292

   69 / 18 KEHF (1-4)

Cüz : 15

 

 

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

اَلْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِى اَنْزَلَ عَلَى عَبْدِهِ الْكِتَابَ وَلَمْ يَجْعَلْ لَهُ عِوَجاً -1, قَيِّمًا لِيُنْذِرَ بَأْسًا شَدِيدًا مِنْ لَدُنْهُ وَيُبَشِّرَ الْمُؤْمِنِينَ الَّذِينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ اَجْرًا حَسَنًا -2, مَاكِثِينَ فِيهِ اَبَدًا -3, وَيُنْذِرَ الَّذِينَ قَالُوا اتَّخَذَ اللهُ وَلَدًا -4,

.

18    KEHF SÛRESİ

Sûre yüce Allah’ın büyüklüğüne inanmayı yerleştirmek için tesbit ettiği ana hedeflerine ulaşma hususunda me-saj vermek ve tebliğler iletmek amacıyla Kur’ân’ın güzel dört kıssasından üçünü anlatır. Ashâb-ı Kehf : İnancı uğrunda canla-rını feda eden gençler… Dinleri uğruna yurtlarını terkedip bir mağaraya sığınan ve orada senelerce uyku halinde kalan bu kişilerin Allah tarafından tekrar diriltildiği anlatılır. Musa ve Hızır : Yüce Rabbin Hızır’a bildirdiği ve Musa’ya da Hızır’la bildir-diği gayb haberleri. Zülkarneyn : Takvası ve adaleti sayesinde Allah’ın değişik ülkelere hakim kıldığı yeryüzünün doğularına ve batılarına hükümran kıldığı bir melikin kıssası. Ayrıca sûreden üç örnek : “İki bahçe sahipleri” olarak hakkın çok mal ve saltanatta değil, inanca bağlı olduğu bir örnek olarak anlatılır. Dünya hayatı ve içindekilerin yok olacağı bildirilerek İblisin Adem’e secde etmemesi ve Allah’ın rahmetinden kovulup mahrum bırakılması anlatılarak kibir ve gururun neticesi bildirilmiş olur.

Dünyada herkesi, ahirette sadece mü’minleri rahmetine alan Allah adına.

/ 1 Bütün eksiksiz övgüler, Allah’a yakışır. O Allah ki, kuluna bu kitabı indirmiş ve o kitabın anlaşılmasını güçleştirecek hiçbir çapraşıklığa yer vermemiş-tir. 2 Bu tutarlı ve dosdoğru kitap, inkârcıları O’nun katından zorlu bir cezayla u-yarmak, dürüst ve güzel davranışlarda bulunan mü’minlere de, hakettikleri güzel karşılığı müjdelemek içindir. 3 İçinde sonsuza kadar kalacakları cennetleri müjde-lemek için. 4 Ayrıca bu kitap: “Allah kendine bir çocuk edindi” iddiasında bulunan-ları da uyarmak içindir. 8


 

 

 

Cüz : 15

69 / 18 KEHF (5-15)

293

 

 

مَا لَهُمْ بِهِ مِنْ عِلْمٍ  وَلاَ لاَبَائِهِمْ كَبُرَتْ كَلِمَةً  تَخْرُجُ مِنْ اَفْوَاهِهِمْ اِنْ يَقُولُونَ اِلاَّ كَذِبًا -5, فَلَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ عَلَى اَثَارِهِمْ اِنْ لَمْ يُؤْمِنُوا بِهَذَا الْحَدِيثِ اَسَفًا -6, اِنّاَ جَعَلْنَا مَا عَلَى اْلاَرْضِ زِينَةً لَهَا لِنَبْلُوَهُمْ اَيُّهُمْ اَحْسَنُ عَمَلاً -7, وَاِنَّا لَجَاعِلُونَ مَا عَلَيْهَا صَعِيدًا جُرُزًا -8, اَمْ حَسِبْتَ اَنَّ اَصْحَابَ الْكَهْفِ وَالرَّقِيمِ كَانُوا مِنْ اَيَاتِنَا عَجَبًا -9, اِذْ اَوَى الْفِتْيَةُ اِلَى الْكَهْفِ فَقَالُوا رَبَّنَا اَتِنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ اَمْرِنَا رَشَدًا -10, فَضَرَبْنَا عَلَى اَذَانِهِمْ فِى الْكَهْفِ سِنِينَ عَدَدًا -11, ثُمَّ بَعَثْنَاهُمْ لِنَعْلَمَ اَىُّ الْحِزْبَيْنِ اَحْصَى لِمَا لَبِثُوا اَمَدًا -12, نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ نَبَاَهُمْ بِالْحَقِّ اِنَّهُمْ فِتْيَةٌ اَمَنُوا بِرَبِّهِمْ وَزِدْنَاهُمْ هُدًى -13, وَرَبَطْنَا عَلَى قُلُوبِهِمْ اِذْ قَامُوا فَقَالُوا رَبُّنَا رَبُّ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ  لَنْ نَدْعُوَ مِنْ دُونِهِ اِلَهاً لَقَدْ قُلْنَا اِذًا شَطَطًا -14, هَؤُلاَءِ قَوْمُنَا اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ اَلِهَةً لَوْلاَ يَأْتُونَ عَلَيْهِمْ بِسُلْطَانٍ بَيِّنٍ فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللهِ كَذِبًا -15,

 

7 5 Allah çocuk edindi iddiasıyla ilgili, ne kendilerinin, ne de babala-rının doğru bir bilgisi var. Ne ağır bir söz bu ağızlarından çıkan. Yalandan baş-ka birşey söylemiyorlar. 6 Şu Kur’ân’a inanmadıkları ve senden yüz çevirdikle-ri için üzülüp hayıflanarak, neredeyse kendini harap edeceksin öyle mi? 7 Ger-çek şu ki, yeryüzünde güzel olan ne varsa, biz hepsini hangisinin iyi davrandı-ğını ortaya koymak için, insanları sınamaya bir vasıta kıldık. 8 Ve hiç şüphe yok ki, zamanı gelince, yeryüzündeki herşeyi kupkuru toprak haline getirece-ğiz.

9 Bu dünya hayatı, bir sınamadan ibaret olduğuna göre, şimdi sen mağaraya sığınan gençlerin ve sığındıkları mağaranın durumunu bizim şaşıla-cak ayetlerimizden bir delil mi sandın? 10 Hani o gençler mağaraya sığındık-ları zaman: “Ey Rabbimiz!” demişlerdi. “Katından bir rahmet bahşet bize. İşimi-zin başarıyla doğruluğa ulaşması için, sebebler hazırla bize” 11 Biz de bunun üzerine mağarada, onların kulaklarını nice yıllar sağırlaştırdık, yıllarca hiç bir-şey duymadılar. 12 Sonra onları uyandırdık ki, mağarada geçen zamanın iki bakış açısından, hangisi tarafından daha iyi değerlendirildiğini, insanlara gös-terelim diye.

 

/ 13 Şimdi onların hallerini, gerçek olarak sana haber verip anlatı-yoruz: Onlar gerçekten de Rablerine yürekten inanan gençlerdi ve biz de onla-rın doğru yoldaki duyarlılık ve bilinçlerini artırmıştık. 14 Kalplerini gerçeğe bağlamıştık. Öyle ki, kalkıp ayaklandıkları zaman yanlış yoldaki soydaşlarına veya mü’minlere zulmeden yöneticilerine: “Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbi-dir” demişlerdi. “Biz asla O’ndan başka sahte ilahlara yalvarıp yakarmayaca-ğız. Bunun aksini söylersek, çok çirkin birşey dile getirmiş oluruz. 15 Oysa bu bizim soydaşlarımız, O’ndan başka birçok tapacak sahte ilahlar icat ettiler. Ba-ri bu hususta açık bir delilleri olsaydı. Allah hakkında yalan uydurandan daha zalim, yani varoluş gayesi dışında yaşayan kim olabilir.” 8


 

 

 

294

69 / 18 KEHF (16-20)

Cüz : 15

 

 

وَاِذِ اعْتَزَلْتُمُوهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ اِلاَّ اللهَ فَأْوُآ اِلَى الْكَهْفِ يَنْشُرْ لَكُمْ رَبُّكُمْ مِنْ رَحْمَتِهِ وَيُهَيِّئْ لَكُمْ مِنْ اَمْرِكُمْ مِرفَقًا -16, وَتَرَى الشَّمْسَ اِذَا طَلَعَتْ تَتَزَاوَرُ عَنْ كَهْفِهِمْ ذَاتَ الْيَمِينِ وَاِذَا غَرَبَتْ تَقْرِضُهُمْ ذَاتَ الشِّمَالِ وَهُمْ فِى فَجْوَةٍ مِنْهُ ذَلِكَ مِنْ اَيَاتِ اللهِ مَنْ يَهْدِ اللهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِ وَمَنْ يُضْلِلْ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ وَلِيًّا مُرْشِدًا -17, وَتَحْسَبُهُمْ اَيْقَاظًا وَهُمْ رُقُودٌ وَنُقَلِّبُهُمْ ذَاتَ الْيَمِينِ وَذَاتَ الشِّمَالِ وَكَلْبُهُمْ بَاسِطٌ ذِرَاعَيْهِ بِالْوَصِيدِ لَوِ اطَّلَعْتَ عَلَيْهِمْ لَوَلَّيْتَ مِنْهُمْ فِرَارًا وَلَمُلِئْتَ مِنْهُمْ رُعْبًا -18, وَكَذَلِكَ بَعَثْنَاهُمْ لِيَتَسَاءَ لُوا بَيْنَهُمْ قَالَ قَائِلٌ مِنْهُمْ كَمْ لَبِثْتُمْ قَالُوا لَبِثْنَا يَوْمًا اَوْ بَعْضَ يَوْمٍ قَالُوا رَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَا لَبِثْتُمْ فَابْعَثُوا اَحَدَكُمْ بِوَرِقِكُمْ هَذِهِ اِلَى الْمَدِينَةِ فَلْيَنْظُرْ اَيُّهَا اَزْكَى طَعَامًا فَلْيَأْتِكُمْ بِرِزْقٍ مِنْهُ وَلْيَتَلَطَّفْ وَلاَ يُشْعِرَنَّ بِكُمْ اَحَدًا -19, اِنَّهُمْ اِنْ يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ يَرْجُمُوكُمْ اَوْ يُعِيدُوكُمْ فِى مِلَّتِهِمْ وَلَنْ تُفْلِحُوا اِذًا اَبَدًا -20,

 

7 16 İçlerinden biri dedi ki, madem onlardan ayrıldınız ve Allah’tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, sığının mağaraya da Rabbiniz, rahmetiyle bir genişlik versin ve işinizde de size kolaylık sebepleri hazırlasın… 17 Ve yıl-larca güneşin doğarken, onların mağarasını sağ taraftan yalayıp geçtiğini, ba-tarken de onlara dokunmadan sol yandan geçip gittiğini ve onların mağaranın genişce bir bölümünde bulunduğunu görürdün, Allah’ın ayetlerinden biriydi bu. Allah kime yol gösterirse, doğru yolu bulan odur, kimi de saptırırsa, artık ona kesin olarak doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın. / 18 Onları uyanık sanırsın, halbuki uyuyorlar ve biz onları sağ ve sol taraflarına çevirip durmada-yız, köpekleri de mağaranın girişinde ayaklarını uzatıp, uyuyakalmıştı. Onlara bu halleriyle rastlamış olsaydın, arkanı döner kaçardın, onların halinden korku dolardı içine. 19 Derken günü gelince, onları uykudan kaldırdık ve olup biten-leri birbirlerine sormaya başladılar. İçlerinden biri: “Burada bu şekilde, ne ka-dar kaldınız” diye sordu. Ötekiler: “Ya bir gün veya günün bir kısmı kadar” de-diler. Fakat işin iç yüzünü pek iyice bilmediklerinden, “Ne kadar kaldığımızı, Rabbimiz en iyi bilir” dediler ve şöyle eklediler: “Şimdi içinizden birini şu gümüş parayla şehre gönderin de baksın, yiyeceklerden en temizi hangisi ise, size ondan azık olarak alıp getirsin. Ancak çok dikkatli davransın, sakın sizin bura-da bulunduğunuzu kimseye sezdirmesin. 20 Çünkü anlarlar ve duyarlarsa, sizi ya taşlayarak öldürürler yahut da kendi batıl dinlerine döndürürler ki, bu du-rumda bir daha asla kurtulamazsınız.” 8


 

 

 

Cüz : 15

69 / 18 KEHF (21-27)

295

 

 

وَكَذَلِكَ اَعْثَرْنَا عَلَيْهِمْ لِيَعْلَمُوا اَنَّ وَعْدَ اللهِ حَقٌّ وَاَنَّ السَّاعَةَ لاَ رَيْبَ فِيهَا اِذْ يَتَنَازَعُونَ بَيْنَهُمْ اَمْرَهُمْ فَقَالُوا ابْنُوا عَلَيْهِمْ بُنْيَانًا رَبُّهُمْ اَعْلَمُ بِهِمْ قَالَ الَّذِينَ غَلَبُوا عَلَى اَمْرِهِمْ لَنَتَّخِذَنَّ عَلَيْهِمْ مَسْجِدًا -21, سَيَقُولُونَ ثَلاَثَةٌ رَابِعُهُمْ كَلْبُهُمْ وَيَقُولُونَ خَمْسَةٌ سَادِسُهُمْ كَلْبُهُمْ رَجْمًا بِالْغَيْبِ وَيَقُولُونَ سَبْعَةٌ وَثَامِنُهُمْ كَلْبُهُمْ قُلْ رَبِّى اَعْلَمُ بِعِدَّتِهِمْ مَا يَعْلَمُهُمْ اِلاَّ قَلِيلٌ فَلاَ تُمَارِ فِيهِمْ اِلاَّ مِرَاءً ظَاهِرًا وَلاَ تَسْتَفْتِ فِيهِمْ مِنْهُمْ اَحَدًا -22, وَلاَ تَقُولَنَّ لِشَىْءٍ اِنِّى فَاعِلٌ ذَلِكَ غَدًا -23, اِلاَّ اَنْ يَشَاءَ اللهُ وَاذْكُرْ رَبَّكَ اِذَا نَسِيتَ وَقُلْ عَسَى اَنْ يَهْدِيَنِ رَبِّى لاَقْرَبَ مِنْ هَذَا رَشَدًا -24, وَلَبِثُوا فِى كَهْفِهِمْ ثَلاَثَ مِائَةٍ سِنِينَ وَازْدَادُوا تِسْعًا -25, قُلِ اللهُ اَعْلَمُ بِمَا لَبِثُوا لَهُ غَيْبُ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ اَبْصِرْ بِهِ وَاَسْمِعْ مَا لَهُمْ مِنْ دُونِهِ مِنْ وَلِىٍّ وَلاَ يُشْرِكُ فِى حُكْمِهِ اَحَدًا -26, وَاتْلُ مَا اُوحِىَ اِلَيْكَ مِنْ كِتَابِ رَبِّكَ لاَ مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِهِ وَلَنْ تَجِدَ مِنْ دُونِهِ مُلْتَحَدًا -27,

 

7 21 Böylece biz, şehir halkını onların halinden haberdar ettik ki, tüm insanlar Allah’ın verdiği sözün gerçek olduğunu, kıyametin şüphe götürmez ol-duğunu kesinlikle bilsinler. Fakat onlar, meseleyi bu yönde algılamaları gere-kirken, kendi aralarında mağaradakilerin durumlarını tartışıyorlar ve diyorlardı ki, “Onların üzerine bir bina yapın onların başına gelen ne ise, en iyi Allah bi-lir.” Onların durumlarını iyi bilenler veya onların işini başarıya ulaştırıp, tevhid inancını topluma yerleştirenler ise: “Doğrusu onların hatırasına mağaranın ö-nünde bir mescid yükseltmeliyiz” dediler. 22 Ve yıllar sonra insanlar, bileme-yecekleri bir konuda gerekli olmayan tahminlerle: “Onlar üç kişiydiler, dördün-cüleri köpekleriydi.” Yahut “Beş kişiydiler, altıncıları köpekleriydi.” Hatta “Yedi kişiydiler, sekizincileri köpekleriydi” diyen kimseler çıkacak. De ki: Onların sa-yısını en iyi Rabbim bilir, zaten çok az kimse, onlar hakkında kayda değer bir-şeyler bilmektedir. Artık sen de, onlar hakkında sana açıkladığımıza razı ol da, fazla münakaşa ve tartışmaya dalma, onlar hakkında malûmat edineceğim di-ye daha fazla bilgi almak için ona buna hiçbirşey sorma. / 23  Ve hiç birşey hakkında “Ben bu işi, yarın mutlaka yapacağım” deme. 24 Ancak “Allah diler-se yapacağım” de. Ve birşeyi unutunca Rabbini an ve de ki: “Umarım Rabbim beni, bundan daha yakın doğruya eriştirir.” 25 Bir kısım insanlar: Onların ma-ğarada üçyüz yıl kaldığını ileri sürüyor ve kimileri de bu sayıya, dokuz yıl daha ekliyorlar. 26 De ki: “Onların orada, ne kadar kaldığını en iyi Allah bilir. Gökle-rin ve yerin gizli gerçekleri, yalnızca O’nun elindedir. O ne eşsiz bir görücü, ne eşsiz bir işiticidir. Göklerde ve yerde olanların, O’ndan başka bir koruyucusu ve yöneticisi yoktur. Ve O, kendi hükümranlığına kimseyi ortak etmez.”

27 Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku ve okut. O’nun sözlerini değiştirebilecek kimse yoktur. Ve sen O’ndan başka da sığınacak ve dayana-cak bir kimse bulamazsın. 8


 

 

 

296

69 / 18 KEHF (28-34)

Cüz : 15

 

 

وَاصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدَوةِ وَالْعَشِىِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ وَلاَ تَعْدُ عَيْنَاكَ عَنْهُمْ تُرِيدُ زِينَةَ الْحَيَوةِ الدُّنْيَا وَلاَ تُطِعْ مَنْ اَغْفَلْنَا قَلْبَهُ عَنْ ذِكْرِنَا وَاتَّبَعَ هَوَيهُ وَكَانَ اَمْرُهُ فُرُطًا -28, وَقُلِ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْ فَمَنْ شَاءَ فَلْيُؤْمِنْ وَمَنْ شَاءَ فَلْيَكْفُرْ اِنَّا اَعْتَدْنَا لِلظَّالِمِينَ نَارًا اَحَاطَ بِهِمْ سُرَادِقُهَا وَاِنْ يَسْتَغِيثُوا يُغَاثُوا بِمَاءٍ كَالْمُهْلِ يَشْوِى الْوُجُوهَ بِئْسَ الشَّرَابُ وَسَاءَ تْ مُرْتَفَقًا -29, اِنَّ الَّذِينَ اَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اِنَّا لاَ نُضِيعُ اَجْرَ مَنْ اَحْسَنَ عَمَلاً -30, اُولَئِكَ لَهُمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرِى مِنْ تَحْتِهِمُ اْلاَنْهَارُ يُحَلَّوْنَ فِيهَا مِنْ اَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَيَلْبَسُونَ ثِيَابًا خُضْرًا مِنْ سُنْدُسٍ وَاِسْتَبْرَقٍ  مُتَّكِئِينَ فِيهَا عَلَى اْلاَرَائِكِ نِعْمَ الثَّوَابُ وَحَسُنَتْ مُرْتَفَقًا -31, وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلاً رَجُلَيْنِ جَعَلْنَا لاَحَدِهِمَا جَنَّتَيْنِ مِنْ اَعْنَابٍ وَحَفَفْنَاهُمَا بِنَخْلٍ وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمَا زَرْعًا -32, كِلْتَا الْجَنَّتَيْنِ اَتَتْ اُكُلَهَا وَلَمْ تَظْلِمْ مِنْهُ شَيْئًا وَفَجَّرْنَا خِلاَلَهُمَا نَهَرًا -33, وَكَانَ لَهُ ثَمَرٌ فَقَالَ لِصَاحِبِهِ وَهُوَ يُحَاوِرُهُ اَنَا اَكْثَرُ مِنْكَ مَالاً وَاَعَزُّ نَفَرًا -34,

 

7 28 Ve Rabbinin hoşnutluğunu umarak, sabah akşam O’na yalvarıp yakaranlarla birlikte, sen de başına gelecek sıkıntı ve zorluklara katlan. Dünya hayatının cazibesine kapılarak gözlerini onlardan ayırma. İyi ve güzel olan ne varsa, hepsini terkedip yalnızca bencil arzuları peşine düştüğü için, kalbini bizi hatırlamaya karşı duyarsız kıldığımız kimseye de uyma, zaten o işinde sınırı aşmıştır.

29 De ki: Gerçekleri içeren bu Kur’ân, Rabbinizden gelmiştir. Artık di-leyen inansın, dileyen inkâr etsin. Şüphe yok ki biz, zalimlere öyle bir ateş ha-zırladık ki, etrafındaki alev duvarlar onları çepeçevre kuşatır. Susayıp su iste-dikleri zaman kaynamış katran gibi bir su ikram edilir de, bu su yüzlerini bile kavurur gider. Ne kötü bir sudur o, ne kötü bir dayanacak koltuktur orası.

30 Ama inanıp dürüst ve iyi işlerde bulunanlara gelince, şüphe yok ki biz, güzel ve yararlı işlerde bulunanların emeğini elbette ki, boşa çıkarmayız. 31 Öyle kişilerdir ki onlar, ebedi Adn cennetlerine layık olmuşlardır, kıyılarında ırmaklar akan cennetler… Orada altın bileziklerle süslenirler, ince ve kalın i-pekli yeşil elbiseler giyineceklerdir, güzel divanlara yaslanıp oturacaklardır. Ne güzel bir karşılık ve ne güzel bir dinlenme yeri!

 

/ 32 O insanlara şu iki adamın örneğini ver, ki onlardan birine iki üzüm bağı vermiş, bağların etrafını hurma ağaçlarıyla çevirmiş ve aralarında da, ekili alan meydana getirmiştik. 33 Bu iki bağ daima mahsül verirdi, veri-minde de noksan bulunmazdı. İki bağın arasından bir de ırmak akıtmıştık. 34 Bu bahçelerin sahibinin daha başka gelirleri de vardı. Konuşurken arkadaşına dedi ki: “Ben malca da senden üstünüm, çoluk çocuk, hizmetçi, işçi bakımın-dan da senden daha güçlü ve ilerdeyim.” 8


 

 

 

Cüz : 15

69 / 18 KEHF (35-45)

297

 

 

وَدَخَلَ جَنَّتَهُ وَهُوَ ظَالِمٌ لِنَفْسِهِ قَالَ مَا اَظُنُّ اَنْ تَبِيدَ هَذِهِ اَبَدًا -35, وَمَا اَظُنُّ السَّاعَةَ قَائِمَةً وَلَئِنْ رُدِدْتُ اِلَى رَبِّى لاَجِدَنَّ خَيْرًا مِنْهَا مُنْقَلَبًا -36, قَالَ لَهُ صَاحِبُهُ وَهُوَ يُحَاوِرُهُ اَكَفَرْتَ بِالَّذِى خَلَقَكَ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ سَوَّيكَ رَجُلاً -37, لَكِنَّا هُوَ اللهُ رَبِّى وَلاَ اُشْرِكُ بِرَبِّى اَحَدًا -38, وَلَوْلاَ اِذْ دَخَلْتَ جَنَّتَكَ قُلْتَ مَاشَاءَ اللهُ لاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ  اِنْ تَرَنِى اَنَا اَقَلَّ مِنْكَ مَالاً وَوَلَدًا -39, فَعَسَى رَبِّى اَنْ يُؤْتِيَنِ خَيْرًا مِنْ جَنَّتِكَ وَيُرْسِلَ عَلَيْهَا حُسْبَانًا مِنَ السَّمَاءِ فَتُصْبِحَ صَعِيدًا زَلَقًا -40, اَوْ يُصْبِحَ مَاؤُهَا غَوْرًا فَلَنْ تَسْتَطِيعَ لَهُ طَلَبًا -41, وَاُحِيطَ بِثَمَرِهِ فَاَصْبَحَ يُقَلِّبُ كَفَّيْهِ عَلَى مَا اَنْفَقَ فِيهَا وَهِىَ خَاوِيَةٌ عَلَى عُرُوشِهَا وَيَقُولُ يَالَيْتَنِى لَمْ اُشْرِكْ بِرَبِّى اَحَدًا -42, وَلَمْ تَكُنْ لَهُ فِئَةٌ يَنْصُرُونَهُ مِنْ دُونِ اللهِ وَمَا كَانَ مُنْتَصِرًا -43, هُنَالِكَ الْوَلاَيَةُ لِلَّهِ الْحَقِّ هُوَ خَيْرٌ ثَوَابًا وَخَيْرٌ عُقْبًا -44, وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلَ الْحَيَوةِ الدُّنْيَا كَمَاءٍ اَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَاءِ فَاخْتَلَطَ بِهِ نَبَاتُ اْلاَرْضِ فَاَصْبَحَ هَشِيمًا تَذْرُوهُ الرِّيَاحُ وَكَانَ اللهُ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ مُقْتَدِرًا -45,

 

7 35 İşte kendi kendine böylece yazık edip, yaratılış gayesi dışına çıkan bu adam: “Bu bahçenin hiç bir zaman yok olacağını, asla düşünemiyo-rum” diyerek bahçesine girdi. 36 “Kıyametin kopacağını da zannetmem. Ama eğer Rabbime döndürülürsem, bundan daha iyi bir yer karşımda bulurum” di-yordu. 37 Kendisiyle tartışmaya girdiği arkadaşı ona: “Seni topraktan, sonra bir damla sudan yaratıp da, eksiksiz bir insan şekline sokan Allah’a karşı, inkâr bayrağını mı kaldırdın?” dedi. 38 “Bana gelince, biliyorum ki benim Rabbim Allah’tır ve tanrısal nitelikleri, O’ndan başkasına yakıştıramam. 39 Bağına gir-diğinde, Allah neyi dilerse o olur. Güç, kuvvet sadece Allah’ındır deseydin ya. Beni malca ve evlatça kendinden düşkün gördün ama, 40 Umarım ki Rabbim bana, seninkinden daha hayırlı bir bağ verir, senin bu bahçene gökten bir afet geliverirde, kaypak ve kupkuru bir toprak oluverir. 41 Yahut da suyu öylesine çekilir ki, onu arayıp bulmaya bile gücün yetmez.” 42 Derken o inkârcı kişinin bütün ürünleri yok edildi de, çardakları üzerine yıkılmış durumda olan bağın karşısında, boşa giden emek ve sarfettiklerine içi yanarak, ellerini oğuştura o-ğuştura: “Ah ne olurdu, Rabbimden başkasına tanrısal nitelikler yakıştırmamış olsaydım” demeye başladı. 43 Kendisine Allah’tan başka yardım edecek des-tekçileri olmadığı gibi, kendi kendini de kurtaracak güçte değildi. 44 İşte bunun içindir ki, her zaman ve her yerde koruyucu ve kayırıcı güç, tamamen Allah’a aittir. Hak edilen karşılığı vermekte de, sonucun ne olacağını belirlemekte de en hayırlı olan O’dur.

 

/ 45 Onlara örnek olarak anlat: Dünya hayatı, gökten yağdırdığı-mız bir suya benzer ki, onunla yeryüzünün bitkileri büyüyüp, birbirine karışır, derken çok geçmeden bu canlılık ve çeşitlilik, rüzgarın savurup götürdüğü çer-çöpe döner. Allah’ın herşeye gücü yeter. 8


 

 

 

298

69 / 18 KEHF (46-53)

Cüz : 15

 

 

اَلْمَالُ وَالْبَنُونَ زِينَةُ الْحَيَوةِ الدُّنْيَا وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِنْدَ رَبِّكَ ثَوَابًا وَخَيْرٌ اَمَلاً -46, وَيَوْمَ نُسَيِّرُ الْجِبَالَ وَتَرَى اْلاَرْضَ بَارِزَةً وَحَشَرْنَاهُمْ فَلَمْ نُغَادِرْ مِنْهُمْ اَحَدًا -47, وَعُرِضُوا عَلَى رَبِّكَ صَفًّا لَقَدْ جِئْتُمُونَا كَمَا خَلَقْنَاكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ بَلْ زَعَمْتُمْ اَلَّنْ نَجْعَلَ لَكُمْ مَوْعِدًا -48, وَوُضِعَ الْكِتَابُ فَتَرَى الْمُجْرِمِينَ مُشْفِقِينَ مِمَّا فِيهِ وَيَقُولُونَ يَاوَيْلَتَنَا مَالِ هَذَا الْكِتَابِ لاَ يُغَادِرُ صَغِيرَةً وَلاَ كَبِيرَةً اِلاَّ اَحْصَيهَا وَوَجَدُوا مَا عَمِلُوا حَاضِرًا وَلاَ يَظْلِمُ رَبُّكَ اَحَدًا -49, وَاِذْ قُلْنَا لِلْمَلَئِكَةِ اسْجُدُوا لاَدَمَ فَسَجَدُوا اِلاَّ اِبْلِيسَ كَانَ مِنَ الْجِنِّ فَفَسَقَ عَنْ اَمْرِ رَبِّهِ اَفَتَتَّخِذُونَهُ وَذُرِّيَّتَهُ اَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِى وَهُمْ لَكُمْ عَدُوٌّ بِئْسَ لِلظَّالِمِينَ بَدَلاً -50, مَا اَشْهَدْتُهُمْ خَلْقَ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَلاَ خَلْقَ اَنْفُسِهِمْ وَمَا كُنْتُ مُتَّخِذَ الْمُضِلِّينَ عَضُدًا -51, وَيَوْمَ يَقُولُ نَادُوا شُرَكَائِىَ الَّذِينَ زَعَمْتُمْ فَدَعَوْهُمْ فَلَمْ يَسْتَجِيبُوا لَهُمْ وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمْ مَوْبِقًا -52, وَرَاَ الْمُجْرِمُونَ النَّارَ فَظَنُّوا اَنَّهُمْ مُوَاقِعُوهَا وَلَمْ يَجِدُوا عَنْهَا مَصْرِفًا -53,

 

7 46 Mal, mülk ve çocuklar, dünya hayatının süsleridir. Ebedi olan, sürekli olan, dürüst ve erdemli davranışlar ise, karşılığı bakımından Rabbinin katında daha değerli ve bir ümit kaynağı olarak daha hayırlıdır.

47 O gün dağları yerinden ayırıp yürütürüz de, yeryüzünü düz ve pü-rüzsüz görürsün; o gün kimseyi bırakmaksızın herkesi diriltip, mahşer alanına toplayacağız. 48 Ve saf saf Rablerinin huzuruna çıkarıldıklarında, Rableri on-lara şöyle diyecek: “İşte sizi ilk kez yarattığımız günkü gibi, bütünüyle yapayal-nız ve boyun eğmiş olarak huzurumuza geldiniz. Oysa siz, size verdiğimiz sö-zü yerine getirecek bir zaman tayin etmediğimizi sanmıştınız değil mi?”

49 Herkesin dünyada yapıp ettiğinin kaydedildiği kitap, ortaya konul-muştur. Suçluların o kitapta yazılı olan şeyler yüzünden, irkildiklerini görürsün. Onlar eyvah derler. Nasıl bir kitapmış bu! Ne küçük birşey bırakmış, ne büyük, hepsini de sayıp dökmüş. Ne yaptılarsa hepsini de karşılarında bulurlar ve böylece Rabbinin kimseye haksızlık etmediğini anlarlar.

 

/ 50 Ve hatırla o zamanı ki, biz meleklere: Adem’e secde edin, ö-nünde yere kapanın dediğimizde, İblis dışında hepsi yere kapanmıştı. İblis cin-lerdendi. Rabbinin emrinden dışarı çıktı. Durum böyle iken ey insanlar! Beni bırakıpta onu ve soyunu dostlar mı ediniyorsunuz? Oysa onlar size düşman-dırlar. Allah’ı bırakıpta şeytanı dost edinmek, varoluş gayesine aykırı hareket edenler için, ne kötü bir değişimdir.

51 Ben onları ne göklerle yerin, ne de kendi yaratılışlarına şahit ol-sunlar diye hazır bulundurmadım. Ve ben doğru yoldan saptıranları da yardım-cı edinmiş değilim.

52 Ve o gün Allah: “Bana eş ve ortak sandıklarınızı çağırın” der. Bu-nun üzerine onlar çağırırlar. Fakat berikiler onlara bir karşılık veremeyecek, çünkü onların arasına aşılmaz bir uçurum koyacağız.

53 Ve günahlara batmış olanlar, cehennemi görürler de, içine düşe-ceklerini anlarlar, ama ondan kaçıp kurtulmak için bir yol bulamayacaklar.


 

 

 

Cüz : 15

69 / 18 KEHF (54-61)

299

 

 

وَلَقَدْ صَرَّفْنَا فِى هَذَا الْقُرْاَنِ لِلنَّاسِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍ وَكَانَ اْلاِنْسَانُ اَكْثَرَ شَىْءٍ جَدَلاً -54, وَمَا مَنَعَ النَّاسَ اَنْ يُؤْمِنُوا اِذْ جَاءَ هُمُ الْهُدَى وَيَسْتَغْفِرُوا رَبَّهُمْ اِلاَّ اَنْ تَأْتِيَهُمْ سُنَّةُ اْلاَوَّلِينَ اَوْ يَأْتِيَهُمُ الْعَذَابُ قُبُلاً -55, وَمَا نُرْسِلُ الْمُرْسَلِينَ اِلاَّ مُبَشِّرِينَ وَمُنْذِرِينَ وَيُجَادِلُ الَّذِينَ كَفَرُوا بِالْبَاطِلِ لِيُدْحِضُوا بِهِ الْحَقَّ وَاتَّخَذُوا اَيَاتِى وَمَا اُنْذِرُوا هُزُوًا -56, وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ ذُكِّرَ بِاَيَاتِ رَبِّهِ فَاَعْرَضَ عَنْهَا وَنَسِىَ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ اِنَّا جَعَلْنَا عَلَى قُلُوبِهِمْ اَكِنَّةً اَنْ يَفْقَهُوهُ وَفِى اَذَانِهِمْ وَقْرًا وَاِنْ تَدْعُهُمْ اِلَى الْهُدَى فَلَنْ يَهْتَدُوا اِذًا اَبَدًا -57, وَرَبُّكَ الْغَفُورُ ذُو الرَّحْمَةِ لَوْ يُؤَاخِذُهُمْ بِمَا كَسَبُوا لَعَجَّلَ لَهُمُ الْعَذَابَ بَلْ لَهُمْ مَوْعِدٌ لَنْ يَجِدُوا مِنْ دُونِهِ مَوْئِلاً -58, وَتِلْكَ الْقُرَى اَهْلَكْنَاهُمْ لَمَّا ظَلَمُوا وَجَعَلْنَا لِمَهْلِكِهِمْ مَوْعِدًا -59, وَاِذْ قَالَ مُوسَى لِفَتَيهُ لاَ اَبْرَحُ حَتَّى اَبْلُغَ مَجْمَعَ الْبَحْرَيْنِ اَوْ اَمْضِىَ حُقُبًا -60, فَلَمَّا بَلَغَا مَجْمَعَ بَيْنِهِمَا نَسِيَاحُوتَهُمَا فَاتَّخَذَ سَبِيلَهُ فِى الْبَحْرِ سَرَبًا -61,

 

/ 54 Andolsun ki biz, bu Kur’ân’da insanlara her çeşit örneği, tek-rar tekrar açıkça anlatmaktayız. Ama insan tartışmaya herşeyden daha çok düşkündür. 55 İnsanları, kendilerine hidayet geldikten, doğru yol bildirildikten sonra da inanmaktan ve Rablerinden bağışlanma dilemekten alıkoyan şey, an-cak evvelkilerin başına gelenin başlarına gelmesini, yahut azabın ansızın onla-rı enselemesini beklemeleridir. 56 Biz peygamberleri ancak müjdeciler ve uya-rıcılar olarak göndeririz. Bizden gelen gerçekleri örtbas edenler ise, gerçekleri anlamsız ve boş şeylerle yerinden kaydırıp, çürütmek için uğraşıp dururlar. A-yetlerimizi ve kendilerine yapılan uyarıyı alay konusu edinirler. 57 Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatıldığı halde, onlardan öğüt almayıp yüz çeviren ve el-lerinin yapıp öne sürdüğü, günahlarını unutandan daha zalim, yani yaratılış gayesi dışında yaşayan kim olabilir? Biz onların kalpleri üzerine, onu anlama-larına engel olan örtüler, kulaklarına da ağırlık koymuşuzdur. Onları doğru yola çağırsan da, asla doğru yola gelmezler. Çünkü gerçeklere kulaklarını kapat-mışlardır. 58 Ve Rabbin suçları örter, rahmet sahibidir. Kazandıkları günahlar-dan dolayı, onları yakalayıp hesaba çekecek olsaydı, hak ettikleri azabı, çar-çabuk başlarına salıverirdi. Fakat onlar için tanınmış belli bir süre vardır ki, o vakit gelince, ondan kaçıp sığınacak bir yer de bulamayacaklardır. 59 İşte ya-ratılış gayesine aykırı hareket ettikleri için, helak ettiğimiz bunca şehir… Onları helak etmek için de, belli bir zaman tayin etmiştik.

 

/ 60 Bir vakit Musa, genç arkadaşı olan yardımcısına demişti ki: “İki denizin birleştiği yere kadar yoluma devam edeceğim, yahut da yıllarca bu uğurda uğraşacağım.”

61 İki denizin kavuştuğu yere vardıkları zaman, balıklarını unutmuş-lardı. Balık denize atlamış, dalıp bir yol tutmuş gitmişti. 8


 

 

 

300

69 / 18 KEHF (62-74)

Cüz : 15

 

 

فَلَمَّا جَاوَزَا قَالَ لِفَتَيهُ اَتِنَا غَدَاءَ نَا لَقَدْ لَقِينَا مِنْ سَفَرِنَا هَذَا نَصَبًا -62, قَالَ اَرَاَيْتَ اِذْ اَوَيْنَا اِلَى الصَّخْرَةِ فَاِنِّى نَسِيتُ الْحُوتَ وَمَا اَنْسَانِيهُ اِلاَّ الشَّيْطَانُ اَنْ اَذْكُرَهُ وَاتَّخَذَ سَبِيلَهُ فِى الْبَحْرِ عَجَبًا -63, قَالَ ذَلِكَ مَا كُنَّا نَبْغِ فَارْتَدَّا عَلَى اَثَارِهِمَا قَصَصًا -64, فَوَجَدَا عَبْدًا مِنْ عِبَادِنَا اَتَيْنَاهُ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَعَلَّمْنَاهُ مِنْ لَدُنَّا عِلْمًا -65, قَالَ لَهُ مُوسَى هَلْ اَتَّبِعُكَ عَلَى اَنْ تُعَلِّمَنِ مِمَّا عُلِّمْتَ رُشْدًا -66, قَالَ اِنَّكَ لَنْ تَسْتَطِيعَ مَعِىَ صَبْرًا -67, وَكَيْفَ تَصْبِرُ عَلَى مَا لَمْ تُحِطْ بِهِ خُبْرًا -68, قَالَ سَتَجِدُنِى اِنْ شَاءَ اللهُ صَابِرًا وَلاَ اَعْصِى لَكَ اَمْرًا -69, قَالَ فَاِنِ اتَّبَعْتَنِى فَلاَ تَسْئَلْنِى عَنْ شَىْءٍ حَتَّى اُحْدِثَ لَكَ مِنْهُ ذِكْرًا -70, فَانْطَلَقَا حَتَّى اِذَا رَكِبَا فِى السَّفِينَةِ خَرَقَهَا قَالَ اَخَرَقْتَهَا لِتُغْرِقَ اَهْلَهَا لَقَدْ جِئْتَ شَيْئًا اِمْرًا -71, قَالَ اَلَمْ اَقُلْ اِنَّكَ لَنْ تَسْتَطِيعَ مَعِىَ صَبْرًا -72, قَالَ لاَ تُؤَاخِذْنِى بِمَا نَسِيتُ وَلاَ تُرْهِقْنِى مِنْ اَمْرِى عُسْرًا -73, فَانْطَلَقَا حَتَّى اِذَا لَقِيَا غُلاَمًا فَقَتَلَهُ قَالَ اَقَتَلْتَ نَفْسًا زَكِيَّةً بِغَيْرِ نَفْسٍ لَقَدْ جِئْتَ شَيْئًا نُكْرًا -74,

 

7 62 Orayı geçtiklerinde, Musa genç arkadaşına: “Kuşluk yemeğimi-zi getir” dedi. “Gerçektende şu yolculuk çok yordu bizi.” 63 Arkadaşı, “Gördün mü?” dedi. “Kayanın yanında oturduğumuz zaman, balığı unutmuştum. Onu bana unutturan ve sana söylememe engel olan da, ancak şeytandır. Tuhaf şey nasılda yol bulup suya ulaştı.” 64 Musa: “Buydu aradığımız işte ya!” dedi. Ve izleri üzerinde, hemen geri döndüler. 65 Ve orada kullarımızdan bir kul buldu-lar ki, biz katımızdan O’na rahmet verip, özel bilgiyle donatmıştık O’nu. 66 Mu-sa O’na: “Sana öğretilen bilgilerden, bana öğretmek üzere senin peşinden ge-lebilir miyim?” dedi. 67 O da: “Sen benimle birlikteyken, olacak olanlara katla-namazsın” dedi. 68 “İç yüzünü kavramana imkan olmayan tecrübe alanı içine girmeyen bir şeye, nasıl dayanabilirsin ki?” 69 Musa: “Allah dilerse” dedi. “Gö-rürsün katlanacağım ve hiçbir konuda sana uyumsuzluk göstermeyeceğim.” 70 O “Pekala” dedi. “O halde eğer benim peşimden geleceksen, yapacağım şeyler hakkında, ben sana bir açıklamada bulununcaya kadar, bana hiç birşey sormayacaksın.”

 

/ 71 Derken… Bu ikisi böylece yola koyuldular, sonunda bir kıyıya vardılar, onları karşı kıyıya taşıyan gemiden inecekleri zaman, o kimse gemide bir delik açtı. Musa bunu görünce: “İçindekileri boğmak için mi onu deldin? Doğrusu çok kötü bir iş yaptın” diye çıkıştı. 72 O zat: “Ben sana, bana asla katlanamayacağını söylememiş miydim?” dedi. 73 Musa: “Unuttum” dedi. “Bu yüzden azarlama beni. Bu yaptğım işten dolayı bana güçlük çıkarma.” 74 Böy-lece yeniden yola koyuldular. Bir çocuğa rastladılar. O zat çocuğu öldürdü. Musa bunu görünce, “Tertemiz bir canı, bir can karşılığı olmaksızın öldürdün, öyle mi?” diye çıkıştı. “Gerçekten çok korkunç bir iş yaptın sen.” 8


 

 

 

Cüz : 16

69 / 18 KEHF (75-83)

301

 

 

قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكَ اِنَّكَ لَنْ تَسْتَطِيعَ مَعِىَ صَبْرًا -75, قَالَ اِنْ سَاَلْتُكَ عَنْ شَىْءٍ بَعْدَهَا فَلاَ تُصَاحِبْنِى قَدْ بَلَغْتَ مِنْ لَدُنِّى عُذْرًا -76, فَانْطَلَقَا حَتَّى اِذَا اَتَيَا اَهْلَ قَرْيَةٍ اسْتَطْعَمَا اَهْلَهَا فَاَبَوْا اَنْ يُضَيِّفُوهُمَا فَوَجَدَا فِيهَا جِدَارًا يُرِيدُ اَنْ يَنْقَضَّ فَاَقَامَهُ قَالَ لَوْ شِئْتَ لاَتَّخَذْتَ عَلَيْهِ اَجْرًا -77, قَالَ هَذَا فِرَاقُ بَيْنِى وَبَيْنِكَ سَاُنَبِّئُكَ بِتَأْوِيلِ مَا لَمْ تَسْتَطِعْ عَلَيْهِ صَبْرًا -78, اَمَّا السَّفِينَةُ فَكَانَتْ لِمَسَاكِينَ يَعْمَلُونَ فِى الْبَحْرِ فَاَرَدْتُ اَنْ اَعِيبَهَا وَكَانَ وَرَاءَ هُمْ مَلِكٌ يَأْخُذُ كُلَّ سَفِينَةٍ غَصْبًا -79, وَاَمَّا الْغُلاَمُ فَكَانَ اَبَوَاهُ مُؤْمِنَيْنِ فَخَشِينَا اَنْ يُرْهِقَهُمَا طُغْيَانًا وَكُفْرًا -80, فَاَرَدْنَا اَنْ يُبْدِلَهُمَا رَبُّهُمَا خَيْرًا مِنْهُ زَكَوةً وَاَقْرَبَ رُحْمًا -81, وَاَمَّا الْجِدَارُ فَكَانَ لِغُلاَمَيْنِ يَتِيمَيْنِ فِى الْمَدِينَةِ وَكَانَ تَحْتَهُ كَنْزٌ لَهُمَا وَكَانَ اَبُوهُمَا صَالِحًا فَاَرَادَ رَبُّكَ اَنْ يَبْلُغَا اَشُدَّهُمَا وَيَسْتَخْرِجَا كَنْزَهُمَا رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ وَمَا فَعَلْتُهُ عَنْ اَمْرِى ذَلِكَ تَأْوِيلُ مَا لَمْ تَسْتَطِعْ عَلَيْهِ صَبْرًا -82, وَيَسْئَلُونَكَ عَنْ ذِى الْقَرْنَيْنِ قُلْ سَاَتْلُوا عَلَيْكُمْ مِنْهُ ذِكْرًا -83,

 

7 75 O zat dedi ki: “Dememiş miydim sana, gerçektende sen benim-le beraber bulunmaya dayanamazsın.” 76 Musa da dedi ki: “Bundan sonra, sana birşey soracak olursam, artık bana arkadaşlık etme. Çünkü bir daha özür dilemeyecek hale geldim.” 77 Bunun üzerine yeniden yola koyuldular. Bir ka-sabaya geldiler, halkından yemek istedilerse de, onları konuklayıp doyuran bir-tek kişi bile çıkmadı ve bu kasabada yıkılmak üzere bir duvar gördüler de, o zat o duvarı yıkılmaktan kurtarıp onarıverdi. Musa bunu görünce: “Eğer dile-seydin, yaptığın bu iş için bir ücret alırdın.” 78 O zat: “İşte” dedi. “Seninle be-nim aramda, artık ayrılık bu… Şimdi sana, dayanamadığın şeylerin içyüzünü haber vereceğim:

79 O gemi, geçimini denizden sağlayan yoksul kimselerindi. Onu ku-surlu bir hale getirmek istedim. Çünkü, arkalarında her sağlam gemiye, zorla el koyan bir hükümdar olduğunu biliyordum. 80 Öldürdüğüm çocuğa gelince, onun anası ve babası inanmış kimselerdi. Bu çocuğun onları azgınlığa ve kâ-firliğe sevketmesinden korktuk da, onu öldürmüş olduk. 81 Rablerinin onlara bu çocuğun yerine, ondan daha temiz, daha merhametli, ana babasına iyilik e-den bir çocuk vermesini istedik. 82 Ve duvara gelince, o duvar kasabada ya-şayan iki yetim oğlan çocuğuna aitti ve altında hukuken onların olan bir hazine gömülüydü, babaları da temiz bir adamdı. Rabbin, onların ergenlik çağına gel-melerini ve hazineleri çıkarıp elde etmelerini diledi. Dolayısıyla, bütün bu yap-tıklarımı, ben kendiliğimden yapmadım. İşte dayanamadığın olayların içyüzü ve gerçek anlamı…”

 

/ 83 Sana Zülkarneyn’i sorarlar. De ki: O’na ait gündemde tutula-cak haberlerden bir hatıra okuyayım size. 8


 

 

 

302

69 / 18 KEHF (84-97)

Cüz : 16

 

 

اِنَّا مَكَّنَّا لَهُ فِى اْلاَرْضِ وَاَتَيْنَاهُ مِنْ كُلِّ شَىْءٍ سَبَبًا -84, فَاَتْبَعَ سَبَبًا -85, حَتَّى اِذَا بَلَغَ مَغْرِبَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَغْرُبُ فِى عَيْنٍ حَمِئَةٍ وَوَجَدَ عِنْدَهَا قَوْمًا قُلْنَا يَاذَا الْقَرْنَيْنِ اِمَّا اَنْ تُعَذِّبَ وَاِمَّا اَنْ تَتَّخِذَ فِيهِمْ حُسْنًا -86, قَالَ اَمَّا مَنْ ظَلَمَ فَسَوْفَ نُعَذِّبُهُ ثُمَّ يُرَدُّ اِلَى رَبِّهِ فَيُعَذِّبُهُ عَذَابًا نُكْرًا -87, وَاَمَّا مَنْ اَمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَلَهُ جَزَاءً الْحُسْنَى وَسَنَقُولُ لَهُ مِنْ اَمْرِنَا يُسْرًا -88, ثُمَّ اَتْبَعَ سَبَبًا -89, حَتَّى اِذَا بَلَغَ مَطْلِعَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَطْلُعُ عَلَى قَوْمٍ لَمْ نَجْعَلْ لَهُمْ مِنْ دُونِهَا سِتْرًا -90, كَذَلِكَ وَقَدْ اَحَطْنَا بِمَا لَدَيْهِ خُبْرًا -91, ثُمَّ اَتْبَعَ سَبَبًا -92, حَتَّى اِذَا بَلَغَ بَيْنَ السَّدَّيْنِ وَجَدَ مِنْ دُونِهِمَا قَوْمًا لاَ يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ قَوْلاً -93, قَالُوا يَاذَا الْقَرْنَيْنِ اِنَّ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مُفْسِدُونَ فِى اْلاَرْضِ فَهَلْ نَجْعَلُ لَكَ خَرْجاً عَلَى اَنْ تَجْعَلَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ سَدًّا -94, قَالَ مَا مَكَّنَنِى فِيهِ رَبِّى خَيْرٌ فَاَعِينُونِى بِقُوَّةٍ اَجْعَلْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ رَدْمًا -95, اَتُونِى زُبَرَ الْحَدِيدِ حَتَّى اِذَا سَاوَى بَيْنَ الصَّدَفَيْنِ قَالَ انْفُخُوا حَتَّى اِذَا جَعَلَهُ نَارًا قَالَ اَتُونِى اُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْرًا -96, فَمَا اسْتَطَاعُوا اَنْ يَظْهَرُوهُ وَمَا اسْتَطَاعُوا لَهُ نَقْبًا -97,

 

7 84 Biz gerçektende O’nu yeryüzünde yerleştirip, yüceltmiştik ve herşeyin yoluna, yordamına ait ne bilgi varsa, vermiştik O’na. 85 Ve bu saye-de, O da yaptığı her işte, doğru ve meşru araçlara başvurdu. 86 Batıya doğru giderek günün birinde, varabileceği en uzak noktaya vardı. Orada güneş O’na, kopkoyu bulanık bir suya dalıyormuş gibi göründü. Ve orada bir topluluğa rast-ladı. O’na “Ey Zülkarneyn!” dedik. “Onlara istersen azap edersin, istersen iyilik edersin.” 87 Zülkarneyn şöyle cevap verdi: “Başkalarına zulmeden kimseyi a-zaplandırırız, sonra da o kimseler Rablerinin huzuruna döndürülür de, O da o-na görülmedik bir azap ile azap eder.” 88 Ama kim iman edip iyi, yararlı güzel işler işlerse, ona güzel bir karşılık var ve biz ona buyruğumuzdan kolay olanı emrederek, zor işlere koşmayız onu.

89 Zülkarneyn bir yol daha tuttu. 90 Gide gide, güneşin doğduğu ye-re vardığında, güneşe karşı sığınacak bir örtü vermediğimiz bir halk üzerine güneşi doğuyor buldu. 91 İşte Zülkarneyn’in gücü ve saltanatı böylece idi. Fa-kat onun yanında ne türlü alet ve bilgiler vardı ki, biz hepsini ilmimizle kuşatmı-şızdır. 92 Zülkarneyn yine bir yol daha tuttu. 93 Ve derken iki set arasında bir yere vardığında, bir toplulukla karşılaştı ki, hemen hemen hiçbir söz anlamıya-cak halde idiler. 94 Bunlar ona: “Ey Zülkarneyn!” dediler. “Ye’cüc ve Me’cüc bu ülkede bozgunculuk yapıyor. Onlarla bizim aramızda bir set inşa etmen şartıyla, sana bir vergi versek olmaz mı?” 95 Zülkarneyn: “Rabbimin bana ver-diği devlet ve servet, sizin vereceklerinizden daha hayırlıdır. Siz bana emeği-nizle yardım edin de, onlarla sizin aranıza sağlam bir engel yapayım. 96 Bana demir külçeleri getirin” dedi. Zülkarneyn iki dağın arasını, demir kütleleriyle doldurup, dağlarla aynı seviyeye getirince, “Körükleyin” dedi. Tüm demirler a-teş kesilince, “Bana erimiş bakır getirin de, üzerine dökeyim” dedi. 97 Ve böy-lece set inşa edilmiş oldu. Öyle ki, artık onların düşmanları, ne onu aşabildiler, ne de onda gedik açabildiler. 8


 

 

 

Cüz : 16

69 / 18 KEHF (98-110)

303

 

 

قَالَ هَذَا رَحْمَةٌ مِنْ رَبِّى فَاِذَا جَاءَ وَعْدُ رَبِّى جَعَلَهُ دَكَّاءَ وَكَانَ وَعْدُ رَبِّى حَقًّا -98, وَتَرَكْنَا بَعْضَهُمْ يَوْمَئِذٍ يَمُوجُ فِى بَعْضٍ وَنُفِخَ فِى الصُّورِ فَجَمَعْنَاهُمْ جَمْعًا -99, وَعَرَضْنَا جَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ لِلْكَافِرِينَ عَرْضًا -100, اَلَّذِينَ كَانَتْ اَعْيُنُهُمْ فِى غِطَاءٍ عَنْ ذِكْرِى وَكَانُوا لاَ يَسْتَطِيعُونَ سَمْعًا -101, اَفَحَسِبَ الَّذِينَ كَفَرُوا اَنْ يَتَّخِذُوا عِبَادِى مِنْ دُونِى اَوْلِيَاءَ اِنَّا اَعْتَدْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِرِينَ نُزُلاً -102, قُلْ هَلْ نُنَبِّئُكُمْ بِاْلاَخْسَرِينَ اَعْمَالاً -103, اَلَّذِينَ ضَلَّ سَعْيُهُمْ فِى الْحَيَوةِ الدُّنْيَا وَهُمْ يَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ يُحْسِنُونَ صُنْعًا -104, اُولَئِكَ الَّذِينَ كَفَرُوا بِاَيَاتِ رَبِّهِمْ وَلِقَائِهِ فَحَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فَلاَ نُقِيمُ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيَمَةِ وَزْنًا -105, ذَلِكَ جَزَاؤُهُمْ جَهَنَّمُ بِمَا كَفَرُوا وَاتَّخَذُوا اَيَاتِى وَرُسُلِى هُزُوًا -106, اِنَّ الَّذِينَ اَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَانَتْ لَهُمْ جَنَّاتُ الْفِرْدَوْسِ نُزُلاً -107, خَالِدِينَ فِيهَا لاَ يَبْغُونَ عَنْهَا حِوَلاً -108, قُلْ لَوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَادًا لِكَلِمَاتِ رَبِّى لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ اَنْ تَنْفَدَ كَلِمَاتُ رَبِّى وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِهِ مَدَدًا -109, قُلْ اِنَّمَا اَنَا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحَى اِلَىَّ اَنَّمَا اِلَهُكُمْ اِلَهٌ وَاحِدٌ فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَاءَ رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلاً صَالِحًا وَلاَ يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ اَحَدًا -110,

 

7 98 Zülkarneyn: “Bu Rabbimden bir rahmettir. Bununla birlikte Rabbi-min belirlediği zaman gelince, bu seddi yerle bir edecektir. Çünkü Rabbimin verdi-ği söz, mutlaka gerçekleşir.” 99 O kıyamet günü, biz Ye’cüc’ü ve Me’cüc’ü birbiri i-çinde dalgalanır vaziyette bırakmışızdır veya dalga dalga ülkeleri istila ederler ve-ya halk, şaşkınlıktan dalgalar gibi birbirine çarpar, sarsılır, karışırlar, sûr’a da üf-lenmiştir ve onları hep bir araya toplamışızdır. 100 Ve o gün Allah’tan gelen ger-çekleri örtbas edenlere, cehennemi açık olarak göstermişizdir. 101 Onlar ki, beni anmaya karşı gözleri perde içinde idi ve Kur’ân’ı dinlemeye de tahammülleri yoktu.

 

/ 102 O Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler, beni bırakıp kulları-mı kendilerine yardımcı, dost ve ilah edineceklerini mi sanırlar? Şüphesiz biz, ce-hennemi bizden gelen gerçekleri örtbas edenlere, konak olarak hazırladık. 103 De ki: Kıyamet günü yapıp ettikleri yönünden en çok zarara uğrayanları, size ha-ber vereyim mi? 104 Bunlar iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir. 105 Onlardır ki, Rablerinin ayetlerini ve O’na ka-vuşmayı inkâr etmişlerdir. O sebeple amelleri boşa gitmiştir. Kıyamet günü onların yapıp ettikleri için hiçbir ölçü tutmayız, onlara hiç değer vermeyiz. 106 İşte ben-den gelen gerçekleri örtbas ettikleri, ayetlerimi ve peygamberlerimi eğlence yerine koydukları için, onların cezası cehennemdir. 107 İnanıp dürüst ve doğru davranış-lar ortaya koyanlara gelince, firdevs cennetleri de onlara konak olmuştur. 108 O-rada ebedi olarak kalırlar ve oradan hiç ayrılmak istemezler. 109 De ki: Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa, ayrıca deniz üzerine deniz katsak, yine Rabbimin sözleri bitmeden denizler tükenirdi. 110 De ki: Ben de sizin gibi in-sanım. Şu farkla ki, ilahınızın bir tek ilah olduğu bana vahyolundu. Artık kim, Rab-bine kavuşmayı umuyorsa, hayırlı ve düzgün davranışlar ortaya koysun. Rabbine yaptığı ibadette hiç kimseyi ve hiç birşeyi ortak koşmasın.