَ تُنْصَرُونَ -65, قَدْ كَانَتْ اَيَاتِى تُتْلَى عَلَيْكُمْ فَكُنْتُمْ عَلَى اَعْقَابِكُمْ تَنْكِصُونَ -66, مُسْتَكْبِرِينَ بِهِ سَامِرًا تَهْجُرُونَ -67, اَفَلَمْ يَدَّبَّرُوا الْقَوْلَ اَمْ جَاءَ هُمْ مَا لَمْ يَأْتِ اَبَاءَ هُمُ اْلاَوَّلِينَ -68, اَمْ لَمْ يَعْرِفُوا رَسُولَهُمْ فَهُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ -69, اَمْ يَقُولُونَ بِهِ جِنَّةٌ بَلْ جَاءَ هُمْ بِالْحَقِّ وَاَكْثَرُهُمْ لِلْحَقِّ كَارِهُونَ -70, وَلَوِ اتَّبَعَ الْحَقُّ اَهْوَآءَ هُمْ لَفَسَدَتِ السَّمَوَاتُ وَاْلاَرْضُ وَمَنْ فِيهِنَّ بَلْ اَتَيْنَاهُمْ بِذِكْرِهِمْ فَهُمْ عَنْ ذِكْرِهِمْ مُعْرِضُونَ -71, اَمْ تَسْئَلُهُمْ خَرْجًا فَخَرَاجُ رَبِّكَ خَيْرٌ وَهُوَ خَيْرُ الرَّازِقِينَ -72, وَاِنَّكَ لَتَدْعُوهُمْ اِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ -73, وَاِنَّ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِاْلاَخِرَةِ عَنِ الصِّرَاطِ لَنَاكِبُونَ -74,

 

7 60 Sonunda, Rablerine dönecekleri düşüncesi içinde kalpleri titre-yerek, vermeleri gerekeni verenler.

61 İşte böyleleridir hayırlarda yarışan kimseler ve bu konuda herkesi geçecek olanlar…

62 Biz hiç kimseye, gücünün üstünde yük yüklemeyiz ve katımızda gerçeği söyleyen bir kitap bulunmaktadır, herkesin yaptığı ve yapacağı, olduğu gibi onda tespit edilmiştir. Bu sebeple onlara, asla haksızlık edilmez.

63 Hayır, o inkârcıların kalpleri, bu gerçeklerden yana bilgisizlik ve dalgınlık içindedir. Ayrıca onların bu şirk ve inkârcılıklarından öte, bir takım kö-tü işleri daha vardır ki, hep o tür eylemlerine devam edip dururlar. 64 Sonunda her türlü konfor ve nimetler içinde yaşayanlarını azaba uğrattığımız zaman, birdenbire feryat ederek yardım dilerler. 65 Fakat onlara: “Boşuna yalvarıp ya-karmayın bugün, çünkü bizden asla yardım görecek değisiniz” denecektir. 66 Size ayetlerim tekrar tekrar okunduğunda, siz her defasında ökçelerinizin üze-rinde dönüveriyor, 67 büyüklenerek geceleyin, peygamberimiz ve kitabımız hakkında ulu orta konuşarak saçmalıyordunuz.

68 Onlar hâlâ O Kur’ân’ı düşünmediler mi? Yoksa onlara geçmişteki atalarına gelmeyen birşey mi geldi? 69 Yoksa peygamberlerini henüz tanıma-dılar da, bu yüzden mi O’nu inkâr ediyorlar? 70 Yoksa O’nda bir delilik mi var diyorlar? Hayır, aksine O kendilerine gerçeği getirmiştir. Halbuki onlar haktan hoşlanmamaktadırlar. 71 Eğer gerçek olan Allah, onların kötü arzu ve istekle-rine uysaydı, mutlaka gökler ve yer, içindekilerle beraber yıkılır giderdi. Hayır, biz onlara şeref getiren, öğüt veren bir kitap verdik de, onlar bu şereften yüz çeviriyorlar.

72 Ey Muhammed! Sanki sen onlardan dünyevî bir karşılık mı istiyor-sun? Rabbinin vereceği ücret, çok daha hayırlıdır ve O, rızık verenlerin en ha-yırlısıdır. 73 Ve şüphesiz sen onları, dosdoğru bir yola çağırıyorsun. 74 Ama ahirete inanmayanlar, çağırdığın o doğru yoldan sapmaktadırlar. 8


 

 

 

346

74 / 23 MÜ’MİNÛN (75-89)

Cüz : 18

 

 

وَلَوْ رَحِمْنَاهُمْ وَكَشَفْنَا مَا بِهِمْ مِنْ ضُرٍّ لَلَجُّوا فِى طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ -75, وَلَقَدْ اَخَذْنَاهُمْ بِالْعَذَابِ فَمَا اسْتَكَانُوا لِرَبِّهِمْ وَمَا يَتَضَرَّعُونَ -76, حَتَّى اِذَا فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَابًا ذَا عَذَابٍ شَدِيدٍ اِذَا هُمْ فِيهِ مُبْلِسُونَ -77, وَهُوَ الَّذِى اَنْشَاَ لَكُمُ السَّمْعَ وَاْلاَبْصَارَ وَاْلاَفْئِدَةَ قَلِيلاً مَا تَشْكُرُونَ -78, وَهُوَ الَّذِى ذَرَاَكُمْ فِى اْلاَرْضِ وَاِلَيْهِ تُحْشَرُونَ -79, وَهُوَ الَّذِى يُحْىِ وَيُمِيتُ وَلَهُ اخْتِلاَفُ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ اَفَلاَ تَعْقِلُونَ -80, بَلْ قَالُوا مِثْلَ مَا قَالَ اْلاَوَّلُونَ -81, قَالُوا ءَ اِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَ اِنَّا لَمَبْعُوثُونَ -82, لَقَدْ وُعِدْنَا نَحْنُ وَاَبَاؤُنَا هَذَا مِنْ قَبْلُ اِنْ هَذَا اِلاَّ اَسَاطِيرُ اْلاَوَّلِينَ -83, قُلْ لِمَنِ اْلاَرْضُ وَمَنْ فِيهَا اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ -84, سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ اَفَلاَ تَذَكَّرُونَ -85, قُلْ مَنْ رَبُّ السَّمَوَاتِ السَّبْعِ وَرَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ -86, سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ اَفَلاَ تَتَّقُونَ -87, قُلْ مَنْ بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ وَهُوَ يُجِيرُ وَلاَ يُجَارُ عَلَيْهِ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ -88, سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ فَاَنَّا تُسْحَرُونَ -89,

 

7 75 Eğer biz onlara merhamet edip de, üzerlerine çöken sıkıntıyı kaldırıversek, yine de azgınlıklarında inat edip, bocalayıp dururlar. 76 Gerçek şu ki, biz onları azap ile yakalayıverdik de, buna rağmen yine de Rablerine bo-yun eğmemiş, yalvarıp yakarmamışlardı. 77 Nihayet üzerlerine şiddetli azap kapısı açtığımız zaman, birde bakarsın ki, onlar orada şaşkın ve ümitsizlik için-de donup kalmışlardır.

 

/ 78 Ey insanlar! Rabbinizden gelene kulak verin, çünkü sizi işit-me, görme ve düşünüp hissetme yetenekleriyle donatan O’dur. Fakat yine de sizler, ne kadar da az şükrediyorsunuz. 79 Sizi yaratıp, çoğaltıp yeryüzüne ya-yan da O’dur ve sonunda, O’nun huzurunda toplanacaksınız. 80 O ki, hayat veren ve ölüme hükmedendir. Geceyle gündüzün değişip durması, O’nun buy-ruğuyladır. Öyleyse artık aklınızı kullanmayacak mısınız? 81 Hayır, onlar daha evvel gelip geçenlerin dediklerini diyerek, 82 biz ölüp, toprak ve kemik olduk-tan sonra, tekrar mı diriltileceğiz? derler. 83 Gerçek şu ki: “Bize de, bizden ön-ceki atalarımıza da, aynı şey vaat edilmişti. Eskilerin masallarından başka bir-şey değil bu” dediler.

84 De ki: Kimindir yeryüzü ve orada bulunanlar? Biliyorsanız haydi söyleyin bana. 85 Diyeceklerdir ki, Allah’ın. De ki: O halde ne diye hâlâ düşü-nüp anlamazsınız? 86 De ki: Peki kimdir yedi kat göğün Rabbi ve yüce kudret tahtının Rabbi? 87 Diyeceklerdir ki: Allah. De ki: Peki artık yolunuzu, O’nun ki-tabıyla bulmaya çalışmayacak mısınız? 88 De ki: Herşeyin yönetimini elinde tutan, koruyup kollayan, fakat kendisine yardım olunmayan kimdir? Biliyorsa-nız eğer, söyleyin bana. 89 Allah, diye cevap vereceklerdir. De ki: Peki o hal-de nasıl hayallere kapılıp büyüleniyorsunuz? 8


 

 

 

Cüz : 18

74 / 23 MÜ’MİNÛN (90-104)

347

 

 

بَلْ اَتَيْنَاهُمْ بِالْحَقِّ وَاِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ -90, مَا اتَّخَذَ اللهُ مِنْ وَلَدٍ وَماَ كَانَ مَعَهُ مِنْ اِلَهٍ اِذًا لَذَهَبَ كُلُّ اِلَهٍ بِمَا خَلَقَ وَلَعَلاَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ سُبْحَانَ اللهِ عَمَّا يَصِفُونَ -91, عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ -92, قُلْ رَبِّ اِمَّا تُرِيَنِّى مَا يُوعَدُونَ -93, رَبِّ فَلاَ تَجْعَلْنِى فِى الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ -94,  وَاِنَّا عَلَى اَنْ نُرِيَكَ مَا نَعِدُهُمْ لَقَادِرُونَ -95, اِدْفَعْ بِالَّتِى هِىَ اَحْسَنُ السَّيِّئَةَ نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا يَصِفُونَ -96, وَقُلْ رَبِّ اَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ -97, وَاَعُوذُ بِكَ رَبِّ اَنْ يَحْضُرُونِ -98, حَتَّى اِذَا جَاءَ اَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِ -99, لَعَلِّى اَعْمَلُ صَالِحًا فِيمَا تَرَكْتُ كَلاًّ اِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَائِلُهَا وَمِنْ وَرَآئِهِمْ بَرْزَخٌ اِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ -100, فَاِذَا نُفِخَ فِى الصُّورِ فَلاَ اَنْسَابَ بَيْنَهُمْ يَوْمَئِذٍ وَلاَ يَتَسَاءَ لُونَ -101, فَمَنْ ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ فَاُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ -102, وَمَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ فَاُولَئِكَ الَّذِينَ خَسِرُوا اَنْفُسَهُمْ فِى جَهَنَّمَ خَالِدُونَ -103, تَلْفَحُ وُجُوهَهُمُ النَّارُ وَهُمْ فِيهَا كَالِحُونَ -104,

 

7 90 Biz onlara, gerçek olan Kur’ân’ı getirdik, ama onlar devamlı olarak yalanlıyorlar. 91 Allah asla çocuk edinmemiştir. O’nunla beraber hiçbir ilah ta yok-tur. Olmuş olsaydı, her ilah yarattığını alıp bir tarafa giderdi de, herbiri diğerine baskın çıkmaya çalışırdı. Allah onların koştukları vasıflardan, mutlak olarak uzak-tır. 92 O, kullarının algı ve tasavvurlarının erişemediği şeyleri de, onların akıl ve duygularıyla algıladıkları şeyleri de tamamen bilir. Bunun içindir ki, onların kendisi-ne yakıştırdıkları her türlü vasıftan ve ortaktan mutlak olarak yücedir.

 

/ 93 De ki: Rabbim! Onların uğrayacakları azabı bana göstereceksen, 94 Rabbim! Beni yaratılış gayesi dışında yaşayan toplum arasında bırakma! 95 İşte böyle dua et. Çünkü biz onlara, vaat ettiğimiz azabı sana göstermeye gücü-müz yeter.

96 Fakat onlar ne söylerlerse ve ne yaparlarsa yapsınlar, sen onların is-tediği kötülüğü, en iyi yol hangisi ise onunla karşılık ver. Çünkü onların bize yakış-tırageldikleri şeyleri en iyi bilen biziz. 97 Ve de ki: Ey Rabbim! Tüm şeytani vesve-se ve kışkırtmalara karşı sana sığınıyorum. 98 Rabbim! Onların bana yaklaşmala-rından da, sana sığınıyorum.

99 Ölümden sonraki hayata inanmamakta diretip, kendi kendilerini alda-tanlardan herhangi birisine, ölüm gelip çatınca: “Ey Rabbim! Beni hayata geri dön-dür 100 ki, terkettiğim dünyada belki de yararlı bir iş yaparım…” Hayır, bu onun söylediği boş ve anlamsız bir sözden ibarettir. Çünkü dünyayı terketmiş olanların ardında, yeniden diriltilecekleri güne kadar aşılması imkansız bir engel vardır.

101 Ve kıyamet günü sûra üfürüldüğü zaman, ne aralarındaki kan bağla-rı işe yarayacaktır, ne de birbirlerine olup biten hakkında soru sorabileceklerdir.

102 Ve o gün iyi eylem ve davranışları tartıda ağır gelen kimseler, işte kazananlar bunlardır. 103 Ve kimin de iyilikleri hafif gelirse, işte cehennemde e-bedi kalmak üzere, kendi kendilerine yazık edenler de bunlardır. 104 Ateş onların yüzlerini yalayarak yakar da, ateşin içinde yüz etleri sıyrılmış olarak sırıtan dişle-riyle kalıverirler. 8


 

 

 

348

74 / 23 MÜ’MİNÛN (105-118)

Cüz : 18

 

 

اَلَمْ تَكُنْ اَيَاتِى تُتْلَى عَلَيْكُمْ فَكُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ -105, قَالُوا رَبَّنَا غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا وَكُنَّا قَوْمًا ضَالِّينَ -106, رَبَّنَا اَخْرِجْنَا مِنْهَا فَاِنْ عُدْنَا  فَاِنَّا ظَالِمُونَ -107, قَالَ اخْسَؤُا فِيهَا وَلاَ تُكَلِّمُونِ -108, اِنَّهُ كَانَ فَرِيقٌ مِنْ عِبَادِى يَقُولُونَ رَبَّنَا اَمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ -109, فَاتَّخَذْتُمُوهُمْ سِخْرِيًّا حَتَّى اَنْسَوْكُمْ ذِكْرِى وَكُنْتُمْ مِنْهُمْ تَضْحَكُونَ -110, اِنِّى جَزَيْتُهُمُ الْيَوْمَ بِمَا صَبَرُوا اَنَّهُمْ هُمُ الْفَائِزُونَ -111, قَالَ كَمْ لَبِثْتُمْ فِى اْلاَرْضِ عَدَدَ سِنِينَ -112, قَالُوا لَبِثْنَا يَوْمًا اَوْ بَعْضَ يَوْمٍ فَاسْئَلِ الْعَادِّينَ -113, قاَلَ اِنْ لَبِثْتُمْ اِلاَّ قَلِيلاً لَوْ اَنَّكُمْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ -114, اَفَحَسِبْتُمْ اَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا وَاَنَّكُمْ اِلَيْنَا لاَ تُرْجَعُونَ -115, فَتَعَالَى اللهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ لاَ اِلَهَ اِلاَّ هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْكَرِيمِ -116, وَمَنْ يَدْعُ مَعَ اللهِ اِلَهًا اَخَرَ لاَ بُرْهَانَ لَهُ بِهِ فَاِنَّمَا حِسَابُهُ عِنْدَ رَبِّهِ اِنَّهُ لاَ يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ -117, وَقُلْ رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ -118,

 

7 105 Ve Allah onlara: Siz değil miydiniz, size ayetlerim okunurken, o ayetleri yalanlayanlar. 106 Onlar da derler ki: Ey Rabbimiz! bize kötülükleri-miz üstün geldi de, bu yüzden yoldan çıkan kimseler olduk. 107 Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar, eğer tekrar işlediğimiz günahlara dönersek, o zaman ger-çekten yaratılış gayesi dışında yaşayan kimselerden oluruz. 108 Fakat Allah onlara: Alçaldıkça alçalın, yıkılıp kalın orada, susun, konuşmayın benimle di-yecek. 109 Bakın kullarımın arasında: Ey Rabbimiz! Biz sana inandık, öyleyse bizim günahlarımızı bağışla ve bize acı, sen merhamet edenlerin en hayırlısı-sın derlerdi de, 110 siz onları alaya alırdınız. O kadar ki, bu yaramaz haliniz, beni anmayı size büsbütün unutturdu ve hep o mü’minlere gülüp dururdunuz. 111 Ama her türlü güçlüklere göğüs germelerinden dolayı, bugün onları mü-kafatlandırdım. İşte ateşten kurtulup muradına erenler onlardır.

112 Allah inkârcılara, yeryüzünde kaç yıl kaldınız? diye sorar. 113 Onlar da, orada bir gün kaldık yahut bir günden daha az, bunu zamanı sayan-lara, bilenlere sor diye cevap verecekler. 114 Bunun üzerine Allah: Orada sa-dece az bir süre kaldınız. Keşke bunu bir bilseydiniz, dünyaya sarılıp kalmaz-dınız. 115 Sizi boşuna ve amaçsız yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız? 116 Öyleyse artık bilin ki, Allah yücelerin yücesidir. Hakimiyet kayıtsız şartsız O’na aittir. O’ndan başka gerçek ilah yoktur, çok cömert ve çok yüce hükümranlık makamının sahibi de O’dur. 117 Öyleyse kim, hakkında hiçbir delile sahip olmadığı halde, Allah’la beraber başka ilaha yakarırsa, bu-nun hesabını Allah katında, mutlaka verecektir. Doğrusu Allah’tan gelen ger-çekleri örtbas edenler, asla kurtuluşa erişemeyeceklerdir. 118 Öyleyse ey peygamber! de ki: Rabbim beni bağışla, bana acı, çünkü merhamet edenlerin en hayırlısı sensin.