52 / 11 HÛD (1-5)

Cüz : 11

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

الر كِتَابٌ اُحْكِمَتْ اَيَاتُهُ ثُمَّ فُصِّلَتْ مِنْ لَدُنْ حَكِيمٍ خَبِيرٍ -1, اَلاَّ تَعْبُدُوا اِلاَّ اللهَ اِنَّنِى لَكُمْ مِنْهُ نَذِيرٌ وَبَشِيرٌ -2, وَاَنِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُوا اِلَيْهِ يُمَتِّعْكُمْ مَتَاعًا حَسَنًا اِلَى اَجَلٍ مُسَمًّى وَيُؤْتِ كُلَّ ذِى فَضْلٍ فَضْلَهُ وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنِّى اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ كَبِيرٍ -3, اِلَى اللهِ مَرْجِعُكُمْ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ -4, اَلاَ اِنَّهُمْ يَثْنُونَ صُدُورَهُمْ لِيَسْتَخْفُوا مِنْهُ اَلاَ حِينَ يَسْتَغْشُونَ ثِيَابَهُمْ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ اِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ -5,

11    HÛD SÛRESİ

Genel mesaj: Allah ve Rasûlüne itaat edin. Şirkten uzaklaşarak yalnız tek Allah’a ibadet edin. Tüm yaşamınızı ahirette hesap vereceğiniz günü unutmayan bir inanç sistemi üzerine kurun ve hatırlayın ki; Nuh, Hud, Salih, Lut ve Şuayb kavimleri imanlarını hayatın geçici ve kısa süreli parlaklığına feda edip peygamberlerine uymayıp korkunç akıbetlerle sarsılarak dünyalarını ve ahiretlerini harap ettiler. Sûrenin bir uyarısı da azabın geciktiriliyor olması. Bunu Allah’ın insanlara doğru yolu bulması için bir mühleti olarak be-lirtir. Allah merhametiyle bu mühleti her konuda, her zaman, her insana ve her topluma tanır. Ve Allah’ın hükmünde, helak ettiği za-man kayırma yoktur. İnanmayanlar peygamber hanımı ve oğlu olsa bile.

Dünyada herkesi, ahirette sadece mü’minleri rahmetine alan Allah adına.

/ 1 Elif, Lâm, Râ, bu, ayetleri sağlam esaslara, kuvvetli delillere oturtul-muş bir kitaptır. Sonra da bir bir açıklanmıştır. Bu Kur’ân, yaptığı herşeyi yerli yerince yapan, herşeyden haberdar olan Allah tarafından indirilmedir. 2 Ki Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz. Ey peygamber! De ki: “Bakın ben size O’nun tarafından bir uyarıcı ve müjdeci olarak görevlendirildim. 3 Rabbinizden günahlarınız için bağışlanma dileyin ve sonra tevbe ve pişmanlık tavrı içinde O’na yönelin ki, O da sizi dünya hayatında, O’nun belirlediği süre doluncaya kadar güzel bir geçimle geçindirsin ve faziletli olan herkese kendi lütfunu versin. Fakat Allah’ın dosdoğru olan yolundan dönerseniz, doğrusu ben sizin için, büyük bir günün azabından korkarım. 4 Hepinizin dönüşü Allah’adır, O’nun güç ve kudreti herşeye yeter.”

5 İyi bilin ki, o inkârcılar Allah’ın kitabını duymamak, Allah’ın elçisini görme-mek ve gizlenmek için haktan yan çizip kaçınırlar. Yine iyi bilin ki, onlar örtülerine bü-ründükleri zaman dahi, Allah onların içlerinde gizlediklerini ve açığa vurduklarını hep bilir. Çünkü O, kalplerde olan herşeyi de bilmektedir. 8


 

 

 

Cüz : 12

52 / 11 HÛD (6-12)

221

 

 

وَمَا مِنْ دَآبَّةٍ فِى اْلاَرْضِ اِلاَّ عَلَى اللهِ رِزْقُهَا وَيَعْلَمُ مُسْتَقَرَّهَا وَمُسْتَوْدَعَهَا كُلٌّ فِى كِتَابٍ مُبِينٍ -6, وَهُوَ الَّذِى خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضَ فِى سِتَّةِ اَيَّامٍ وَكَانَ عَرْشُهُ عَلَى الْمَاءِ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلاً وَلَئِنْ قُلْتَ اِنَّكُمْ مَبْعُوثُونَ مِنْ بَعْدِ الْمَوْتِ لَيَقُولَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا اِنْ هَذَا اِلاَّ سِحْرٌ مُبِينٌ -7, وَلَئِنْ اَخَّرْنَا عَنْهُمُ الْعَذَابَ اِلَى اُمَّةٍ مَعْدُودَةٍ لَيَقُولُنَّ مَا يَحْبِسُهُ اَلاَ يَوْمَ يَأْتِيهِمْ لَيْسَ مَصْرُوفًا عَنْهُمْ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِؤُنَ -8, وَلَئِنْ اَذَقْنَا اْلاِنْسَانَ مِنَّا رَحْمَةً ثُمَّ نَزَعْنَاهَا مِنْهُ اِنَّهُ لَيَؤُسٌ كَفُورٌ -9, وَلَئِنْ اَذَقْنَاهُ نَعْمَاءَ بَعْدَ ضَرَّاءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ ذَهَبَ السَّيِّئَاتُ عَنِّى اِنَّهُ لَفَرِحٌ فَخُورٌ -10, اِلاَّ الَّذِينَ صَبَرُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اُولَئِكَ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ كَبِيرٌ -11, فَلَعَلَّكَ تَارِكٌ بَعْضَ مَا يُوحَى اِلَيْكَ وَضَائِقٌ بِهِ صَدْرُكَ اَنْ يَقُولُوا لَوْلاَ اُنْزِلَ عَلَيْهِ كَنْزٌ اَوْ جَاءَ مَعَهُ مَلَكٌ اِنَّمَا اَنْتَ نَذِيرٌ وَاللهُ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ وَكِيلٌ -12,

 

7 6 Yeryüzünde yaşayan hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olma-sın. O, her canlının yeryüzünde yaşama süresini de öldükten sonra, yerleşip kalacağı yeri de bilmektedir. Bütün bunlar apaçık bir kitapta, yani Allah’ın ka-tındaki sahifelerde yer almış bulunmaktadır.

7 Gökleri ve yeri altı birim ve zamanda yaratan O’dur. Bunları yaratır-ken, arşı su üzerinde idi, yani gök ve yerden önce su yaratılmıştı, kâinâtta su-dan başka birşey yoktu. Bu kâinâtı Allah yarattı ki, hanginizin daha güzel iş yaptığını denesin. Böyle iken yine sen: “Öldükten sonra dirileceksiniz” desen, Allah’tan gelen gerçekleri inkâr edenler: “Mutlaka bu, apaçık bir büyüden baş-ka birşey değildir” derler.

8 Şayet azabı onlardan sayılı bir süreye kadar geciktirecek olsak, “O-nu engelleyip alıkoyan nedir?” diyecekler. Bilin ki, azap onlara geldiği gün, ar-tık kendilerinden çevrilecek değildir ve alaya aldıkları şey, onları çepeçevre ku-şatmış olacaktır.

 

/ 9 Eğer insana kendi tarafımızdan bir rahmet tattırdıktan sonra, o-nu ondan çekip alırsak, hemen ümitsizliğe düşer ve Allah’tan gelen tüm ger-çekleri inkâr ederek nankör olur. 10 Yine başına gelen bir darlık ve sıkıntıdan sonra, bir bolluk bir genişlik tattıracak olursak, hemen “Musibetler yakamı bı-raktı” diyerek çokca sevinir ve böbürlenir. 11 Ancak güçlüklere göğüs geren ve güzel, yararlı işlerde bulunanlar böyle değildirler. İşte onlara bağışlanma ve büyük bir mükafat vardır. 12 O halde ey peygamber! Sırf inkârcılar hoşlanmı-yor diye ve onların “Niçin O’na gökten bir hazine inmedi? ya da, niçin O’nunla beraber bir melek görünmedi?” diye söylenmelerinden dolayı yüreğinin daral-ması ve bu nedenle sana vahyedilen mesajın bir kısmını neredeyse gözardı etmen hiç doğru olur mu? Unutma ki, sen sadece bir uyarıcısın; Allah ise her-şeyin üzerinde bir gözetici ve hakkın üstün gelmesini sağlayıcı olarak bulunu-yor. 8


 

 

 

222

52 / 11 HÛD (13-19)

Cüz : 12

 

 

اَمْ يَقُولُونَ افْتَرَيهُ قُلْ فَأْتُوا بِعَشْرِ سُوَرٍ مِثْلِهِ مُفْتَرَيَاتٍ وَادْعُوا مَنِ اسْتَطَعْتُمْ مِنْ دُونِ اللهِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ -13, فَاِلَّمْ يَسْتَجِيبُوا لَكُمْ فَاعْلَمُوا اَنَّمَا اُنْزِلَ بِعِلْمِ اللهِ وَاَنْ لاَ اِلَهَ اِلاَّ هُوَ فَهَلْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ -14, مَنْ كَانَ يُرِيدُ الْحَيَوةَ الدُّنْيَا وَزِينَتَهَا نُوَفِّ اِلَيْهِمْ اَعْمَالَهُمْ فِيهَا وَهُمْ فِيهَا لاَ يُبْخَسُونَ -15, اُولَئِكَ الَّذِينَ لَيْسَ لَهُمْ فِى اْلاَخِرَةِ اِلاَّ النَّارُ وَحَبِطَ مَا صَنَعُوا فِيهَا وَبَاطِلٌ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ -16, اَفَمَنْ كَانَ عَلَى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّهِ وَيَتْلُوهُ شَاهِدٌ مِنْهُ وَمِنْ قَبْلِهِ كِتَابُ مُوسَى اِمَامًا وَرَحْمَةً اُولَئِكَ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَمَنْ يَكْفُرْ بِهِ مِنَ اْلاَحْزَابِ فَالنَّارُ مَوْعِدُهُ فَلاَ تَكُنْ فِى مِرْيَةٍ مِنْهُ اِنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ وَلَكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لاَ يُؤْمِنُونَ -17, وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللهِ كَذِبًا اُولَئِكَ يُعْرَضُونَ عَلَى رَبِّهِمْ وَيَقُولُ اْلاَشْهَادُ هَؤُلاَءِ الَّذِينَ كَذَبُوا عَلَى رَبِّهِمْ اَلاَ لَعْنَةُ اللهِ عَلَى الظَّالِمِينَ -18, اَلَّذِينَ يَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًا وَهُمْ بِاْلاَخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ -19,

 

7 13 Yoksa, Kur’ân’ı Peygamber mi uydurdu diyorlar? De ki: Haydi öyleyse Kur’ân’a benzetebilmek için uyduracağınız on sûre getirin; ve sözü-nüzde doğrulardan iseniz Allah’tan başka gücünüzün yettiği kimseleri de yardı-ma çağırabilirseniz çağırın. 14 Ve eğer bu yardıma çağırdıklarınız size yardım edemiyorlarsa, o zaman bilin ki, bu Kur’ân ancak ve ancak Allah’ın ilminden in-dirilmiştir ve yine bilin ki, O’ndan başka gerçek ilah yoktur. O halde şimdi O’na teslim olacak mısınız?

15 Dünya hayatını, onun şaşırtıcı saptırıcı süs ve nimetlerini isteyen-lere gelince, onlara bu dünyada yapıp ettiklerinin karşılığını tam olarak ödeye-ceğiz ve onlar orada hak ettiklerinden asla yoksun bırakılmayacaklardır. 16 İş-te bunlar ahirette paylarına ateşten başka birşey düşmeyen kimselerdir. Çün-kü onların bu dünyada yapıp ettikleri, hep boşa gidecektir. Yapıp ettikleri her-şey de anlamsız ve değersizdi zaten.

17 Yalnız dünya hayatını ve konforunu isteyenler, şu kimse gibi olur mu? O Rabbinden bir delil üzere bulunmaktadır. Ayrıca Allah’tan bir şahit ola-rak da Kur’ân onu, destekliyor. O Kur’ân’dan önce de, bir önder ve rahmet ola-rak Musa’nın kitabı var. İşte gerçekleri anlayanlar, Kur’ân’a inanırlar. Hangi zümre onu örtbas eder ve tanımamazlık yaparsa, onun yeri ateştir. Bu Kur’ân’-dan hiç şüphen olmasın; çünkü o gerçektir ve Rabbinden gelmiştir. Fakat in-sanların çoğu iman etmezler.

18 Kendi yalanlarını Allah’a yakıştıran kimselerden daha zalim, yani varoluş gayesine aykırı davranan kim olabilir? Hesap gününde böyleleri, Rab-lerinin huzuruna çıkarıldıklarında, kendilerine karşı şahitlik yapmak için çağı-ranlar, onlar için “Rableri hakkında yalan söyleyen kimseler işte bunlardı” diye-cekler. Dikkat edin de unutmayın! Allah’ın rahmetinden uzak olmak, bu gibi ya-ratılış gayesine aykırı hareket edenlerin üzerinedir. 19 O yaratılış gayesine ay-kırı hareket edenler ki, insanları Allah yolundan alıkorlar ve o yolu eğri olarak göstermek isterler ve onlar ahiret hayatını da zaten tanımazlar. 8


 

 

 

Cüz : 12

52 / 11 HÛD (20-28)

223

 

 

اُولَئِكَ لَمْ يَكُونُوا مُعْجِزِينَ فِى اْلاَرْضِ وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنْ دُونِ اللهِ مِنْ اَوْلِيَاءَ يُضَاعَفُ لَهُمُ الْعَذَابُ مَا كَانُوا يَسْتَطِيعُونَ السَّمْعَ وَمَا كَانُوا يُبْصِرُونَ -20, اُولَئِكَ الَّذِينَ خَسِرُوا اَنْفُسَهُمْ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ -21, لاَجَرَمَ اَنَّهُمْ فِى اْلاَخِرَةِ هُمُ اْلاَخْسَرُونَ -22, اِنَّ الَّذِينَ اَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَاَخْبَتُوا اِلَى رَبِّهِمْ اُولَئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِ  هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ -23, مَثَلُ الْفَرِيقَيْنِ كَاْلاَعْمَى وَاْلاَصَمِّ وَالْبَصِيرِ وَالسَّمِيعِ هَلْ يَسْتَوِيَانِ مَثَلاً اَفَلاَ تَذَكَّرُونَ -24, وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلَى قَوْمِهِ اِنِّى لَكُمْ نَذِيرٌ مُبِينٌ -25, اَنْ لاَ تَعْبُدُوا اِلاَّ اللهَ اِنِّى اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ اَلِيمٍ -26, فَقَالَ الْمَلأُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِهِ مَا نَرَيكَ اِلاَّ بَشَرًا مِثْلَنَا وَمَا نَرَيكَ اتَّبَعَكَ اِلاَّ الَّذِينَ هُمْ اَرَاذِلُنَا بَادِىَ الرَّأْىِ وَمَا نَرَى لَكُمْ عَلَيْنَا مِنْ فَضْلٍ بَلْ نَظُنُّكُمْ كَاذِبِينَ -27, قَالَ يَاقَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلَى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّيِ وَاَتَينِى رَحْمَةً مِنْ عِنْدِهِ فَعُمِّيَتْ عَلَيْكُمْ اَنُلْزِمُكُمُوهَا وَاَنْتُمْ لَهَا كَارِهُونَ -28,

 

7 20 Böyleleri, yeryüzünde yaptıkları yanlarına kalsa bile, Allah’ın a-hiret hesabından yakalarını asla kurtaramayacaklar, kendilerini Allah’a karşı koruyacak bir dost da bulamayacaklar. Aslında onlar, ne hakkın sesini işitme-ye güç yetirebilmişlerdi, ne de gerçekleri görebilmişlerdi. Bu yüzden onlara a-zap kat kat artırılacaktır. 21 İşte bunlar kendilerine yazık edenlerdir ve uydur-dukları şeyler, yani putları, ilahları ve ilahlık yakıştırdıkları şeyler de onlara bir fayda vermeden kaybolup gitmiştir. 22 Şüphesiz ki, ahirette de en fazla ziyana uğrayanlar onlardır. 23 Buna karşılık gerçekten iman eden, dürüst ve iyi dav-ranışlar ortaya koyan ve Rablerine gönülden boyun eğen kimselere gelince, iş-te onlar cennetlik olanlardır ve orada yerleşip sonsuza kadar kalacaklardır. 24 Gerçekleri örtbas edenlerle iman eden iki grubun durumu, kör ve sağır ile işi-ten ve gören kimsenin durumu gibidir. Hiç bunlar eşit olur mu? Artık düşünüp ibret almaz mısınız?

 

/ 25 Ve gerçek şu ki, Biz Nuh’u da benzer mesajlarla kavmine peygamber olarak gönderdik. O da kavmine şöyle dedi: “Şüphesiz ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım. 26 Allah’tan başkasına kulluk etmeyin, çünkü sizin için çok acıklı bir günün azabından korkuyorum.” 27 Kavminden gerçekleri ört-bas edenlerin ileri gelenleri: “Biz seni de ancak kendimiz gibi bir insan olarak görüyoruz ve bizim basit görüşlü ayak takımlarımızdan başkasının da sana uy-duğunu görmüyoruz. Sizin bize karşı, bir üstünlüğünüzü de göremiyoruz. Ter-sine sizin yalancı kimseler olduğunuzu sanıyoruz” dediler. 28 Nuh: “Ey kav-mim” dedi. “Ne dersiniz, eğer ben Rabbimden gelen açık bir delil üzere isem ve O, kendi katından bana bir rahmet sunmuş da, siz buna karşı kör kalmışsa-nız, şimdi siz ondan hoşlanmazken, biz sizi Allah’ın rahmetine zorla mı soka-cağız? 8


 

 

 

224

52 / 11 HÛD (29-37)

Cüz : 12

 

 

وَيَاقَوْمِ لآ اَسْئَلُكُمْ عَلَيْهِ مَالاً اِنْ اَجْرِى اِلاَّ عَلَى اللهِ وَمَا اَنَا بِطَارِدِ الَّذِينَ اَمَنُوا اِنَّهُمْ مُلاَقُو رَبِّهِمْ وَلَكِنِّى اَرَيكُمْ قَوْمًا تَجْهَلُونَ -29, وَيَاقَوْمِ مَنْ يَنْصُرُنِى مِنَ اللهِ اِنْ طَرَدْتُهُمْ اَفَلاَ تَذَكَّرُونَ -30, وَلاَ اَقُولُ لَكُمْ عِنْدِى خَزَائِنُ اللهِ وَلاَ اَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلاَ اَقُولُ اِنِّى مَلَكٌ وَلاَ اَقُولُ لِلَّذِينَ تَزْدَرِى اَعْيُنُكُمْ لَنْ يُؤْتِيَهُمُ اللهُ خَيْرًا اَللهُ اَعْلَمُ بِمَا فِى اَنْفُسِهِمْ اِنِّى اِذًا لَمِنَ الظَّالِمِينَ -31, قَالُوا يَانُوحُ قَدْ جَادَلْتَنَا فَاَكْثَرْتَ جِدَالَنَا فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَا اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ -32, قَالَ اِنَّمَا يَأْتِيكُمْ بِهِ اللهُ اِنْ شَاءَ وَمَا اَنْتُمْ بِمُعْجِزِينَ -33, وَلاَ يَنْفَعُكُمْ نُصْحِى اِنْ اَرَدْتُ اَنْ اَنْصَحَ لَكُمْ اِنْ كَانَ اللهُ يُرِيدُ اَنْ يُغْوِيَكُمْ هُوَ رَبُّكُمْ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ -34, اَمْ يَقُولُونَ افْتَرَيهُ قُلْ اِنِ افْتَرَيْتُهُ فَعَلَىَّ اِجْرَامِى وَاَنَا بَرِئٌ مِمَّا تُجْرِمُونَ -35, وَاُوحِىَ اِلَى نُوحٍ اَنَّهُ لَنْ يُؤْمِنَ مِنْ قَوْمِكَ اِلاَّ مَنْ قَدْ اَمَنَ فَلاَ تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَ -36, وَاصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا وَلاَ تُخَاطِبْنِى فِى الَّذِينَ ظَلَمُوا اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ -37,

 

7 29 Ey kavmim! Bu mesajı size ulaştırdığım için sizden bir menfaat da beklemiyorum. Benim çabalarımın karşılığı Allah katındadır. Ve siz istemi-yor, beğenmiyorsunuz diye bana inananları da yanımdan kovacak değilim. Çünkü onlar, Rableriyle karşılaşacaklarını biliyorlar. Ama size gelince, sizin eğriden doğrudan habersiz, yol yordam bilmez bir topluluk olduğunuzu görüyo-rum. 30 Hem ey kavmim! Eğer onları yanımdan kovarsam, söyleyin Allah’a karşı kim korur, kim savunur beni? Hiç düşünmüyor musunuz? 31 Öte yan-dan, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır demiyorum. Akılla bilinemeyen ger-çekleri de bilirim demiyorum, bir melek olduğumu da asla söylemiş değilim. O sizin hor gördüğünüz kimselere, Allah’ın bir hayır ulaştırmayacağını ise, zaten söyleyemem. Çünkü Allah, onların içyüzünü daha iyi bilir. Eğer bu tür şeyler söyleyecek olsaydım, kuşkusuz yaradılış gayesine aykırı davrananlardan biri olurdum.”

32 İnkarcıların ileri gelenleri: “Ey Nuh, bizimle çok tartıştın ve tartış-mayı da çok uzattın. Eğer doğru sözlü kimselerdensen, artık getir şu bizi tehdit ettiğin azabı.”

33 Nuh: “Dilerse, onu size ancak Allah getirebilir ve siz de, O’ndan yakanızı kurtaramazsınız. 34 Eğer Allah, sizleri azgınlık içinde bocalatmak is-temişse, ben de size öğüt vermek istesem, öğüdümün size hiçbir yararı olmaz. Rabbiniz O’dur, hepiniz er geç O’na döneceksiniz.”

35 Yoksa O, Kur’ân’ı uydurdu mu diyorlar? De ki: “Eğer onu uydur-dumsa, günahından ben sorumlu olayım; ama hiç değilse sizin sorumlu oldu-ğunuz günahla benim bir ilgim yok.”

 

/ 36 Ve Nuh’a “Senin kavminden şimdiye kadar inanmış olanların dışında kimse inanmayacak” diye vahyettik. Bu yüzden onların yapageldikleri şeylerden dolayı sakın tasalanma. 37 Bizim gözetimimizde ve vahyettiğimiz biçimde, seni ve seninle beraber olanları, kurtaracak olan gemiyi inşa et. Yara-tılış gayesi dışına çıkan kimseler hakkında, bana birşeyler söyleme, çünkü on-lar suda boğulacaklardır. 8


 

 

 

Cüz : 12

52 / 11 HÛD (38-45)

225

 

 

وَيَصْنَعُ  الْفُلْكَ وَكُلَّمَا مَرَّ عَلَيْهِ مَلاٌ مِنْ قَوْمِهِ سَخِرُوا مِنْهُ  قَالَ اِنْ تَسْخَرُوا مِنَّا فَاِنَّا نَسْخَرُ مِنْكُمْ كَمَا تَسْخَرُونَ -38, فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ مَنْ يَأْتِيهِ عَذَابٌ يُخْزِيهِ وَيَحِلُّ عَلَيْهِ عَذَابٌ مُقِيمٌ -39, حَتَّى اِذَا جَاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُ قُلْنَا احْمِلْ فِيهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلاَّ مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ وَمَنْ اَمَنَ وَمَا اَمَنَ مَعَهُ اِلاَّ قَلِيلٌ -40, وَقَالَ ارْكَبُوا فِيهَا بِسْمِ اللهِ مَجْرَيهَا وَمُرْسَيهَا اِنَّ رَبِّى لَغَفُورٌ رَحِيمٌ -41, وَهِىَ تَجْرِى بِهِمْ فِى مَوْجٍ كَالْجِبَالِ وَنَادى نُوحٌ ابْنَهُ وَكَانَ فِى مَعْزِلٍ ياَبُنَىَّ ارْكَبْ مَعَنَا وَلاَ تَكُنْ مَعَ الْكَافِرِينَ -42, قَالَ سَأَوِى اِلَى جَبَلٍ يَعْصِمُنِى مِنَ الْمَاءِ  قَالَ لاَ عَاصِمَ الْيَوْمَ مِنْ اَمْرِ اللهِ اِلاَّ مَنْ رَحِمَ وَحَالَ بَيْنَهُمَا الْمَوْجُ فَكَانَ مِنَ الْمُغْرَقِينَ -43, وَقِيلَ يَااَرْضُ ابْلَعِى مَاءَ كِ وَيَاسَمَاءُ اَقْلِعِى وَغِيضَ الْمَاءُ وَقُضِىَ اْلاَمْرُ وَاسْتَوَتْ عَلَى الْجُودِىِّ وَقِيلَ بُعْدًا لِلْقَوْمِ الظَّالِمِينَ -44, وَنَادَى نُوحٌ رَبَّهُ فَقَالَ رَبِّ اِنَّ ابْنِى مِنْ اَهْلِى وَاِنَّ وَعْدَكَ الْحَقُّ وَاَنْتَ اَحْكَمُ الْحَاكِمِينَ -45,

 

7 38 Ve böylece Nuh, gemiyi yapmaya başladı. O bu işle uğraşır-ken, kavminin ileri gelenleri, her ne zaman yanından geçseler onunla alay e-der, eğlenirlerdi. O da onlara: “Siz bizimle alay ediyorsanız bilin ki, sizin alay ettiğiniz gibi biz de, yaklaşan azapla sizinle eğlenip alay edeceğiz” derdi. 39 “Çünkü, yakında siz de öğreneceksiniz, dünya hayatında alçaltıcı azabın kimin başına geleceğini ve öte dünyadaki sürekli azabın da, kimin başına konacağı-nı”

40 Nihayet emrimiz gelip de iş ciddileşip, sular kaynamaya başlayın-ca, Nuh’a dedik ki: “Her cins hayvandan birer çift ve haklarında hüküm verilmiş olanlar değil, yalnız aileni ve iman edenleri gemiye bindir.” Ancak ona inanan-lar küçük bir topluluktu. 41 Nuh dedi ki: “Binin artık, yürümesi de, demir atması da, Allah adıyla olan bu gemiye, doğrusu benim Rabbim çok acıyan ve çok ba-ğışlayandır.” 42 Ve derken onları götüren gemi, dağ gibi dalgaların arasında seyre koyuldu. Ve o an kıyıda kalan oğluna Nuh: “Oğulcuğum” diye bağırdı. “Gel bin bizimle gemiye, o gerçekleri örtbas edenlerle beraber olma!” 43 Fakat oğlu: “Ben, beni sulara karşı koruyacak bir dağa sığınacağım” dedi. Nuh: “Bu-gün Allah’ın emrinden koruyacak, hiçbir güç ve yardımcı yoktur. Ancak O’nun merhamet ettiği müstesna.” Ve tam o anda, aralarında bir dalga yükseldi ve o-ğul boğulanların arasına karıştı. 44 Ve derken “Ey yeryüzü suyunu yut” denildi. “Ey gök yağmurunu durdur.” Ve böylece sular çekildi, Allah’ın hükmü yerine geldi, gemi Cûdî dağına oturdu. Ve yaratılış gayesi dışına çıkan bu toplum için, “Rahmetten uzak olsun” denildi. 45 Nuh bu arada Rabbine yakarıp “Rab-bim” dedi. “O benim kendi oğlumdu, ailemden biriydi ama senin verdiğin söz, herkes için geçerli bir gerçektir ve sen hüküm verenlerin en adaletlisi ve en gü-zel hüküm verenisin.” 8


 

 

 

226

52 / 11 HÛD (46-53)

Cüz : 12

 

 

قَالَ يَانُوحُ اِنَّهُ لَيْسَ مِنْ اَهْلِكَ اِنَّهُ عَمَلٌ غَيْرُ صَالِحٍ فَلاَ تَسْئَلْنِى مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ اِنِّى اَعِظُكَ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْجَاهِلِينَ -46, قَالَ رَبِّ اِنِّى  اَعُوذُ بِكَ اَنْ اَسْئَلَكَ مَا لَيْسَ لِى بِهِ عِلْمٌ وَاِلاَّ تَغْفِرْ لِى وَتَرْحَمْنِى اَكُنْ مِنَ الْخَاسِرِينَ -47, قِيلَ يَانُوحُ اهْبِطْ بِسَلاَمٍ مِنَّا وَبَرَكَاتٍ عَلَيْكَ وَعَلَى اُمَمٍ مِمَّنْ مَعَكَ وَاُمَمٌ سَنُمَتِّعُهُمْ ثُمَّ يَمَسُّهُمْ مِنَّا عَذَابٌ اَلِيمٌ -48, تِلْكَ مِنْ اَنْبَاءِ الْغَيْبِ نُوحِيهَا اِلَيْكَ مَا كُنْتَ تَعْلَمُهَا اَنْتَ وَلاَ قَوْمُكَ مِنْ قَبْلِ هَذَا فَاصْبِرْ اِنَّ الْعاقِبَةَ لِلْمُتَّقِينَ -49, وَاِلَى عَادٍ اَخَاهُمْ هُودًا قَالَ يَاقَوْمِ اعْبُدُوا اللهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلَهٍ غَيْرُهُ اِنْ اَنْتُمْ اِلاَّ مُفْتَرُونَ -50, يَاقَوْمِ لاَ اَسْئَلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًا اِنْ اَجْرِىَ اِلاَّ عَلَى الَّذِى فَطَرَنِى اَفَلاَ تَعْقِلُونَ -51, وَيَاقَوْمِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُوا اِلَيْهِ يُرْسِلِ السَّمَاءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَارًا وَيَزِدْكُمْ قُوَّةً اِلَى قُوَّتِكُمْ وَلاَ تَتَوَلَّوْا مُجْرِمِينَ -52, قَالُوا يَاهُودُ مَا جِئْتَنَا بِبَيِّنَةٍ وَمَا نَحْنُ بِتَارِكِى اَلِهَتِنَا عَنْ قَوْلِكَ وَمَا نَحْنُ لَكَ بِمُؤْمِنِينَ -53,

 

7 46 Allah “Ey Nuh!” dedi. “O senin ailenden sayılmazdı; çünkü iyi ve doğru olmayan bir şey olan inanmamayı tercih etti. Artık içyüzünü bilmedi-ğin bir şeyi benden isteme! Bilgisizlerden olmayasın diye sana öğüt veriyo-rum.” 47 Nuh dedi ki: “Ey Rabbim! Bilmediğim bir şeyi senden istemekten, yi-ne sana sığınırım; eğer beni bağışlamaz ve merhamet etmezsen, herhalde kaybedenlerden olurum!” 48 Ey Nuh! denildi. Sana ve seninle beraber olanlar-dan meydana gelecek ümmetlere, bizden bir selamet ve bereketlerle gemiden in. Fakat senin ve onların soyundan gelecek olan, zalim ve inkârcı insanlara gelince, biz onların bu dünyada belli bir süre yaşayıp geçinmelerine fırsat ve-recek, sonra da katımızdan bir azaba çarptıracağız. 49 Ey Muhammed! Sana vahyettiğimiz bütün bunlar, bilinmedik akılla öğrenilmeyecek haberlerdendir ki, onları ne sen, ne de kavmin bundan önce bu haliyle ve tam olarak bilmiyordu-nuz. Öyleyse sen de, Nuh gibi sabırlı ve dirençli ol. Çünkü unutma ki sonuç, yolunu Allah ve kitabıyla bulanların olacaktır.

 

/ 50 Âd toplumuna da, kardeşleri Hûd’u peygamber olarak gönderdik. O da onlara: “Ey kavmim! Yalnızca Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka gerçek ilahınız yok” dedi. “Bu halinizle sizler, putları ve heykelleri Allah’a ortak koşmakla, sadece aslı olmayan şeyler uyduran kimselersiniz. 51 Ey kavmim! Bu uyarılar için, sizden bir karşılık da bekliyor değilim. Benim üc-retim, beni yaratana aittir. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız? 52 Ey kav-mim! Haydi artık günahlarınız için, Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra da tevbe ve pişmanlık içinde O’na yönelin ki, size gökten bolca rahmet ve bereket yağdırsın, gücünüze güç katsın. Günaha batıp giderek Allah’tan yüz çevirme-yin.” 53 Soydaşları: “Ey Hûd!” dediler. “Bize peygamber olduğunu kanıtlayan açık bir delil getirmedin, bu yüzden senin bir tek sözünle, tanrılarımızı bırakıp sana inanacak değiliz. 8


 

 

 

Cüz : 12

52 / 11 HÛD (54-62)

227

 

 

اِنْ نَقُولُ اِلاَّ اعْتَرَيكَ بَعْضُ اَلِهَتِنَا بِسُوءٍ قَالَ اِنِّى اُشْهِدُ اللهَ وَاشْهَدُوا اَنِّى بَرِىءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَ -54, مِنْ دُونِهِ فَكِيدُونِى جَمِيعًا ثُمَّ لاَ تُنْظِرُونِ -55, اِنِّى تَوَكَّلْتُ عَلَى اللهِ رَبِّى وَرَبِّكُمْ  مَا مِنْ دَابَّةٍ اِلاَّ هُوَ اَخِذٌ بِنَاصِيَتِهَا اِنَّ رَبِّى عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ -56, فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقَدْ اَبْلَغْتُكُمْ مَا اُرْسِلْتُ بِهِ اِلَيْكُمْ وَيَسْتَخْلِفُ رَبِّى قَوْمًا غَيْرَكُمْ وَلاَ تَضُرُّونَهُ شَيْئًا اِنَّ رَبِّى عَلَى كُلِّ شَىْءٍ حَفِيظٌ -57, وَلَمَّا جَاءَ اَمْرُنَا نَجَّيْنَا هُودًا وَالَّذِينَ اَمَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَنَجَّيْنَاهُمْ مِنْ عَذَابٍ غَلِيظٍ -58, وَتِلْكَ عَادٌ جَحَدُوا بِاَيَاتِ رَبِّهِمْ وَعَصَوْا رُسُلَهُ وَاتَّبَعُوا اَمْرَ كُلِّ جَبَّارٍ عَنِيدٍ -59, وَاُتْبِعُوا فِى هَذِهِ الدُّنْيَا لَعْنَةً  وَيَوْمَ الْقِيَمَةِ اَلاَ اِنَّ عَادًا كَفَرُوا رَبَّهُمْ اَلاَ بُعْدًا لِعَادٍ قَوْمِ هُودٍ -60, وَاِلَى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحًا  قَالَ يَاقَوْمِ اعْبُدُوا اللهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلَهٍ غَيْرُهُ هُوَ اَنْشَاَكُمْ مِنَ اْلاَرْضِ وَاسْتَعْمَرَكُمْ فِيهَا فَاسْتَغْفِرُوهُ ثُمَّ تُوبُوا اِلَيْهِ اِنَّ رَبِّى قَرِيبٌ مُجِيبٌ -61, قَالُوا يَاصَالِحُ قَدْ كُنْتَ فِينَا مَرْجُوًّا قَبْلَ هَذَا اَتَنْهَيناَ اَنْ نَعْبُدَ مَا يَعْبُدُ اَبَاؤُنَا وَاِنَّنَا لَفِى شَكٍّ مِمَّا تَدْعُونَا اِلَيْهِ مُرِيبٍ -62,

 

7 54 Senin hakkında, seni tanrılarımızdan biri fena çarpmış, demekten başka bir söz bulamıyoruz.” Hûd dedi ki: “Ben Allah’ı şahit tutuyorum, siz de şahit olun ki, ben sizin ortak koştuklarınızdan uzağım. 55 Yani, O Allah’tan başkalarını! Haydi bana karşı hepiniz istediğiniz kadar tuzak kurun ve bana hiç göz açtırmayın. 56 Ama unutmayın ki ben, benim de sizin de Rabbiniz olan Allah’a güvenip daya-nıyorum. Çünkü hiçbir canlı yoktur ki, Allah onun perçeminden tutmuş olmasın. Rabbimin yolu elbette yolların dosdoğru olanıdır. 57 Eğer bu mesajlardan yüz çe-virirseniz, o zaman bilin ki, ben size ulaştırmakla görevlendirildiğim mesajı, size duyurdum. Artık bundan böyle Rabbim dilerse, başka bir kavmi sizin yerinize geti-rir. Bu konuda O’na hiçbir şekilde engel olamazsınız. Şüphesiz ki, Rabbim herşeyi koruyup gözetendir.” 58 Azap emrimiz gelince, Hûd’u ve onunla beraber inanmış olanları, kendi tarafımızdan bir rahmetle kurtardık; ve böylece onları, ahiretteki ağır ve zorlu azaptan da kurtarmış olduk. 59 İşte Rablerinin ayetlerini reddeden, O’nun elçilerine başkaldıran ve hak-hakikat düşmanı her inatçı zorbanın koyduğu yasaya boyun eğen, Âd toplumunun sonu böyle oldu. 60 Bu dünyada da, ahirette de lanet peşlerine takılıp kaldı. Haberiniz olsun ki Âd toplumu, Rablerini tanımayıp gerçekleri örtbas ettiler. Gözünüzü açın ki, işte böyle yok olup gitti Hûd’un kavmi olan Âd.

 

/ 61 Semûd toplumuna da, kardeşleri Salih’i peygamber olarak gön-derdik de onlara: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka gerçek ilahı-nız yoktur. Sizi topraktan yaratıp geliştiren ve yeryüzünde sizin yaşamanızı veya orayı bayındır hale getirmenizi sağlayan O’dur. O halde O’ndan bağışlanmanızı di-leyin de, O’na yönelip tevbe edin. Şüphesiz ki, benim Rabbim kendisine yönelen herkese, her zaman yakınlık gösterir ve dualarına cevap verir.” 62 “Ey Salih!” de-diler. “Sen bundan önce aramızda, büyük umutlar beslenen biriydin. Şimdi bizi, a-talarımızın kulluk edegeldiği şeylere kulluk etmekten mi alıkoyacaksın? Doğrusu bizi çağırdığın şeyden son derece şüphe ve kaygı içindeyiz.” 8


 

 

 

228

52 / 11 HÛD (63-71)

Cüz : 12

 

 

قَالَ يَاقَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلَى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّى وَاَتَينِى مِنْهُ رَحْمَةً فَمَنْ يَنْصُرُنِى مِنَ اللهِ اِنْ عَصَيْتُهُ فَمَا تَزِيدُونَنِى غَيْرَ تَخْسِيرٍ -63, وَيَاقَوْمِ هَذِهِ نَاقَةُ اللهِ لَكُمْ اَيَةً فَذَرُوهَا تَأْكُلْ فِى اَرْضِ اللهِ وَلاَ تَمَسُّوهَا بِسُوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابٌ قَرِيبٌ -64, فَعَقَرُوهَا فَقَالَ تَمَتَّعُوا فِى دَارِكُمْ ثَلاَثَةَ اَيَّامٍ ذَلِكَ وَعْدٌ غَيْرُ مَكْذُوبٍ -65, فَلَمَّا جَاءَ اَمْرُنَا نَجَّيْنَا صَالِحًا وَالَّذِينَ اَمَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَمِنْ خِزْىِ يَوْمِئِذٍ  اِنَّ رَبَّكَ هُوَ الْقَوِىُّ الْعَزِيزُ -66, وَاَخَذَ الَّذِينَ ظَلَمُوا الصَّيْحَةُ فَاَصْبَحُوا فِى دِيَارِهِمْ جَاثِمِينَ -67, كَاَنْ لَمْ يَغْنَوْا فِيهَا اَلاَ اِنَّ ثَمُودَ كَفَرُوا رَبَّهُمْ اَلاَ بُعْدًا لِثَمُودَ -68, وَلَقَدْ جَاءَ تْ رُسُلُنَا اِبْرَهِيمَ بِالْبُشْرَى قَالُوا سَلاَمًا  قَالَ سَلاَمٌ فَمَا لَبِثَ اَنْ جَاءَ بِعِجْلٍ حَنِيذٍ -69, فَلَمَّا رَاَ اَيْدِيَهُمْ لاَ تَصِلُ اِلَيْهِ نَكِرَهُمْ وَاَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةً قَالُوا لاَ تَخَفْ اِنَّا اُرْسِلْنَا اِلَى قَوْمِ لُوطٍ -70, وَامْرَاَتُهُ قَآئِمَةٌ فَضَحِكَتْ فَبَشَّرْنَاهَا بِاِسْحَقَ وَمِنْ وَرَاءِ اِسْحَقَ يَعْقُوبَ -71,

 

7 63 “Ey kavmim!” diye karşılık verdi Salih. “Ne dersiniz, ya ben, ka-tından bana bir rahmet bahşeden Rabbimden apaçık bir kanıt üzereysem? O’na başkaldırdığım takdirde onun azabından kurtulabilmem için kim bana yardım eder? O halde siz benim hakkımda, zarar artırmaktan başka bir şey yapmıyorsunuz.” 64 “Ey kavmim!” diye devam etti. “Bu Allah’a ait olan olan deve, sizin için bir işaret olacaktır. Bunun için onu bırakın, Allah’ın arzında ot-lasın, ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi yakın bir azap yakalar.” 65 Bu uya-rıya rağmen devenin ayaklarını biçerek öldürdüler. Bunun üzerine Salih: “Artık memleketinizde yaşayacak üç gününüz kaldı, bu söylediğim yalanlanamaya-cak bir tehdittir” dedi.

66 Nihayet azap emrimiz gelince, Salih’i ve beraberindeki iman eden-leri, katımızdan bir rahmetle hem yaşadıkları bu dünyada kurtardık, hem de kı-yamet gününün rezilliğinden. Doğrusu senin Rabbin, gerçekten sınırsız kuvvet ve kudret sahibi, yüceler yücesidir.

67 Yaratılış gayelerine aykırı hareket eden o kavme gelince, onları Allah tarafından cezalandırıcı bir ses, bir gürültü yakalayıverdi de, kendi yurtla-rında dizlerinin bağı çözülüp cansız olarak serilip kaldılar. 68 Sanki daha önce orada hiç yaşamamışlar gibi. Dikkat edin! Rablerini tanımayıp gerçekleri ört-bas ettiler de, bakın Semûdlular işte böyle yok olup gittiler.

 

/ 69 Andolsun ki melek elçilerimiz, İbrahim’e genç delikanlılar şek-linde müjdeyle geldiler ve “Selâm olsun!” dediler. O da onların selamını alarak, önlerine kızarmış bir buzağıyı getirmekte geç kalmadı. 70 Fakat elçilerin elleri-nin yemeğe uzanmadığını görünce, onların bu durumunu yadırgadı, onlardan yana içine bir korku düştü. Ama o melekler: “Korkma! Biz Lût kavmine gönde-rildik” dediler ve bir oğlu olacağını müjdelediler. 71 O esnada ayakta bekleyen İbrahim’in hanımı, bu sözleri duyunca sevincinden güldü. Bizde O’na İshak’ın ve O’nun ardından da torunu Yakub’un doğacağını müjdeledik. 8


 

 

 

Cüz : 12

52 / 11 HÛD (72-81)

229

 

 

قَالَتْ يَاوَيْلَتَى ءَ اَلِدُ  وَاَنَا عَجُوزٌ وَهَذَا بَعْلِى شَيْخًا اِنَّ هَذَا لَشَىْءٌ عَجِيبٌ -72, قَالُوا اَتَعْجَبِينَ مِنْ اَمْرِ اللهِ رَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ عَلَيْكُمْ اَهْلَ الْبَيْتِ اِنَّهُ حَمِيدٌ مَجِيدٌ -73, فَلَمَّا ذَهَبَ عَنْ اِبْرَهِيمَ الرَّوْعُ وَجَاءَ تْهُ الْبُشْرَى يُجَادِلُنَا فِى قَوْمِ لُوطٍ -74, اِنَّ اِبْرَهِيمَ لَحَلِيمٌ اَوَّاهٌ مُنِيبٌ -75, يَآاِبْرَهِيمُ اَعْرِضْ عَنْ هَذَا اِنَّهُ قَدْ جَاءَ اَمْرُ رَبِّكَ وَاِنَّهُمْ اَتِيهِمْ عَذَابٌ غَيْرُ مَرْدُودٍ -76, وَلَمَّا جَاءَ تْ رُسُلُنَا لُوطًا سِىءَ بِهِمْ وَضَاقَ بِهِمْ ذَرْعًا وَقَالَ هَذَا يَوْمٌ عَصِيبٌ -77, وَجَاءَ هُ قَوْمُهُ يُهْرَعُونَ اِلَيْهِ وَمِنْ قَبْلُ كَانُوا يَعْمَلُونَ السَّيِّئَاتِ قَالَ يَاقَوْمِ هَؤُلاَءِ بَنَاتِى هُنَّ اَطْهَرُ لَكُمْ فَاتَّقُوا اللهَ وَلاَ تُخْزُونِى فِى ضَيْفِى اَلَيْسَ مِنْكُمْ رَجُلٌ رَشِيدٌ -78, قَالُوا لَقَدْ عَلِمْتَ مَا لَنَا فِى بَنَاتِكَ مِنْ حَقٍّ وَاِنَّكَ لَتَعْلَمُ مَا نُرِيدُ -79, قَالَ لَوْ اَنَّ لِى بِكُمْ قُوَّةً اَوْ اَوِى اِلَى رُكْنٍ شَدِيدٍ -80, قَالُوا يَالُوطُ اِنَّا رُسُلُ رَبِّكَ لَنْ يَصِلُوا اِلَيْكَ فَاَسْرِ بِاَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِنَ اللَّيْلِ وَلاَ يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ اَحَدٌ اِلاَّ امْرَاَتَكَ اِنَّهُ مُصِيبُهَا مَا اَصَابَهُمْ اِنَّ مَوْعِدَهُمُ الصُّبْحُ اَلَيْسَ الصُّبْحُ بِقَرِيبٍ -81,

 

7 72 İbrahim’in hanımı: “Vay halime, ben bir kocakarı, bu kocam da bir ihtiyar iken, çocuk mu doğuracağım? Doğrusu bu şaşılacak birşey” dedi. 73 Melekler ona: “Allah’ın emrine mi şaşıyorsun” dediler. “Ey bu evin insanları! Allah’ın rahmet ve bereketi, sizin üzerinize olsun ve hatırlayın ki Allah her za-man, her türlü eksiksiz övgüye layık ve çok yüce olandır.” 74 İbrahim’in korku-su gidip de kendisine çocukla ilgili müjde gelince, Lût kavminin sonucuyla ilgili olarak affedilmeleri için meleklerle adeta tartışmaya başladı. 75 Çünkü İbra-him çok yumuşak huylu, yufka, yanık yürekli ve kendini bütünüyle Rabbine yö-nelterek ona yakın olmak isteyen biriydi. 76 Melekler dediler ki, “Ey İbrahim! Bu tartışmadan vazgeç, çünkü Lût kavmine, Rabbinin azap emri gelmiştir ve onlara geri çevrilmez bir azap mutlaka gelecektir.”

77 Melek elçilerimiz, genç delikanlılar şeklinde Lût’a gelince, Lût en-dişeye kapılıp fenalaştı, göğsü daraldı ve “Bu ne çetin bir gün” diyerek kaygısı-nı belirtti. 78 Ve Lût’un kavmi çirkin arzularla koşarak, soluk soluğa Lût’a gel-diler. Bunlar daha önce de, zaten bu tür kötülükleri işlemeye alışmış kimseler-di. Lût “Ey kavmim! İşte kızlarım” dedi. “Onlar erkeklerden daha uygun olur sizler için. Allah’tan korkun da, konuklarıma saldırarak beni rezil rüsvay etme-yin, aranızda hiç mi aklı başında adam yok?” 79 Lût’a karşı, “Sen de biliyor-sun ki, senin kızlarında gözümüz yok, aslında bizim neyin peşinde olduğumu-zu çok iyi biliyorsun” dediler. 80 Lût, “Ah” dedi. “Size karşı koyabilecek bir gü-cüm olsaydı, ya da güçlü bir dayanağa sığınabilseydim” diye hayıflandı. 81 Bunun üzerine melekler: “Ey Lût! Bak, biz senin Rabbinin elçileriyiz, korkma düşmanların sana asla ulaşıp dokunamayacaklar. Artık ailenle beraber, gece-nin bir vaktinde yola çık, aranızda kimse, ne geride bıraktığı mal ve dünyalığa, ne de helak olacak hemşehrilerine bakmasın, karının dışında ailenden kimse arkada kalmasın çünkü bil ki, o toplumun başına gelecek olan karının da başı-na gelecektir. Onlara vaadedilen helak zamanı sabah vaktidir. Eh, sabah da zaten yaklaşmadı mı?” 8


 

 

 

230

52 / 11 HÛD (82-88)

Cüz : 12

 

 

فَلَمَّا جَاءَ اَمْرُنَا جَعَلْنَا عَالِيَهَا سَافِلَهَا وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهَا حِجَارَةً مِنْ سِجِّيلٍ مَنْضُودٍ -82, مُسَوَّمَةً عِنْدَ رَبِّكَ وَمَا هِىَ مِنَ الظَّالِمِينَ بِبَعِيدٍ -83, وَاِلَى مَدْيَنَ اَخَاهُمْ شُعَيْبًا قَالَ يَاقَوْمِ اعْبُدُوا اللهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلَهٍ غَيْرُهُ وَلاَ تَنْقُصُوا الْمِكْيَالَ وَالْمِيزَانَ اِنِّى اَرَيكُمْ بِخَيْرٍ وَاِنِّى اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ مُحِيطٍ -84, وَيَاقَوْمِ اَوْفُوا الْمِكْيَالَ وَالْمِيزَانَ بِالْقِسْطِ وَلاَ تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْيَاءَ هُمْ وَلاَ تَعْثَوْا فِى اْلاَرْضِ مُفْسِدِينَ -85, بَقِيَّةُ اللهِ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ وَمَا اَنَا عَلَيْكُمْ بِحَفِيظٍ -86, قَالُوا يَاشُعَيْبُ اَصَلَوتُكَ تَأْمُرُكَ اَنْ نَتْرُكَ مَا يَعْبُدُ اَبَاؤُنَا اَوْ اَنْ نَفْعَلَ فِى اَمْوَالِنَا مَا نَشَاءُ اِنَّكَ لاَنْتَ الْحَلِيمُ الرَّشِيدُ -87, قَالَ يَاقَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلَى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّى وَرَزَقَنِى مِنْهُ رِزْقًا حَسَنًا وَمَا اُرِيدُ اَنْ اُخَالِفَكُمْ اِلَى مَا اَنْهَيكُمْ عَنْهُ اِنْ اُرِيدُ اِلاَّ اْلاِصْلاَحَ مَا اسْتَطَعْتُ وَمَا تَوْفِيقِى اِلاَّ بِاللهِ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَاِلَيْهِ اُنِيبُ -88,

 

7 82 Böylece azap emrimiz gelince, o ülkenin altını üstüne getirdik ve tepelerine balçıktan pişirilmiş, istif edilmiş taşlar yağdırdık. 83 O taşlar, Rabbin katında işaretlenerek yağdırılmıştır. Yani hangi taş nereye ve kime isa-bet edecekse, o şekilde proğramlanmıştır. O yok edilen şehirler, senin kavmin olan kureyş kâfirlerinden uzakta da değildir, seyahatleri esnasında o bölgeyi görebilirler veya o taşlar yaratılış gayesi dışına çıkan hiçbir kimseden uzak de-ğildir, bu yaşantıda olanların hepsine gönderilebilir.

 

/ 84 Ve Medyen halkına da kardeşleri Şuayb’ı peygamber olarak gönderdik. O da onlara: “Ey kavmim! Yalnızca Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka gerçek ilahınız yok, ölçüyü, tartıyı eksik tutmayın. Gerçi sizi şimdi zen-ginlik ve konfor içinde görüyorum, ama doğrusu sizi dehşetiyle kuşatacak bir günün azabından korkuyorum” dedi. 85 “Bunun içindir ki, ey kavmim! Ölçü ve tartı işlerinizde dürüst ve duyarlı olun, insanlara mal ve eşyalarını eksik verme-yin ve kötülüğü yayarak yeryüzünde karışıklık çıkarmayın. 86 Eğer inanan in-sanlar iseniz, Allah’ın helalinden bıraktığı kâr, sizin için daha hayırlıdır. Bütün bu sınırları kendiniz gözetin, ben sizin üzerinize bir bekçi değilim.” 87 “Ey Şuayb!” dediler. “Babalarımızın taptıkları putları bırakmamızı yahut mallarımız-da eksik veya fazla verme hususunda, dilediğimiz sahtekarlığı yapmamızı ter-ketmeyi, sana namazın mı emrediyor? Gerçekten sen yumuşak huylusun ve aklı başında birisin” diyerek alay ettiler. 88 Şuayb: “Ey kavmim!” dedi. “Bakın ben, Rabbimden açık bir delil üzerinde isem ve kendi katından beni güzel bir rızıkla rızıklandırmışsa, ne dersiniz? Ben sizi menettiğim şeyleri kendim yapa-rak size aykırı davranmak istemiyorum. Sadece gücümün yettiğince, sizi dü-zeltmek istiyorum, başarım ancak Allah’ın yardımı iledir. Yalnız O’na dayan-dım ve yalnız O’na yönelirim. 8


 

 

 

Cüz : 12

52 / 11 HÛD (89-97)

231

 

 

وَيَاقَوْمِ لاَ يَجْرِمَنَّكُمْ شِقَاقِى اَنْ يُصِيبَكُمْ مِثْلُ مَا اَصَابَ قَوْمَ نُوحٍ اَوْ قَوْمَ هُودٍ اَوْ قَوْمَ صَالِحٍ وَمَا قَوْمُ لُوطٍ مِنْكُمْ بِبَعِيدٍ -89, وَاسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ  ثُمَّ تُوبُوا اِلَيْهِ اِنَّ رَبِّى رَحِيمٌ وَدُودٌ -90, قَالُوا يَاشُعَيْبُ مَا نَفْقَهُ كَثِيرًا مِمَّا تَقُولُ وَاِنَّا لَنَرَيكَ فِينَا ضَعِيفًا وَلَوْلاَ رَهْطُكَ لَرَجَمْنَاكَ وَمَا اَنْتَ عَلَيْنَا بِعَزِيزٍ -91,  قَالَ يَاقَوْمِ اَرَهْطِى اَعَزُّ عَلَيْكُمْ مِنَ اللهِ وَاتَّخَذْتُمُوهُ وَرَاءَ كُمْ ظِهْرِيًّا اِنَّ رَبِّى بِمَا تَعْمَلُونَ مُحِيطٌ -92, وَيَاقَوْمِ اعْمَلُوا عَلَى مَكَانَتِكُمْ اِنِّى عَامِلٌ سَوْفَ تَعْلَمُونَ مَنْ يَأْتِيهِ عَذَابٌ يُخْزِيهِ وَمَنْ هُوَ كَاذِبٌ وَارْتَقِبُوا اِنِّى مَعَكُمْ رَقِيبٌ -93, وَلَمَّا جَاءَ اَمْرُنَا نَجَّيْنَا شُعَيْبًا وَالَّذِينَ اَمَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَاَخَذَتِ الَّذِينَ ظَلَمُوا الصَّيْحَةُ فَاَصْبَحُوا فِى دِيَارِهِمْ جَاثِمِينَ -94, كَاَنْ لَمْ يَغْنَوْا فِيهَا اَلاَ بُعْدًا لِمَدْيَنَ كَمَا بَعِدَتْ ثَمُودُ -95, وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسَى بِاَيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُبِينٍ -96, اِلَى فِرْعَوْنَ وَمَلاَئِهِ فَاتَّبَعُوا اَمْرَ فِرْعَوْنَ وَمَا اَمْرُ فِرْعَوْنَ بِرَشِيدٍ -97,

 

7 89 Ey kavmim! Bana karşı olan düşmanlığınız, Nuh kavminin, Hûd kavminin yahud da Salih kavminin başına gelenler gibi, sizi bir felakete uğrat-masın. Lût kavminin helak oluşları hem tarih açısından, hem de coğrafi konum olarak sizden çok uzakta da değildir. 90 Öyleyse, günahlarınız için Rabbiniz-den bağışlanma dileyin ve sonra da tevbe ve pişmanlıkla O’na yönelin. Çünkü Rabbim, çok merhametlidir ve mü’minleri çok sevendir.”

91 Fakat soydaşları, ona dediler ki: “Ey Şuayb! Söylediklerinden pek birşey anlamıyoruz ve içimizde seni, cidden zayıf ve aciz görüyoruz. Eğer ka-bilen olmazsa, seni mutlaka öldüresiye taşlardık. Öyle ya, bizim üzerimizde, bir gücün ve itibarın da yok ki!”

92 “Ey kavmim! Kabileme olan saygınız, Allah’a olandan daha mı fazla ki, onu arkanıza atıp, unutabileceğiniz birşey gibi görüyorsunuz. Muhak-kak ki benim Rabbim, sınırsız bilgi ve kudretiyle yapıp ettiğiniz herşeyi bilip, kuşatıyor” dedi. 93 “Bunun içindir ki, ey kavmim! Artık bana karşı, gücünüz ne-ye yetiyorsa onu yapın. Çünkü ben, Allah yolunda çalışmamı sürdüreceğim, zamanı gelince alçaltıcı, rüsvay edici bir azabın aramızdan kimin payına düşe-ceğini  ve aramızdan kimin yalancı olduğunu öğreneceksiniz! Gözleyin öyleyse olacak olanı; ve bilin ki, ben de sizinle birlikte gözlüyorum.” 94 Azap emrimiz gelince, Şuayb’ı ve onunla beraber iman edenleri, bizden bir rahmetle kurtar-dık. Varoluş gayesine aykırı davrananları, bir ses ve gürleme yakalayıverdi. Öyle ki, kendi yurtlarında dizlerinin bağı çözülüp cansız yere yığılıp kaldılar. 95 Sanki daha önce orada hiç yaşamamışlar gibi. İşte böylece silinip gitti Medyen halkı, Semûd toplumunun yok olduğu gibi.

 

/ 96 Gerçekten Musa’yı ayetlerimizle ve gerçek bir yetkiyle gön-derdik 97 Firavun ve seçkin çevresine. Oysa o insanlar, Firavun’un buyruğuna uydular. Ama Firavun’un kanun ve sistemi hiçbir şekilde sağduyu ürünü olma-yıp, doğruya iletici de değildir. 8


 

 

 

232

52 / 11 HÛD (98-108)

Cüz : 12

 

 

يَقْدُمُ قَوْمَهُ يَوْمَ الْقِيَمَةِ فَاَوْرَدَهُمُ النَّارَ وَبِئْسَ الْوِرْدُ الْمَوْرُودُ -98, وَاُتْبِعُوا فِى هَذِهِ لَعْنَةً وَيَوْمَ الْقِيَمَةِ بِئْسَ الرِّفْدُ الْمَرْفُودُ -99, ذَلِكَ مِنْ اَنْبَاءِ الْقُرَى نَقُصُّهُ عَلَيْكَ مِنْهَا قَائِمٌ وَحَصِيدٌ -100, وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلَكِنْ ظَلَمُوا اَنْفُسَهُمْ فَمَا اَغْنَتْ عَنْهُمْ  اَلِهَتُهُمُ الَّتِى يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللهِ مِنْ شَىْءٍ لَمَّا جَاءَ اَمْرُ رَبِّكَ وَمَا زَادُوهُمْ غَيْرَ تَتْبِيبٍ -101, وَكَذَلِكَ اَخْذُ رَبِّكَ اِذَا اَخَذَ الْقُرَى وَهِىَ ظَالِمَةٌ اِنَّ اَخْذَهُ اَلِيمٌ شَدِيدٌ -102, اِنَّ فِى ذَلِكَ لاَيَةً لِمَنْ خَافَ عَذَابَ اْلاَخِرَةِ ذَلِكَ يَوْمٌ مَجْمُوعٌ لَهُ النَّاسُ وَذَلِكَ  يَوْمٌ مَشْهُودٌ -103, وَمَا نُؤَخِّرُهُ اِلاَّ لاَجَلٍ مَعْدُودٍ -104, يَوْمَ يَأْتِ لاَ تَكَلَّمُ نَفْسٌ اِلاَّ بِاِذْنِهِ فَمِنْهُمْ شَقِىٌّ وَسَعِيدٌ -105, فَاَمَّا الَّذِينَ شَقُوا فَفِى النَّارِ لَهُمْ فِيهَا زَفِيرٌ وَشَهِيقٌ -106, خاَلِدِينَ فِيهَا مَا دَامَتِ السَّمَوَاتُ وَاْلاَرْضُ اِلاَّ مَا شَاءَ رَبُّكَ اِنَّ رَبَّكَ فَعَّالٌ لِمَا يُرِيدُ -107, وَاَمَّا الَّذِينَ سُعِدُوا فَفِى الْجَنَّةِ خَالِدِينَ فِيهَا مَا دَامَتِ السَّمَوَاتُ وَاْلاَرْضُ  اِلاَّ مَا شَاءَ رَبُّكَ عَطَاءً غَيْرَ مَجْذُوذٍ -108,

 

7 98 Ve bu yüzden de Firavun, kıyamet günü toplumunun önüne dü-şüp, bu dünyadaki hak olmayan yönetiminin sonucu olarak, onları ateşe sürük-leyecek. Sürüklenecekleri yer ne kötüdür. 99 Öyle ya, bu dünyada Allah’ın la-neti kovaladı durdu onları, kıyamet gününde de aynen öyle olacak. Onlara ve-rilen bu bahşiş ve yardım ne kötüdür.

100 Ey peygamber! İşte bütün bunlar, toplumları helak olmuş memle-ketlerin haberlerindendir. Biz onları sana ders ve ibret olsun diye anlatıyoruz. Bu kasabaların bazılarının izleri hâlâ yerinde duruyor, bazıları ise biçilmiş ekin gibi yok olup gitmiştir. 101 Biz onlara haksızlık etmedik, fakat onlar kendile-rine yazık ettiler, yaratılış gayeleri dışına çıktılar. Rabbinin buyruğu gelince; Allah’ı bırakıpta taptıkları tanrılar onlara silinip yok olma ve zararlarını artır-maktan başka bir yarar sağlamadı. 102 İşte senin Rabbin varoluş gayesine aykırı hareket eden kentlerin toplumlarını, böylece kıskıvrak yakalayıverir. Şüphesiz ki, O’nun yakalaması çok şiddetli ve çok zorludur.

103 Gerçek şu ki, bütün bu anlatılanlarda, ahiret azabından korkan-lar için apaçık bir ders ve uyarı vardır. O gün ki, bütün insanlık bir araya gele-cektir ve o gün herşeyin tüm açıklığıyla ortaya serildiği bir gün olacaktır. 104 O günü, ancak bizim bildiğimiz bir vakte kadar geciktiririz. 105 O gün gelince Allah’ın izni olmaksızın, kimse konuşamayacaktır. O gün bir araya getirilenler-den kimileri, felakete uğramış üzüntülü ve mutsuz, kimileri de mutlu ve sevinçli olacaklardır. 106 O gün mutsuz olanlar, dünyadayken yaptıklarından dolayı, ateşte yaşayacaklar ve orada ah çekip inleyeceklerdir. 107 Ve Rabbin aksini dilemedikçe, gökler ve yer durduğu müddetçe orada kalacaklardır. Çünkü Rabbin her istediğini yapandır.

108 O kıyamet günü, mutlu olacak olanlara gelince onlar da, dünya-da yaptıklarından dolayı, cennette yaşayacaklar ve Rabbin bunun aksini dile-medikçe, gökler ve yer yerinde durduğu sürece, ardı arkası kesilmeyen bir lü-tuf olarak, o cennetlerde kalacaklardır. 8


 

 

 

Cüz : 12

52 / 11 HÛD (109-117)

233

 

 

فَلاَ تَكُ فِى مِرْيَةٍ مِمَّا يَعْبُدُ هَؤُلاَءِ مَا يَعْبُدُونَ اِلاَّ كَمَا يَعْبُدُ اَبَاؤُهُمْ مِنْ قَبْلُ وَاِنَّا لَمُوَفُّوهُمْ نَصِيبَهُمْ غَيْرَ مَنْقُوصٍ -109, وَلَقَدْ اَتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ فَاخْتُلِفَ فِيهِ وَلَوْلاَ كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَقُضِىَ بَيْنَهُمْ وَاِنَّهُمْ لَفِى شَكٍّ مِنْهُ مُرِيبٍ -110, وَاِنَّ كُلاًّ لَمَّا لَيُوَفِّيَنَّهُمْ رَبُّكَ اَعْمَالَهُمْ اِنَّهُ بِمَا يَعْمَلُونَ خَبِيرٌ -111, فَاسْتَقِمْ كَمَا اُمِرْتَ وَمَنْ تَابَ مَعَكَ وَلاَ تَطْغَوْا اِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ -112, وَلاَ تَرْكَنُوا اِلَى الَّذِينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللهِ مِنْ اَوْلِيَاءَ ثُمَّ لاَ تُنْصَرُونَ -113, وَاَقِمِ الصَّلَوةَ طَرَفَىِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِنَ اللَّيْلِ اِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ ذَلِكَ ذِكْرَى لِلذَّاكِرِينَ -114, وَاصْبِرْ فَاِنَّ اللهَ لاَ يُضِيعُ اَجْرَ الْمُحْسِنِينَ -115, فَلَوْلاَ كَانَ مِنَ الْقُرُونِ مِنْ قَبْلِكُمْ اُولُوا بَقِيَّةٍ يَنْهَوْنَ عَنِ الْفَسَادِ فِى اْلاَرْضِ اِلاَّ قَلِيلاً مِمَّنْ اَنْجَيْنَا مِنْهُمْ  وَاتَّبَعَ الَّذِينَ ظَلَمُوا مَا اُتْرِفُوا فِيهِ وَكَانُوا مُجْرِمِينَ -116, وَمَا كَانَ رَبُّكَ لِيُهْلِكَ الْقُرَى بِظُلْمٍ وَاَهْلُهَا مُصْلِحُونَ -117,

 

7 109 Ey peygamber! Artık bunların taptıkları şeylerin, kendilerini fe-lakete sürükleyeceğinden hiç kuşkun olmasın. Onların ahmakça tapınıp dur-dukları şeyler, atalarının da vaktiyle tapındığı şeylerdir. Biz de onların cezaları-nı eksiksiz vereceğiz.

 

/ 110 Ve gerçek şu ki, Biz Musa’ya da öz olarak aynı nitelikleri i-çeren bir kitap olan Tevrat’ı verdik. İnsanların bir kısmı, ona karşı kendi görüş-leriyle karşı çıktılar. Eğer Rabbin tarafından, önceden takdir edilmiş bir karar olmasaydı, şüphesiz aralarında hemen hüküm verilmiş ve hak eden, cezasını bulmuş olurdu. Şüphesiz ki, Mekke’liler bu Kur’ân hakkında ciddi bir şüphe ve güvensizlik içindedirler. 111 Şüphesiz senin Rabbin, hepinizin de amellerinin karşılığını eksiksiz verecektir. Çünkü O, onların edip-eylediği herşeyin farkın-dadır. 112 O halde sen ve beraberinde tevbe edenler, emrolunduğunuz şekil-de, doğru yolu tutun. Sizden hiçbiriniz büyüklenip, Allah tarafından konulmuş sınırları aşmasın; çünkü unutmayın yaptığınız herşeyi O görüyor. 113 Yaratı-lış gayesi dışında yaşayanlara eğilim göstermeyin. Yoksa, ahirette size ateş dokunur ve Allah’tan başka koruyucunuz olmadığına göre o zaman, O’nun ta-rafından da yardım edilmez size. 114 Gündüzün başında ve sonunda, bir de gecenin erken saatlerinde, namaz kılmaya devamlı ve duyarlı ol. Çünkü iyilik-ler kötülükleri giderir. Allah’ı hatırında tutanlar için bir öğüt ve hatırlatmadır bu. 115 Ve her türlü zorlukluğa karşı dirençli ol sonuna kadar dayan; çünkü Allah iyilik yapanların hakettiği karşılığı hiçbir şekilde boşa götürmez. 116 Sizden önceki nesillerden, akıl ve idrak sahibi kimselerin, yeryüzünde insanları boz-gunculuk yapmaktan engellemeleri gerekmez miydi? Fakat onlar arasından, ancak kendilerini kurtardığımız pek az kişi böyle yaptı. Varoluş gayesine aykırı davrananlar ise, kendilerine verilen refahın peşine düşüp şımardılar da, güna-ha gömülüp gittiler.

117 Yoksa senin Rabbin birbirlerine karşı dürüst davranıp haksızlık yapmadıkları ve insanlık dışı tarzda davranmadıkları sürece toplumları haksız yere yok edecek değildir. 8

 

234

  53 / 12 YÛSUF (1-4)

Cüz : 12

 

 

وَلَوْ شَاءَ رَبُّكَ لَجَعَلَ النَّاسَ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلاَ يَزَالُونَ مُخْتَلِفِينَ -118, اِلاَّ مَنْ رَحِمَ رَبُّكَ وَلِذَلِكَ خَلَقَهُمْ وَتَمَّتْ كَلِمَةُ رَبِّكَ لاَمْلئَنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ  وَالنَّاسِ اَجْمَعِينَ -119, وَكُلاًّ نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ اَنْبَاءِ الرُّسُلِ مَا نُثَبِّتُ بِهِ فُؤَادَكَ وَجَاءَ كَ فِى هَذِهِ الْحَقُّ وَمَوْعِظَةٌ وَذِكْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ -120, وَقُلْ لِلَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ اعْمَلُوا عَلَى مَكَانَتِكُمْ اِنَّا عَامِلُونَ -121, وَانْتَظِرُوا اِنَّا مُنْتَظِرُونَ -122, وَلِلَّهِ غَيْبُ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَاِلَيْهِ يُرْجَعُ اْلاَمْرُ كُلُّهُ فَاعْبُدْهُ وَتَوَكَّلْ عَلَيْهِ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ -123,

7 118 Hem Rabbin dileseydi, bütün insanlığı Allah’a inanan tek bir ümmet yapardı. Fakat O, doğru yolu göstererek insanları seçecekleri yollarda özgür bıraktı. Ve böylece insanlar farklı görüşlerin peşinde koşmaya devam edecekler. 119 Pek ta-bii Rabbinin acıdığı kimseler, bu farklı görüşlerin dışında kalarak doğru yolu bulanlar-dan olmuşlardır. Oysa Allah, onları serbest bırakarak doğru veya eğri yolları kendileri özgürce bulabilsinler için yaratmıştır. Bu yol gösterme nimetine karşı gelenler için Rab-binin “Muhakkak ki ben, cehennemi tüm cinlerden ve insanlardan layık olanlarla doldu-racağım!” sözü yerini bulmuş olacaktır. 120 Böylece peygamberlerin haberlerinden, senin kalbini sağlamlaştıracak herşeyi sana anlatıyoruz ki, sana gerçekler ulaşmış ol-sun, mü’minlere de böylece bir öğüt ve hatırlatma gelmiştir. 121 İnanmayanlara şöyle söyle: “Artık elinizden ne geliyorsa yapın; ama bilin ki biz de, Allah yolunda elimizden geleni yapacağız. 122 Ve olacak olanı bekleyin bakalım; doğrusu, biz de bekleye-ceğiz.” 123 Göklerin ve yerin, vahiyle bilinip akıl ve duyularla bilinemeyen gerçekleri, Allah’ın elindedir. Bütün işler O’na döndürülmektedir. Öyleyse O’na kulluk et, O’na gü-ven, O’na dayan; çünkü Rabbin, yapıp-ettiklerinizden asla habersiz değildir.